Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

KÜRD ULUSAL SİYASİ PROGRAMINA KATKI

Kürd Siyasetinin Tarihsel ve Güncel Kritiği:

Tezler, çözümler, Güncel ve Tarihsel Talepler

(ÖZET)

- 1 -

GİRİŞ


Kürd ulusu, Mezopotamya diye anılan bölgede, geçmişi çok eskiye dayanan bir ulustur. Bir ulusu tanımlayan tüm geçerli özelliklerini hala canlılıkla koruyan, bin yıllardır devletleşmemiş tek bir ulustur aynı zamanda. Devletleşememiş olmasının kendine özgü nedenleri var.Tarihte bir çok halk ve ulusun kendi adıyla devlet kurup kendini yönettiği görülmektedir.Bu devletlerin dayandıkları esas aidiyet özgün olarak özel bir halka oturtulsa bile, ulus anlamında, homojen bağlamda, özel olarak hiçbir halkı doğrudan ifade eden sosyal, siyasal ve hukuksal sisteme sahip devletler değildirler. Tarihsel bir gereksinim olarak modern anlamda ulus devletlerin doğuşuna tekabül eden süreç,kapitalizmin gelişme süreciyle eş zamanlıdır. Bunun felsefi ve düşünsel dayanakları her bakımdan homojen sayılan sınırlı gerçekliklerdir: Sınırlı bir yaşam alanı, sınırlı bir ekonomi, sınırlı bir toplum ve aynı dili konuşup anlaşan; ve bu arada, başka dış güçlerce sınırsız saldırılarla karşı karşıya olan güvenlik kaygısı içindeki belli bir toplumun ortak savunma ve varolma bilinci, belli bir ulus ülküsünün yeşerip yoğunlaşması için gerekli ön koşullardır.


Üretim araçları ve üretim ilişkilerindeki gelişme temposuna ve ilerleme düzeyine göre örflerde, adetlerde, gelenek,dil ve kültürlerde birbirlerine yakın olan halklar, yaşadıkları ortak coğrafyada yönetsel,siyasal, ekonomik ve hukuksal anlamda kendi kendilerini yönetme isteğini dile getirmişlerdir. Kapitalizm, belli bir orijine dayanmayan imparatorluk devletlerinin ekonomik, sosyal ve hukuksal sistemine sızarak zamanla onu kemirip saf dışı edecek güce eriştiğinde, o zamana kadar feodal imparatorluklar bünyesinde bulunan değişik halkların kendi egemenliklerini ele almalarına olanak sağladı. Modern anlamda uluslar, kapitalist üretim biçiminin egemenlik eğiliminin yoğunlaştığı süreçte orijinlerine gereksinim duymuşlardır.Bu duruma göre halk tanımı ile ulus tanımı birbirlerinden doğal olarak ayrılmaktadır. Bir halkın varlığı, tek başına onun ulus-devlet olmasına, diğer bir deyişle onun kendi kaderini tayin etmesine yetmez. Halk, tanımda, genel bir kategoridir; bir arada bir çok dili,kültürü,örfleri barındırabilir.Bu nedenle heterojen bir niteliğe sahiptir.Ulus tanımıysa,orijine vurgu yapar. Uzun bir tarihi geçmişiyle bir ulus belli bir coğrafyada, belli bir dil ve kültür, belli bir sosyo-ekonomik bütünü dile getirir. Bu formülasyona göre kürdler tanımda genel anlamda halk değil, daha yoğunlaşmış ve saflaşmış haliyle bir ULUS'tur.


Ulus tanımı sosyolojik ve ekonomik bir tanım değil; tarihsel ve siyasal bir tanımdır.


Kürd ulusu, tarihsel ve siyasal bir terim ve talep olarak, bugün var olan diğer modern ulus devletlerin ortaya çıkışıyla eş zamanlı bir sürece tekabül eder. Ulus bilinci 15. yüzyılda genel bir bilinç haline dönüşüyor. Avrupa'da kök salıp gelişme kazanan uluslaşma bilinci,17. yüzyılın sonlarına doğru pratik anlamda çok yönlü sosyal, siyasal,hukuksal ve yapısal dönüşümlere yol açıyor. Avrupa'da imparatorluk bünyesinde çok sayıda hanedanlıklara bağlı olarak iç içe yaşayan çok sayıda halklar, tarihsel ve ekonomik dinamiklerin dayatmasıyla ayrışarak birer ulus olarak bu süreçte bağımsızlıklarını kazanıyor.


