Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Bağımsızlık, eyalet sistemi;
veya federalizm mi?

 

Kürd siyasetinin teorik bilinç düzeyi giderek irtifa mı kaybediyor?Görünüşe göre; öyle bir risk var. Bunu ortaya gelen politik sorunlardan, ele alınan olgular ve ilişkilere ilişkin yapılan tanımlamalar ve sunulan görüşlerden anlamak kolay..Olgusal olanın nitelikleri ve sahip olduğu özelliklerle beraber; onun etki ve kapsam alanı kestirilmeden ortaya gelen kısır görüşler, iddialar ve açıklamalar,Kürd siyasetinde kafa bulandırıyor. Kuşkusuz bu kendiliğinden olmuyor; nedenleri var. Bu nedenler üzerinde kafa yormalı.

***

Siyaset, pratik ve işlevsel bir süreç olmadan önce felsefi, giderek bilimsel sistematiği göz ardı etmeden öngörülen, planlanan ve projelendirilen düşünceleri toplumsal yaşama uygulama uğraşıdır.Buna siyaset felsefesi diyorlar; öyledir. Felsefesiz hiçbir uğraş yoktur.Bu açıdan, siyasetin eylem halindeki felsefe olduğunu söyleyebiliriz.

***

Belli başlı bir siyaset, bir bilgi teorisinin dayandığı felsefeden çıkar;bu felsefe ne denli bütünlüklüyse,siyaset o denli etkili bir bütünlükte işlevsel olur.

***

Kürd siyaset felsefesinin, 60'lı ve 70'li yılları bir yana bırakırsak, bu anlamda,var olan düzeyinin irtifa kaybettiği söylenebilir.Her şeyden önce temel sorunlara ilişkin ortaya gelen tezler,kuramlar ve bilgiler bu savımızı destekliyor.Bir siyaset tarzının niteliği ve pratikteki maddi etkisi,onun ortaya attığı toplumsal tezlerin sorunları çözme açısını karşılayan kitleler için ne denli ilgili ve dikkat çekici olup olmadığına bakılarak saptanabilir.Gerçekçi olup olmadığına yine buradan bakılarak hükmedilir.Kürd siyaset felsefesinin zayıfladığına ilişkin hüküm,sosyal ve ekonomik temeli net olmayan sosyal ve siyasi tekelin varlığına dayanıyor.Bu siyasi tekel, genel anlamda, toplumsal sorunlardan doğrudan etkilenenleri temsil etmediğinden,ortaya attıkları görüşler,çözüm ve projeler yığınların bilincini ve ruhunu kamçılayıp onları harekete geçiremiyor.

***

Kürdler bu anlamda bir karmaşa yaşamakta.Bunu aşmak için Ulusal Felsefe pragmatiziminden yararlanmaya yönelik eğilimler giderek güç kazanıyor.Ulusal bir uzlaşı henüz yoktur ve bu noktada tartışmalar sürüp gitmektedir.Öyle de olsa,ulusal felsefe çerçevesinde sürüp giden tartışmalar kolektif tutkunun canlandırılmasına yeterli gelmiyor.

 

***

Ulusal felsefe,öncelikle kolektif isteğin özü ve onun düşünsel kılavuzudur.Bu olmadan siyasetin maddi ve organik gücünü meydana getiren sosyal kesimler, ulus adına ortaya atılan görüş ve iddialara duyarlılıkla yaklaşıp destek sunmaz; harekete geçmez. Örneğin, tam anlamıyla kolektif bir isteğe tekabül eden soru şimdilerde şöyle güncelleşmiştir: Kürdler ne istiyor?

