Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Türkiye'de Genel Seçimler ve Kürdler

Türkiye devletinin iktidarını elinde tutan egemen güçler arasındaki örtülü çatışma 2007 yılının ilk aylarında açığa çıktı. Bu çatışma gericilik ve laiklik çatışması değildi. Öyle gösteriyorlar, ama değil. Seksen yıllın beslediği sorunların sistemde açmaya başladığı yarıkların statökocularda yarattığı panikten bunu anlamak mümkün. Kemalizm diye adlandırılan sosyal ve siyasal ırkçı ideoloji ile sivil demokrasi ve özgürlük güçleri arasında süren soğuk savaş her on yılda bir askeri yöntemlerle maddi, fiili bir niteliğe dönüşüyor. Her seferinde üstünlüğü sağlayan, sistemden geçinenlerin oluyor; kaybeden, yenilen, hapsedilenlerse daha çok iki kesim oluyor: Sivil demokrasi güçleri ve özgürlük isteyen kürdler her on, on beş yılda kaybeden taraf oluyorlar.

 

Özü ve ideolojik ruhu ırkçı ve gerici olan kemalizmin sistemin belirleyici gücü, Türk ordusu'dur.Sosyal ve politik krizlerin yoğunlaşıp sistemi salladığı zamanlarda devereye girerek gericiler ve ırkçılar adına son sözü hep ordu söylemiş ve onların istediklerini halka zorla onaylatmıştır. Bu artık bilinen bir şeydir. Belki bilinmeyen veya manipüle edildiği için kafa karıştırıp yanlış kanıların oluşmasına yol açan başka argümanları da var bu sistemin: İrtica tehlikesi statökoyu savunanların her zaman birinci gerekçesi, ikinci gerekçeyse, bölücülük olmuştur. 1925, 1927, 1938'de sistemi elinde tutanların yaptığı kıyımların gerekçeleri yine bunlardı. Ardından -II. Dünya savaşının geri plana ittiği içsel çelişki ve çatışmalardan sonra Mayıs1961, Mart 1971, Eylül 1980, Şubat 1997 ve en son 27 Nisan 2007 tarihlerinde halk iradesine, demokrasi güçlerine ve özellikle Kürd ulusal özgürlük dinamiklerine karşı yapılan müdahalelerin topluma ve dünyaya yutturduğu gerekçeleri yine bunlar olmuştur.

 

Dün olduğu gibi bugün de hep yalan söylüyorlar…

 

Bir gerçeğin altını çizerek okumak gerekir: AKP, bünyesinde gerici bir potansiyel barındırsa da, bunların azınlıkta olduğu su götürmez. Bir kere AKP'nin sosyal temeli ve sınıfsal tabanı buna uygun değil. Kürdlerse, bölücü değiller; gericiliği besleyen sosyal, sınıfsal ve ruhsal bir gerçekliği yok onların. İşgal edilmiş veya sömürge halinde olan bir ulusun ruhsal dokusu, gerici ve ırkçı bir eğilimle uyuşmaz. Gerici, ırkçı ve bölücü olan, siyaset ideolojisini temsil eden kemalizmdir; onu siyaset aracı olarak kullanan CHP ve öteki düzen müttefikleridirler. Toplumda krizleri derinleştiren, insan hak ve özgürlüklerini çiğneyen, sivil demokratik muhalefete düşmanlık edenler, bunlardır.

 

Ama gerçekleri tersinden okutuyorlar…

 

Başta Anayasası olmak üzere, kurumsal ve yapısal niteliğiyle de gerici ve ırkçı olan bu sistemin partilerinden CHP ve düzenin öteki müttefiklerinin, yine aynı argümanlara sarılarak kışkırtıp sivil demokrasi güçlerine ve kürdlere karşı devreye soktuğu Türk Ordusu Genel Kurmayı'nın 27 Nisan'da sunduğu muhtıranın işaret ettiği hedef güçler , bu gerçeği algılamalıdırlar. Bu algılama politik açıdan seçim sürecinde daha anlamlı sonuçlar doğuracaktır.

 

Kürdler belirtilen bu gerçekleri göz önünde bulundurarak seçim siyasetlerini belirlemek zorundalar. Geçmeden, burada ayrıca bir noktaya dikkat çekmek lazım.Yukarıda düzen müttefikleri derken; bunların içinde DTP'nin olduğunu özellikle belirtmeye gerek görmedim. Ahmet Türk'ün, etnisiteye ve onun taleplerine dayalı politika yapan Kürd güçleriyle bir ittifaka gerek duymadığını belirtmesinin yanında, Eşbaşkan Aysel Tuğluk'un Türk devletinin emperyal tezlerini savunarak kemalizmi göklere çıkaran açıklamaları, söze hacet bırakmıyordu zaten!

 

Durum böyleyken Kürdler süreci nasıl algılamalı ve nasıl bir tutum ortaya koymalıdırlar?