Bir ulus olarak Kürdler de tam bu süreçte bağımsız olmak için mücadele etmiş ve bunun meşru bir hak olduğunu savunmuşlardır. Ulus olma meşruiyeti ve hakkı diğer uluslardan sonra gündeme gelmemiştir; hatta daha sonra bağımsızlıklarını elde eden bir çok ulustan önce Kürdler ulusal bağımsızlıkları için mücadeleye girişmişler; kendi kendilerini yönetme hakkını uluslar arası platformlara taşımışlardır.Bu anlamda, şu anda meşru planda bağımsız halde yaşayan çok sayıda ulus gibi Kürd Ulusunun bu meşru hakkı dün olduğu gibi bugün de geçerliliğini korumaktadır. Kurdistan halkı bir bütün olarak bu meşru hakkı elde etmek için sonuna kadar mücadele etmelidir.


Kürdistan halkı dendiğinde,anlam, heterojen bir durumu açıklıyor; Kürd ulusu dendiğinde,anlam, orijine dikkat çekerek homojen bir ifade kazanıyor. Kurdistan'da yalnız kürdler yaşamıyor; kürdler burada çoğunluktur.Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler,Araplar ve Türkler de bu coğrafyada yaşamaktadırlar. Kürdistan halkı dendiğinde, kürdlerle birlikte adı geçen bu halklar da anılmakta ve anlaşılmaktadır. Bunlar yüzyıllardır Kürdistan'da,kürd halkıyla birlikte aynı yazgıyı paylaşmışlardır. Dolayısıyla bu halkların yazgısı en az Kürd ulusunun yazgısı kadar önemlidir. Kürd ulusunun felsefesi, Kürdistan'da yaşayan bu halkların etnik, dil, kültürel haklarını korumanın yanı sıra, ekonomik,sosyal, politik ve hukuksal anlamda tam eşitliği merkeze almalıdır.


Kürdistan halkı ulusal çerçevede bağımsız devletlerin meşruiyetlerini dayandırdıkları, “ ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı”na kendisinin de sahip olduğunu başta Kürdistanı sömürgeleştiren egemen devletlere ve bu meşruiyete dayanarak varlıklarını sürdüren dünyanın bağımsız devletlerine kabul ettirmek için her türlü demokratik ilişki, yol, yöntem ve araçtan yararlanarak mücadele halinde olmalıdır.

 


Kurdistan'ın Statüsü


Herhangi bir olgu, içinde bulunduğu durumla ve onu kuşatan dışsal etkilenmelerle birlikte analitik kapsama alınmadan, o olgunun nasıl bir statüye bağlı olduğu anlaşılamaz.


Kürdistan, başlangıçta uluslar arası güç ilişkilerinin de müdahalesiyle önce Osmanlı ve Fars imparatorlukları arasında bölünüyor. Kurumsal planda tarihte son iki imparatorluk bunlardır.


Sonraki yüzyıllarda özellikle Avrupa'da kurumlaşmış ve stratejik arayışlar içinde olan istikrarlı devletler, bu amaçla, Ortadoğu'da ve Asya'nın bir ucunda kendi çıkarlarını koruyacak kalkan müttefikler yarattılar. Bu müttefik ülkeler Batı emperyalizminin birer askeri barikatları olarak biçimlendirildiler. Rusya'da gerçekleşen sosyalist devrime karşı bir blok oluşturmak isteyen batılı devletler,bu hesaptan hareket ederek Kürdistan'ı ve Kürd halkını gözden çıkardılar. Kürdistan dört parçaya bölündü; her parçası yedeklerine aldığı devletlerin insafına ve tasarrufuna terk edildi. Bu anlamda duruma bakıldığında Kürdistan'ın, batılı devletlerin müdahalesiyle ve etkisiyle bu statüye alındığı açık olsa bile, kürdistan'ı asıl sömürge olarak kullanıp onun zenginliklerini pervasızca talan edenlerin; kürt dilini, kültürünü ve bütün haklarını inkar edip yok sayanların bölge devletleri olduğu görülüyor. O halde Kürdistan, önce bölgesel bir sömürgedir. Buna sınırlı payda devletler arası sömürge de denilebilir. Bu durumu değişik amaçlarla ele alıp hem olgunun kendisini hem de o olguya hükmeden etkileri çarpıtan kimi akademisyen ve bilim adamlarının, özellikle kürd siyasetini etkilemek ve onu yanlış rotaya sokup ulusal mücadelenin yöneleceği cepheleri çoğaltmak için, bu statüyü uluslararası bir sömürge gibi göstermeye çalışmaları, kurdistan gerçekliğiyle uyuşmayan bilim dışı bir yaklaşımdır.


Kurdistan, uluslar arası bir sömürge değildir.


