Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

KÜRD ULUSAL Sİ YASİ PROGRAMINA KATKI
Kürd Siyasetinin Tarihsel ve Güncel Kritiğ i:
Tezler, çözümler, Güncel ve Tarihsel Talepler
(ÖZET) -3-

 

 

Yeni Anayasa Taslağı ve Kürdler

 

Şimdiye kadar klasik eleştirinin etkisi altında olguları ele alış ve olaylara yaklaşım tarzımız, geleceğe ilişkin durabileceğimiz yeri gösterebilmesi bakı mından oldukça verimsiz sayı labilecek öngörüşler elde edebilmeyi sağladı. nırlı bir alanda, sınırlı ilişkilerle büyük siyasi hedeflere varılamayacağı anlaşıldıktan sonra, bo şa harcanan zamandan başka maddi ve manevi alanda çok şey kaybetti ğ imizi ancak fark edebildik İnsana olan güvenimizi yitirmeye baş ladı k; daha kötüsü siyaset dediğ imiz o amansız silaha olan güvenimizi kaybettik. Kusur elbette, elde ancak bir araç olarak kullanılabilen bu silahın değildi; onu kullanamayan bizlerindi. Sonuçta olan da oldu zaten: Hem siyasete hem de onu kullanmayı beceremeyen insana güvenimizi tümden kaybettik. Siyasetin kurucusu insan dediğ imiz o dinamik unsura güvenimizi yitirirken, sahip olduğ umuz değer ve ideallerimize inancı mızı da yitirdik. Ama hayatı mızı değiştiren , bizi mutlu eden hiçbir şe y olmadı bu arada. Yitirdiklerimizin yerine hiçbir şey koyamadık. Sorunlar hayatı mızı daha fazla germeye başladı. Bir çok konuda siyasi yetersizlik içinde olmak,doğaldır ki bu sonuçları doğuracaktı.Buna eklenen 12 Eylül Anayasası toplumsal ve siyasi hayatımızda zaafiyetleri daha bir çoğalttı. Demokratik mücadele pratikte gevşedi; siyasi dinamikler savruldu.Evet, doğru: Faşist bir rejimin hazırlatıp dayattığı bir Anayasa sonradan uygulamada tabii ki hayatımızı ve hareket alanlarımızı sınırlandıracaktı. Ne var ki değerlendirmede işin sadece bu yönüyle yetinip mücadelenin gevşek bir yerinde durmak haklı ve makul değildi.Kitle gücü bu kadarla ve böyle bir tutumla elde tutulamazdı.Gerekçelerimiz, iddia ve kuramsal donanımımız halkın beklentisini tutarlı bir siyasi doğrultuya çekmekte ikna edici yeterlikte olmadı. 12 Eylül faşizminin mevzilenme olanaklarını daraltıp ulusal güç ve kuvvetleri konumlanamaz hale getirdiğini söyleyip durarak k endimizi haklı gösterme gerekçelerine de, başta Kürd halkı itibar etmedi. Bu gerekçelerimizi desteklemediler. Haklı ydılar. Çünkü fiili durumlarda siyasi olarak sergilediğimiz tutum ve davranışlarımız halk ın beklentisine ve ilgisine mahzar olacak nitelikte ve etkide olmadı hiçbir zaman.

 

Bu süreçte bizim gibi olmayanları , bizim istek ve beklentilerimize göre davranmayanları siyasetten hep olumsuzladı k, ama olumsuzladığımız siyasi davranışların yerine pratik anlamda hiçbir şey koyamadık. Düşüncelerimiz, geleceğe ilişkin kimi tespitlerimiz bugün doğ rulukları kanı tla nmış olsa da pratikte bizi doğ rulayıp haklı gösterebilecek somut adı mlar atmadık.Hala somut adı mlar atmakta zorlanıyoruz. Oysa sistemi koruyanlar, dün olduğ u gibi bugün de yedeklerine aldıkları güçlerle birlikte hiçte boş durmuyorlar. Türkiye planı nda el birliğiyle Kürd sorununu gündemden çıkarma planları ve politikaları uygulanmaya devam ediyor. Yeni Anayasa Taslağı üzerinde yapılan tartışmalar, ve bu arada, merkeze alınıp konuşulanlara bakıldığında, bu manipülasyon çok daha açı k biçimde göze çarpıyor.

 

sa bir hatırlatma yapmakta yarar var: Bilindiği gibi, faşist ve ı rkçı 12 Eylül Anayasası, Kürd ulusal Sorunu ve onun kaynaklık edeceği olası sonuçları göz önüne alınarak hazırlanıp topluma zorla dikte edildi. Otuz yı la yakın bir süredir bu ırkçı Anayasa ile yönetilen toplumun bir çok değeri aşındırıldı; her şeyden önce halkın sosyal dokusu bozuldu.Toplum terörize edildi.Kurdistan yakılıp yıkıldı.Binlerce insan öldü.Yüzbinlerce insan kovuşturmalara uğradı, işkence gördü ve hapsedildi. sacası toplumun ekonomik, sosyal ve hukuksal düzeni alt üst edildi. Devlet gücü açıktan yasadışı güçlerin ve çetelerin yararlanıp kullandığı bir rant aracı haline geldi. Toplumda hak ve hukuk arayışları Türk hukuk ve yargı sistemini aştı. Yasadışı güç ve çetelerin baskısı altında bu mekanizmalar işlemez hale geldiler. Hak arayış ları böylece uluslar arası mercilere intikal etti. 12 Eylül Anayasası'ndan hükmü ile Türk Devleti'nin tasarrufunda ve denetiminde i şleyen hukuk ve yarg ı sistem inden dolayı o kadar çok insan hak ve hukukunun çiğ nenmiş olup milyonlarca mağ duriyetlere yol açtığı görüldü ki, özellikler AHİM'de görülen bu d avalar sonucu, Türk Devleti mahkumiyet üstüne mahkumiyet yedi.Böyle olunca Türk hukuk ve yargı sisteminin koruduğu ve yaptırımlara kaynak gösterdiği maddeleri artı k pratikte i şlevi olmayan, geçerliliklerini yitirmiş içeriklere dönüştüler.

 

Yeni Anayasa adı altında gündemde olan çalışma taslağı, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, ancak pratikte aşınan ve işlevsizleşen bu anti demokratik maddeleri bir bakıma düzenlemeyi öngörüyor.AKP inisiyatifiyle başlatılan bu süreç, 12 Eylül Anayasası'nı olumsuzlayıp yeni bir Anayasa yapmak amacı nı taşımıyor.Uluslararası hukuk kurumlarının verdiği kararlar ve ortaya çıkan içtihatlar sonucunda, uygulamada güçsüz ve etkisiz duran ilgili maddelerin bu arada güçsüz bir imaja yol açtığı devlet oto ritesini, hukuk sistemi üzerinde düzenleyip yeniden kurmayı hedeflemektedir.

