Arşiv

Devletin yeni konseptine karşı Kürt Ulusal Kongresi şart oldu

 

Genel Kurmay Başkanlığı'nın Ne Mutlu Türküm Diyene belgisine karşı çıkan herkesi düşman ilan etmesi, tüm diğer etnik kesimler açısından olduğu gibi, Kürtler açısından da yeni bir süreci başlatmıştır. Asimilasyon, baskı, göçertme ve fiili düşmanlık politikası, yerini açık düşmanlığa bırakmıştır.

 

Aslında bu politikanın esası biraz daha gerilere dayanıyor. Eski yazılarımdan birinde değinmiştim, o açıdan biraz tekrar olacak, ama önemli bulduğumdan kısa bir özetini yapmakta yarar görüyorum. Milli Güvenlik Kurulu'nun geçen yıl yeni bir konsept degişikliğine gittiğini hatırlarsınız. Ordunun, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana konumlanışı, aynı anda iki dış devlete karşı savaşma(dış düşman) ve bir iç isyanı bastırmaya göre düzenlenmişti. Dış düşmanlardan biri Yunanistan'dı. Ancak değişken uluslar arası koşullar da hesaba katılarak komşulardan her hangi biriyle de şu ve ya bu sebepten ötürü savaş çıkacağı hesaplanarak, Ordu ikinci bir savaşı da yürütebilecek pozisyonda hazır tutuluyordu. İç düşman olarak da –her ne kadar dinsel ve sosyal muhalefet de gündemde olmakla birlikte- esasında Kürtlerin hedef haline getirildiği, bilinen bir gerçektir.

 

Ancak uluslar arası şartların değişmesi, Türk-Yunan savaşı olasılığını istisnayi bir duruma düşürdü. Sosyalist blokun parçalanmasıyla da Türkiyle komşu Bulgaristan ve Sovyet-Rusya sınırları dahilinde olup sonradan bağımsızlığını ilan eden Gürcistan'la savaş olasılığını ortadan kaldırmıştı. Ermenistan'la Türkiye arasında soykırım ve Karabağ meselelerinden ötürü kimi çelişkiler olsa da, savaş boyutuna tırmanacak çapta gözükmüyor. Diğer bir komşu devlet olan Suriye ise, Öcalan'ın teslim edilmesi sürecinden sonra Türkiye ile kurduğu yeni ilişkiler sayesinde, bırakın hüsumeti, neredeyse Kürtlere karşı Türkiye'nin önemli bir müttefiği haline geldi.

 

Tüm bu gelişmelerden hareketle, ordunun savaş konsepti değişti ve aynı anda bir dış düşman ile bir iç düşmana karşı savaşmayı esas aldı. Yukarıda segilemeye çalıştığım tablodan, geriye kimlerin düşman olarak algılanacağı az çok anlaşılır sanırım!

 

Türkiye'nin İran'la ortak Kürt meselesinden ötürü ortak politikaları olsa da, İran'ın dinsel akımları desteklemesi, atom bombası geliştirme politikası gütmesi ile petrol ve doğal gazın Avrupa piyasasına nakli konusunda rekabet halinde olması-Türkiye koprü konumunda ve pay sahibi olmak istiyor, İran ise bu köprüyü görmezden gelip Türkiyeyle yapacağı kimi anlaşmalarla kendi doğal gazını deyim yerindeyse haraç vermeden piyasaya sürmek istiyor- aralarında bir çatışma ve savaş olasılığını canlı tutuyor. Bu çelişkilerin varlığı ABD'nin de işine geliyor.

 

Dış düşman olma olasılığı en yüksek devlet İran iken, iç düşman olarak da Kürt'lerin hedef tutulduğunu belirttik. Buna aslında sadece iç düşman demek de yeterli gelmiyor. Dünya çapında düşman dense daha iyi formüle edilmiş olur(!) Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtlere ait ne varsa; bu ister politik alanda olsun, ister sanatsal ve kültürel alanda olsun, herhangi bir gelişme Türk devletinin düşmanca tutumlarına maruz kalıyor.

 

Devletin son bir yıl içinde ordusunun neredeyse yüzde seksenini Kürdistan'da konuşlandırmasının altında yatan asıl sebep de bu değil mi? Bu şekilde hem İran kollanmış olacak, hem de Kürdistan'ın tüm parçalarındaki olası gelişmelere müdahale etme imkanı doğacak.

 

Bu anlamda genel Kurmay Başkanlığının son açıklamaları aslında yeni konsept değişikliğinin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu konseptin altında AKP hükümetinin imzasının da olduğu unutulmamalıdır.

 

Türk devleti son politikalarıyla ne yapmak istiyor acaba?