Uluslar arası sömürge tanımı, bulanık bir tanımdır. Kurdistan statüsü konusundaki tespitimiz ve tezimizin doğru bir tanıma kavuşturulmasının önemi, ortaya koyacağımız ulusal programa dahil edilecek temel taleplerimiz açısından yaşamsaldır.Bulanık terimler ve tanımlar politik bakımdan talepleri de bulanıklaştırıp tutarsız hale getirir. Bu açıdan programa konu olacak tanıma uygun olan önerme, Kurdistan'ın uluslararsı bir sömürge değil, devletler arası bir sömürge durumunda olduğunu açık olarak tespit ve teyit etmektir.Böyle tanımlanmadığında sorunlar çıkar.


Kısaca açarsak, şu söylenebilir:Kurdistan uluslararası bir sömürge olsaydı, özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımızı kazanmak için zorunlu olarak bütün dünya devletlerini karşımıza almamız ve onlara karşı savaşmamız gerekecekti. Bunun ne mantıkta ne de bilimde yeri olabilir…


Hem sonra böyle bir statü konusunda uluslar arası güçlerin üzerinde uzlaşabilecekleri çok çeşitli ve karmaşık denklemler gerektiren çıkarlarının dengelenebilmesinin hiç bir nesnel ve nedensel temeli de bulunmuyor.

Dünyanın çok sayıda ülkesinin ve devletinin Kürd sorununu kabul ettiğini biliyoruz. Bu ülkeler kürdlerin meşru ulusal haklarının verilmesinden yana tutum alıyor ve bu yönde verilen demokratik mücadeleye, kimileri dolaylı kimileri de dolaysız olarak destek sunuyorlar.


Kürdler ve Kurdistanlılar dıştan gelen çözümlemeler doğrultusunda ulusal paradigmalar oluşturup siyasal programlar yapmaktan uzak durmalıdırlar; ya da bu tarz çözümlemeleri dikkatle ele almalıdırlar.Kasıtlı müdahaleler olup olmadığı açığa çıkarılmalı. Daha çok politik amaçlı olarak ortaya atılan ve kürd siyasetinin düşünsel çerçevesini bulandıran bu görüşler, beraberinde kürd siyasetinin pratik eğilimlerini dumura uğratıyor.Buradan hareketle, genel olarak, yüz yıllardır devam eden Kurdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşmamasının en önemli yanlarından biri, özgün ve Kurdistan gerçekliğini tahlile dayalı bir siyaset hattının biçimlendirilememesi olduğunu söylemek, yanlış bir saptama olmayacaktır. Özellikle Kuzey Kurdistan siyasi tarihi incelendiğinde, bu saptamanın gösterdiği gerçekler çok daha açık olarak gözler önüne serilebilir. Bilinci, iradesi ve düşünsel dokusu dışardan biçimlendirilen ve bununla beslenen kürd siyaseti neredeyse yüzyıla yakın bir süredir bu yüzden zaaflar içinde bocalamaktadır. Zaaflar içinde bocalayan bu siyaset tarzının Kürd ve Kürdistan halkına çok pahalıyla mal olduğu, ayrıca son otuz yılda verilen hesapsız bedellere bakıldığında kolayca görülüp anlaşılabilir. Kürd siyaseti bu zaaflardan kurtulmalıdır. Zira bu halkın bugüne kadar ödemiş olduğundan daha fazla bedel ödemeye artık gücü ve mecali kalmamıştır.


Ulusal Felsefe doğrultusunda oluşturulacak Siyasi Programın Özgünlüğü Kürd özgürlük hareketini örgütsel yapaylıktan, yaşanan zaafiyetlerden ve mücadelenin işlevsiz kalmasından kurtaracaktır.


Kürd halkının önünde yüzyılların biriktirdiği sorunları aşmak; ulusal hak ve özgürlükleri elde etmek için fikriyatıyla, örgütsel dokusu ve kişiliğiyle özgün, güçlü ve gerçekçi bir siyasi programa ihtiyaç vardır. Kürd siyasi mücadelesindeki tarihsel zaafların kaynağında, ulusun sosyal ve sınıfsal dinamiklerini ortak istek ve hedeflerde buluşturabilen, ulusal bir metnin olmayışı yatıyor.


İşaret edilen bu zaafların ve heba edilmiş ağır bedellerin önüne geçmek için Kürd ve Kürdistan halkının geleceğini temsil eden bir ulusal program oluşturmak ve onu hayata geçirmek zorunludur.