 

Her şeye ra ğ men yeni bir Anayasa diye elde bulunan taslağın ilgili düzenlemelerinin toplumda kimi rahatlamaları sağlayacağı şüphe götürmez. Ne var ki, ba şta AKP'nin ve devletin di ğ er güçlerinin yol verdikleri bu değişiklikler ve düzenlemeler, Yeni Bir Anayasa yapma giri şimi olarak değ erlendirilemez.Yapılanlar, aşınan ve işlevsiz halde duran maddeleri değiştirip sınırlı bir düzenlemeye sokma giri şimidir. Baştan başa bir de ğ işim olacağını gösteren somut hiçbir işaret yok.12 Eylül Anayasası'nın başlangıç ilkeleri ve daha bir çok ırkçı ve faşizan ilke bir önceki gibi sıkı sıkıya korunuyor. Özellikle devletin üniter yapı sı ve bu coğrafyada asli unsur olarak bilinen Kürdleri Anayasal düzeyde hala inkar eden ilkeler korundukça, demokratik ve özgürlükçü bir Anayasa'dan söz etmek mümkün olmaz.

 

Kürdlerin ulusal ve demokratik hakları planında kültürel hakları kabul edilip güvenceye alınmış olarak; Ana Dille Eğitim hakkıyla birlikte en alt düzeyden en üst düzeye kendi eğitim kurumlarını oluşturabil me özgürlüğ üne mahal vermeyecek olan bir Anayasa demokratik ve özgürlükçü bir içerik kazanamaz. En azından sayılan bu hakları görmezlikten gelen bir Anayasa çalışmasının bir ülkenin temel gerçekliklerine uygun sonuçlar çıkaramayacağı şimdiden bellidir.Ülkenin temel sorunları yine orta yerde durup didişmeleri arttıracaktır.Tam eşitlik ve adalet talepleri; uzlaşı, barış ve huzur çabaları bu coğrafyada kavganın ve mücadelenin ana sebepleri olarak siyasetteki etkilerini sürdüreceklerdir.

 

Öyle olacak; çünkü yeni Anayasa taslağı nda, kronikleşmiş resmi inkarı aşan ve demokratik hakları özgürce tasarruf eden yeni ilkeler yok. O halde bu nasıl yeni bir Anayasa olabilir ki? Bu Anayasa, ilgili hukukçular daha iyi bilir, sonuçlarını görüp bildiğimiz 1961 Anayasası'ndan daha geri ilkelerle karşımıza çıkıyor. Bu aldatmacayı görmezlikten gelmek mümkün mü?

 

Yeni Anayasa taslağı resmi inkarı koru yan,bu coğ rafyada ya şayan halklara ve özellikle Kürdlere özgürlük,e şitlik ve demokratik bir yaşam vazetmeyen bir aldatmaca girişimidir. Türk devleti, AKP hükümeti eliyle, demokratik hak ve özgürlükleri k ı sıtlayan ve mayasında terör bulunan 12 Eylül Anayasası'na karşı, uygulamada, gerek içte gerek dışta oluşan yoğun baskıları hafifletmeyi ve bu baskı güçlerini oyalamay ı amaçlıyor. Bu samimiyetsizliktir …

 

AHİ M'in, ırkçı 12 Eylül Anayasası'na dayanan çok sayıda hukuksal ve yasal kararları nı ve uygulamalarını sonradan mahkum ederek Türkiye Devleti'ni cezalandırdığı biliniyor. Söz konusu Anayasa'dan kaynaklı bir çok uygulamanın adı geçen uluslar arası hukuk ve yargı kurumunda hala mahkeme edildiği de açık. Bu uygulamaların çoğunun mahkumiyetle sonuçlanacağını gösteren çok sayıda uluslar arası emsal kararlar ve içtihatlar var. Görülüyor ki, Türk devleti'nin hukuk ve yargı sistemi çökmüş, saygınlığını yitirmiştir. Ba şta Kürdler ve Türkler olmak üzere bu co ğ rafyada yaşayan bütün halklar bu sistemin hukuk kararlarına ve uygulamalarına artık güven duymamaktadırlar, sonuçlarını sorgulamaya ve işi sonuçta uluslar arası hukuk makamlarına taşımaya devam ediyorlar. Diğ er ülkeler; özellikle de Avrupa ülkeleri de Türkiye'de hukuk ve yargı makamlarının verdikleri kararlara itibar etmemektedirler. TC Devleti hakkında Uluslararası hukuk ve yargı makamlarının şimdiye kadar verdikleri mahkumiyet kararları o denli çoğaldı ki, Türkiye'de hemen hemen hiçbir yasanın uygulamada hükümleri kalmadı; giderek Anayasa işlevsizleşti. Genel olarak 12 Eylül Anayasası böylece yasal, meşru bir Anayasa olma niteliğini ve itibarını kaybetmiş oldu.

 

k işaret ettiğim gibi ortaya atılan Yeni Anayasa taslağı artık içte ve dışta saygınlığını ve güvenilirliğini kaybeden Devletin yürürlükteki Anayasası'na yeniden itibar kazandırmayı ve onu işlevsel hale getirmeyi amaçlamaktadır. Köklü,ba ştan başa yeniden bir Anayasa yapmak de ğ il, nırlı çapta bir değ işiklikler ve düzenlemeler girişimidir söz konusu olan…

 

Kötü müdür?

 

Hayı r. Ama Kürdler için yeterli ve gerçekçi değildir. Türkiye için, Türkiye'de ya şayan bütün halklar için, bireyler için, özel bir statüde ya şama hakk ı ve talebi bulunan Kürdler için yapı lması öngörülenler yeterli değ ildir. Bu taslak da anti demokratik ve inkarcı ilkeleri koruyarak, bir bütün halinde, yaşamımızı disiplin altında tutmayı öngörüyor.

 

Kürdler bu gerçeğ in farkında olarak, Anayasa Taslağının tartışılacağı sürece aktif biçimde katılmak durumundadırlar. Kürdler için bu zorunludur da. 12 Eylül Anayasası stratejik bir önlem olarak , daha çok, kürdlerin bu coğ raf yadaki konumlanma isteklerinin sı nırlarını dar bir disiplin altı nda ve alanda tutmayı esas alarak yapıldı. Uluslar arası ili şkilerin belli bir noktada korunmaya çal ışı lan genel istikrarı n ın gerektirdiğ i zorlamaları inkar etmesek de,Yeni Anayasa Girişimi'ni, temelde, yine kürdlerin ulusal demokratik, hak ve özgürlük taleplerinin bir zorlaması sonucu olarak anlamak gerekir. Dolayı sıyla Anayasa gibi önemli bir toplumsal metnin yeniden ele alındığı bir süreçte,bir taraf olarak kürdler, bugün ve yarın, kendilerini en çok etkileyecek ana kriterlerin belirlenmesinde müdahaleci bir rol üstlenmelidirler. Kürd sorununu, ulusal demokratik talepleriyle beraber bu sürecin merkezine ta ş ı malıdırlar. Taslağın tartışmaya açıldığı bu süreçte öze llikle bu çalış malar önemlidir. Öyle de olsa kürdlerin bu alanda etkisi hissedilecek bir çabada ve tarafta olmamaları , şaşırtıcı oluyor.

