Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Stratejik akıl ve kürdler

Kürdler'de güncel politikaya olan ilgi çok yüksek. Sıradan insanından mürekkep yalamışlarına, aydın ve akademisyenlerine varıncaya kadar hemen herkes güncel politika konusunda duyarlıdırlar. Olaylara ilişkin yorumları ve tutumları da bir hayli kabarık ve yoğun. Ne var ki, olaylar karşısında yorumları sınırlı ve mantıksal olarak tutumları hep zayıf ve etkisiz kalmakta. Bunun nedeni stratejik aklın güncel olgulara kilitlenip takılması olarak gösterilebilir. Kürdler genel olarak stratejik düşünmeyi ya pek sevmezler ya da onun politik ufkuna yakın değiller. Nesnel verilerden ve somut koşullardan yola çıkarak, gelecekte kendilerini etkisi altına alabilecek olaylar konusunda, önceden somutlaşmış ve az çok mantıksal çözümlemelere dayalı düşünsel ve politik öngörü ortaya koyamamaları bunu açıkça göstermekte.

 

Güney Kurdistan'da yapılanan sosyal ve siyasal oluşum hala, uluslar arası güç merkezlerinin ittifakla belirledikleri ortak startejik çıkarlara dayanan dışsal planlamaların desteğiyle ayakta duruyor. Orada, açık olarak, dış faktörlerin etkisiyle elde edilen mevzilerle yetinme ve onları koruma şimdilik yeterli görülüyor olmalı. Oysa Kurdistan'ı uzun vadede güvenceye alabilecek stratejik bir şemsiye kürdlerce henüz oluşturulabilmiş değil. Ortadoğu'da ve Irak'da konjöktürel siyasetin etkisiyle görece bir güvenlik alanına sahip olmak, yeterli midir? Bölgede bir Kurdistan oluşumu karşısında yerinde duramayan TC Devleti'nin bugünden yarına elde edeceği sonuçlara hakim olmak için geliştirdiği güncel politikadan tutun psikolojik, düşünsel ve stratejik ilişkilere ve planlara karşı, Kürdlerin ellerinde, bu doğrultuda, stratejik akla dayalı neleri var?

 

ABD hamiliğinin varolması yeterli değil. Görece bir yaşama kavuşmuş olmak ve bu durumda otorite olmak da geleceği güvence altına almaya yetmez. Görece bir hal, sürekli bir istikrarı çağrıştırmaz; bu hal, konjöktürel şiddetin statik belli bir durumla karşılaşan akışının yüzeysel biçimde geçici olarak yatışmasıdır. Bu yatışma aldatıcıdır: Yatışma hali, daha yüksek bir şiddet için yeterince gerekli olan potansiyeli biriktirip yoğunlaştırmak içindir…Bu aldatıcı yatışmanın farkına varılmazsa, alttan üste her an güç biriktiren sinsi şiddet belli bir an sonra setlerde çatlaklar, yarıklar açarak büyük bir kuvvetle önüne kattığı her şeyi yıkıp sürükleyecektir. Dolayısıyla Kürdler'in içinde bulunduğu bu görece rahatlığa ve ABD hamiliğine sahip olmaları, onların geleceği için yeterli görülmemeli.

 

Bu durumun yanı sıra, zaman zaman, ve pek de yerinde olarak, özellikle Türk Devleti'nin ırkçı kesimlerinin ve militarist güçlerinin saldırgan tehditlerine karşı Kürdlerin kendi varlıklarını ve konumlarını koruma yönünde ortaya koydukları istikrarlı ve cesur yanıtları da yeterli değil.

 

Başta Güney Kurdistan hükümetinin ve diğer ulusal güçlerinin güncel olan bu durumların ötesinde, stratejik bir plana dayalı olarak yarına ilişkin kilitlendikleri ve bu vizyonla sunabildikleri bir aklın varolduğuna, henüz herhangi bir yerde rastlanmış değil.

 

Kuzey Kurdistan kürd politik güçleri daha mı farklıdırlar?

 

Hayır…İşin gerçeği, daha kötü konumdadırlar. Onlar, politik olayların etken tarafı olmaktan çok edilgen unsurları halinde, başkalarının hakim olduğu güncel olaylara kilitlenip sürükleniyorlar; görünürde seçimlere kilitlenmişler ve ağzı her laf yapan, bir şeyler söylemek için, yorum ve düşüncelerinin ilk paragrafına hala “ Güney Kurdistan'daki kazanımları ve Türk Devleti'nin her an bir saldırı yapacağına ilişkin alınması gereken tutumu” almakta!

 

Doğru elbet; Kürdler gerçekten böyle bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu tehlike bugün ortaya çıkmış değil.Saddam rejimi yıkıldıktan bu yana Türk devletinin tutumu böyleydi. Son bir yıldır, bu yöndeki tehditler, bir çok nedenden dolayı daha da arttı.Türk ordusu genel olarak kürdlere özel olarak da Irak kurdistanı diye tabir edilen bölgeye karşı, çeşitli bahane ve gerekçeler yaratarak, mevzileniyordu. Bütün bu hazırlıklar ve gelişmelere kilitlenen kürdler durumu politik açıdan ele alırlarken, ondan realiteyle örtüşen sonuçlar çıkarmayı pek beceremediler. Yapılan yorumlar, analizler, yazılıp çizilenler durumun hep bir yanına dokundular; bütünü sorgulayıp ondan gerçekçi sonuçlar çıkaran ve politik-stratejik akıl öneren pek olmadı. Şimdilerdeyse, gündem daha ağırlaştı. Gündeme ilişkin değerlendirmeler hala ufuk açıcı olmaktan uzaktırlar. Ancak burada sınırlı bir saptama yapma olanağı da var: Kuzey kürdleri henüz ortak bir konsepte sahip olmazken, genel olarak durumu ele aldıklarında kullandıkları argümanlar, siyasi dil ve jargon hemen hemen ortaktır; gösterdikleri hedef aynı!..

