Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Eleştirel Kapsamda Duyarlılıklar ve Yeni Anayasa Taslağı…

 

Şimdiye kadar klasik eleştirinin etkisi altında olguları ele alış ve olaylara yaklaşım tarzımız, geleceğe ilişkin durabileceğimiz yeri gösterebilmesi bakımından oldukça verimsiz sayılabilecek öngörüşler elde edebilmeyi sağladı. Sınırlı bir alanda, sınırlı ilişkilerle büyük siyasi hedeflere varılamayacağı anlaşıldıktan sonra, boşa harcanan zamandan başka maddi ve manevi alanda çok şey kaybettiğimizi ancak fark edebildik.Ve bundan dolayı derin bir ürküntü, bir umutsuzluk halinde kayıtsız ve kararsız tutumlar içine savrulduk. İnsana olan güvenimizi yitirmeye başladık; daha kötüsü siyaset dediğimiz o amansız silaha olan güvenimizi kaybettik.

 

Kusur elbette, elde ancak bir araç olarak kullanılabilen bu silahın değildi; onu kullanamayan bizlerindi. Sonuçta olan da oldu zaten: Hem siyasete hem de onu kullanmayı beceremeyen insana güvenimizi tümden kaybettik. Siyasetin kurucusu insan dediğimiz o dinamik unsura güvenimizi yitirirken, sahip olduğumuz değer ve ideallerimize inancımızı da yitirdik.Ama hayatımızı değiştiren, bizi mutlu eden hiçbir şey olmadı bu arada. Yitirdiklerimizin yerine hiçbir şey koyamadık.Derin bir boşlukta savrulmaya başladık. Yalnızlıklar çoğaldı. Tek başına hayatın zorluklarıyla baş edebilme gücümüz nerdeyse tükenme sınırına dayandı.Sorunlar hayatımızı daha fazla germeye başladı. Evde, işte, eğlencede, dost muhabbetlerinde istediğimiz hazzı alamaz olduk.Oysa asıl amacımız hayattan daha çok zevk almak, daha çok mutlu olmak ve bunları çoğaltıp paylaşmaktı. Ne keleler düştü, toprak ne fidanlar aldı bu uğurda! Hala yaşamakta olan bizse, onların uğrunda hayatlarını feda ettikleri değer ve idealleri, işe yarayacak ölçüde, zaman zaman yad ederek günlük hayatımızda kendimize ancak pay çıkarabiliyoruz. Oysa yaşadığımız yalnızlıkları, karşı karşıya bulunduğumuz zorlukları, bizleri hayat içinde mutsuz eden ilişkileri aşmak bir yana, asıl görev; davamızı temsilen hayatlarını feda edip şu anda aramızda olmayan o erdem sahibi insanların ruhlarını mutlu edecek bir asaletle mücadelenin sert miğferleri olarak mevzilenmekti. Bu görevi hakkıyla yapmadık, yapamadık.12 Eylül faşizminin bu mevzilenme olanaklarını daraltıp konumlanamaz hale getirdiğini söyleyip durarak kendimizi haklı gösterme gerekçesine, başta Kürd halkı olmak üzere hiç kimse itibar etmedi, bu gerekçemizi desteklemediler.Haklıydılar. Çünkü fiili durumlarda siyasi olarak sergilediğimiz tutum ve davranışlarımız halkın beklentisine ve ilgisine mahzar olacak nitelikte olmadı hiçbir zaman.