 

Yapı lan tartışmalarda Kürd sorununun öne çıkarılmaması için herkesin sanki anlaşmalı olduğu düşüncesine kapılmamak elde değil.Anayasa taslağını değerlendiren uzmanlar,akademisyenler, bilim adamları, hukuk profesörleri kürdlerin durumundan ve hakları ndan hiç bahsetmeden, yapay şeyler üzerinde tartışıp duruyorlar. Sistemde var olan Kürd sorunu gibi temel ve yapı sal bir sorunu es geçip türban ve laiklik gibi hiçbir şekilde yap ı sal ol mayan yapay konuları merkeze alıyorlar.Böylece sanki Türkiye'de Kürd sorunu diye bir sorun değil de, esas sorun türban ve laiklikmiş gibi gösteriliyor. Bunlar kürd sorununun önüne konuluyor. Bu bir oyundur kuşkusuz. Kürdler bu oyunu bozmalı . Bir taraf olduğunu ilan ederek yeni anayasa taslağında kürdlerin geleceği için gerekli kriterlerin neler olarak yer alması gerektiğini dayatmalıdırlar. Bugünkü hükümetin i şi oldu bittiye getirmeye kar ş ı tek başlarına etkili olamadıklarında durumu uluslar arası platformlara, ilgili dost ülkelere ve devletlere şikayet etmekten kaçınmamalıdırlar.

 

Türkiye devleti temel ve yapı sal planda derin bir krizdedir. Kürd sorunu temel ve yapısal bir sorun olarak sistemin yeniden biçimlendirilmesi için dayatı cı bir dinamik olma özelliğini hala koruyor. Yeni Anayasa inisiyatifi bu temel ve yapı sal sorunu görmezden gelerek demokratik ve özgürlükçü bir uzlaşma metnini ortaya çıkaramayacağını bilmelidir. AHİM kararları ve AB'ne uyum yasalarının deldiği ve işlevsiz bir metin haline getirdiği 12 Eylül Anayasası, Türkiye'de yaşayan etnisitelerin asgari taleplerini dahi göz önüne almadan ve onların varlığını kabul etmeden herhangi bir değ işime uğramaz; AHİ M'nin şimdiye kadar verdiği kararlar çerçevesinde veya AB'nin uyum planında istediği birkaç maddenin yeniden düzenlenmesi dışında bir yenilik söz konusu olmayacaktır. Demek ki, 12 Eylül Anayasası , Türkiye'de bütün sorunları n kaynağı olan ana kriterleri ve maddeleriyle birlikte olduğ u gibi korunmaya devam ed ilecektir. Bu da gösteriyor ki; Yeni Anayasa Taslağı adı altında yapılan yeni düzenlenmelerle yarı nlarımız, otuz yıla yakındır katı disiplini altında yaşamaya zorlandığımız 12 Eylül Anayasası 'nın yarattığı koşullardan çok farklı düzeyde olmayacaktı r.

 

Görünen manzarada çı kan sonuçlar göz önüne alındığında, Yeni Anayasa adı altı nda yapı lan düzenlemeler hem iç hem dış kamuoyunu aldatmaktan başka bir şey ifade etmiyor.

 

Türkiye'nin gerçekliklerine bakarak yeni bir Anayasa yapmak için asli taraflardan biri olan Kürdlerin ve bu arada, demokratik planda talepleri olan diğ er etnisitelerin, giderek toplumun sivil kurum, örgüt ve partilerinin ortak iradelerini yansı tacak bir yöntem izlenmeli. İktidar partisi bu gerçeği göz ardı etmemeli.Bu gerçeklerin göz ardı edilerek, belli bazı merkezlerin inisiyatifinde hazırlanacak bir Anayasa toplumda var olan güvensizliğ i daha da artıracaktır.Toplu mda; halklar arası na ekilmiş kuşku ve kin tohumları her yerde ve her zaman boy verip çatışmaların yaygılaşmasına zemin hazırlayacaktır. Barış inisiyatifleri,birey hak ve özgürlükleri, fiilen sürekli tehdit, takip ve tehlike altı nda olmaya devam edecektir.

 

Kuşkusuz bu durumdan ve siyasi sonuçlarından en çok etkilenecek olanlar, yine Kürdler olacaktır.

 

Oysa bu süreçte kürdlerin oynadığı rol çok silik görünüyor. Etkisiz, belirsiz ve sağı r bir sessizlik hakim onların cenahında! Sonuçları nı da hesaplayıp bugünkü durumu kendilerine göre senarize ederek Yeni Anayasa taslağı çalışmalarını programlaştıran güçler, Kürdlerin içinde tutulabildiği bu pasif konumdan oldukça memnun olmalı lar! Bu anlamda sürece hakim olduğ u anlaşılan devlet ve onu temsil eden hükümet, laiklik ve türban gibi temel ve yapısal olmayan yapay sorunları öne çıkar arak, konuya ili şkin, yine kendilerinin seçip rol verdiğ i ve çoğunlukla toplumda silik olan kimi yazar ve akademisyenlerle,yazılı ve görsel medyada, şarlatanlı klar yaptırmayı sürdürüyorlar.

 

Manzarada, tek taraflı olup bitenler bunlarken, Kürdler ne yapmalı dırlar?

 

E ş zamanda uluslar arası platformlara taşınabilecek ola nakları da göz önünde bulundurup mümkün olan en geni ş ittifak ve yüksek oranla sivil kat ı lımı sağlayan demokratik bir program üzerinde Kürdler alternatif bir Anayasa Taslağı ile; sivil ve siyasi bütün güç ve kurumları yla bir an önce harekete geçerek uğursuz bir gelecek vaad eden bu süreci tersine çevirebilirler;çevirmelidirler. Aksi halde onları n kendi gelecekleri üzerinde söyleyebilecekleri söz hakları bile pek kalmayacaktı r.

 

(Yukarıdaki bölüm daha önce http://www.kurdinfo.com/nivis/kaymak_17.htm de yayınlanmıştır. Kimi müdahaleler yapılarak konumuza uyumlu hale getirlimiştir.)

