Arşiv

Utanmazca Bir Özür Tarzı TRT-Şeş

Dil sorunu, hiç kuşkusuz ulusal sorunların önemli halkalarından biridir. Ama dil tek başına tüm sorunu kapsa(ya)maz. Bu bağlamda dil sorununun çözülmesi, genel sorunun sadece bir boyutunun kısmen çözüme kavuşmasını sağlayabilir. Kısmen diyorum, çünkü eğer ulusal sorun o halkın şu ve ya bu biçimde kendi kaderini belirleme hakkı çerçevesinde çözülmezse, tekil haklar sınırlı ve şekilsiz kalır.

 

Sorunun geçici ve kısmi tarzda çözüme kavuşturulması da günün koşullarına göre anlamlıdır elbet. Ama çözümün içeriği kadar, tarzı da önemlidir. Ulusal kişiliğin direk bir yansıması olan ulusal kimliğin tanınması can alıcı bir noktayı oluşturur burada. Yani karşısındakini bir varlık olarak algılama ve tanımaktır söz konusu olan. Ya da kendisini bir varlık ve kişilik olarak hissettirip göstermektir.

 

Kürt sorunu her şeyden önce bir kimlik ve ulusal kişilik sorunudur. Kürt sorunu demek, sen benim varlığımı kabullenmek ve kişiliğime saygı duymak zorundasın demektir. Kürt sorununun başlangıçtan beri inkarı da, işte öncelikle Kürt varlığının inkarıyla başlamıştır. ‘'Ne mutlu Türküm diyene'' sözünün anlamı da budur. Öteki tüm kıstaslar bu yok saymanın doğal yansımasıdır aslında. Bir halk yoksa, onun dilinden, kültüründen, tarihinden de bahsedilemez.

 

Bu gün geliştirilmeye çalışılan resmi Kürtçe yayın politikası da, aslında inkar politikasının değişik bir biçimde ortaya serilmesidir.

Neden?

 

Çünkü bu dilin adı konulmamakta, kimliği inkar edilmektedir. O henüz ‘'Bilinmeyen'', ya da ‘'Türkçe olmayan'' bir dildir. Henüz bu dilin Bir halka-kürt halkına- ait olduğu kabul edilmemiş ve bu halkın varlığı ile toplumsal hakları anayasal bir güvence altına alınmamıştır.

 

Şimdiye kadar böyle bir dil yoktur diyorlardı..

Şimdi ise Kürtçe'ye sanki masallardan çıkıp gelmiş bir dil yaklaşımı gösteriliyor.

 

Kürdün ulusal varlığını inkar edeceksin, ama onun diliyle siyasal rant kazanmaya çalışacaksın!

 

Seçim çalışmaları sırasında susayıp arkadaşından; ‘'Ka qedehek av'' deyip su isteyen Kürt siyasetçi hakkında soruşturma açacaksın, mahkemelerde süründüreceksin, kendin de pişkince halkımı resmi söylemde ‘'Türkçe olmayan bir dil'' olarak adlandırdığın diliyle selamlayacaksın!

 

Çift dilli belediyecilik geliştirmeye çalışan belediye başkanını bölücü ilan edip görevinden azledeceksin, Kürtçe konuştu diye Leyla Zana'ya, Mahmut Alınak'a hapis yağdıracaksın, kendin de bu dilde yayın başlatacaksın!

 

Bu aslında bir özür değil, inkarın yeni tarzda sürdürülmesidir..

Ama ille de bir özür olarak değerlendirilecekse bu, utangaçça değil, olsa olsa utanmazca bir özür tarzı olabilir..

 

Kürt halkına verilmek istenen mesaj şu:

‘'Senin iraden, kimliğin, kişiliğin yok; sana dilin yasak, ama eğer ille de bu dille konuşulması gerekiyorsa, onunla ben konuşurum, bana serbest, ama sana yasak!''

 

Bu siyaset tarzı ta Cumhuriyetin kuruluşundan beri bilinir aslında.

M. Kemal'in, ‘'Eğer komünist partisi gerekiyorsa, onu da biz kurarız'' dediği hatırlardadır.

Onlar için makbul olan şey, devletin güdümünde olandır.

 

 

 

En iyi Kürt, devlet kürdüdür;

En iyi Kürt Alevi, ulusal kimliğini inkar eden, devletin koruması altındaki Alevidir;

En iyi Kürt dindar, devletine bağlı dindardır;

En iyi Kürt kadın, az doğuran ve kendi dilinde konuşmayan kadındır.

En iyi Kürt öğrenci, kurşun istemeyen değil, sadece kalem isteyen öğrencidir..

 

Şimdi bunlara bir yenisi daha ekleniyor:

En iyi Kürtçe, Türkçe olmayan bir dildir!

 

Bu siyasete karşı durdun mu, ancak ve ancak kötü Kürt, kötü Alevi, kötü dindar, kötü kadın, kötü öğrenci olabilirsin.

