Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

İşbirlikçilik ve DTP

 

Kürdler siyaseti bilmiyorlar mı? Biliyorlar kuşkusuz.Bilmeleri gerekir.Bilmemeleri siyaset kanunlarına aykırı olurdu.

 

Aslında, Kürdler, o kadar zengin siyasi deneyim ve bilgiye sahipler ki,dünyada hiçbir halkın siyaset entellejansiyasında böyle bir birikim yok.Dört devlet tarafından ayrı ayrı parçaları sömürgeleştirilen ve birbirlerinden izole edilen bu halk,aynı zamanda dört devlet kadar siyasi bir yetenek geliştirmiş olmalı.Bunlar öyle devletler ki, her türlü derin ilişki,hile,dalavere ve entrikalar konusunda uzmandırlar.Tarihsel geçmişleri,devlet ve siyaset deneyimleri çok köklü.Osmanlı,Acem ve Arap siyaset tarzının geçmişi de öyle.Bu yönüyle bakıldığında,bunların Kurdistan üzerinde kurdukları egemenlik tarzı da ortak özellikler taşımakta.İdeolojik bakımdan birbirinden uzak değiller;ayrıca Müslümandırlar.Kürdler de bugün çoğunlukta Müslüman;ondan bir çok şey öğrenmiş olmalılar.

 

Bir rejim biçiminde din siyasetin de yönetimin de ruhuna sızar.Uygulamada etkisini gösterir.Yahudilerde,Hrıstiyanlarda, Müslümanlarda böyledir;bunların ideolojik dokusu,son çözümlemede despotik bir yönetimi desteklemektedir.

 

Osmanlı-Türkiye devleti teokratik değil kuşkusuz,ama demokratik de değildir;onun despotik bir niteliği var.Bizim kuşak bunu,sistemin çöküş dönemlerinde veya devletin kriz anlarında görmüştür. Despotizmin özü tek'liktir.Bugünkü Osmanlı-TC Devleti siyaseti bunun üzerine kurulmuştur: tek ırk,tek millet,tek vatan,tek devlet.Yönetimin ideolojik dayanağı bu tek'lik oluyor.Böyle olunca,sosyal politika ve uygulama zoru dayatan bir erke gereksinim duyar:Tekliği kabul,sorunu çözer:Gökte Allah yerde devlet bir'dir;ona ortak koşulmaz.

 

Portekiz ve İspanyol sömürgecilerinin işgal altında tuttukları halklara dayattıkları politika başlangıçta böyleydi.İşgal ve talan politikaları değişmese de bu dayatma biçimi sonradan terk edildi.Dünyada böyle sömürgeciler kalmadı.Bu sömürgeci geleneğin yeryüzünde kalan tek mirasçısı Osmanlı-TC Devleti'dir.Yapay da olsa,zorla kabul ettirdiği bir ideoloji, bir tarih, bir ulus felsefesine sahiptir.Başlarda Irak da öyleydi;İran Suriye hala öyleler.

 

Demokrasiyle uzlaşmayan ve despotizmle bütünleşen bu ideolojik sistemler din ve kardeşlik üzerine kurulu temasıyla vahşi baskı ve sömürü araçlarına dayanarak yüzyıllardır Kürdleri egemenlikleri altında tutmaktalar.Arap Acem ve Osmanlı Devşirme azınlıkta olmalarına rağmen Çoğunluk olan Kürdleri boyunduruklarında tutuyorlar. Kocaman Kurdistan coğrafyasını sömürüp duruyorlar.Bu toprakların asli sahiplerinyese kan,ölüm ve gözyaşı düşüyor.Bir ulus olarak varlıkları,hakları;dil ve kültürleri inkar ediliyor.Dünya Kürd halkını tanırken,varlıklarını Kürdlere borçlu olan bu rejimler,onları dillerine almaktan bile tedirgin olacak kadar sefilleşiyorlar.Bu statüyü devam ettirmek için uzun vadeli ortaklıklar,siyasi ve askeri işbirliği yapıyorlar.Kurdistan onların varlığının koşulu olmuştur.Elinde bir Kurdistan olmayan Osmanlı-TC devleti ne olacak?Nesi kalacak orta yerde?Gerek insan gücü ve ekonomik açıdan on yıl bile dayanacak soluğu kalabilir mi?

