Nezîrê Cibo

Arşiv

nezircibo@hotmail.com

Her şeye rağmen örnek bir davraniş!

Bana göre Kek Sait, gecikmişte olsa, biçim itibarıyla pek doğru olmasa da üzerine düşeni yapmıştır. Sorduğum sorular cevap bulmuştur. Amacım, ilkel bir zihniyetin sorgulanması, Kürt kamuoyunda teşhir edilmesi ve mahkûm edilmesini sağlamaktı. “Bütün cinayetler kahpedir, Mehmet Oruç'un ki Daha Bir…”başlıklı yazıda bence bu fazlasıyla yapılmıştır. Fazla olan da; olayın bir yönüyle kişiselleştirilmiş olmasıdır.

Dediğim gibi, önemli olan, söz konusu zihniyetin mahkûm edilmesiydi. Ötesi bana pek doğru gelmiyor. Bu zihniyetin uygulayıcıları kim olursa olsun fark etmez. İsimler önemli değildir. Ama buna rağmen bence takdire şayan bir tutum sergilenmiştir.

Bu ülkede, bu kadar açık ve net bir şekilde kendisini ve örgütünü yaptığı hatadan dolayı yeren başka bir örnek varsa ben bilmiyorum. Evet, bence bu Kürdistan da bir ilktir. Kek Sait yanlışlıkların, iyiden iyiye çöreklenmesine neden olduğu karamsarlıkların bir nebze de olsa dağılmasına ön ayak olmuştur. Siyasetin kirlilikten kurtulmasına katkı sağlayan örnek bir davranış sergilendiğini düşünüyorum.

İnancım odur ki bundan sonra görmek isteyen, bazı şeyleri çok daha net görme imkânına kavuşmuştur. En azından düne göre bir nebzede olsa geleceğe daha iyimser bakabilme imkânı vardır. Tek isteğim bu sürece birazcık da olsa katkı sağlamaktı. Başkada bir “kötü niyetim yoktu.”Evet, yara kabuk tutmuştu ancak alttan iltihaplıydı. O şekilde iyileşmesine de imkân yoktu. Bir neştere ihtiyacı vardı. Şimdi iyileşme imkânı eskiye göre çok daha fazladır.

İyileşme imkânı daha fazla ancak bilimi rehber edinmiş doktorlara da ihtiyaç vardır. Eğer yarayı hala atalardan kalma bilimsel değeri olmayan, demode olmuş tedavi yöntemlerinde ısrar eden doktorların eline terk ederseniz, iyileşme bir yana daha kötü olacağı da kesin.

Her ne kadar yitirdiğimiz değerleri geri getirme imkânı yoksa da bazı şeyleri değiştirme, yeni değerler kazanma ve yaratma imkânı her zaman vardır. Çok pahallıya da mal olsa, çok acılara da neden olsa ne yazık ki hatalar oluyor. Kuşkusuz hata yapmamak çok önemli, ama belki de ondan daha da önemlisi, yapılan hatalardan ders almasını bilmek ve tarihin tekerrür etmesine engel olmaktır. Gelişme ve ilerleme ancak böyle sağlanır. Daha iyiye daha güzele ulaşılır. Yeni ve aydınlık ufuklara böyle yol alınır.

Diyeceğim şu ki birilerinin söz konusu yazımı “DDKD isminin öne çıktığı bu günlerde” üstündeki lekeyi temizlemek için bir fırsat olarak değerlendirmesi gerekirken, boş yere kötü niyet arayışlarına giriliyor. Buna hiç gerek yok. Ama yok ille de bir kötü niyet aranacaksa yıllarca yanlışların üstünü örtüp gerçekleri gizleyen, onarılması güç hatalar işleyerek o muhteşem potansiyeli iflasa götürenlerde aranması gerekmiyor mu?

Söz konusu Açıklamalara vesile olan ilk yazıyı yazmadan önce çok düşünmüştüm. Gerek var mı diye. Daha önce de hatırladığım kadarıyla 1994te, Medya Güneşine yine aynı olayla ilgili bir yazı yazmıştım ancak yayınlanmadığı gibi en ufak bir açıklama yapma gereği bile duyulmadı. Bunu hatırlayınca bir ara yazmaktan vazgeçtim ancak Mustafa Tangüner Arkadaşla ilgili yazıyı okuyunca kararımı değiştirdim ve yazdım. Şimdi düşünüyorum da İyi ki de yazmışım diyorum. Çünkü böylece yıllardır cevap bekleyen sorular cevap bulmuş oldu. İyi ki yazmışım, çünkü böylece anavatanında bile iflas eden Stalinist yöntemlerle bir yerlere varılamayacağını bir kez daha hatırlatma fırsatı bulundu.

Daha önce yapılan açıklamadan haberimin olmadığı doğrudur. Gerçi bu doğrultuda aldığım bazı duyumlar vardı. Ama sadece duyum… Yetkili olmayan ikinci şahıslardan duyduklarımdı. O günün ülke şartları, içinde bulunduğumuz zorluklar ve açıklamanın yapıldığı dönemdeki Kürt basının içinde bulunduğu koşullar göz önünde tutulursa, haberdar olmayışımın nedenleri sanıyorum anlaşılır ve hoş karışlanır. Kaldı ki haberdar olmayan yalnız ben değilim.

Aynı durumda olan birçok arkadaş vardır. Takdir edersiniz ki böylesine önemli bir olayda duyumlarla yetinmek yetkisiz kişilerin söylemlerine dayanmak sağlıklı bir tutum değildir.

Sözü edilen kongrenin yapıldığı tarihte(1983) cezaevindeydim. Üç yıl sonra çıktım. İllegal bir kongreye katılmayan, katılanlarla her hangi bir bağı olmayan bir insanın alınan kararlar hakkında nasıl bilgi sahibi olmasını beklersiniz ki? Eğer bir şekilde kamuoyuna açıklanmamışsa, (açıklanmışsa da haberdar değilim )sıradan bir insanın kongre tutanaklarına ulaşması nasıl mümkün ola bilir ki? Şunun net olarak bilinmesini istiyorum; Bu olayla ilgili yetkili bir ağızdan yapılan bir açıklamaya ilk kez bu platformda rastlıyorum. Yayınladığınız logoyu ilk kez görüyorum. Bu nedenle de hiç kimsenin kötü niyet arayışına girmesine hakkı yoktur. Gerçekten alınan karardan haberim olsaydı yazma gereği duymazdım.

Haklı ve doğru eleştirinin yeri ve zamanı diye bir şey olmaz. “Eleştiri olur, amaaa…” ların zamanı geçti artık. Otuz yıl öncesi söylem ve yöntemlerle bir yere varılmaz. Eğer bugün hiç istenilmeyen bir noktaya gelinmişse bunun nedeni, “zamansız” eleştiri ve tartışmalar değil, tam tersine demokratik olmayan, çok seslilikten ürken, despotik anlayışlarımızdır. İhtiyaç duyulan birlik sorunları erteleyerek, yapılan hatalar görmezlikten gelerek, kurulmaz.

Kendi namı hesabıma söylüyorum; Mehmet arkadaşın şehit oluşunun yıl dönümlerinde anma amacıyla yapılacak etkinlilerin dışında konuyu bundan böyle gündemleştirmenin kimseye yararı olmayacaktır artık. Yetkili bir ağızdan özeleştiri yapılmış, bir zihniyet mahkûm edilmiştir. Gerisi Kürt insanının sağduyusu ve vicdanına bırakılmalı.

22.12.2005