 

Sıradan bir gözlemci bile, Kurdistan'dan duruma bakanların ve kendilerini kürd ulusunun kendi kaderini kendisinin tayin etmesinin meşru bir hak olduğunu seslendirenlerin soruna bakışlarının bir, eylemdeki duruşlarının farklı olduğunu rahatlıkla saptayabilir. Eksik olanın ne olduğunu ise, pek anlayamayacaktır!

 

Gerçekten objektif durum nasıldır?

 

Dünden bugüne izlenen ve görünen şu: Irkçıların etkisinde ve kışkırtmalarıyla genel olarak bütün Kürd halkına karşı, özel olarak Güney Kurdistan bölgesine yönelik estirilen militarist tehdit ve kuşatma bir yılı aşkın bir süredir, kararlı bir biçimde dolu dizgin devam ediyor. Geçen yıl 28 Mart'ta, kimyasal silah kullanılarak öldürülen gerilla cenazelerinin Diyarbakır'a getirilip gömüldükten sonra kışkırtılan kitlelerin kenti harabeye çevirmesi ve olayların belli bir plan dahilinde başka illere sıçramasını fırsat kullanarak Güney Kurdistan sınırlarına yığdırılan 240 bin askeri kuvvet; bir yandan Irak Kurdistan Bölgesi'ni psikolojik bir ablukaya alırken, öte yandan bir bütün olarak Kuzey kürdlerini tam bir kuşatma altına aldı. TC devletinin bölgedeki askeri yığınakları, o günden bu güne artarak devam etti. İran ve Suriye bölgelerinde yaşayan kürdlerin yanı sıra Güney Kürdlerini Kuzey Kürdleri'yle birleştiren hatlarda, tam anlamıyla bir tampon bölge oluştu. Herkesin dikkatleri ve duyarlılıkları Güney Kurdistan'a yapılacak olası bir saldırıya kilitlenirken, Kuzey Kurdistan üzerindeki bu kuşatmaya karşı, ciddi herhangi bir değerlendirmenin yapılmaması ve politik açıdan herhangi bir tedbirin alınmaması, Kürd siyasetinin içinde bulunduğu zafiyetin açıklanması için yeterli olmalı.

 

Aynı zaafiyet, içinde bulunduğumuz süreçte de devam ediyor. Dikkatleri dağıtmak için askeri açıdan devam eden saldırgan politikalar sürekli canlı tutulurken, aynı şekilde şimdi herkes seçimlere kilitlenmiş bulunuyor. Bir çok kimse, meclis aritmetiğinin nasıl olacağına yönelik tahminler yapmakla yetiniyor. Bunun ötesinde, üzerinde yoğunlaşılan ciddi bir siyasal ufkun aydınlatıcı hiçbir çabası yok.

 

Oysa, seçim sonucu ne olursa olsun, herhangi bir biçimde bu parlamentodan çıkacak hükümetin, TC Devleti'nin Kürdlere karşı genel politikalarının dışına çıkamayacağı açıktır. Üstelik 2007'nin sonlarında yapılacağı öngörülen Kerkük referandumuna karşı, aynı amaç doğrultusunda, ayrı bir iktidar konumundaki Ordu'nun ve bu arada sivil hükümetin daha uyumlu hareket etmek için, zamanla yarışmakta olduklarını görmemek mümkün değil. Dayatılan erken seçim siyaseti, özellikle yapılacak Kerkük Referandumu'na karşı, bir kaosa düşmeden ve duruma zamansız yakalanmadan siyasi ve askeri erkin, birlik ve bütünlük içinde kararlı bir müdahalede bulunmayı amaçlamaktadır. Kerkük Referendumu'nun ve Türkiye'de yapılacağı öngörülen olağan genel seçim tarihleri hemen hemen aynı aylarda olacaktı. Kendi içinde seçimlere odaklanmış bir Türkiye'nin, kendisi için bu denli yaşamsal olan böyle bir duruma karşı hazırlıksız durması, düşünülebilir miydi?

 

Burada dikkat çekilmesi gereken iki nokta var: Bir; TC devleti bütün araç ve kurumlarıyla Türkiye'de yaşayan Kürdler'le diğer parçalarda yaşayan Kürdler'in buluştukları hatlara askeri yığınak yaparak, de fakto değil, planlı ve geleceğe yönelik bir askeri tampon bölge oluşturmuştur. Bu bölge kalıcı olacaktır. Amaç kuzey kürdleri'nin, demokratik politik güçlerinin mücadele alanlarını daraltıp baskı altında tutmak; bu güçlerin gelişmesi halinde askeri açıdan, kısa sürede operasyonel sonuçlar almaktır. İki; Seçim sonrasında Kerkük Referandumu'na karşı devletin askeriyle, sivil hükümetiyle ve diğer güçleriyle birlikte ortak siyasi bir irade ve uyum sağlamak…

 

Kürdler sadece erken seçime ve Güney Kurdistan'a yönelik güncel tehditlere kilitlenip kendilerini düşünsel bir kısır döngüye kaptırmak yerine, sözü edilen somut durumlara ilişkin politik ve stratejik analizler sunup ufukları açan çabalar içinde olmalılar.

 

Unutulmamalı ki, halka öncülük edeceği savında olan politikanın stratejik aklı yetersiz kaldığında, insanların karşılaşacağı yakın durum hayal kırıklığından başka bir şey olmuyor…

 

8.07.2007

Ahmet Kaymak/Amed