 

Kimine göre, Kürdler, aslında pek fazla bir şey istememekte:Geri bıraktırılmış bir alanda ekonomik yoksullukları çözülürse, iş aş, ekmek istihdam sağlamak yeterli olacaktır.Bu arada dil ve kültürlerini özgürce kullanıp geliştirmeleri, onları bir sorun olmaktan çıkaracaktır. Sorunun çözümünü bu şekilde formüle eden, resmi devlet görüşüdür.Buna yakın görüş; demokratik konfederasyon savunucularından geliyor.Bu da ilhamını resmi görüşten alan farklı ama Kürd taraflarından bir kesimin uydurup uyarlamaya çalışarak kabul ettirmeye çalıştığı şarlatanca bir görüştür. Kürdlerin tarihsel tezlerini soysuzlaştırmaya yönelik bir çaba olduğu gözlerden kaçmıyor. Bir yandan ulus devlet anlayışının mahkum olduğunu; bu nedenle Kürdlerin kendi devletlerine sahip olarak, kendi iradeleriyle kendilerini özgürce yönetmelerinin gereksizliğine işaret ederken, öte yandan aynı zamanda göz önünde bir Ulus ve devlet olan TC'nin egemenlik hakkını meşrulaştırmaya çalışıyor.

 

Kürdlerin meşru davasını lekeleyerek dünyada zora sokmayı amaçlayan;Kürd gerçekliğini, sosyal,ekonomik ve hukuksal özlemini yansıtmayan bir görüş bu.

 

Bu görüş,doğaldır ki,ulusal ve toplumsal özgürlük adına Kürd halkının şimdiye kadar topyekün ödediği ve daha da ödeyeceği gerekçeli bedellerin insafsızca inkarıdır. Kürdler kuşkusuz yutmayacaktır bunu;ama oyalanıp çok zaman kaybedecekleri açıktır. Kolektif ulusal inancın sarsılmasında da önemli bir rol oynayacak.

 

***

Kürdler yazık bir halktır; tarihte eşine raslanmayan acılar çekmişlerdir.Onların boyunduruk altında kalmalarını savunan görüşler, dostluktan değil, sinsi bir düşmanlıktan öteye bir anlam taşımamaktadır.Aynı zamanda milli felsefeye açık bir saldırı ve hakarettir bu.

 

***

Biliniyor ki, Kürdler, iki asra yakın bir zamandır bağımsızlık mücadelesi vermekte.Bu uğurda verilen mücadele bağımsızlık özlemini gerçekleştiremedi.Bir çok nedeni var bunun.En önemli neden,bana göre,ulusal bağımsızlıklarını gerçekleştirmeyi başarmış diğer uluslarınkinden farklı olarak gelişen bir sosyo-ekonomik ve tarihsel durumdur. Nedir o? Görünüşe göre,sınırlı bir ulusal felsefenin varlığına rağmen, sosyal ve ekonomik planda rol alan dinamiklerin siyasi açıdan da ihtiyacı olan ulusal pazar hakimiyeti savsaklamaları;yani yetersiz oranda olan ticaret burjuvazisinin faaliyetlerinden artan sermayeyi, iç sanayiyi geliştirme yönünde kullanmamaları, özgün anlamda bir ulusal burjuvazinin gelişip güçlenmesine de yol açmadı; yol açmadığı gibi Kürd burjuvazisinin bu iki türünde ciddi olarak ulusal pazarı sahiplenme kaygısının oluştuğu da söylenemez.Niteliksel açıdan ele alındığında,bu doğaldır.Bu iki tür, hiçbir zaman ulusal Pazar kaygısına düşüp onun için dövüşme gibi bir gerekçe ortaya koymadı.Ulusal temelde gelişmenin primativ evresindeydiler ve ard arda çıkan iki dünya savaşının oluşturduğu sahalarda,özellikle güçlenmiş yabancı sermaye güçlerinin yaydığı ağa takılıp kaldılar.Bu türler, varlıklarını egemen ve uluslar arası sermaye güçlerine dayandırarak sürdürdüler; sonrasındaki hareketleri, egemen olanla tümüyle bütünleşen bir seyir izliyor…Tarihsel olarak kendi milli sorunu halinde olan ulusal kurtuluş mücadelesine ellerini bile sürmediler. Onların yerine;bu kavgayı ulusal küçük burjuvazi ve daha çok da romantik kesimi üstlenmeye kalktı.Gerçekten de yüzyıldan fazla bir süredir bu mücadele onların omuzlarındaydı; ve,söylemekte sakınca yok,onların sayesinde hala mücadele sürüp gidiyor.

 

Sosyal karakteri ne olursa olsun,önemi yadsınabilir mi bu gerçeğin?