 

 

SONUÇ

Kürdlerin, tarihte geçmi
şi en eskiye dayanan kadim bir dil,kültür ve co ğ rafyaya sahip bir halk olduğu genel bir kabul görmekle beraber ;tarafsız tarih araştırmalarının ortaya koyduğu sonuçlardan hareketle,yaşadığımız çağda,geçmişe göre genel ulusal karakteri puralize olmuş,daha zengin bir dil ve kültür sahipleri olarak, kendi coğrafyalarında varlıklarını hala sürdürmekte olan, nüfusu bakımından dünyada devletsiz en büyük bir halk olduğ u gerçeği, bugün genel uluslar arası bir kabul görmektedir.

Tarih boyunca, Kürdlerin kendi coğrafyalarında kendi iradeleriyle kendilerini yönetme istekleri ve bu yöndeki mücadelesi durmadan devam ede gelmiştir.

Genel olarak toplumların sosyal ekonomik gelişmelerine bağlı olarak 15.yy sonlarından 17.yy ortalarına değin puralize olan ulusal istemler,siyasal bir nitelik kazanarak, tarihsel bir realite olarak uluslar arası ilişkilerde belirleyici bir rol üstlenmiştir.Kürtler bu yüzyıllarda,coğrafyasının sahip olduğu jeo-politik önemi gereği,rahat bırakılmamışlar;sürekli işgalci ve sömürgeci saldırılarla karşı karşıya kalmışlardır.

Özellikle Avrupa'da gelişen kapitalizmin dış pazarlar yaratma ve siyasal bakımdan bunları istikrar altına alıp biçimlendirme girişimleri;o dönem Asya ve Ortadoğu halkları üzerinde egemen olup,zayıflamış Osmanlı ve Acem-Safevi imparatorlukları aracılığıyla Kürd Ülkesi,ikiye bölünmüş,coğrafyası; iç ekonomik kaynakları ve pazarı güçlü devletler desteğinde paylaşılmıştır.

Kürdler ulusal, siyasal, ekonomik ve kültürel bakımdan fiili olarak bu yüzyılda ve sonralarında sistemli olarak, tarihte eşine az rastlanan adaletsizliklerle karşı karşıya bırakılmışlar; ekonomik zenginlikleri talan edilmiş; dil ve kültürleri yasaklanarak ulusal psikolojik dokusu asimilasyon politikalarıyla parçalanıp yozlaştırılmak istenmiştir.Buna karşın ulusal temelde sürdürülen mücadeleler, zaman zaman ortaya çıkan isyanlar olmuş ama bunlar egemen devletlerce her seferinde şiddetle etkisiz hale getirilerek bastırılmışlardır.

Sonraları; 19.yüzyılın son çeyreğinde, 20.yüzyılın başlarında, güçlü dış siyasi ve ekonomik basınçla birlikte,Osmanlı ve İran devletlerinin ekonomik ve siyasi zayıflığı, özellikle Osmanlı egemenliğindeki diğer ulusların ve etnisitelerin lehine sonuçlar doğururken, daha geniş bir uluslararası emperyalist ittifakla, Kürdistan ülkesi ulusal ve siyasal olarak bertaraf edilerek dört devlet tarafından;Yeni Osmanlı-Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri arasında fiilen bölüşülüp yeniden paylaşılmıştır.

Öyle de olsa, bütün parçalarda, Kürdistan güçleri, bu emperyalist ve sömürgeci statükoyu kabul etmemiş, gasp edilen coğrafyaları ve ulusal demokratik hakları için savaşmışlardır.İran ve Irak'ta, Türkiye'de bu anlamda çok sayıda önemli ulusal başkaldırılar olmuş;buna karşın Kürd halkına yönelik adaletsizlikler, soykırıma varan uygulamalar ve siyasi imhalar utanç verici boyutlarda, insanlığın gözleri önünde sahnelenmiştir.

Egemenlerin başarılı olmalarını destekleyen bir çok neden ve etken vardı kuşkusuz.

 

Bunlar kısaca üç ayrı everede ele alınabilir.Osmanlılarla Safevi imparatoruğunda birinci evre. Birinci Dünya savaşında ikinci evre.Bu savşın sonuçlarından sonra dünya devletlerini sistemlere bölen ve İkinci Dünya savaşının sona erdiği bir üçüncü evre. Her evrenin birbiriyle bağdaşık temel özelliği, halkların bağımsız ulus olma yönündeki direnişleri ve savaşlarıdır. Birinci dünya savaşı bu durumun yoğunlaşmasının ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Dil, kültür ve örflerde farklı olan halklar ulus devletler biçiminde ayrıştılar.Kürdler bu arada çeşitli yerlerde, İran ve Irak tarafında mücadele ediyorler. Öyle de olsa dünya hala karmakarışık bir haldedir; İkinci evrede, 1917'de Rusya'da gerçekleşen Sosyalist Devrim karmaşık halde olan konjöktüre güçlü bir set çekiyor:Dünyada iki blok oluşuyor böylece.Sosyalist ve kapitalist sistem doğuyor.İki blok da güçlüdür.Kürdler içinde bulundukları bu dönemde yine isyan halindedirler. Ancak ulusal bağımsızlık savaş alanı bu dönemde coğrafi bakımdan daha geniş bir alana yayılmıştır.Etkilidirler. Sosyalist sistemin doğal bağlaşıkları olarak hareket ediyorlar. Öte yandan, ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını uluslararası platformlarda kabul ettirebilecek güçlü bir diplomasi ve siyasi ilişkilere sahiptirler. Önemli haklar elde ediyorlar.Ne var ki, pratikte bu kazanımları koruyacak bir iç düzen ve alt yapıdan yoksundurlar.Sonunda, sorunu Türklerle birlikte ortak bir cumhuriyette çözebileceklerine ikna ediliyorlar. Bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk meclisine katılıyorlar. O sırada Birinci Dünya Savaşı'nın tahribatlarıyla uğraşan Avrupa'da sosyal ve ekonomik kargaşa devam ediyor. Her devlet kendi içine gömülmüş sorunlarını çözmeye çalışmakta. Sosyalist sistemin de Kapitalist sistemin de uğraştıkları bir çok zorlukları var.Bir süre sonra Benito Mussoloni İtalya'da iktidara el koyuyor; bir faşisttir. İkinci Dünya Savaşının tohumlarını atan, savaş şartlarını oluşturan ve işgalci amaçları harekete geçiren o'dur! Bir süre sonra sağa sola, önce Habeşistan'a, sonra başka ülkelere kuvvet gönderiyor.Onu destekleyen de var, desteklemeyen de var.Bunlar dışında sessiz ve ikircikli kalan taraflar da oluyor.Kısacası bütün devletler dünyadaki kargaşanın farkındadır.Her devlet işin ucunun kendisine dokunmaması için manevra yapmaktan öteye bir uğraşa girmiyor. Bu arada çok ödünler veriliyor. Kürdler bu dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde sorun yaşıyorlar.Mustafa Kemal tarafından kendilerine verilen taahhütler askıya alınmış, gerginlikler başgöstermiştir. Sonunda, 1925 yılında Kürdler isyan ediyorlar. Ne var ki, isyan kısa bir süre sonra kanla bastırılıyor ve Kürd liderleri tutuklanıp hemen idam ediliyorlar.Dünya'da başgösteren ekonomik krizlerin ve faşizmin işgalci savaş rüzgarlarının yarattığı ortamda kimsenin kürdlerin haline falan aldırdığı da olmuyor.

