Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

KÜRD ULUSAL SİYASİ PROGRAMINA KATKI

 

Kürd Siyasetinin Tarihsel ve Güncel Kritiği:

 

Tezler, çözümler,Güncel ve Tarihsel Talepler

(ÖZET) -2-

 

İttifaklar Piramidi:

 

Farklı niceliklerin yaşamsal konumlarındaki özgül niteliklerinin her biri kendi ölçeklerinde farklı özgül birer dinamik değere tekabül eder.

 

Siyaset biliminin uğraşlarının arasında, farklı niceliklerden kesin ölçüde somut bir nitelik ortaya çıkarmak vardır.Buraya kadar teori görevini yerine getirmiş olur;ondan sonra insanlar önlerine gelen niteliğin kendisini ele almaya başlarlar.Teori, bundan sonra niteliğin işlevsel ve pratik uzantıları üzerinde tartışmayı sürdürür.

 

 

Siyaset bilimi, farklı çap ve değerde bulunan niceliklerden kesin ve somut bir nitelik elde etmeyi amaçlar.Burada metodolojinin rolü önemlidir.Hesabı matematiksel simgeler veya nicelikler üzerinden ele almaz. Matematiksel simgelerin ve niceliklerin ruhu ve midesi yoktur; sorunu, küçük ve büyük ölçekte bulunan çok çeşitli ve farklı sosyal dinamikler üzerinden ele alarak çözmeye çalışır.

 

Bizim de şimdilik burada yaptığımız budur.

 

Kürd siyasetinin temel sorunlarından ikisi ittifaklar ve birlikler sorunudur.Bunlar, şimdiye kadar, kurdistan gerçekliği üzerinden farklı sosyal ve sınıfsal dinamiklerin sahip oldukları güç ve üstlenebilecekleri roller tanımlanıp hesaplanmadan, daha çok duygusal, pozitivist, pragmatik ve oportonist yaklaşımlarla ele alınıp çözümlenmeye çalışılmıştır.Kürd siyasetine,bu yüzden bilimsellik oturmuyor bir türlü. Uyumsuz ve agressifliği bünyesinde besliyor. Aklı yettiğinde, pratik eksikliğinin ve siyasetin süreksizliğinin nedenlerinden biri, budur.Pratik öne çıktığındaysa Kürd siyasetinde bilimsel aklın irtifası kaygı verici düzeyde düşüyor; düşünsel ve örgütsel tutarsızlık öne çıkıyor. Siyasi güç ve tarafların uzlaşı ve uyum zeminleri içinden çıkılamayacak kapsamda bir tür kaosla karşı karşıya geliyor.

 

Siyasi birlikler ve ittifaklarsa, farklı sosyal güç ve tarafların, kısmen veya tamamen üzerinde uzlaştıkları temel ilkeler üzerinden biçimlenir.Kürd siyaseti bu ilkeleri tanımlamak gibi bir sorunla karşı karşıya bulunduğu kadar bu siyaset tarzının demokratik muhtevasına ve biçimine göre felsefi ve düşünsel bir yeterliliğe de sahip olmalı. (Bunun için ayrıca bakınız: http://www.kurdinfo.com/nivis/kaymak_18.htm )

 

Ulusal ve uluslararsı planda İttifaklar Politikası akılcı, tutarlı, doğru ve çağdaş düşünsel gerekçelere göre biçimlendirilmeli ve hayata geçmeli.

 

Özelde Olması Gereken:

 

Kürdler kendi aralarında barışık bir süreç başlatma ve yaşatma olgunluğunu mutlaka göstermelidirler. Kürdlerin sorunu ulusal demokratik, siyasi bir sorundur. Demokratik ve siyasi sorunu olanlar, sorunlarının çözümü için, kendi aralarında olduğu gibi kendi dışındaki muhaliflerle, hatta kendilerini ezen sisteme bağlı demokrat güçlerle de demokratik ilişkiler geliştirmek zorundalar.

 