Bir siyasi programın temel düşünsel ve nesnel dayanağı, var olan haliyle bir toplumun ekonomik, sosyal ve hukuksal sisteminin işlemekte olan süreçlerinin toplam bir durumudur; başlangıçta teori kısmen veya bir bütün olarak bu süreçleri olumsuzlamayı olanaklı kılabilen formülleri ve savları pratiğe uygulama yol, yöntem ve araçlarını göstererek, programa uygun bir siyaset tarzını önerir. Program, felsefedir;siyasetse onun eylem halindeki pratik karakteridir.


Bu siyaset felsefesi,ortaya koyduğu iddialarıyla, dayandığı ve olumsuzlamayı öngördüğü durumun gevşekliğini çözmüş olarak pratik karakteri gereği sarsıcı bir özellik taşımalı; radikal olmalıdır .Özellikle sınırlı payda devletlerarası bir sömürge olan kurdistan'da ulusal kurtuluş ve özgürlük siyaseti, programatik ve pratik bakımdan radikal nitelikte olmalıdır.Böyle bir ülkede, kişiliği ve özü terbiye edilmiş bir siyasi programdan ve onun hafifletilmiş pratiğinden söz etmek, siyasetin doğasını anlamamaktır.Siyaset bu ülkede ağır, sert, inatçı ve inançlı bir tabiata sahip olmayı gerektiriyor.


Bütün bu özelliklerin demokratik dokuyu bozacağı tehlikesini de fazla abartmamalı. Demokrasi dediğimiz şey, toplumu doğrudan yönetme biçimi olan bir mekanizma; bir hukuksal ve sosyal sistemdir. Bir yönetme biçimine tabi olan demokratik devlet kendine özgü uygulamaları bakımından zaten sert bir yapıya sahiptir; onu çekici kılan demokratik hukuk mizacıdır. Özündeyse bu yönetim biçimi, son sözde, çoğunluğun azınlık üzerindeki mutlak tahakkümüdür.


Belli bir programa bağlı olarak hareket eden siyasi örgütler ve partiler önlerine koydukları hedeflerden saptırıcı eğilimlere ve ilkeleri yozlaştırıcı kesimlere karşı gevşek davranamazlar.Kurdistan'da siyasetin kişiliksizleşmesi ve bu durumda hedeflerin bulanıklaşması,özgür ülkelerde insanların yürüttükleri siyaset ile esaret altındaki insanların yürütmek zorunda oldukları siyaset tarzı arasında gerçekçi denklemlerin kurulamamsından kaynaklanıyor.


Demokrasi her şeye rağmen bir hoşgörü rejimi değildir.Yerine göre ve doğru olarak onun da siyasi ve hukuki planda hoşgörüsüz olduğu, olacağı biliniyor.Çoğunluğun iradesine ve yetkisine dayanarak, onun haklarına tecavüze yeltenen her türlü girişime karşı çok sert yaptırımları olduğu bilinmeyen bir şey değil. Demokratik rejimde bireyin haklarını korumak, aynı zamanda toplumun haklarını korumakla eş anlamlıdır.Ne var ki, son kertede, demokrasilerde de, bireyin değil, çoğunluğun, yani büyük ölçüde toplumun, dolayısıyla rejimin çıkarı önde tutulmakta.Kürdler siyasete bütün ulusun ortak çıkarını temsil eden bir kişilik kazandırmalıdırlar. Onlar, bir araç olarak devreye koyacakları bir örgüt veya partiyi gevşek ve işlevsiz kılacak yanlış algılayışlara göre değil, onu halk ve ülke gerçekliğine dayanan bir felsefi özgünlüğe göre organize etmelidirler.


Siyasete yeni bir akıl, yeni bir ruh ve yeni bir kişilik hakim kılınmadıkça, ulusal demokratik mücadelede süreklilik sağlanamaz.


Siyasi programların tutarlı, doğru ve etkin bir aklın ürünü olması yetmez;o programı sahiplenip hayata geçirecek insanların kendilerini onun sonuçlarında mutlaka görmeleri de gereklidir.İnsanların geleceğini göstermeyen hiçbir program siyasi mevziler elde edemez;kitleselleşip güç kazanamaz. İnsanlar, gelecekte yaşamlarının nasıl olacağından emin olmadıkça,canıyla, malıyla, bir bütün olarak bir davaya her şeyini feda etmeyi göze almaz.Öyle gerçekçi bir program olmalıdır ki, insan bütün tutkularını, özlemlerini onda görebilsin ve o yolda sahip olduğu maddi ve manevi bütün servetini harcamakta tereddüt etmesin! Kürd ulusal davası sadece yoksulların, köylülerin ve işçilerin değil; bu ülkede bir şekilde sermayeyi ellerinde tutan burjuva sınıf ve katmanlarınındır da. Dolayısıyla ulusal programda bir bütün halinde toplumun atıl emek kesimiyle birlikte aktif emeği temsil eden sınıfın çıkarlarını, sermaye kesiminin çıkarlarıyla uzlaştıran ve onları güvenceye alan temel kriterlere yer verilmelidir. Böyle bir uzlaştırma, temelde sosyal dinamiklerini hala koruyan tarihselliğin ve ülke gerçeklerinin zorunlu bir gereğidir.


