Arşiv

Fırat Yaslı, Dicle Mahzun

Tarihi, kültürü ve coğrafyasıyla adeta bir açık hava müzesi olan Hasankeyf'in Ilısu barajının altında kalmasını sağlayacak temeller, tüm protesto ve eleştirilere rağmen atıldı. Tayyip Erdoğan kasım paşalı kabadayılığını burada da konuşturdu. Adeta herkese meydan okuyarak baraj girişimini başlattı.

 

Toplumun çok çeşitli kesimlerinden eleştiriler yağdı. Hükümetin tarih, doğa ve kültür düşmanı bir politika sürdürdüğünden dem vuruldu.

 

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bu proje çok eskiye dayanmaktadır ve hükümetleri değil, tersine devleti bağlar. Dolayısıyla hükümete yüklenip tüm süçu ona yüklemek, aslında devleti dolaylı bir şekilde aklamaya çalışmaktır. Bu hükümetin hangi gelenekten geldiğini zaten biliyoruz. Şehir meydanlarında sergilenen kimi sanat eserlerini, ''içine tüküreyim böyle sanatın'' deyip kaldırtan bir gelenektir bu.

 

Ancak, devletin ve mevcut hükümetin tarih, doğa ve kültür düşmanlığının da göreceli olduğunu düşünüyorum. Yeri geldiğinde en büyük tarih ve kültür dostu oldukları teslim etmek gerek!

 

Hasankef'e yönelik kıyımın genel tarih ve kültür düşmanlığı çerçevesinde değil de, özelde Kürt kültürü ile Kürdistan coğrafyasında bulunan ulusal ve insani değerlere karşıtlık biçiminde ele alınıp somutlaştırılması gerekmektedir.

 

Eğer Hasankeyf Batı'da yer alsaydı ve Türk kültürü için önemli bir işleve sahip olsaydı, acaba hükümetler ve devletin esas sahipleri bu hazinenin sulara gömülmesine izin verirler miydi? Dönem dönem bir avuç kapitalistin çıkarlarının esas alınarak, Batıda da kimi doğa ve tarih kıyımlarının yapıldığı bilinmektedir. Ancak yakından incelendiğinde, tahrip edilen bu kultür mirasının da ya eski Yunan, ya da Romalılara ait olduğunu görürüz.

 

Selçuklu, ya da Osmanlılardan kalma değerlerin nasıl da özenle korunmaya çalışıldığı biliniyor. Tabii tüm bunların sanat aşkından değil, şoven duygu ve düşüncelerin yaygınlaştırılması amacıyla yapıldığını söylemeye gerek yok.

 

Bir yandan Batıya açılmayı ve ''çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı'' hedeflediğini iddia eden, bir yandan da kendisine ait olmayan tüm değerleri yok etmeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız.

 

Hasankeyf gibi tarihi değerlerin sulara gömülmesi yeni bir durum değil. Daha önceleri de halkımıza ve insanlığa ait bir çok miras Fırat ve Dicle sularına gömülmüştü. Dahası bu politika Kürdistan'daki kültür ve coğrafyanın tahrip edilmesi politikalarının doğal bir uzantısıdır. Erozyonla mücadele amacıyla Türkiye'nin değişik yerlerine Tema Vakfınca organizeli bir şekilde milyonlarca meşe palamudu ekilerek ağaçlandırma ve yeşil alanlar yaratma çabaları sürdürülürken, ülkemizde her gün ormanlar, hatta bırakın ormanı, çalılıklar bile acımasızca yakılıyor.

 

Türk devleti, uygarlıklara analık yapan Fırat ve Dicle nehirleri üzerlerinde barajlar kurarak, onları çocuklarını yutan birer canavar haline getirmek istiyorlar.

 

Fırat'ın yaslı, Dicle'nin mahzun akması bundan mıdır acep?

 

06.08.2006

 

 

 

 

 

Devrimci Demokrat Gelenek

Kürt Ulusal Sorunu (V) Uluslararası koşulların Önemi

Askeri Konsept Değişikliği

Hedef Tüm Kürdistan

Kürdistan'a Doğru

Nankör Evlat: Terör!

Kürt Ulusal Sorunu (IV) Sığınmacı politikalara son verme zamanı gelmedi mi?

Kürt Ulusal Sorunu (III)
Matruşka Politikalar

Kürt Ulusal Sorunu(II)
Çözüm yolu mutlaklaştırılmamalı!

Kürt Ulusal Sorunu (1) Sorunun adı doğru konulmalı

Benim İçin DDKD'nin Anlamı

Güneşin çocuklari kazanacak

Jijan jiyîn e..

Tarihten ders çıkartmak

Medya Rüya Değil
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli
Doğrusu neyse o yapılmalı, fazla söze gerek yok