 

Son evre, İkinci Dünya Savaşı'dır. Gerçek paylaşım savaşı bu aslında.

 

Sosyalist sistem ve kapitalist sistem iki ayrı kutup olarak çeşitli bölgeleri ve ülkeleri kendi etki alanlarında tutarak hegemonyalarını oturtuyorlar.

 

Bu haliyle biçimlendirilen paylaşımda Sosyalist Sistem de Kapitalist sistem de Kürdleri feda ediyorlar.Büyük bedeller ödenerek kurulan Mahabaad Kürd Cumhuriyeti yıkıldığında iki taraf da sessizlik içinde duruma seyirci kalıyorlar.

***

Kısaca açmaya çalıştığımız bu bölümden çıkan sonuç şu:15.yüzyıldan 20.yüzyılın sonlarına kadar Kürdler,Ulusal ve demokratik hakları elde etmek,ve kadim bir halk olarak, kendi iradeleriyle kendilerini yönetme hakkını kullanmak için verdikleri savaşları destekleyebilecek görece iç ve dış uluslar arası siyasi dinamikler,çıkar ilişkileri ve güç dengeleri, kürdlerin başarılı olmaları lehinde ya yeterince olgunlaşmamıştı ya da siyasi hatalar nedeniyle bu koşular iyi değerlendirilemedi.

***

Ulusal Özgürlük Mücadelesinin Bulunduğu Aşama

 

 

Bu görüşün doğru olup olmadığını sınamak için bugüne bakmak belki bizi ortak bir sonuca birlikte götürebilir.

 

Bilindiği gibi İki dünya savaşı süresinde ve sonralarında siyasi ve askeri çalkantılarla savrulan Ortadoğu ülkeleri yakın zamanda bölgesel kapsamda yeni bir konjöktürel durumla karşı karşıya geldi.

Dünyanın güçlü devletlerinin çatışan ve bütünleşen ekonomik, politik ve stratejik çıkarları için tehlike arz edip sorunların yumağı haline gelen gerici ve despot rejimlere karşı, ABD öncülüğünde ortak askeri güç kullanılarak Ortadoğu'ya ve bölge statükolarına yeni bir plan üzerinden biçim verme operasyonu, Kürdleri de ittifak kapsamına aldı ve sonuçları Kürdlere de yaradı.

 

Mevcut haliyle beklenmeyen bir sonuçtu bu.

Statükolar alt üst oldu!

Dengeler de öyle...

Ne var ki, bu sonucun mimarları Kürdler değildi


Güney Küsrdistan'ın şu anda kazandığı statü, amacı ve hedefleri belli olan bu operasyonun bir sonucu kuşkusuz.

 

Kürdlerin yaptıkları şu oldu bu sefer:Savrulmadılar.İlk defa dünyanın büyük güçleriyle doğrudan muhatap oluyorlardı.Bu fırsatı iyi kullandılar: kendilerini ve geleceklerini de bu arada kapsayan planları destekleyip koalisyon güçlerinin yanında yer aldılar.

Böylece, Kürdler tarihte ilk defa siyasal konjöktürü doğru değerlendirerek ulusal mevziler elde ettiller.Böylece yalnız kendi bölgeleri olan Kurdistan'da değil, kısmen Irak'ta da hakim bir siyasi güç oldular. Mesut Barzani Kurdistan Bölgesi Başkanı olurken, Celal Talabani Irak Devlet Başkanı sıfatıyla genel iktidara oturdu. Bu kazanımların uluslar arası siyasette ve hukukta meşrulaşmasının Kürdler açısından paha biçilmez bir başarı olduğunuysa, söylemeye gerek yok.

 

Konjöktürel Durumun Belirsizliği ve Gelecek

Ne var ki,çok uluslu çıkarların iç içe geçip ayrıştığı bu konjöktürün ne tür bir statükoya ulaşıp istikrar kazanacağını ya da etki alanının ne kadar genişleyeceğini henüz kimse kestiremiyor.Öyle de olsa, oluşan bu konjöktür Kürdler açısından tarihi önemde bir anlam taşımakta;ve Kürdlerin, Ortadoğu'da rol oynayan çok yönlü ve çok amaçlı siyasi ilişkilerde yakalayabildikleri dengeyi korumalarını zorunlu kılmaktadır.

Hep söyleriz:Tarihi önemi olan bir süreçten geçiyoruz. Kürdler bu durumdan çok şey kaybetmeden çok mevzi kazanmışlardır.Asıl önemi şurada:Bu kazanımların uluslararası meşruiyeti,önce Kürd sorunu konusunda egemen sömürgeci devletlerin izleyip savundukları resmi siyasal tezlerini yerle bir etmiş;sonra onların inkarcı politikalarını gayrı meşru kılmıştır.Aynı zamanda onları ideolojik iflasa da sürüklemiştir.Onlar Kürdleri inkar edip yok saysa da, Kürdlerin varoldukları,bir ulus olarak varlıklarına ve iradelerine sahip çıkabildiklerini dünyaya göstermişlerdir.

Güney Kurdistan Kürd sisyasal Önderlerinin bu iradeyi koruyacaklarına dair güven gittikçe daha artıyor.

 

Tarih onlara hak ettikleri değeri verecektir.

 

Tarih Bilinci ve Akademik Çalışmaların Politik Önemi

 

Onların politik katkılarından da yararlanarak Kuzey Kurdistan bölgesinde meşru ulusal haklarımızı Türk Devleti'nden talep etmemizin olanakları bugün daha fazladır. Ancak bunlar yapılırken mücadele tarzımızın, programımızın, kadrolarımızın tarihsel deneyimleri göz ardı etmemeleri gerekir.Neyi nasıl ve ne zaman isteyeceğimizi bilmezsek, hiç bir şey alamayacağımızın riski yüksektir.

Elbette kürdistanın tarihte uğradığı uluslar arası bölüşüm ve yok sayılma projelerinin nedenlerini bilmeden,günümüz dünyasının önümüzdeki yıllara dair projelerinin neler olabileceğini bilemeyiz;bunları bilmeden,doğru irdelemeden,titizlikle inceleyip çözümlemeden geleceğimiz konusunda taleplerimizin ve hedeflerimizin ulaşılabilir gerçeklikte olup olmayacağını anlayamayız. Tarihimizin bu konuda bize sağladığı deneyimler ve sunduğu veriler, bugünü değerlendirip anlamak ve geleceğe ilişkin doğru sonuçlar elde etmek için yeterince destek sağlıyor. Bugünü iyi anlamak ve yarını doğru formüle etmek sadece akademik bir kapsamda olmamalı;onun politize olması zorunludur.Kuşkusuz,doğru ve kapsayıcı akademik çalışmalar, politik formülasyonlara birer sağlam köprü görevi görecektir.Bu anlamda, değerlendirmelerimiz köprünün her iki ucunu bize göstermekle kalmaz; geçiş yöntemlerimizi ve hareket tarzımızı da kuvvetle tayin edecektir.