Temel Sosyal Dinamiklerin Genel Durumu


Kürdler ulusal kurtuluşunu gerçekleştirememiştir. Bütün sosyal sınıf ve katmanlar sömürge rejiminin idaresi ve baskısı altındadır. Ulusal anlamda kendilerini temsil eden ve yöneten bir tek kurumları bile yoktur.İşçiler, resmi anlamda Kürd işçisi olarak bile kabul görmemekte.Ülke sermayesini temsil eden kürdler de resmiyette aynı sıfatla anılmaktadırlar.Fabrikaları, şirketleri, işyerleri kendi aidiyetleri ile değil; egemen sömürge rejiminin belirlediği dille varlıklarını sürdürmekte, yine bu rejimin iradesinin tayin ettiği uygulamalara ve mevzuatlara göre iş yapmaktadırlar. Açık olan şu ki, iki temel sınıf ile birlikte bütün halk doğrudan sömürgeci rejimin ve kurumlarının baskısı altındadır.Bu anlamda uzun vadede hiçbir kesimin güvencesi yoktur.Sömürgeci devlet onların sahip oldukları maddi olanaklara her an el koyabilir; onları dağıtabilir, etkili olamayacakları herhangi bir bölgeye sürebilir. Bu durum işçi ve memur için de böyledir. Sömürgeci rejim geçmişte bu uygulamalara doğrudan başvurmuştur; dolaylı olarak bu uygulamalara başvurmaya devam ettiği ayrıca bilinmektedir. Dolayısıyla sanayici ve sermaye sahibi zenginlerimizin de emek kesimini temsil eden sınıfın da bu rejim altında geleceklerine dair sahip oldukları bir güvenceleri yoktur. Bunların güvencesi Ulusal Demokratik bir programın ortaya konmasıyla mümkündür. Ulusal Demokratik Program, Kürd toplumunun bu gerçekliğini tespitle, sınıfları temsil eden güçlerin ve diğer ulusal dinamiklerin çıkarlarını uzlaştıracak ekonomik ve siyasi denklemlere sahip olmalıdır.


Kürd siyaseti en çok sosyal ve siyasal sınıflar arasındaki tarihsel çelişkileri gererek potansiyel güç kaybına uğramıştır. Ulusal sorunda daha çok uzlaşmacı ve tarafsız olması gereken siyasetimiz ne yazık ki taraf olmuştur. Bu özel olarak Kürdlere mal edilecek tarihsel bir kusur değil; olay Adam Simth'le dile gelip Karl Marks'la eylem tasarsı haline gelmiş; ve sonra sonra Rusya'da 1917 Ekim Devrimi ile pratik bir nitelik kazanmıştır.Güzel bir dünya vaaz ederek, korkunç bir sömürü düzeni altında ezilen bütün dünya halklarını etkileyen bu ideolojik rüzgarın yarattığı tarihsel kavgadan kürdlerin etkilenmemesi mümkün müydü? Başlangıçta İran'da, Irak'ta Kürd ulusal hareketleri bundan doğrudan etkilendi.1970'li yılların başlarına kadar bu etkilerin sürdüğü görülüyor.Doğal olarak Türk Sömürgeci sistemi altındaki Kürdler de bundan etkilenecekti. Öyle de oldu.Kuzey Kurdistan'da Kürd siyaseti çok daha belirgin bir biçimde bu etki altında kaldı .Sınıfsal çelişkilerin gerilmesinde Kürdler burada işi daha ileriye götürdüler. Tasfiyeci bir tutumla milliyetçilere, burjuvalara ve toprak sahiplerine karşı açık savaş ilan eden ulusal güçlerimiz bile oldu. İdeolojik ve sınıfsal olan bu anlayış üzerinde yürütülen kürd siyaseti doğaldır ki zaaflar yaşayacak ve bunun sonucu olarak, zamanla güç ve mevzi kaybına uğrayacaktı.