 

Bu süreçte bizim gibi olmayanları, bizim istek ve beklentilerimize göre davranmayanları siyasetten hep olumsuzladık, ama olumsuzladığımız siyasi davranışların yerine pratik anlamda hiçbir şey koyamadık. Düşüncelerimiz, geleceğe ilişkin kimi tespitlerimiz bugün doğrulukları kanıtlanmış olsa da pratikte bizi doğrulayıp haklı gösterebilecek somut adımlar atmadık.Hala somut adımlar atmakta zorlanıyoruz. Oysa sistemi koruyanlar, dün olduğu gibi bugün de yedeklerine aldıkları güçlerle birlikte hiçte boş durmuyorlar. Türkiye planında el birliğiyle Kürd sorununu gündemden çıkarma planları ve politikaları uygulanmaya devam ediyor. Yeni Anayasa Taslağı üzerinde yapılan tartışmalar, ve bu arada, merkeze alınıp konuşulanlara bakıldığında, bu manipülasyon çok daha açık biçimde görülüyor.

 

Kısa bir hatırlatma yapmakta yarar var: Bilindiği gibi, faşist ve ırkçı 12 Eylül Anayasası, Kürd ulusal Sorunu ve onun kaynaklık edeceği olası sonuçları göz önüne alınarak hazırlanıp topluma zorla dikte edildi. Otuz yıla yakın bir süredir bu ırkçı Anayasa ile yönetilen toplumun bir çok değeri aşındırıldı; her şeyden önce halkın sosyal dokusu bozuldu.Toplum terörize edildi.Kurdistan yakılıp yıkıldı.Binlerce insan öldü.Yüzbinlerce insan kovuşturmalara uğradı, işkence gördü ve hapsedildi.Kısacası toplumun ekonomik, sosyal ve hukuksal düzeni alt üst edildi.Devlet gücü açıktan yasadışı güçlerin ve çetelerin yararlanıp kullandığı bir rant aracı haline geldi. Toplumda hak ve hukuk arayışları Türk hukuk ve yargı sistemini aştı. Yasadışı güç ve çetelerin baskısı altında bu mekanizmalar işlemez hale geldiler.Hak arayışları böylece uluslar arası mercilere intikal etti.12 Eylül Anayasası'ndan hükmü ile Türk Devleti'nin tasarrufunda ve denetiminde işleyen hukuk ve yargı sisteminden dolayı o kadar çok insan hak ve hukukunun çiğnenmiş olup milyonlarca mağduriyetlere yol açtığı görüldü ki, özellikler AHİM'de görülen bu davalar sonucu, Türk Devleti mahkumiyet üstüne mahkumiyet yedi.Böyle olunca Türk hukuk ve yargı sisteminin koruduğu ve yaptırımlara kaynak gösterdiği maddeleri artık pratikte işlevi olmayan, geçerliliklerini yitirmiş içeriklere dönüştüler.

 

Yeni Anayasa adı altında gündemde olan çalışma taslağı, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, ancak pratikte aşınan ve işlevsizleşen bu anti demokratik maddeleri bir bakıma düzenlemeyi öngörüyor.AKP inisiyatifiyle başlatılan bu süreç, 12 Eylül Anayasası'nı olumsuzlayıp yeni bir Anayasa yapmak amacını taşımıyor.Uluslararası hukuk kurumlarının verdiği kararlar ve ortaya çıkan içtihatlar sonucunda, uygulamada güçsüz ve etkisiz duran ilgili maddelerin bu arada güçsüz bir imaja yol açtığı devlet otoritesini, hukuk sistemi üzerinde düzenleyip yeniden kurmayı hedeflemektedir.

 

Her şeye rağmen yeni bir Anayasa diye elde bulunan taslağın ilgili düzenlemelerinin toplumda kimi rahatlamaları sağlayacağı şüphe götürmez.Ne var ki, başta AKP'nin ve devletin diğer güçlerinin yol verdikleri bu değişiklikler ve düzenlemeler, Yeni Bir Anayasa yapma girişimi olarak değerlendirilemez.Yapılanlar, aşınan ve işlevsiz halde duran maddeleri değiştirip sınırlı bir düzenlemeye sokma girişimidir. Baştan başa bir değişim olacağını gösteren somut hiçbir işaret yok.12 Eylül Anayasası'nın başlangıç ilkeleri ve daha bir çok ırkçı ve faşizan ilke bir önceki gibi sıkı sıkıya korunuyor. Özellikle devletin üniter yapısı ve bu coğrafyada asli unsur olarak bilinen Kürdleri Anayasal düzeyde hala inkar eden ilkeler korundukça, demokratik ve özgürlükçü bir Anayasa'dan söz etmek mümkün olur mu?