 

Üstelik dilsiz kalırsın, çünkü ‘'anlaşılmaz bir dilden ‘' konuşuyorsundur.

 

Kurşun değil, kalem istiyoruz diyen ilköğretim öğrencisi Kürt kızının kolluk kuvvetlerince nasıl tehdit edildiği, devletçi Türk basınına bile sızdı.. Devlete ait ne varsa, herşeye kölece boyun eğmesi beklenir Kürt'ten.

 

Peki TRT-ŞEŞ'in Kuruluş amacı nedir acaba?

 

Bu, ne kadar samimi duygu ve düşüncelere dayanıyor?

 

Bu proje yıllardır gündemde, neden şimdi yürürlüğe konuyor?

Daha bir kaç hafta önce Kürdistan gezisine çıkıp Kürt'lerin gözlerinin içine baka baka ‘'Tek millet, tek dil, tek bayrak'' diyen Başbakanın kendisi değil miydi?

 

Amaç Kürt sorununu çözmek mi, yoksa tasfiyeci tedbirlerle tekrar çözümsüz bırakmak mıdır?

 

90'lı yıllarad çok tartışılan bir konu vardı: Havuç-sopa politikası..

Devlet katından gelen kimileri, ‘'Sadece baskı ve askeri yöntemlerle Kürt hareketini bastıramazsın; baskının yanında açılımlar da yapmak gerek, aksi taktirde halkın gönlünü kazanamaz ve destek ve katılımlarını engelleyemezsin'', diyolardı..

 

Ama egemen anlayış bu yaklaşıma kuşkuyla bakar, bunun hareketi daha bir güçlendirip ortalığı kasıp kavuran bir yangına dönüştüreceği düşünürdü. Kürdün varlığı, dili bir kere kabul eildi mi, isteklerin sonunun gelmeyeceği ve bağımsız devlet talebine kadar yükseleceği korkusu hakimdi..

 

Eğer bir şey verilecekse bu, mücaldele sonucu elde edilmiş bir kazanım değil de, devletin bir lütfu olmalıydı.

 

Bunun için de, öncelikle ayırım yapılmaksızın Kürt hareketi bastırılmalıydı..

Ondan sonra bakarız, deniliyordu..

 

Bu yaklaşımın sonucu olarak devlet ‘'Topyekün Savaş'' ilanında bulunmuş ve başta dernek, dergi, gazete vb. Demokratik kurumlar olmak üzere, Kürtlere ait ne varsa her şeyi acımasızca hedef haline getirmişti.

 

Tüm yapılanlar hala belleklerde tap taze oldukları için tekrar bir bilanço çıkartmaya gerek yoktur sanırım.

 

Ancak devlet tüm bu acımasız yaklaşımlarına rağmen amacına ulaşamadı. Hayatın tüm alanlarındaki mücadele varlığını sürdürmeye devam etti.

 

Özellikle 2008 yılında yaşanan hezimet, Onu başka bir noktaya getirdi. Artık böyle devam edemezdi. Şimdiye kadarki siyaset tıkanmış, iflas etmişti.

 

Biraz da yeni dünya koşullarının etkisi ve Avrupa Birliği süreci, yeni politikalar geliştirmeye zorladı.

 

Bu yeni politika da aslında 90'lı yıllarda devletin içinden seslendirilip rededilen önerilerin gündeme konulmasından başka bir şey değildir. Yani şiddet ve ‘'açılım''ların birlikte uygulanması.

 

Kürt hareketini(bununla mevcut tüm Kürdi kurum ve kuruluşları kastediyorum) sosyal tabanından soyutlamak ‘'açılım''ların ana hedefidir.

 

Geçmiş dönemiş tecrübelerinden bildiğimiz bir şey de, her ‘'açılımın'' beraberinde yeni bir şiddet dalgası getirdiğidir. Halkımız ve onun siyasal, sosyal ve kültürel kuruluşlarının en çok duyarlı ve en çok dayanışma halinde olmasını gerektiren bir siren sesi olarak da algılanabilir bu yeni TV yayını. Karşılıklı eleştiri ve ithamlara en çok itina gösterilmesi gereken bir süreçtir bu. Bireysel hırslar ve ya grup çıkarları değil, ulusal çıkarlar ön planda olmalı. Bu bağlamda Tev-Kurd'ün yaptığı birlik ve dayanışma girişimlerini anlamlı buluyorum.

 

TV yayınının diğer önemli amaçlardan biri de, Kürt sorununu Kürt halkının ortak sorunu değil de, tek tek Kürtlerin bireysel sorunları haline getirmektir.

 

‘'Sizler bir grup, bir halk, bir ulus değilsiniz; tekilleşmiş, kalıntı haline gelmiş bireylersiniz, benim sayemde bireysel haklarınızı, yine benim şemsiyem altında kullanabilirsiniz'' denilmek istenen!

 

Peki bu siyeset başarıya ulaşabilir mi?

 

Kendileri bile kuşkulu.

 

Başbakan yardımcısı A. Kadir Aksu, ‘'TV yayını çok geç atılmış bir adımdır'' diyor.