Bu durumun sonuçları hala kürd siyasetini olumsuz etkilemeye devam ediyor. Daha çok sol ve sosyalist söylemin egemen olduğu bir siyaset tarzına göre şekillenen siyasetçilerimizin önemli bir kısmı sınıf değiştirme ve o sınıfın felsefesine göre siyaset üretme arzusunda olmalarına karşın, olaylara yaklaşım biçimlerine hala sol materyalist yöntemin hakim olduğu görülüyor. Bu durum hem kötüdür hem de içinde kimi önemli avantajlar barındırmakta.Kötü tarafı, felsefi ve ideolojik alanda yaşanan karmaşaya ve belirsizliğe yol açmasıdır.Bu da siyasette, ister istemez istikrarsızlığa yol açıyor . Bir tür düşünsel enkaz söz konusu. Ayakları yere basmayan düşünceler; yeri yönü olmayan felsefi görüşler giderek daha çok savruk halde ortalığı tozutuyor. Doğaldır ki, siyasetin yapısal ve örgütsel durumu da benzer bir nitelik alıyor ve onda da istikrarsızlık giderek kronik bir hale dönüşüyor.


Avantajlar barındıran yanıysa, farklı düşündüğünü ileri sürenlerin çoğu zaman değişik platformlarda, ortak tutum ve anlayışta hedef tayin etmeleri ve oralarda siyasi çalışmalarda bulunabilmeleridir. Bu durum çok önemli bir gelişme aslında. Farklı düşünen insanların kendilerini de etkileyen siyasal durumlara karşı ortak siyasi tutumda güçlerini birleştirmeleri Kürd siyasetinin demokratik bir kültüre doğru evirilmesini sağlaması bakımından önemlidir.Bir liberalle bir sosyalistin, bir milliyetçiyle bir komünistin sadece demokratik bir etkinlikte değil, ulusal planda ihtiyaç duyulan siyasi oluşum ve arayışlarda birlikte olmaları çok yeni bir davranış olmasa da, yoğunluğu bakımından yeni sayılmakta. Karşı karşıya bulundukları felsefi, politik, örgütsel ve yapısal sorunlar bir yana, HAK-PAR, KADEP gibi Kürd partilerinin yanı sıra TEVKURD'te, ve Devrimci Demokratlar'ın çalışmalarında felsefi ve ideolojik temelde farklı olan insanların Kürd ulusal meselesinin ana noktalarında birlikte siyaset yapmaları çok çarpıcı ve umut verici örnekler.Burada paranteze alınması gereken şu saptamanın da önemine işaret etmeli: Sözü edilen oluşum ve kurumlarda siyaset yapanların bağlı bulundukları sosyal ve sınıfsal temelleri çok çeşitli ve renkli. İçlerinde burjuva demokrat, milliyetçi, sosyalist, devrimci ve demokrat unsurların yanında, yine sınıf kökleri bakımından değişik sosyal katmanlardan gelen hatırı sayılır entelektüel ve aydın bir kitle bulunmakta. Gösterilen bu örnekler Kürd siyasetini sınırlı, katı ve dar bir ideolojik ve felsefi yapıdan, bileşim dinamikleri geniş tutulan, farklılıklarla zenginleşip etkili olacağını tespit eden, çoğulcu ve öncelikle ulusal ve demokratik bir siyaset tarzını bilince çıkaran bir yapıya doğru evrilmekte olduğunu gösteriyor.


Felsefi planda TEVKURD kısmen kendini bu konuda netleştirmiş bulunuyor.Devrimci Demokratlarsa, hala bir felsefi bocalama içerisindedirler: Aidiyet ruhunu ve duygusunu kamçılayıp diri tutmakla zaman kaybeden Devrimci Demokratlar, yüzünü realiteye çevirmek ve oradan yeni bir olgu olarak çıktığını gösteren felsefi ve siyasi aklı ortaya koymak zorundalar. Aidiyetin yaşamımızda ve içinde bulunduğumuz koşullarda hiçbir hükmü yoktur ve ondan ne siyaset çıkar ne de hukuk. Koşullar hem onun siyasetini hem de onun hukukunu çoktan aşmış bulunuyor.Bilindiği gibi, sıkça vurgusu yapılan Aidiyette sosyalist ideoloji hakimdi ve öngörülen ulusal kurtuluş devriminde öncü rol biçilen sosyal kesim işçi sınıfıydı. Dünya koşulları, bölgedeki durum ve ülke gerçekleri, ideolojik olan bu tezleri şimdilik rafa kaldırmış bulunuyor. Kurdistan'da yaşayan ve siyaset yapan aklı başında bütün sosyalistler dahil bir çok kesim, ulusu meydana getiren bütün sosyal ve sınıfsal dinamiklerin, Kurdistan ulusal demokratik mücadelesinin asli müttefikleri olduğunu kabul ederler. En azından bir sosyalist olarak ben bunu böyle görüyor ve böyle kabul ediyorum.