 

Kürdler ulusal ve demokratik hakları planında kültürel hakları kabul edilip güvenceye alınmış; Ana Dille Eğitim hakkıyla birlikte en alt düzeyden en üst düzeyde kendi eğitim kurumlarını oluşturabilme özgürlüğüne mahal vermeyecek olan bir Anayasa nasıl demokratik ve özgürlükçü olabilir ve sorunları dünden farklı olarak bugün neyi nasıl çözebilir?

 

Görülüyor ki, yeni Anayasa taslağında, kronikleşmiş resmi inkarı aşan ve demokratik hakları özgürce tasarruf eden yeni ilkeler yok. O halde bu nasıl yeni bir Anayasa olabilir ki? Bu Anayasa, ilgili hukukçular daha iyi bilir, sonuçlarını görüp bildiğimiz 1961 Anayasası'ndan daha geri ilkelerle karşımıza çıkıyor. Bu aldatmacayı görmezlikten gelmek mümkün mü?

 

Yeni Anayasa taslağı resmi inkarı koruyan,bu coğrafyada yaşayan halklara ve özellikle Kürdlere özgürlük,eşitlik ve demokratik bir yaşam vazetmeyen bir aldatmaca girişimidir. Türk devleti, AKP hükümeti eliyle, demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlayan ve mayasında terör bulunan 12 Eylül Anayasası'na karşı, uygulamada, gerek içte gerek dışta oluşan yoğun baskıları hafifletmeyi ve bu baskı güçlerini oyalamayı amaçlıyor. Bu samimiyetsizlik çok açıktır..

 

AHİM'in, ırkçı 12 Eylül Anayasası'na dayanan çok sayıda hukuksal ve yasal kararlarını ve uygulamalarını sonradan mahkum ederek Türkiye Devleti'ni cezalandırdığı biliniyor. Söz konusu Anayasa'dan kaynaklı bir çok uygulamanın adı geçen uluslar arası hukuk ve yargı kurumunda hala mahkeme edildiği de açık. Bu uygulamaların çoğunun mahkumiyetle sonuçlanacağını gösteren çok sayıda uluslar arası emsal kararlar ve içtihatlar var. Görülüyor ki, Türk devleti'nin hukuk ve yargı sistemi çökmüş, saygınlığını yitirmiştir. Başta Kürdler ve Türkler olmak üzere bu coğrafyada yaşayan bütün halklar bu sistemin hukuk kararlarına ve uygulamalarına artık güven duymamaktadırlar, sonuçlarını sorgulamaya ve işi sonuçta uluslararası hukuk makamlarına taşımaya devam ediyorlar. Diğer ülkeler; özellikle de Avrupa ülkeleri de Türkiye'de hukuk ve yargı makamlarının verdikleri kararlara itibar etmemektedirler. TC Devleti hakkında Uluslararası hukuk ve yargı makamlarının şimdiye kadar verdikleri mahkumiyet kararları o denli çoğaldı ki, Türkiye'de hemen hemen hiçbir yasanın uygulamada hükümleri kalmadı; giderek Anayasa işlevsizleşti. Genel olarak 12 Eylül Anayasası böylece yasal, meşru bir Anayasa olma niteliğini ve itibarını kaybetmiş oldu.

 

Sık işaret ettiğim gibi ortaya atılan Yeni Anayasa taslağı artık içte ve dışta saygınlığını ve güvenilirliğini kaybeden Devletin yürürlükteki Anayasası'na yeniden itibar kazandırmayı ve onu işlevsel hale getirmeyi amaçlamaktadır. Köklü,baştan başa yeniden bir Anayasa yapmak değil, sınırlı çapta bir değişiklikler ve düzenlemeler girişimidir söz konusu olan…

 

Kötü müdür?