 

Gerçekten bu ülkenin muazzam yer altı ve yer üstü zenginlik kaynakları var.Her karış toprağı cevher olarak değerlendirilebilecek ilginç bir coğrafik ve jeolojik alana sahip.Ham madde deposu yanında ucuz emek deposudur;daha da önemlisi askeri açıdan gücünden yararlanılan bir insan kaynağıdır.Buna dayanarak söylemiş olalım:Acemler,Araplar ve Osmanlı-Türkiye Devleti kurtuluşlarını Kürdlere borçludurlar.Kürd gücü olmasaydı,Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti olmayacaktı.Cumhuriyet Kürdlerin askeri ve siyasi desteğiyle kuruldu.

 

Cumhuriyetin güçlendirilmesi için siyasi açıdan en çok katkı sunan temel unsur yine Kürdler oldu.Hatta Türkiye Cumhuriyeti milli ideolojisinin kuramcıları bile Kürd kökenlilerden çıktı.Türk tarihi ve kültürünü besleyenler yine onlar oldu.

 

Nereden bakılırsa,bakılsın;askeri,siyasi ve ekonomik açıdan Kürdler özellikle Osmanlı-Türkiye devletinin hala can damarıdır.Yüzyıllardır egemen devletlere kan taşıyıp onları besleyen bu damarın kopması,sömürgeciler için tam bir felaket olur.Bu açıdan bakıldığında,sömürgecilerin Kürd ve Kurdistan sorununda ortak siyasi duyarlılıklarının olduğunu gördüğümüzde bu bizi şaşırtmamalı.

 

Şaşırtıcı olan;Kürdlerin, bu duruma karşın, yürüttükleri ulusal siyasetlerinin garipliği ve geriliğidir!

 

Kürd siyaseti, sadece ağırlıkta olarak garip ve geri değil,özellikle 90lı yılların sonlarından itibaren işbirlikçi bir niteliğe de evrilmiştir.Bunun belirtileri ve kökleri biraz daha gerilerde.80li yılların sonlarında HEP (Halkın Emek Partisi)'in kurulmasıyla kendini gösteren işaretler verdi.Hatırlatmış olalım;HEP, çeşitli sistem partilerinde,daha fazla olarak SHP'de bulunan Kürd milletvekillerinin ihraç edilmeleri ve bir kısmının da ayrılmalarından sonra, değişik ideolojik ve politik görüşlere sahip Kürdlerin,geniş çerçevede,birleşip kurdukları bir parti.Kürd ulusal muhalefetinin derleşip bünyesinde toplaştığı bu siyasi partinin tarihi açıdan anlamı,sistem parti ve güçleriyle bağını koparmasıydı.Gerçekten de o zamana kadar çeşitli sistem partilerinde çalışan ve bu arada millet meclisinde bulunan Kürdler,HEP aracılığıyla artık kendilerini doğrudan ifade etmeye başladılar.Çok önemli bir gelişmeydi bu;tarihte ilk defa Kürd ulusal ve demokratik haklarının dili olan ve bu anlamda pratik bir duruş sergileme aracı olan HEP'e halkın desteği büyük oldu.Bütün ulusal güçler;örgüt ve partiler;gurup ve bireyler;aydın ve yurtseverler;devrimci demokratlar orada birleştiler.Aslında HEP, bu nitel durumuyla bir siyasi parti olmaktan çok,bir anlamda,legal planda cephe özelliğine sahip bir olgu olmuştu.Kürdler topyekün sisteme baskı yapmakta,sistem parti ve kurumlarının söylem ve pratik uygulamalarını etkisiz kılmaktaydılar.Osmanlı-Türkiye devletinin resmi politikasında kronik halde olan inkar politikları aşındı: S.Demirel çıkıp geldi Kurdistan kenti Diyarbakır'a,”Kürt realitesini tanıyoruz!” demek zorunda kaldı.

 

Bu kocaman bir yalan ve demogojiydi tabii ki!Ama etkili oldu.HEP içinde buna inanıp gevşeyenler oldu.Derin devletin deneyimli ve kurnaz politikacılarından Demirel'in kullandığı kısa bir cümle, kimi güçlerin,özellikle PKK eksenindekilerin yüzlerini tekrar sisteme çevirmelerine yol açtı.O sistem ki,Diyarbakır Zindanı'nda ölüm oruçu eyleminde olan tutsakları destekleyen açıklamalarda bulundukları için halkın seçtiği “kürd milletvekillerini”,hukuksuzca ihraç edip yaka paça dışarı fırlatmıştı!

 

Sonrasında,HEP ve SHP seçim ittifakıyla Kürdler tekrar sisteme çekildi.Yanılmıyorsam,22 milletvekiliyle meclise taşındılar.Sonuç ne oldu?