Kürd siyasetine akıl hakim olmak zorunda.Ve bu siyasi akıl yeni olmalı, yeni bir gelecek tasarımını önerebilmeli insanlara.Bu yeni veya yenilenmiş insanla olur. Siyasete yeni bir akıl, yeni bir ruh ve yeni bir kişilik hakim kılınmadıkça, ulusal demokratik mücadelede süreklilik, diğer bir deyişle istikrar sağlanamaz.

İnsan, geçmişteki başarıları methedip geçici coşmalar aracılığıyla geleceği düşleyebilir ama onu kuramaz. Unutulmamalıdır ki, insanlığın uzun tarihi, geçmişi değil; geleceğidir. Yeni insan, geleceğe kendini bu anlayışla hazırlamalı ve siyasete öyle karışmalıdır.


Güney Siyaseti Bir Kıskaç Siyaseti Olmaktan Çıkarılmalı

Yeni siyaset, yeni insan yeterli düşünsel donanımı olan ve kendini geleceğe etkin bir biçimde hazırlayan çok yönlü ve modern bir profile sahip olmalı…


Kürdlerin talebi, kendi coğrafyalarında ulusal iradeyi en üst düzeyde temsil eden meşruiyet hakkını kullanmaktır.Bu genel bir talep olduğu gibi gerçekçi bir taleptir de. Ama kendine özgü sıkıntı yaratan yanları var.Kürdler dört ayrı sömürgeci devletin işgali altındadır. Irak parçası kısmen belli bir statüye kavuşmuş bulunmakta; ancak her şeye rağmen geleceği belirsiz bir statüdür bu. Statü orada henüz istikrarlı bir dengeye kavuşmuş değil. Öyle de olsa, Güney Kurdistan'da kürdlerin geleceğe güvenle bakarak kurumsallaşmaya hız verdikleri görülüyor.Bu durum genel olarak, diğer devletlerin, yani İran, Süriye ve Türk devleti'nin işgali altında bulunan parçalarda yaşayan Kürdleri maddi ve moral açıdan olumlu etkiliyor.Kürdler arasında geçmişe göre daha sık siyasi ilişkiler gelişiyor; ortak bir varoluş duygusu, geleceklerini güvenceye almak için ortak bir psikoloji oluşuyor. Başka ekonomik, ticari ve kültürel ilişkiler de bu duruma eşlik ederek karşılıklı alışverişi yoğunlaştırıyor. Buraya kadar her şey çok normal ve olumlu. Ancak yanlış giden bir şeylerin olduğu da gözden kaçırılmamalı: Kurdistan'ın farklı parçalarının; özellikle de Kuzey Kurdistan Bölgesi'nin koşulları bir çok yönüyle farklı sosyal, siyasal ve kültürel gerçekliklere sahipken, ve zorunlu olarak, farklı siyasal işleyişi olan ve bu nedenle de mücadele doğrultusu ve hedefleri farklı aşamaları öngörmesine rağmen, “Güney Siyaseti”nin bu parçada, çok dolaylı biçimlerde, “resmi” bir paradigma halinde kendini dayatması, gelecek açısından kaygı uyandırıcıdır. Kuzey Kurdistan Bölgesi'nin koşulları, kürdlerin bağlı tutulduğu statü Güney Kurdistan Bölgesi'nin sahip olduğu statüyle; sosyal, siyasal ve kültürel durumla nasıl aynı değilse, ulusal demokratik mücadelenin dayanması gereken araçlarının yanında, aşamalı olarak öngörülen yakın ve uzak hedeflerin de aynı olması beklenemez.Uluslararası siyaset bile iki ayrı konumda bulunan aynı halkın mevcut durumlarına aynı mantıkla bakmaz; bakmıyor. Bir kere bu iki ayrı bölgede bulunan kürdler sosyal, siyasal ve hukuksal bakımdan tamamıyla birbirinden farklı konumdadırlar.

Güney Kurdistan bölgesi kurumlarıyla, sosyal, siyasal, ekonomik ve hukuksal mekanizmalarıyla istikralı bir devlet olma aşamasındayken, burada, Kuzey Kürdlerini, özerk ve özgür anlamda temsil eden bir tek kurumdan bahsetmek hala mümkün değil. Böyle olunca da, Güney Kürdlerinin kendi tarihsellikleriyle güçlenen statüsünü ve imkanlarını temel alarak; onun, kendi mevcut statüsüne dayanıp dünya siyasetine kabul ettirmeğe çalıştığı haklı ve meşru taleplerini, kendi siyasal talepleriniz yerine ikame edemezsiniz;ederseniz, hiçbir sonuç alamazsınız. Güney Siyasetini kendi gerçekliği üzerinde konuşlanan haliyle değerlendirmek gerekiyor.Onun dayandığı askeri gücün yanında sahip oluğu sosyal, ekonomik, hukuksal ve kültürel kurumları resmen onaylayan ve destekleyen uluslar arası büyük güçler var. Oysa Kuzey Bölgesi Kürdlerini bu anlamda onaylayıp destekleyen hiçbir uluslararası güç yok. Şimdilik bu haliyle olmaz da.