 

Hayır. Ama bizim için yeterli değildir.Türkiye için, Türkiye'de yaşayan bütün halklar için, bireyler için, özel bir statüde yaşama hakkı ve talebi bulunan Kürdler için yapılması öngörülenler yeterli değildir. Bu taslak da anti demokratik ve inkarcı ilkeleri koruyarak, bir bütün halinde, yaşamımızı disiplin altında tutmayı öngörüyor.

 

Kürdler bu gerçeğin farkında olarak, Anayasa Taslağının tartışılacağı sürece aktif biçimde katılmak durumundadırlar. Kürdler için bu zorunludur da. 12 Eylül Anayasası stratejik bir önlem olarak, daha çok, kürdlerin bu coğrafyadaki konumlanma isteklerinin sınırlarını dar bir disiplin altında ve alanda tutmayı esas alarak yapıldı. Uluslar arası ilişkilerin belli bir noktada korunmaya çalışılan genel istikrarının gerektirdiği zorlamaları inkar etmesek de,Yeni Anayasa Girişimini, temelde, yine kürdlerin ulusal demokratik, hak ve özgürlük taleplerinin bir zorlaması sonucu olarak anlamak gerekir. Dolayısıyla Anayasa gibi önemli bir toplumsal metnin yeniden ele alındığı bir süreçte, bir taraf olarak kürdler, bugün ve yarın, kendilerini en çok etkileyecek ana kriterlerin belirlenmesinde müdahaleci bir rol üstlenmelidirler. Kürd sorununu, ulusal demokratik talepleriyle beraber bu sürecin merkezine taşımalıdırlar. Taslağın tartışmaya açıldığı bu süreçte özellikle bu çalışmalar önemlidir. Öyle de olsa kürdlerin bu alanda etkisi hissedilecek bir çabada ve tarafta olmamaları, şaşırtıcı oluyor.

Yapılan tartışmalarda Kürd sorununun öne çıkarılmaması için herkesin sanki anlaşmalı olduğu düşüncesine kapılmamak elde değil.Anayasa taslağını değerlendiren uzmanlar, akademisyenler, bilim adamları, hukuk profesörleri kürdlerin durumundan ve haklarından hiç bahsetmeden, yapay şeyler üzerinde tartışıp duruyorlar.

 

Sistemde var olan Kürd sorunu gibi temel ve yapısal bir sorunu es geçip türban ve laiklik gibi hiçbir şekilde yapısal olmayan yapay konuları merkeze alıyorlar. Böylece sanki Türkiye'de Kürd sorunu diye bir sorun değil de, esas sorun türban ve laiklikmiş gibi gösteriliyor. Bunlar kürd sorununun önüne konuluyor. Bu bir oyundur kuşkusuz. Kürdler bu oyunu bozmalı. Bir taraf olduğunu ilan ederek yeni anayasa taslağında kürdlerin geleceği için gerekli kriterlerin neler olarak yer alması gerektiğini dayatmalıdırlar.Bugünkü hükümetin işi oldu bittiye getirmeye karşı tek başlarına etkili olamadıklarında durumu uluslar arası platformlara, ilgili dost ülkelere ve devletlere şikayet etmekten kaçınmamalıdırlar.