 

Akademik yetenek, politik biçimlenmenin kolektifle ştirilmesi için sürekli desteklenmelidir,ama onun da politikleşmesi kaç ı nılmazdır.Çalışma ve uzmanlık alanımız ne olursa olsun;yaşadığımız dünya ve içinden geçtiğimiz süreci değerlendirmemiz, politik oluşumuzdandır.Durum böyle olunca, haliyle sunulacak görüş ve düşüncelerimiz,daha çok politik ağırlıkta olacaktır.

Güçlü ve gerçekçi bir siyasi program, o programı ortaya koyan politik akademisyenlerin her alanda yetkinleşmiş bilgilerini zengin bir metin halinde bir araya getirip sistematize etmiş olmaktan çıkar. Böyle bir program hem kadrolarını hem çalışma mekanizmalarını yaratmakta ve hem de talep ve hedeflerini tayin etmekte zorlanmaz.

Sorunun güncel tanı mı ve akılcı siyasal talep


Sorun; Kürd sorunu değ
il, kürdi stan sorunu olarak ele alı nmalı.B irey hakkı değil,ulusal hak lar olarak değ erlendirilip konulmalı ve çözüm konusu bu gerçeğ e tekabül ede cek taleplerle izah edilmelidir.Sorunun demokrasi mücadelesinin çok ötesinde bir sorun olduğ u, kürd halkına ve dünya kamuoyuna anlatılmalı ve kürd ulusunun doğal ve tarihsel hakkı olan ulusal demokratik taleplerinin; Kendi coğrafyasında kendi kendilerinin irade ve idaresi için söz ve karar sahibi olma hakkı olduğu gerçeği her alanda kabul ettirilmelidir.

Ortaya konan bu görüş,
bu ko şullarda, doğ rudan federasyonu işaret etmektedir. Konjöktörel durum ve dünyadaki çok karmaşık güç ve ilişkilerinde izlenen denge ve somut koşullar başka modelleri tercih etmeye zorlayabilir.Bu nedenle katı olmak siyasette çok fazla bir anlam taşımaz.Artık hiç bir kesimin stratejik açıdan söyleyebileceği son sözü yoktur. Ama insanın önüne koyması gereken bir şeyleri de olmalı.Federasyon bunlardan biridir.O da öyle kendiliğinden ortaya çıkıp şekillenen bir idari ve siyasi sistem veya model değildir. Onu oluşturup ortaya çıkaran çok sayıda sosyal, ekonomik, kültürel ve sanatsal kurumların yanısıra demokratik, hukuksal ve siyasal kurumlardır.Dolayısıyla bu talep veya hedef mevcut gerçekliğimizde çok tartışma gerektiriyor.Öyle de olsa, taraflar arasında bir uzlaşı sağlanması halinde, bunun koşullarını oluşturup kurumlaşmak için mutlak makul bir takvime ihtiyaç duyulacağı göz önüne alındığında, mevcut durum ve onu kuşatan objektif koşullarda talep edilen bu model de akla uygun görünüyor.

 

Her statü ve sistem, kurumlara göre biçimlenir. Olu şturulacak kurumlar ı n modeli, öngörülen statünün ve sistemin biçimini belirler. Öyleyse Kürd siyaseti kurumlaşma sürecini hızlandıracak projelere şimdiden sahip olmalıdır. Yerel yönetimlerde etkinlik sağlamak temel politik bir amaç olurken, bununla birlikte elde edilen olanaklarla kurumlaşmak kürd siyasetinin pratik alanı kapsamalı dır.

 

Yerel plandaki idari ittifakları n kökleşmesi hem sarsılmaz demokratik bir temel oluşturur hem de üst düzeyde ortak bir iktidar yapılanması için dönü ştürücü bir rol oynar .


Federal bir yapı
içinde, ortak bir yönetim planı nda, merkezi parlamento çatı sı altında birlikte olmak veya ayrılmak veya bağımsız bir devlet olmak, her biri ayrı zaman ve koşullar bağlamında, öznel siyasi talepler olabilir.Ne var ki,bu talepleri belirleyen faktörler; dünya siyasetindeki dengeler durumu, bölgesel ko şullar ı n taleplere uygun hali, son olarak halkı n genel iradesi ve sözüdür. Son sözde siyasi bir karardır.O kararı da halkın iradesini temsil eden yerel demokratik federal meclis verir.

 

Kürd Siyasetinin Genel Karakteri ve Spesifik Durumlar

 

Kürd siyaseti ba şka herhangi bir siyaset karakterine benzemez. Bunun tarihsel ve sosyolojik nedenleri var ku şkusuz.Kürdler tarihte, kendilerine özgü bir siyaset tarz ı na sahip olmamış lardı r. Gerçek sınırlar düzleminde insanları yla birlikte birbirlerinden izole edilmiş bir halk, dört egemen sömürgeci devletin kendilerine özgü yürüttükleri siyasetin ve kültürün etkisi altında bir siyaset tarzı yaratmışlardır. Aynı ulusun insanları farklı sınırlar içinde, farklı kültür ve örflerin egemenliğinde, farklı alışkanlıklar edinmişlerdir. Burada coğ rafi bütünlük olduğu gibi kalsa da siyasi egemenlik farklı güçlerin elinde olduğundan sosyal, kültürel ve ruhsal doku orijini parçalanı p pratılmıştır. Bu dört siyasi egemen güçlerden ikisi olan, özellikle Türkiye ve Suriye , bu özgün ulusal dokunun yı pratılmasından öteye, onu bozuntuya uğratmak, giderek ham halini yozlaştırmak için sosyal ve politik alanda her türlü yola ba şvurmaktan çekinmemişlerdir . Sürekli dikte ettirilen egemen ve yabancı bir tarih ve kültür bilgisi, insanları n özgün aidiyet duygusunu dışlayarak, onları soysuzla şan kişilikler edinmeye mecbur bı rakır . Sonunda bu öyle bir hale gelir ki, insan kendi orijininden nefret etmeye, hatta ona kar ş ı t bir ruh ve bilinç sistemine sahip olmaya başlar . Bunun örnekleri çoktur. Yok sayı lma ve ezilmişlik duygusuyla kıvranan kişiliklerin, hissettikleri o dayanılmaz a şa ğı lık karmaşasından kurtulmak için genelde sığı ndıkları liman, kendilerini inkar eden egemen kimlik maskesidir. Bu davranış ve tercih biçimi için aklı başında ol mak veya cahil olmak pek önem ta ş ı maz .Tercihi ate şlendiren iste ğ in rahatsız edici boyutta yoğunlaşmış olması yeterlidir. Tercihte bu tutum genelde açı ktır ve hiçbir sakıncası da yoktur. Asıl sakıncalı, daha doğrusu tehlikeli olan aidiyet bilincinin tercihte bocalamalar yaşamasıdır. Bu bocalama süreci çok fazla bilinçli ve kararlı bir süreç değildir. Gider gelir; dengesizdir.Bu nedenle de niyetler hep gizli tutulur.Öyle de olsa, bir yerden sonra, dizginlenemez bir noktada bu niyetler tutumda,alış kanlıklarda, düşüncelerde, özlemlerin ifadesinde patlar.Gözlenebilen açı k tutarsızlıklarla kendi lerini ele verirler...