Belli bir statüyü belirleyen temel olgular, bir halkın o ana kadar sahip oldukları veya yaratacakları sosyal,ekonomik, akademik, kültürel ve sanatsal kurumlardır. Statünün biçimini, sözkonusu alanlarda organize olmuş işlevsel kurumların niteliği tarafından belirlenir.

 

 

İzlediği askeri politika sonucu ortaya koyduğu eylemleri, beğenelim beğenmeyelim; Kuzey Kürdler'inin kurumsal planda dayanabileceği sadece askeri güçleri var. Bu gücün PKK'ye ait olarak onun denetiminde hareket ediyor olması, bu gerçeği değiştirmiyor. Ne var ki, sadece askeri açıdan kurumlaşmış olmak ne egemen devlet için bir tehlikedir ne de Kürd ulusal siyasetini, meşru planda, uluslar arası platformlara taşımak için yeterlidir.Bu talepleri sisteme dayatmak ve sorunu, meşru gerekçeleriyle birlikte uluslar arası plana taşımak için, taleplerinizi dayandırabileceğiniz dinamik (canlı-işlek) siyasal, sosyal, hukuksal ve kültürel kurumlarınızın olması zorunludur. Bunlar olmadıkça, tamamıyla siyasi olan talepleri dayandırabileceğiniz herhangi bir statüyü kimseye kabul ettiremezsiniz.


Kuzey Kürdlerinin aşamadığı temel sorunlardan biri, gerekli olan her alanda kurumlaşamamış olmaktır. Kürd siyasetine hakim olan karmaşa, başıbozukluk ve güçsüzlüğün nedeni de, temelde, budur. Bu durumu Güney Siyasetinin gölgesinde aşmaksa, mümkün değildir.


Dolayısıyla bütün Kürdler Güney Siyaseti'ni ve onların kendileri için belirlemiş oldukları hedefleri desteklemelidirler.Ama özgül planda onun gerçekliğinin bir parçası olarak sahnelenen siyasetin doğrudan veya dolaylı birer uzantısı, sözcüsü, figüranı veya aktörü olmak Kuzey Kurdistan'ın özgül gerçekliği ve geleceği için doğru bir yaklaşım olmayacaktır.


Çok tekrarladığım bir nokta olsa da,Kürd siyasetinin gerçekçi olması ve yenilenmesi gerekir, diyorum.. Bu yenilik şarttır.Her şeyden önce kürdler her alanda elde ettikleri kazanımları önyargısız olarak korumak ve sahiplenmek zorunda. Kuzey Kürdleri, tamamıyla ulusal kurumlaşma üzerinde biçimlenen Güney Kurdistan Bölgesi'nin statüsüne sahip çıkmalı;onlarla her türlü ekonomik,siyasi ve kültürel ilişki içinde olmalıdırlar. Ama onların gölgesinde, Kuzey Kurdistan Bölgesi'nde siyaset yapmamalıdırlar.


Daha önemli olarak, Kuzey Kurdistan'da, Kürdlerin canına,malına ve kanına mal olmuş olarak askeri açıdan etkin bir kuruma dönüşmüş olan Kürd silahlı güçlerine bakışı değiştirmek; ve bundan böyle, onların ulusal potansiyel bir kuvvet olarak algılanması gerektiğini kabul etmek daha gerçekçi olacaktır. Bu güçlerin yanlış siyasi ve askeri amaçlarla kullanılıp heder edilmemesi yönünde verimli olacak eleştirilerde bulunmak ve PKK'nin doğru siyasi bir yerde durmasını sağlayacak azami çabalar içinde olmak, herkesin ortak sorumluluğudur. Kürd halkının düşmanları dıştan, içten ve çeperden PKK'yi ulusal rotadan saptırmak için her türlü ilişki geliştirirken, gelecekte kendileri için de büyük sorunlar açabilecek oyunlara karşı, farklı siyaset çizgisinde olan Kürdler PKK ile neden demokratik- siyasi ilişkiler içinde olmasın? Kuşkusuz Kürdler bu ilişkileri geliştirirken, bir siyasi çizgi olarak PKK'nin şimdiye kadar yol açtığı tahribatları ve yaptığı yanlışları bir kenara atmamalıdırlar;eleştirel tutum mutlaka sürdürülmelidir.


Devam edecek

Ahmet Kaymak/AMED