Kürd siyaseti, ittifaklar siyasetini hiçbir zaman pragmatik açıdan yoluna koyan bir anlayış üzerinde kuramadı. Geçmişte, zaman zaman, sol ve daha özel olarak da sosyalist bir tutumla sahip olduğu ittifaklar siyaseti anlayışıyla, gerek kendi aralarında, gerekse egemen ulusun demokratik örgüt, parti ve güçleriyle sınırlı güçbirliği ve ittifaklar geliştiren kürd örgüt ve partileri, bunların sonuçlarından pek bir şey elde edemediler. İttifaklar siyaseti ulusal çıkarları öne alan temel ilkelerden yoksundu. Doğal olarak, ilkesizlik siyasette çelişkilere, açmazlara giderek ayrışmalara yol açıyordu. 70'li yıllarda, özellikle Ankara merkezli ilişkilerde yapılan bu ittifaklar sonrasında kürd örgüt ve partileri bekledikleri sonuçları alamıyor; böyle olunca içlerinde çıkan çelişkiler büyüyor; bu da örgüt ve partilerin parçalanıp bölünmesiyle sonuçlanıyordu. Bölünüp ana gövdeden ayrılan guruplar, ana gövdede önceden tespit ettikleri ve ayrışma nedeni saydıkları çelişki ve sorunları beraberlerinde götürüyor; bir önceki durumu aşamayan bu bölünmüşlükte doğal olarak çelişkiler daha derinleşip iç gerginliklere yol açıyordu. Öyle bir aşamaya gelindi ki, elle tutulmayan bir sorundan dolayı bile guruplar ayrışıyor, daha küçük siyasi kümeler halinde ortaya çıkıyorlardı. Siyaset bilincinin o makul asaleti ve hakimiyeti böylece kayboldu. Duruma kişisel, duygusal, hatta özel ilişkiler eşlik etmeye başladı. Sonuçta ana gövdeden kopan bu guruplardan çıkan kümelenmeler de kendi içlerinde ayrışıp bölünerek daha da ufalandılar; bunların hemen hemen çoğu zamanla siyaset sahnesinden silinip tamamıyla kayboldular.

 

Bu sonuçların sorumluluğunu tümüyle sola ve sosyalistlere yüklemek elbette haksızlık olur. O dönem, henüz iç içe olan ve tam anlamıyla ayrışmamış feodal burjuva doku arasında kimlik bunalımında olan milliyetçiler de en az onlar kadar sorumludurlar. Her şeyden önce iki cenah da demokrat değildiler . Oysa ittifaklar siyasetinin kendisi, kesin olarak demokratik olmayı koşullar ve ittifak güçlerinin bu özellikte olmasını zorunlu kılar. Ne var ki sözü edilen bu güçler demokrasizmi ne kendi örgütsel yapılarında ne de kendi dışındaki yapılara karşı içselleştirebilmişlerdi. Bunlar; yan yana durarak bir arada olma, birbirlerinden güç alma, birlikte herkesin çıkarını temsil eden ortak bir hedefe varmak için siyasal yetki ve sorumlulukları paylaşabilme kültürüne hakim olamadılar. İncelendiğinde; her kesimin aşağı yukarı akıbetlerinin benzer olması bu açıdan şaşırtıcı değil.

 

Kürd ulusal güçleri ittifaklar siyasetinde gerici bir nitelik ortaya koydu. Egemen sistemin güçleriyle olan ittifaklarında da ilkesiz, tutarsız ve istikrarsız oldular. Bu ilkesizlik ve tutarsızlık hala Kürd siyasetinde olanca gücüyle hakimiyetini koruyor; ve bu da , doğal olarak savrulmalara yol açmaya devam ediyor.

 

Genel ve Global Planda Olması gerekenler:

 

Kürdler ezen ulus güçleriyle olan ilişki ve ittifaklarında hala geleneksel sol mantığa dayalı tutumlar içerisindedirler. Bu tutumlar doğru ve gerçekçi değildir. Her şeyden önce, ezilen ulus siyasetinin tutumu, ezen ulus güçlerinin esaret altında olan halkın ulusal ve demokratik haklarına karşı sahip oldukları yaklaşımlara göre biçimlenmelidir. Bu yaklaşıma hakim görüşün veya tarafın felsefi, ideolojik ve siyasal açıdan hangi kanatta, yani sağ veya sol, olduğu pek önem taşımaz, taşımamalı. Bunlar pek ala burjuva demokrat, muhafazakar, sosyal demokrat; siyasi nitelikleri bakımından sağ veya sol ideolojik ve politik felsefeyi temsil edebilirler. Ezilen ulusun siyaset ittifakı açısından bu farklı nitelikler bir sorun teşkil etmez.

 

Bu durum, özel konjöktürde olduğu gibi dünyadaki genel siyaset konjöktürü açısından da bir sorun teşkil etmeyecektir.

 

Ezen ulusun ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel bakımdan kendisini güvenceye alacağı uluslar arası stratejik ilişki ve ortaklık arayışlarına muhatap olan devletler ve ülkeler olabilir;olacaktır ve oluyor. Yaşayan her halkın, her ülkenin ve her devletin zorunlu olarak başvurduğu siyasi ve stratejik bir arayıştır bu. Türk Devleti'nin de bu türden arayışları, kurduğu ekonomik, siyasi ve askeri ortaklıkları var. TC Devleti'nin bu arayışları dur durak olmadan aktif bir biçimde devam ediyor.

