Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Çeko'süz bir halkın güvencesi yoktur

Hiçbir devlet, hiçbir ulus; ve ayrıca kendilerine ait coğrafyalarında hala varlık sürdüren köklü halkların kendi egemenliklerini ele almalarının meşru ve evrensel hak olduğunu ileri sürerek kendi iradesiyle kendini yönetme kararındaki hiçbir halk, kendi idealinin gelecekteki garantisi olabilecek temel kurumlarının hiçbirinden, bir şart olarak, vazgeçmeyi asla kabul etmez. Böyle bir şartı kabul eden bir halkın veya halk gücünün talepleri kendiliğinden hükmünü kaybeder.

***

 

“ Kürd Ulusal Siyasi Programına Katkı” ana başlığıyla kurdinfo.com'da yayınlanan çalışmamdan dolayı çok sayıda eleştiri aldım. Çalışmayı olumlu görüp eksiklik ve yanlışlıklara dikkat çeken eleştirilerin yanında, özellikle PKK ile ilgili bölümlere ilişkin eleştiriler hem çok yoğundu hem de çok serttiler. Seviyesiz ve eleştiri üslubunu aşan ve daha çok tepkili olanların bir kısmına bire bir yanıt verme gereği yoktu. Katkısı olan nitelikli eleştiri ve yazılaraysa, aklım yetip imkanım elverdikçe cevap verdim. Çalışmamı izlemiş olup da sonradan benimle yüz yüze görüşerek tartışmayı heyecanlandıran ve bu arada konu ile ilgili çok şey öğrenmeme vesile olan dostlarıma ayrıca minnettar kaldığımı belirtmek istiyorum.

 

***

Bu çalışmanın bir katkı olmasından başka bir kaygısı yoktu. Kendimi ne birilerine imtihan ettirmeye ne de kanıtlamaya ihtiyacım olmayacağını, otuz yılı aşkın bir süredir, siyaseti izleyen ve fiilen içinde olanlar bilirler. Siyasetten kişisel hiçbir beklentim olmadı; zararım olmuştur. Sevmem de. Sevmememin nedeni; kendini demokrat tanıtan ama özünde onun despot özelliğindendir. Böyle bir siyaset tarzı ilkesiz ve vefasız olur. Bir insan olarak ilkeli yaşamak ve herhangi bir hal içinde ve biçimde öldükten sonra ilkeli biri olarak anılmaktan başka hayatta hiçbir gayem yok. Kendimden, yaşamımdan; ilkelerimden ve siyasi halimden memnunum. Amed'te, çarşı Pazar, sokak ve kahvelerde karşılaştığım hiçbir insandan gözlerimi kaçırmayacak cesareti koruduğuma yaşantım ve ilişkilerim tanıktır.

 

Zor da olsa bu ülkede böyle yaşamak, kahırla bağlandığımız gerçektir.

 

Halkın acıları, gerçeğimizdir. 40 bin insan vermişiz toprağa; yüz binlerce insan hapislerde, sürgün veya firarlarda. Bu gerçeğin ayrısı gayrısı var mı? Farklı siyasi görüşlerde olmamız ve bu halkın ad-ı rahmanına ayrı yerlerde durup bakarak, kendimizce inanıp bellediğimiz araç ve yöntemlerle kavgayı sürdürürken, başka cenahlarda olup bitenlere karşı duyarsız olmak, halk davasının edebine sığar mı?

 

Hak davasına talip olanların çıktığı kaynak birdir. Halktır, o!

 

Hepimiz o kaynaktan geliyoruz; her şey onun içindir…

 

O kutsal kaynaktan çıkmış ne ki var, bizimdir.

 

***

PKK uzaydan gelmedi; onu da bu toprakların sancıyan rahmi ne yazık ki, kanla doğurdu!

 

Ve o kanama hiç durmadı.

 

Durdurmadılar…

 

Sorumlusu, sadece PKK midir bunun?

 

Eğri oturup doğru konuşalım…

 

PKK'nin, bana göre yanlışları çok oldu. Oluyor da. Ama PKK'yi olan bitenin merkezine alıp her şeyi ona yükleme basiretsizliği bu ülkede, bu halk davasının hangi terbiyesine sığar?

 

Ahlaki boyut bir tarafa, bunun siyasetten doğru olmadığını düşünüyorum.

 

Bana göre, Kurdistan'da siyaset üretmeyip sadece siyaset adına kurguladıkları dağınık jargonlarla ulusal demokratik mücadeleyi yozlaştırıp zayıflatanlar, bütün kusurları PKK'ye havale ederek sorunu daha da karmaşıklaştırdıklarını anlamak, ve bu tarz palyatif yaklaşımların kürd siyasetinde yaşanan tahribatın bir nedeni olduğunu bilmek zorundalar.

 

Aynı kusur daha yıkıcı metodlarla PKK cenahında da oluyor.

 

Kürtler işlerini güçlerini bırakmış, birbirleriyle uğraşıp duruyorlar!

 

Kimdir, kimlerdir bu fitne fesadı araya sokan?

 

Bellidir…

 

Öyleyse Kürdler oyuna gelmemeli. Siyaset kinden, husumetten, kör tutkudan arınıp aklın ve vicdanın yoluna oturtulmalı.

 

Halkın çektiği bu acı ve yaşadığı bu sefaletin vebali herkesin olur yoksa…

 

***

 

“ Kürd Ulusal Programına Katkı” adı altında sunduğum çalışma özetinde sıklıkla işaret etmeye çalıştığım ana husus da buydu. Özel olarak Kürtlerin yeni bir siyasi ve demokratik felsefe üzerinde yoğunlaşıp daha modern ve gerçekçi düşünceler sunarak, ulusal güç ve dinamikleri birbirlerine yakınlaştıracak sonuçlar çıkarmaları gerektiğine işaret etmiştim. Kürd ulusal demokratik ve siyasi dinamiklerinin karşıt kutuplarda hareket etmelerindeki ısrarlı halleri düşmana cesaret verirken, dostları tedirgin ediyor; mücadelede belirsizliklere yol açıyor, kafalar karışıyor.