 

***

İncelendiğinde;sosyal temellerinden çıkan sorunlardan öteye ulusal kurtuluş felsefesini olgunlaştırıp,ona pratik bir nitelik kazandıran bu romantiklerin ortaya koydukları programlar doğrultusunda,nihai amaçta anlamını bulan bağımsızlık özlemlerini gerçekleştirecek koşullara sahip olamadıkları görülüyor:Sınırlı halk desteği;mücadelenin sınırlı bölgelerde alevlenip sönmesine yol açtı.Öte yandan,özellikle Birinci Dünya savaşı sonrasında, emperyalist güçlerin desteğindeki egemen bölge devletlerinin kazandıkları statüler,işlerini daha da zorlaştırdı onların.Küçük burjuva romantizminin o pek saygın ve tutkulu iddiaları doğrultusunda sürdürülen mücadelenin sonu ağır bir yenilgi,zindan-hapis-esaret ve yaygın kitlesel sürgünler oldu.

 

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin dinamiklerinin sosyal ve felsefi karakteri bugün de geçmiş romantizminden sıyrılabilmiş değil.Extremist olanlar kadar kaotik olanlar;bunların yanında realist ve pragmatist olanlar, aynı sosyal ve tarihsel gerçeklik hakkında savlarını doğrulamaya ve insanları bunları kabule çağırıyorlar.

 

***

Hal böyleyken,bunların sahiplendikleri isteklerin şiddeti tartışma sürecinde birbirlerini etkileyip daha realist ve pragmatik doğrultuya evriltebileceği gibi,tersini de doğurabilir.Ne var ki,sonuçtan henüz hiç kimse emin değildir.

 

Buradan hareketle, genel planda Kurdistan'ın siyasi,coğrafi konumu ve bulunduğu bölgenin konjöktürel durumu,bu arada uluslar arası siyaset ve güç ilişkileri değerlendirildiğinde, öncelikle söylenecek o ki;bu aşamada, Kuzey Kürdistan için bağımsızlık isteği ,kim ne derse desin, şiddet yüklüdür ve savaşa hazırlık çağrısıdır. Başka bir anlam çıkmaz bundan; çıkmaz çünkü, her şeyden önce uluslar arası güç ilişkileri,bölge koşulları,Güney Kurdistan'ın yeni olan konumu, halihazır Kürd toplumsal gerçekliğimiz… şiddet ve savaş yüklü bir çağrıya uygun değil.Bağımsızlık isteği ve bu doğrultuda ortaya atılan savlar, romantik bir tutkunun yürekten gelen hoş sesidir elbet, ama realite katıdır.

 

Eyalet sistemi gibi önermeler de var.Yapısal muğlaklıktan öteye hiçbir çağrışımı olamayan konfederalizm önermesinin farklı ve daha kaotik bir versiyonu olarak bu sistemin geçerliliği güncelleştirilmek isteniyor. Açık görmek gerekir ki, ne mevcut durum ne de Türkiye'nin yörüngesinde, zorunlu olarak hareket ettiği egemen dünya siyaseti böyle isteğe uygun;hatta tehlikelidir:Bu sadece Türkiye'nin değil, Kürdistan'ın da bütünlüğünü tehlikeye sokar!

 

Genel olarak Türkiye coğrafyası kapsamında var olan etnik kozmopolitiği göz önüne almadan,bu tarz çözüm önerilerini gündemleştirmek, çözüme yönelik tartışmalara bir katkı sayılsa da, siyasi açıdan geleceği olmayan düşünsel girişimlerdir.

 

Bu görüşe göre, Kuzey Kurdistan sorununun siyasi çözümü ele alındığında, sevgili Vildan Tanrıkulu'nun oldukça romantik ve şiddet yüklü “tartışmasız bağımsızlık” isteği akla, yüreğe ve kulağa daha hoş geliyor.