 

Türkiye devleti temel ve yapısal planda derin bir krizdedir. Kürd sorunu temel ve yapısal bir sorun olarak sistemin yeniden biçimlendirilmesi için dayatıcı bir dinamik olma özelliğini hala koruyor. Yeni Anayasa inisiyatifi bu temel ve yapısal sorunu görmezden gelerek demokratik ve özgürlükçü bir uzlaşma metnini ortaya çıkaramayacağını bilmelidir. AHİM kararları ve AB'ne uyum yasalarının deldiği ve işlevsiz bir metin haline getirdiği 12 Eylül Anayasası, Türkiye'de yaşayan etnisitelerin asgari taleplerini dahi göz önüne almadan ve onların varlığını kabul etmeden herhangi bir değişime uğramaz; AHİM'nin şimdiye kadar verdiği kararlar çerçevesinde veya AB'nin uyum planında istediği birkaç maddenin yeniden düzenlenmesi dışında bir yenilik söz konusu olmayacaktır.Demek ki, 12 Eylül Anayasası, Türkiye'de bütün sorunların kaynağı olan ana kriterleri ve maddeleriyle birlikte olduğu gibi korunmaya devam edilecektir. Bu da gösteriyor ki; Yeni Anayasa Taslağı adı altında yapılan yeni düzenlenmelerle yarınlarımız, otuz yıla yakındır katı disiplini altında yaşamaya zorlandığımız 12 Eylül Anayasası'nın yarattığı koşullardan çok farklı düzeyde

olmayacaktır.

 

Görünen manzarada çıkan sonuçlar göz önüne alındığında, Yeni Anayasa adı altında yapılan düzenlemeler hem iç hem dış kamuoyunu aldatmaktan başka bir şey ifade etmiyor.

 

Türkiye'nin gerçekliklerine bakarak yeni bir Anayasa yapmak için asli taraflardan biri olan Kürdlerin ve bu arada, demokratik planda talepleri olan diğer etnisitelerin, giderek toplumun sivil kurum, örgüt ve partilerinin ortak iradelerini yansıtacak bir yöntem izlenmeli. İktidar partisi bu gerçeği göz ardı etmemeli.Bu gerçeklerin göz ardı edilerek, belli bazı merkezlerin inisiyatifinde hazırlanacak bir Anayasa toplumda var olan güvensizliği daha da artıracaktır.Toplumda; halklar arasına ekilmiş kuşku ve kin tohumları her yerde ve her zaman boy verip çatışmaların yaygılaşmasına zemin hazırlayacaktır. Barış inisiyatifleri,birey hak ve özgürlükleri, fiilen sürekli tehdit, takip ve tehlike altında olmaya devam edecektir.

 

Kuşkusuz bu durumdan ve siyasi sonuçlarından en çok etkilenecek olanlar, yine Kürdler olacaktır.

Oysa bu süreçte kürdlerin oynadığı rol çok silik görünüyor. Etkisiz, belirsiz ve sağır bir sessizlik hakim onların cenahında! Sonuçlarını da hesaplayıp bugünkü durumu kendilerine göre senarize ederek Yeni Anayasa taslağı çalışmalarını programlaştıran güçler, Kürdlerin içinde tutulabildiği bu pasif konumdan oldukça memnun olmalılar! Bu anlamda sürece hakim olduğu anlaşılan devlet ve onu temsil eden hükümet, laiklik ve türban gibi temel ve yapısal olmayan yapay sorunları öne çıkararak, konuya ilişkin, yine kendilerinin seçip rol verdiği ve çoğunlukla toplumda silik olan kimi yazar ve akademisyenlerle,yazılı ve görsel medyada, şarlatanlıklar yaptırmayı sürdürüyorlar.

 

Manzarada, tek taraflı olup bitenler bunlarken, Kürdler ne yapmalıdırlar?

Eş zamanda uluslar arası platformlara taşınabilecek olanakları da göz önünde bulundurup mümkün olan en geniş ittifak ve yüksek oranla sivil katılımı sağlayan demokratik bir program üzerinde Kürdler alternatif bir Anayasa Taslağı ile; sivil ve siyasi bütün güç ve kurumlarıyla bir an önce harekete geçerek uğursuz bir gelecek vaad eden bu süreci tersine çevirebilirler;çevirmelidirler. Aksi halde onların kendi gelecekleri üzerinde söyleyebilecekleri söz hakları bile pek kalmayacaktır.

 

1.10.2007

Ahmet Kaymak/AMED