 

Türkiye Millet meclisinin ilk oturumunda, kürsüye çıkan milletvekillerinden birinin,Türkçe yemin yerine onu Kürtçe ifade etmesiyle,sistem partileri tekrar hücuma geçtiler.Bu sefer “Kürd milletvekillerini” sadece meclisten dışarı atmadılar,onları tutukladılar da.Her biri on yılları aşan bir süre hapislerde çürütüldü.

 

Sistemin tahammülsüzlüğü buydu.Yakın tarihimizde ikinci defa Kürdler sistemin dışına atılmıştı,Cumhuriyetin kuruluş döneminden sonra olup biteni saymazsak!

 

Aslında Kürdler'in sistemden fırlatılıp atıldıkları yer,doğru bir yer.Ama Kürdler sisteme yapışmaya devam ediyorlar;ve siyasetten çok kan kaybediyorlar.Bu kayıp kaçınılmazdır.Sistemle olan ilişkiler devam ettikçe Kürd siyasetindeki kargaşanın sonu gelmeyecektir.

 

Dün HEP, DEP ve DEHAP;bugün DTP…Kürd ulusal siyasetini yaz boz tahtasına çevirip kişiliksizleştiren uzantılar olarak işlev görmekteler.

 

DTP Kürd oyları üzerinde hala büyük oranda etkilidir.Sisteme yönelik eğilimi ise açık:Ne var ki, Kürdlerin partisi olma özelliğini ve onların siyasal bir gücünü temsil etmekten çok,söylemde ve uygulamada,o, Kürd halkını temsil eden bir Kurdistani parti olma kimliğini yitirmiştir.Hala DTP söyleminde ve yapısında kimi Kürdi tonlar ağır bassa da,yüzünü çevirdiği sistemle işbirlikçilik isteği ve bu yöndeki arayışları onu daha da renksizleştirip kişiliksizleştiriyor.

 

Kürdler'in Ankara'yı merkez alarak siyaset yapmalarının süreci tükenmiştir;Kürdler Türkiye'yi yönetmeye aday değiller;olmamalılar;onlar Kendi kendilerini yönetme ve bu anlamda kurumlarını oluşturma siyasetini merkeze almalılar.DTP gibi işbirlikçiliği tatlı hale getirmeye çalışan yapı ve anlayışların mahküm edilmesi bu siyasetin hedeflerinden biri olmalı.

 

Kürdler ne zaman Ankara Parlamentosuna gitmeliler?

 

Kurdistan'da siyasi ve idari iradesini kazandığında,Ankara ortak,demokratik bir parlamento olarak merkez alınabilir.Doğrusu da budur ve önünde sonunda olacak olan da bu.Gelinen tarihsel aşamada,uluslar arası siyaset ve Kürdistan halkının yoğunlaşan eğilimi, defalarca denenmiş ve her defasında başarısızlığa uğramış sistem merkezli siyaset mahküm olmuştur.

 

DTP şu sıralar,ısrarla, sistemin doğrudan ve dolaylı güçleriyle işbirliği arayışında;onun gündeminde Kürd ulusal güçleriyle bir ittifak ya da bir işbirliği arayışının olmadığını görüyoruz.DTP içinde bulunan Kürdlerin ve yurtseverlerin bunun farkına varmaları gerek.Önümüzdeki süreç çok önemli.DTP'nin bu işbirlikçi siyasetiyle Kürdlere kaybettireceği çok şey olacağını en iyi onlar bilmeliler.Bir Kürd siyasi örgütü veya partisinin,kendi özgücüne dayanmak yerine,sistemden ve onun uzantılarından medet ummasının Kürd halkına kazandırabileceği bir şey olmadığı gibi,bir zaman sonra ona da bir şey kazandırmayacağı görülecektir.Tarihten yeterince ders alınmışsa, bunu görmek zor değil.Sosyal ve politik mücadelede kesin olan şudur: Sistem parti ve güçleriyle yapılan ittifaklar ve işbirliği,bölünmelere yol açar; siyasi kaos,ideolojik kişiliksizlik,giderek açık teslimiyet ardından gelir.

 

Cumhuriyet döneminde sistem, Kürdleri sistemden dışlamakla kalmadı;onlara kanlı bir kıyım da uyguladı.Yakın tarihimizde Kürdler iki sefer sistemden,meşru ve demokratik zeminlerden koparılıp dışlandılar.DTP bundan ders almamış görünüyor.Evet öyle görünüyor;yoksa üçüncü kez dışlanmak için bu kadar ayak yalama çabaları akılın alacağı iş değil.

 

Zaten siyaset aklı da bu değil.

 

10.11.2006 Amed