 

***

Genel olarak Kurdistan'ın ulusal demokratik mücadelesinin gerekçeleri;Güney Kurdistan'da oluşan statüsünün yankısıyla dünyada, daha geniş alanda meşruiyet kazanmıştır.Bu meşruiyeti Kuzey Kurdistan ulusal güçlerinin daha etkili olarak savunmaları zorunludur.Onların bu meşruiyeti kullanmaları,siyasi zeminlerde canlı tutmaları bir haktır da.Bu anlamda ortak bir ulusal felsefeye ve siyasi söz-biriliğine sahip olmak daha önemli.Tartışmaların buna hizmet edeceği kanısındayım.Öte yandan, soruna ilişkin savlarımızı ve isteklerimizi de bu tartışma zemininde konuşturmak, sürece fikri bir zenginlik katacaktır.Bağımsızlık ve eyalet formülasyonlarının yanında formüle edilen/edilmiş başka istek ve tercihlerle, Kürdlerin,doğru ve gerçekçi çözüme yaklaşmalarına katkı olacak.Bu iki çözüm önerisine çok fazla ters ve dar bakmadan,ulusal özgünlüğümüz ve bu arada halk gerçekliğimizden hareketle formüle edilebilecek siyasi, idari ve coğrafi taleplerden biri, federalizmdir.Bana daha gerçekçi gelen şimdilik budur.Geniş çapta, genel kabul gören ve itici gelmeyen bir talep olduğu görülüyor.Ne diğer iki talep ne de bu yeni; ikisi de zaman zaman, iç ve dış koşullara göre, ulusal bir talep olarak önceliklerde yerlerini esnetmişlerdir.Bugün de durumun diyalektiğine felsefi ve politik anlamda esnek bakmalı.

 

***

Özellikle bağımsızlık talebi, bugün gerçekçi olarak neyi öngörüyor olursak olalım,eş zamanlı olarak diğer çözüm önerileriyle birlikte savunulmaya başlanmıştır.Sonuçta siyasi subjektifizmin iradesi değil, genel durumun ve bir halkın ekonomik,sosyal ve siyasi koşullarının belirleyip tayin edici olduğu unutulmamalı.Tayin edici olan halktır bu bakımdan;halkın genel iradesi dediğimizde bunu kastediyoruz.Federalist yaklaşım,diğer çözüm yollarını ötelemiyor.Ulusal kurumlaşmanın her alanda, kendi özgün kimliği ve iradesiyle ifade ettiği yerel iktidar hedefinin bir aşamasıdır. Siyaset, buraya kadar gerekli olan araç ve kurumları oluşturmadan,daha farklı bir statüye geçiş olanaklarını bulamaz.O olanaklar da öncelikle şunlardır:Ulusal kurumlaşmanın en üst düzeyde temsiliyeti anlamındaki demokratik federal parlamentodur. Merkezi hükümetle olan ortak sorumlulukları devam etmekle birlikte, iktidarın eşit taraflarından biri olarak,siyasi bir iradedir bu aynı zamanda. Federal parlamento, dünyada da çok örnekleri görüldüğü gibi, iki halkın ortak çıkarlarına ve ortak arzusuna göre, istediği kararı almakta bağımsız bir karaktere sahiptir.İsterse,ulusal meclisinde ayrılma kararı alabilir;isterse bağımsızlık ilan eder.Bu uluslar arası siyasi ve hukuksal bir haktır.Ama bu siyasi konuma gelmek ve bu amaç için koşulların tümünün hazır olduğunu saptamak çok da kolay değil.Bakarsınız,önce halkın genel eğilimi sizin amacınızı kararlaştıran siyasi subjektivizme onay vermeyebilir.Burada hiç bir surette zorlayıcı olamazsınız.Zorlayarak,dünyada kimi halklar bir arada tutulmaya çalışıldı gerçi;ama sonuçta onların ayrılmasını kararlaştıran genel iradelerinin önüne hiçbir kuvvetle karşı durulamadı.Bu deneyimleri göz önünde bulundurmak,görüş ve önerilerimize katkı olacaktır.

 

Uluslararası güç ve denge ilişkileri, Bölgenin konjöktürel durumu, Türkiye'nin bugünkü gerçekliği ve bu arada,ister Güney Kurdistan'ın etkisinin,ister bizzat Kuzey Kurdistan ulusal güçlerinin verdikleri özgürlük ve demokrasi mücadelesinin zorladığı bir aşama olsun;burada idari,siyasi ve coğrafi bir yapıyı ifade eden federalizm talebinin daha esnek ve daha gerçekçi olduğu görülüyor.

 

10.01.2007

Ahmet Kaymak/AMED