 

Kürdlerin tutarlı ve istikrarlı bir tutum sergilemeleri, her şeyden önce seçimin erkene alınmasının etkenlerini ve nedenlerini doğru çözümleyebilmelerine bağlı.

 

Bilinen şu: Türkiye devletinin ırkçı, despotik ve kemalist egemen güçleri tarafından Güney Kurdistan'a yönelik planlanan sınır operasyonlarının canlı tuttuğu gerginlik sürerken; öte yandan erken seçim havasının yarattığı karmaşık bir süreç söz konusu . Bu süreçte seçimleri normal zamanından önceye almanın bir nedeni, iktidarın paylaşılmasında, devletin üst kurumları arasındaki çatışmalı ve farklı güç ilişkilerinden kaynaklanan bir sonuç ise; ikinci neden bir bütün olarak Kürdler'e karşı daha planlı, daha seri, daha kararlı olabilecek siyasi ve askeri uyumu sağlayabilmektir. Sıklıkla işaret edilen hedef, Güney Kürdistan olmasına karşın, devlet gücünü elinde bulunduranların asıl hedefi bir bütün olarak Kürdler'dir. Türk Genel Kurmayı'nın, karşıt tutumda olan bir çok kesimi de kapsayan tehdit edici ve yıkıcı muhtırasının merkezinde, bütün Kürdler'i düşman ilan eden açıklamaları değerlendirildiğinde, bu güçlerin iktidarı tümden ele geçirmeleri halinde, ne tür bir kıyıma başvuracakları kolay anlaşılıyor. Erken seçim özünde bunun için ve bunun önünde engel olan sivil güçleri devre dışı bırakmak amacıyla yapılıyor.

 

Kürdler hedef oldukları gibi bu durumda taraftırlar. Dolayısıyla Kürdler'e ve Kurdistan'a yönelik geliştirilen her planın boşa çıkarılması için demokratik planda her türlü girişime destek sağlamak, onların siyasal ve ulusal gelecekleri için yaşamsal önemdedir.Seçimde takınılacak tutum realist olmalı. Realite yaşanıyor; Kürdler onun organik nesnesi olduğu kadar manevra yeteneği yüksek , etkin politik öznesi olmak zorundalar. Tutarlı, sonuç alıcı sağlam duruş, içinde yaşanılan realitenin doğru kavranmasına bağlı. Realite şöyle görünüyor: Bugünkü koşullarda, Ankara parlamentosunda, Türkiye'de Kürd ulusal ve demokratik haklarının resmen gündeme alınarak tartışılıp çözüme kavuşturulması mümkün değil; böyle bir beklenti hayaldir. Sorunu bu şekilde Kürd halkının önüne getirip parlamenter olmak isteyenlerin ulusal çıkarları gözeten bir kaygıları yoktur; kişiseldir.Ortada adı dolaşanların çoğunun profili Kürdistanî bir siyaset yürüteceğine dair umut vermiyor. Profili uygun olanlarınsa, bilmeleri gereken bir başka gerçek duruyor orta yerde: Devletin Anayasası'nda tarif, Kürdleri hala açıkça İNKÂRDIR; ve onun sözde yasama gücünü temsil eden parlamentoda Kürd'e, kendi kimliğiyle, SÖZ HAKKI yoktur. Bırakınız söz hakkını, Kürd'ü orada serbestçe ağıza almak bile mümkün değildir.Dolayısıyla bu parlamento,bu niteliğyle demokratik bir parlamento değildir; olmayacaktır.

 

Resmiyette tarif , realitede durum böyleyken, Kürdler; hangi parti, hangi biçimde, hangi gerekçeyi gösterirse göstersin, bu koşullarda seçim siyasetini Kürdler'in ulusal duyarlılıkları üzerinde kurarak, onların oylarını kişisel çıkar aracı yapıp halkı aldatanlara karşı açıktan siyasi tutum almalı ve onları cesurca teşhir etmelidirler. Gerici, ırkçı, statökocu ve kemalist CHP'ye; Kürdlerin duyarlılıklarını istismar edip çatırdamakta olan bu sisteme kan veren DTP'ye oy vermemeleri için ortak bir tavır geliştirmeliler. Bu iki partinin teşhiri Kemalist statökonun, dolayısıyla bu sistemi ayakta tutmaya çalışanların hesabını bozmak olacaktır. Türkiye'de demokrasinin önü böyle açılabilir; daha önemlisi Kürdistan'da Kürd siyaseti ve onu temsil eden güçlerin istikrarlı bir nitelik ve etkinlik kazanması, böylece sağlanabilir.

 

Sonuç olarak, seçimde Kürdler için yarar sağlayacak doğru tutum; inkarcı bu Anayasa'ya, üniterliği bir siyaset ideolojisi ve ırkçılığına dönüştüren kemalizme karşı; sistemin yeniden biçimlenmesi için siyasal, yönetsel ve Anayasal dönüşümlere yol açacak her demokratik ve sivil adıma destek sunabilen kararlı tutumdur.

 

29.05.2007

Ahmed Kaymak/AMED