 

Kafaların karışık olduğu bir atmosferde sağlıklı siyaset yapılmaz. Sağduyu çöker, akıl şaşırır; anlayış ve düşünceler doğal olarak gerilir. Yediden yetmişe herkesin bu durumdan rahatsız olduğunu söylemeye gerek var mı?

 

Ben rahatsızım…

 

Bu konudaki düşüncelerim çok somuttur:

 

•  Bölgedeki sömürgeci devletler, Avrupa ve ABD, özel olarak TC Devletinin bile dolaylı düzeyde PKK ile ilişki kurmak için her yolu denediklerine bakıldığında, Kuzey Kurdistan'daki Kürd ulusal demokratik güçleri neden onunla ilişki kurmasın? Bunda ne korkulacak ne de kaybedilecek bir şey var. PKK elindeki silahlı gücüyle ve dayandığı potansiyeliyle etkin bir kürd siyasi kuvvetidir. Kürd halkının dostu olmayan güçlerin PKK'yi ulusal rotadan saptırıp kendi çıkarlarına hesapladığı rotaya çekme gayretleri açıkken, genel Ulusal çıkara hizmet edecek bir konuma doğru PKK'yi uyarmak, hatta ona baskı yapmak Kürd siyasilerinin, aydınlarının, demokrat ve devrimcilerinin hem temel isteği hem de ortak sorumluluğudur. Her gün her vesileyle TC devletinin adaletsizliklerine karşı büyük bir cesaretle karşı durup politikalarını deşifre eden kürd siyasileri, açık mesafede durarak, PKK'nin yanlış bir rotaya kaymasına seyirci kalarak mı ulusal sorumluluklarını yerine getirmiş sayacaklar kendilerini?

 

 

•  PKK dışında kalan irili ufaklı Kürd örgüt, grup ve inisiyatiflerin her vesileyle PKK'nin silah bırakması yönündeki istekleri ve siyasetleri doğru değildir. Bu siyaset anlayışı Devletin güttüğü siyasetiyle örtüşen açık bir izlenim yaratmakta ve kuşkuları arttırmaktadır. Devletin kürd sorununa karşı bilinen resmi siyasetinin pervasızlığını sınırlandırmak amacıyla silahların susturulması; onun yerine mücadelenin demokratik alan ve araçlarının ikame edilmesi benim de yıllardır savunduğum bir görüş. Verili koşullarda bu görüşün doğru olduğuna da inanıyorum. PKK'nin neye inandığıysa bu çerçevede pek önemli değil. O'nun elinde silah var. Bu silahı birileri PKK'nin eline vermiş değil; kendi iradesiyle eline almıştır; onu kullanma ve tasarruf hakkı bu durumda tamamiyle ona aittir. Buraya kadar birilerinin PKK'den daha fazlasını istemeleri doğal, ama onun silah bırakmasını koşul saymak tam bir aymazlık. Siyasi açıdan etik de sayılmaz. En çok şundan sayılmaz: Bize göre PKK, şu anda doğru ve yanlışlarıyla, Kürd ulusal demokratik mücadelesinin neresinde bulunursa bulunsun, arkasındaki muazzam halk desteğiyle ve denetimindeki silahlı potansiyeli ile bir kürd gücüdür. Konjöktürel siyaset dilinin onu bugün nasıl değerlendirdiği pek fazla önem taşımıyor. Olguya bakıldığında PKK'nin denetiminde savaşım halinde olan silahlı gücün/kurumun Kürd olduğu ve kurdistan halkını özgürlüğe kavuşturma iddiasını sürdürdüğü görünüyor; hem de, kendi alanında konuşlandığı haliyle ulusal planda tek özgür ve özerk bir kurum olarak…

 

***

 

Kurdistan'da; kürd halkı özgür ve özerk anlamda hiçbir ulusal kuruma sahip değil. Devletin tanıdığı kimi yasal haklara dayanarak kurulan dernek, vakıf, enstitüler; dil ve kültür kuruluşları; daha açık olarak kürd basını gibi kurumların üzerinde yaşatılan baskı ve terörü bilmeyen yoktur. Bu kurumlar işlevsel de olamıyorlar. Dolayısıyla varlıkları ile yoklukları arasında pek etkileri olmuyor. Manzaraya bakıldığında ulusal anlamda bağımsız özelliğini koruyan ve bu konuda irade gösteren herhangi bir kurumun olmadığı görülüyor. Şimdilik PKK bu durumun tek istisnası olarak rolünü oynuyor…

 

***

Kendi idare ve iradesini eline almak isteyen bir halkın her şeyden önce temel ulusal kurumlara sahip olması kaçınılmazdır. İdaresini kendi eline alacak otoritenin/iradenin formatını belirleyen bu kurumlardır. Bir halkın askeri gücü o otoritenin en önemli unsuru ve temel güvencesidir. PKK bağımlı teritoryal bir güç olmaktansa, elbetteki bu ulusal iradenin dinamik parçası olmalıdır.

 

***

Yaşanan bu karmaşada, spastik siyasetin tutum ve davranışlarını çarpık jargonlarıyla temsil eden Heyzebunlar'ın olguları daha ne kadar görmezlikten gelebilecekleri konusunda henüz bir fikrim yok. Ama Kürd halkının geleceğini garantiye alacak ÇEKOLAR'ı olmadan, hiçbir ulusal hak ve kazanımın korunamayacağını söyleyebilirim.

16.03.2008