 

Yıllarca hiç bir hakka aldırış etmeyen Türk devletine karşı Kürtler kendi hak ve özgürlüklerini kendi elleriyle sağladılar. Çok sayıda TV yayını, sayısız internet sitesi açıldı. Yasal sınırlarla kendisini hapsetmeyet demokratik Kürt hareketleri oluşturuldu. Aynı şekilde mail, msm, sms imkanlarından yararlanıp serbestçe iletişim kurmayı başarabildiler.

 

İşte devletin diğer bir niyeti de, zaten Kürt'lerin denetim ve ya kullanımı altında olan bu kurum, iletişim ve yayın araçlarına karşı bir alternatif olabilmektir.

 

Ancak TRT ŞEŞ'te Kürtler olmayacak. Kürt bireyler olacak. Kürt Muhsin, Kürt Sinan, Kürt... olacak.

 

Bunları sıralamadaki amacım, devletin hala nasıl da sahte siyasetlerle 21. yüzyılda bile halkımızı kandırmaya çalıştığını gözler önüne sermektir.

 

Tabii ki tüm bunlar devletin niyet ve hesapları.

 

Evdeki hesap çarşıya uyar mı?

Mümkün değil.

Neden?

Pandoranın kutusunu açmaktan korkan devletin korkusu zaten başına gelmiş de ondan. Pandoranın kutusu zaten açıktı, bunu bir tek görmeyen, gözlerine siyah bantlar çeken devletti de ondan.

Bu yüzden Kürt tarafının telaşa kapılmasına gerek yok!

Kürt'lerin bu saatten sonra kaybedecek bir şeyleri yok, tersine niyet ne olursa olsun, atılan her adım, onları an be an haklı ulusal taleplerine yakınlaştıracaktır.

 

Her nekadar devlet bu adımları kendi alicenaplığının bir ürünü olarak sunsa da, halkımız bir yandan sahtekarlıklara karşı uyanık olurken, öte yandan da her fırsattan yararlanmasını bilmelidir.

 

Devletin planlı amaçlarından bağımsız olarak TRT ŞEŞ'te yer alan kimi tanınmış ve yurtseverliklerinden kuşku duyulmayan insanlara karşı ‘'ihanetçi'', ‘'Korucu'' ve ya ‘'Cahş'' gibi sıfatların takılmasını ise yanlış buluyorum.

 

Yanlıştır çünkü yine devletin niyetlerinin aksine bu yayın, Kürt dilinin gelişip yaygınlaşmasına katkı sunacağı gibi, kimi ulusal demokratik hakların elde edilmesinin yolunu da açacaktır.

 

Ayrıca on yıllardır inkarcı zihniyetle yetiştirilmeye çalışılan Türk ve Türkleştirilmiş diğer halkların kafalarında kemikleştirilen ve Kürt düşmanlığını körükleyen şoven zihniyetin kırılmasına bir nebze de olsa imkan sağlayacaktır.

 

2009 ‘la birlikte özgürlük inancımız biraz daha yükseldi.. Hepinize sevinç getirmesi dileğiyle. Nice yıllara.

 

01.01.2009

Cemal Özçelik

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sayın Kurdinfo Yetkilileri ve Okuyucularına

Bize özgürlüğü fısıldayan bir Mitos'umuz var

Kadının Gerçek Tarihi Lilith'te Saklı

Newroz sürecindeki olaylı gelişmeler yeni askeri konsepten bağımsız değil

Ülkemin Ateş Saçlı Kadınlarına Selam Olsun

Karlı Doruklarda Batan Sahte Güneş

Kürt planı mı, Kurt kapanı mı?

Bir Umut İçin Oylar Bin Umut Bağımsız Adaylara!

Devletin yeni konseptine karşı Kürt Ulusal Kongresi şart oldu

Türk Devleti'nin niyeti ve Nêçîrvan Barzani`nin doğru tavrı

Çapemeniya Ereb û Birêz Barzanî

Evren Değişti, Adaletin Yerini Bulması Yakınlaştı!

Fırat Yaslı, Dicle Mahzun

Devrimci Demokrat Gelenek

Kürt Ulusal Sorunu (V) Uluslararası koşulların Önemi

Askeri Konsept Değişikliği

Hedef Tüm Kürdistan

Kürdistan'a Doğru

Nankör Evlat: Terör!

Kürt Ulusal Sorunu (IV) Sığınmacı politikalara son verme zamanı gelmedi mi?

Kürt Ulusal Sorunu (III)
Matruşka Politikalar

Kürt Ulusal Sorunu(II)
Çözüm yolu mutlaklaştırılmamalı!

Kürt Ulusal Sorunu (1) Sorunun adı doğru konulmalı

Benim İçin DDKD'nin Anlamı

Güneşin çocuklari kazanacak

Jijan jiyîn e..

Tarihten ders çıkartmak

Medya Rüya Değil
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli
Doğrusu neyse o yapılmalı, fazla söze gerek yok