 

Uzun uzun açmaya gerek yok; egemen güçlerin cenahı ndaki etkilerle varlığımıza yansıyan bu sonuçlar siyasi paradigmamıza da tonlarını bula şt ı rmaktadır.Öteden beri Kürd siyaset tarzı ve bilinci kendine özgü bir karakteri koruyamamıştır. Bu anlamda siyasal tarihimiz incelendiğinde , özgün tarihsel, sosyal ve siyasal bir felsefesinden çok onun hep ba şka halklar ı n, özellikle de sömürgeci siyaset kültürünün etkisinde hareket ettiği rahatlı kla görülebilir . Yönlendirici pozisyonları yla bu etkiler, u lusal siyasetin aktörlerine ait çaba ve emeklerine kar ş ı olduğu kadar, siyasetin ana rotasından çıkmasında da zararlı sonuçlar doğurmuşlardır. Kürd siyasetinin hala bu etkilerden tam anlamı yla kurtulduğu söylenemez.

 

Genel olarak kuzey kurdistan siyasetlerinin şimdiye kadar yaşad ı kları za afiyetlerin altı nda bu etkenler var.Bunları aşmak artık zorunludur.Bunun için önce bir düşünsel ve manevi sarsı lma gereklidir. Kürd siyasetçisi, bir dava ve idealler ki şili ğ iyle tarihselliğ inin farkında olarak, varoluşunun bilincinde ve geleceğ in kurucu ögesi olma sorum luluğ una sahip bir anlayış doğrultusunda kendini ve beraberinde her şeyini fedaya haz ı r bir inanç halinde ulusal demokratik ve özgürlük mücadelesinde yer almalı. Bize ait olan hakları mızı geri almak için gerektiğinde ölmek neden böyle yaşamaktan daha kötü bir şey olsun!

 

Kürd siyasetçisi fedakar ve cesur olmalı dır.

 

Kürd siyasetçisi, siyasete sadece kendisinin ve sahip olduğ u malların bir sigortası olacak bir araç gözüyle bakmamalı. Kendi çı karını, güvenliğini ve özgür geleceğ ini ait olduğu ulusun bünyesindeki bütün halkta görmeli.Siyaset bütüne yöneliktir; bütün topluma ve ulusa hizmet eden bir araçtır.Ulusal siyaset tarzı ve dü şüncesi budur. Bu sarsı cı düşünceyle yola çıkanlar , çarmı hlarını sırt larına almalıdırlar !

 

Demokratik Kültür

 

Kürd siyaseti, felsefesinde bu denli sert önermelere uygunken toplumla ve insanla ili şkil erinde kendine özgüveni olan sağ lam karakteriyle oldukça esnek ve demokrat olmak durumundadı r. Demokratik kültür, insanların kendi zıddını kendinde görmesidir. Bu zıtlığın diyalektiği insanın bütün ilişkilerinde az veya çok kendini hissettirerek işler. Mükemmelliğin sonsuz bir de ğer olabileceği algısını dışlar; dışlamalıdır da. İ nsan zıddıyla ilerler; onunla başarılara imza atar. Mükemmellik rüyası nın gerçekleştiği gün , insanlık biter. Halbu ki insan bütün kusurların sorumlusu da olarak doğ ayı etkileyen, toplumları dönüştüren, yaşamı anlamlı kılan tek kültürel ve politik varlı ktır. Evrendeki bu bo şlukta üzerine tünedi ğ i dünyanın bağlı bulunduğu fizik sistem bu halin i korudukça,o, her zaman daha etkin bir varlı k olarak, yer yüzünde, kusurları yla birlikte asla bitmeyecektir.

 

İnsanın hayatta ve her alanda tek yoldaşı yine insandır ve bu da sonsuza kadar asla değ i şmeyen bir zorunluluk olarak kalacaktır. Toplumla; toplum bireyleriyle olan özgür ili şkilerimiz bu zorunlulu ğ un bilince çıkarılması yla edindiğ imiz özgüvenin sonucud ur.Aynı şekilde toplum bireyleriy le, çe şitli nedenlerle, gerçekleşen ilişkiler bu zorunluluktan do ğ ar. Bu nedenle bireye bakışı mız mutlaka belli bir bilinç., belli bir kültür ve değer ler ili şkisi doğ rultusunda bir bütünlük ortaya koymalı. Bireyi bütün eksik ve kusurları yla birlikte, ve az çok, sadece kendisinde mevcut özel alanlardaki etkin yeteneğ ini ve pratik becerisini yadsımayan; bu kapasitesiyle oynayabileceğ i toplumsal rolü mutlaka değerlendirmeyi esas alan şünce , en basit felsefi kavramla şt ı rma ile, bireyin değer yaratıcı potansiyel bir varlık olduğundan hareket eder. Bu dü şüncenin pratik ve i şlevsel ala nları , demokratik kültür ili şkisi kapsam ı nda ortaya çıkan toplumsal, tarihsel, siyasal görev ve sorumluluklara tekabül eden dinamik alanlardır. Bu alanlarda her türden bireyin dü şünsel ve pratik becerisine her zaman gereksinim vard ı r. Bu kapsamda ele alın an bireyin iyi veya kötü olduğ u; özel ya şam ı , a lış kanlıkları, istekleri ve psiş ik özlemlerinin bize uyup uymadığı , siyaset i ş ve ilişkileri aç ı sından pek önem ta ş ı maz.,taşımam alı dır.

 

Liberal felsefenin bu yöndeki yargı sı şudur; Subjektif bir hükümden hareketle: “ Bana birinin iyi veya kötü olduğ unu değil; onun ne kadar lazım olduğunu söyleyin!”

 

Toplumsal ve Ulusal Planda Farklı nıfsal Dinamiklerin Karşılıklı İlişkileri ve Uzla şmanın Diyalektiğ

 

Bu önerme, toplumsal dinamikleri ele alan siyasetimiz için bir kalkış noktası olabilir .