 

AB ve KÜRD SİYASETİ

 

TC'nin bu anlamda sürdürmekte olduğu arayışlarına ve ilişkilerine muhatap olan kimi halklar, ülkeler ve devletler, özel bir ayrıcalık ve ilgi göstermekten çok, kuşkusuz kendilerinin uzun vadeli çıkarlarına yanıt olabildiği ölçüde, TC Devleti'nin bu arayışlarını ve ilişkilerini değerlendirmektedirler. Kürdler de bu süreçte aynı amaçla, aynı devlet ve ülkelerle ilişkide olmak zorundalar. TC'nin bu doğrultuda ilişkiye geçtiği ülkelerle Türkiye egemenliği altında, bütün ulusal ve demokratik haklardan yoksunlaştırılmış bir halk olarak Kürdler de ilişkiye geçip talepleriyle birlikte kendi durumlarını, söz konusu platformlarda dile getirmek ve kabul ettirmek için ortaya çıkan fırsatları değerlendirmelidirler.Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme projesi Kürdler için bu anlamda yaşamsal bir önem ortaya koyuyor. TC'nin, bir çok yönden kürdlere karşı sürdürdüğü düşmanlığı ve ard niyeti bilmeyen yok. Ama bu tercih Kürdlerin yararınadır.Türkiye'nin Avrupa Biriliği'ne girmesi bu nedenle desteklenebilecek bir tercihtir. Açıktan, fiili olarak düşmanca tutumlar içinde olsa da, çıkarlar birleşiyorsa, Türk Devleti'nin yürüttüğü uluslararası politikalarda aynı kulvarda olmak kötü bir şey değil: Zalimlerden gelen her şeyin mutlaka kötü olacağına dair herhangi bir kayıt yoktur .Tersine ondan gelen zorunlu sınırlı iyilikler de olabilir. Dolayısıyla Türkiye'nin AB projesi ve programı bütünüyle kötü değil.Kürdler için de Türkler ve bu coğrafyada yaşayan diğer etnisiteler için de iyi ve yararlı olan bir çok ölçüt söz konusu. Kürdler bu süreci daha iyi ve doğru sonuçlar doğuracak bir yaklaşımla değerlendirmelidirler. Bu coğrafyanın sosyolojik realitesini doğru değerlendirip Türkiye'nin daha adil ve demokratik bir hukuk sistemine dönüşmesi için Kürdler ilgili devletlerin ve uluslararsı kurumların kapılarını TC Hükümetleri'nden daha çok çalmalıdırlar! Bunu bazı hallerde birlikte yapmakta da önemli yararlar var.Barbarlık sonsuz bir davranış biçimi değildir; kin diner, bir gün düşmanlıklar biter.Hiç bir halk ya da sistem, bir başka halkla veya sistemle sonsuza kadar düşman kalmamıştır.Yeter ki mazlumlar zalimleri alt ettiklerinde onlara benzemeye kalkışmasınlar!Kürdler mazlumdur, Türkler de öyle. Sorun sistemdir. Sistemin AB'ye çekilmesi iki halkın da faydasınadır. Bu nedenle Kürd siyaseti mazlumun cesaretiyle duruma yaklaşmak durumundadır. En üst düzeyde uzlaşı zeminlerini besleyen ve uzun vadede iki kesim arasında sorunları çözebilecek doğru adımlar atmak için bu yaklaşım her zamankinden çok daha gerekli.

 

Böyle hallerde tarihsel niyetlere takılıp kalınmamalı.Çünkü ondan uzlaşı ve çözüm çıkmaz.

 

Resmi veya gayri resmi olarak, Kürdler, Avrupa Birliği projesi kapsamında, Türk hükümetlerinin sürdürmekte olduğu çalışmalara aktif destek vermelidirler; hatta bunun alt yapısını ve yöntemlerini saptayıp zaman zaman birlikte hareket etme olanaklarını kullanarak bu süreçte sonuç alacak düzeyde baskı unsuru olmalıdırlar.Doğru ve gerçekçi siyasi tutum bu olacaktır. Bize düşmanlık yapanlarla da olsa, sonuçta bizim de yararımıza olacak bir sonuca ortak olmak için katkı sunma aklını ve cesaretini ortaya koymamak için hiçbir gerekçe yoktur.

 

İttifaklar piramidi diye kavramlaştırdığım siyasi ve demokratik bu öngörüşler; bizi etkileri altında tutan çok karmaşık ve zorunlu ilişkilerin, mutlaka siyasi aklın egemenliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gereğini göstermenin yanı sıra esastan düşünsel boyuta değin yeni bir hareket tarzını dile getirmekle birlikte pratik niteliği ve gücü olabilecek olgusal ve yapısal niteliğin belirlenmesinde katkı sunmayı amaçlayan görüşlerdir. Bu görüşler, nitelikleri bakımından birer önerme olarak da karşılanabilir.Sorun, klasik sorgulama biçiminden farklı olarak bunların tartışılması ve gerçekçi olup olmadıklarına, yani bize ve gerçekliğimize uyup uymadıklarına bakılarak doğru bir hükme varmaktır.

 

Devam Edecek…

 

Ahmet Kaymak/AMED