 

Türk devletini esas kaygılandıran şey, uluslararası ve bölgesel kimi gelişmelerin, onun elini kolunu bağlaması ve temel dayanağı ve var oluş tarzı olan şiddet ve yok etme siyasetini istetiği bir tarzda hayata geçirememesidir. Örneğin eskiden olduğu gibi istediği anda, istediği tarzda Güney'e müdahale edememekte ve Kuzey'de de 90'lı yıllara geri dönmeyi arzuladığı ve bu yönde kimi uygulamalara geçtiği halde, bunun zeminini tam olarak bulamamaktadır.

 

İşte genel Kurmayın asıl yapmak istediği şey, uluslararası gelişmelerin kendi aleyhine geliştirdiği dengeleri, ulusal çaptaki ataklarla kendisine ırkçı bir kitle tabanı oluşturup kendi lehine dönüştürme ve bu yolla da tüm dünyaya, gerekirse ulusal çıkarlarını eas alıp dengeleri gözardı edebileceği sinyalini vermek istiyor.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimini bir vesile olarak değerlendirip, laikliği türkçülük ve daha da ileri giderek anti-kürtçülükle kaynaştırmak istiyor.(Tabii ki iç planda yasal düzeyde de olsa dinsel akımın gelişmesi, Türkiyenin İran hassasiyetini daha bir kamçılıyor. Belki de ABD'nin AKP hükümetini desteklemesi, biraz da Türk-İran çelişkisini derinleştirmeyi amaçlamaktadır)

 

Burada Kürtlerin ve Özellikle de Küzey Kürdistanlı Güçlerin bu gelişmeler karşısında takınacağı tutumun ne olması gerektiği aciliyet kazanmaktadır.

 

Güney Kürdistan federe yönetiminin, devletin yaratmış olduğu savaş atmosferine kendisini kaptırmadan boşa çıkartması gerektiğini düşünüyorum-meşru savunma hakkını tartışmak bile gerekmiyor tabii-

 

Kuzey'de ise devlet, Kürtlerin uzun yılların mücadelesine dayanan yasal plandaki kazanımlarından oldukça rahatsız. Bu anlamda, son düşmanlık ilanının esas muhataplarının yasal ve açık planda haklı ulusal ve insani mücadelesini sürdüren Kürt kesimleri olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, devletin şiddeti körükleme ve provokasyon yaratma siyasetine karşı, açık-yasal mevziler terk edilmeden uygun bir yanıt verilmesi gerek miyor mu?

 

Başta yasal partilerimiz olan DTP, KADEP ve HAK-PAR olmak üzere, aralarında KUDÇG ve DEVRIMCI DEMOKRATLAR'in da yer aldığı, kürtlerin kurmuş olduğu tüm grup, dernek, vakıf, dergi, gazete v.b oluşumlar bir an evvel bir Ulusal Kongre toplamalı ve Kürtlerin açık-yasal plandaki birliklerini sağlam bir zemine oturtmalıdırlar.

 

Bu birlik, Kürtleri olası tüm gelişmelere karşı ortak tutum takınmaları hususunda hazır bulunmalarını sağlayacağı gibi, her türden provokasiyonun örgütlü bir tarzda savuşturulması imkanını da beraberinde getirecektir. Ve en önemlisi de gündemde olan genel seçimlerle daha ileriki tarihlerde yapılacak genel mahalli seçimlerde ortak tutum ve ortak ulusal adaylar tespit etme şansını doğuracaktır.

 

Her türden dargrupçu, benmerkezci yaklaşımı bir kenara atıp, gerçek yurtsever bir ruhla hareketten başka hiç bir şey, Kürtleri düşman ilan eden tehlikeli politikalardan koruyamaz.

 

5. 05. 2007

 

 

 

 

 

 

 

Türk Devleti'nin niyeti ve Nêçîrvan Barzani`nin doğru tavrı

Çapemeniya Ereb û Birêz Barzanî

Evren Değişti, Adaletin Yerini Bulması Yakınlaştı!

Fırat Yaslı, Dicle Mahzun

Devrimci Demokrat Gelenek

Kürt Ulusal Sorunu (V) Uluslararası koşulların Önemi

Askeri Konsept Değişikliği

Hedef Tüm Kürdistan

Kürdistan'a Doğru

Nankör Evlat: Terör!

Kürt Ulusal Sorunu (IV) Sığınmacı politikalara son verme zamanı gelmedi mi?

Kürt Ulusal Sorunu (III)
Matruşka Politikalar

Kürt Ulusal Sorunu(II)
Çözüm yolu mutlaklaştırılmamalı!

Kürt Ulusal Sorunu (1) Sorunun adı doğru konulmalı

Benim İçin DDKD'nin Anlamı

Güneşin çocuklari kazanacak

Jijan jiyîn e..

Tarihten ders çıkartmak

Medya Rüya Değil
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli
Doğrusu neyse o yapılmalı, fazla söze gerek yok