 

Hiçbir sı nıfın ve sosyal katmanın özlemleri, istekleri, yaşam tarzları, siyasal karakterleri aynı değil; sosyal konumları ve yaşam biçimleri bakımından hiç biri kendini bir diğ erinin dünyasında gör mez. Ortak yazgılarından kaynaklanan ortak özellikleri, aynı toplumda birlikte şu veya bu zorunlu ili şki bağlamında birbirlerine gereksinim duymalarıdır. Bu ili şkileri belirleyen ve koşullayan toplumsal ekonomik ve siyasal zorunluluklardır. nıflar özünde birbirlerinden nefret ederler. Birbirlerine karşı açık bir güvensizlik duyduklarını gizlemezler. Sürekli inatla şma ve çat ış ma eğiliminde olmak, onların doğas ından gelen özelliklerdir. Toplumsal ekonomik ve hukuksalilişkilerin barındırıp gerdiği çe li şkilerden doğan sorunlar çözümsüz kaldı klarında, sınıflar veya taraflar arasındaki uyuşmazlıklar bir süre sonra siyasi bir nitelik kazanarak kimi hallerde açık ve şiddetli çatışmalara neden olabilir. Bu çatış maların yıkıcı doğasını ve sonuçlarını bilmeyen yoktur. Tarih ve toplum bu tarz şiddetli çatışmalar ın sayısız örnekleriyle dolu.

 

Öyle de olsa tarih her tür kapış ma ve çatışmanın eninde sonunda bir tür uzlaşmayla sonuçlandığına da tanık olmuştur. Gelişmiş deneyimli toplumlar genel olarak tarihsel, ekonomik ve hukuksal nedenlerden doğan çatışmaları uzlaşma kültürüyle en aza indirmeyi başarmışlardır. Sorunları şiddet yoluyla çözmeye çalışan geri toplumlar, şiddeti beslemekten öteye bir sonuçla karşılaşmamışlardır. Ve şiddet kesinlikle geri toplumların başvurdukları bir yöntemdir. Geri toplumlarda şiddeti doğuran nedenler gelişmiş toplumlardakilerle benzer veya aynı olmasına karşın, gelişmiş toplumların benzer veya aynı sorunları çözmedeki şiddeti çok daha düşüktür. O halde şiddet toplumsal gelişmişlikle ters orantılı bir özellik taşımakta. Özetlersek; devrimin şiddeti, geri toplumlarda çok yıkıcı ve yoğun olabilirken, gelişmiş toplumlarda daha hafif ve daha az yıkıcı oluyor.

 

Bu sonucu belirleyen toplumsal ekonomik geli şmişlik ve temelde kurumsallaşm ış olmaktır. Daha önemlisi bu gelişme temposuna uyum sağlayan, hatta yer yer bu düzeyi aşan toplumsal kültürdür.Yani toplumsal bilinçtir. Modern bilinç ve kültür bir kez bir toplumda kurumsall a şm ış bir nitelik alır almaz evrensel bir boyut kazanı yor. Dolayı sıyla bir toplumun ekonomik gelişme düzeyi ne durumda ve hangi aşamada olursa olsun, o toplumun aydınları ve siyasetçi leri fikri düzeyde bu modern bilinç ve kültürden hareket ederek, dü şünce ve projelerinin fiziksel gücünü oluştururlar. Tarih göstermiştir ki, bu nitelikte fikri donanı mla rla, pratik ve i şlevsel olması gereken fiziki organizasyonları kurabilenler, daha kı sa zamanda, geleceklerini, belirsiz ve karamsarlı klarla dolu bir yazgı olmaktan çıkarabilirler. Bugünden geleceğe; umutların, iyimserliğin, aşkın ve sevginin hayatımızda yeniden kökleşip yüreklerimizi aydınlatmasını sağlayan heyecan ve inanç dolu yürüyüş , böyle tutarlı bir çizgi yaratmakla mümkündür.

 

Bu akla, pratik bakı mdan, en önce Avrupa sahip çıktı. Bugün fiiliyatta ABD ve Avrupa Birliği projesi yi ne bu aklı n pratik sonuçlarıdır. Özellikle Avrupa Birliğ i projesinin düşünsel teması, insanlığın evrensel planda bir akıl birliğinin pratik temellerini atmayı işaret ediyor. Biz bu projenin kapsamı dışında değiliz.Tersine en çok içinde olması gereken bizim gibi toplumlardır.Hak, eşitlik, adalet ve insan merkezli dü şünce bu projenin evrensel ve siyasal ilkeleridir.Kurdistan halk ı nın özlemlerini temsil edecek siyaset programı mız bu anlayışla kürd halkının bütün dinamiklerini, bu toplumun ortak bileşenleri olduğunu kabul ederek; ve aynı zamanda, onların var olan bütün ulusal, toplumsal ve kültürel değerlerin sahipleri sayarak, siyasal planda kendilerini temsil hakkı na saygı duyduğunu mutlaka deklere etmeli. .

 

Toplumsal sı nıfların ve öteki dinamiklerin sahip oldukları farklı düşünce, istek ve yaşam biçimlerinden doğan karşılıklı ve çok türlü duyarlılıkları sentezleyebilecek bir ulusal uzla şma programı , yüz yıldır özgürlüğümüz ve kurtuluşumuz önünde aşılmaz gibi duran setleri daha büyük bir kuvvetle yarıp geçecektir.

 

Ne var ki, bu halka sadece kurtulu şu vadeden bir programın siyasi açıdan gerçekçi olmayacağını da anlamak gerekir.

 

Her şeyden önce kimden ne alacaksınız ve buna mukabil kimlere ne vereceksiniz; bu çok açık yazılmalı.

 

Sözü edilen sınıflar, farklı sosyal katmanlar kendilerine bir şeyler vermeyi vaat etmeyen hiçbir programın müttefiki olmaya yanaşmayacaklardır. Hak, eşitlik ve adalet tek başlarına insanlara bir şey anlatmamaktadır. Bunlar daha çok toplumsal hukukla ilgili ilkelerdir. Ama öte yandan ekonomi politiğinizin de olması şarttır. Asıl insanları ilgilendiren temelde budur. Sanayicimizin, toprak sahiplerimizin, işçimizin ve toplumsal emekçilerimizin bu programdan beklentileri nedir, ne olacak? Bu yönde doğru bir araştırma yapıldığına şahsen rastlayabilmiş değilim.

 

Kendi kendinizi idare etmeyi tasarladığınız herhangi bir sistemin siyasi bir tarafı ve temsilcisi olduğunuzu söylediğinizde, bunlara açıklık getirmek zorundasınız. Soyut ilkeler, somut durum çözümlenip yeterince izah edilmedikçe, anlamsızdır.

 

BİTTİ

 

Ahmet Kaymak/Amed

04/11/2007