Arşiv

 
Yeni Siyasi Konsept

Son dönemlerde hızlı bir siyasal hareketliliğin geliştiği gözlenmektedir. Gerek Türk basını, gerekse de Kürt ulusal basınında değişik olgu ve olaylar tekil düzeyde yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Ancak bu yeni olgu ve olaylar bir birleriyle bağlantılı bir biçimde değil de, sanki bir bir birlerinden kopuk şeylermiş gibi ele alınmaktadır. Her bir gelişme gözlendiğinde, her kes kendi cephesinden bunu yorumlamaya çalışmakta, ama bu arada da, olayın özü gözlerden uzak kalmaktadır. Oysa görüyoruz ki, bu tekil gelişmeler tesadüfi değil, belli ve kapsamlı bir konseptin ürünü olarak gündemleşmektedirler.

 

Bu da, devletin geliştirdiği yeni siyasi konsepttir. Buna Askeri Konseptin siyasi ayağı diyebileceğimiz gibi, siyasetin askeri politikaları kamufle etmesi de diyebiliriz.

 

Bilindiği gibi 2005 yılında, Türkiye'de yeni bir Askeri Konsept oluşturuldu. Buna göre iç ve dış tehdit anlayışı ve ordunun coğrafik konumlanması önemli ölçüde değişime uğradı. En büyük ‘'iç ve dış tehdit'' olarak Kürtler hedef tahtasının merkezine oturtuldu. Ordu Kuzey Kürdistan'a yerleştirilerek, ülkemizin herhangi bir parçasında gelişecek bir ilerleme ve kazanımı bertaraf etmeye hazır pozisyona getirildi. Saldırı ve tehditlerin dozajı alabildiğine yükseltildi..

 

Ancak, sadece askeri konseptlerle bir sonuca varılamayacağı kısa sürede anlaşıldı. Bu yüzden, buna uygun bir de ‘'Siyasi Konsept'' oluşturuldu.

 

Siyasi Konseptin iki ayağı var:

 

Birincisi Kuzey Kürdistan'a yönelik. Hatırlanacağı gibi, yakın geçmişte Türk Genel Kurmayı, Türk siyasetçi ve gazetecilere sunduğu bir brifingte, o zaman bir çok kişi tarafından ‘'önemli bir itiraf'' olarak algılanan bir açıklamada bulunmuştu..

 

Genel hatlarıyla özetleyecek olursak, içerik itibarıyla, devletin son yıllarda izlediği politikalarla, ‘'Demokrasi'', ‘'Hukukun Üstünlüğü'' ve ‘'İnsan Hakları'' gibi kimi temel evrensel değerlerin savunuculuğunu başkalarına kaptırdığı yönündeydi. Yani bundan çıkan sonuca göre, Türk Devleti bu kavramları başkalarının, açık deyimle Kürtler'in ‘'Tekelinden'' kurtarmak için harekete geçmeliydi.

 

İkincisi Güney Kürdistan'a yönelik. Ülkemizin Güney parçasında halkımızın kendi geleceğini önemli oranda kendi elleriyle belirlemesi, Kuzey'deki kitleler üzerinde derin bir manevi etki bırakmıştı. Bunun bir şekilde yıkılması gerekiyordu. ‘'En iyi savunma, saldırıdır'' düşüncesinden hareketle, kendisini tüm bölgedeki Kürt sorununun sözcüsü konumuna getirme atağına geçti. Onlar benim Kürt sorunuma el atmadan, ben onların Kürt sorununa el atayım, demeye getiriyor devlet. Çünkü Türk Devletinin algılamasına göre, Kürtler'in Güney'de haklarını elde edip devletleşme yönünde ilerlemeleri büyük bir sorundur.

 

Bu bağlamda, siyasi planda geliştirilen Konseptin Özünü , ‘'Kürt Sorununu Kürtler'e bırakmamak'' olarak formüle etmek de mümkündür. Kürtler'e Kürtçe'yi yasaklayan, örneğin Ahmet Türk Meclis Grup toplantısında Kürtçe konuştu diye kiyamet kopartan zihniyet de bu Konsepte dayanmaktadır. Bu yüzden sadece Diyarbakır'da, İstanbul'da değil, Hewlêr'de de Kürtler'in sözcülüğüne soyunmaktadır.. Siyasi Konsept, Kürt sorununu demokratik çerçevelerde çözmeyi değil, tersine sorunu Kuzey'de çözümsüzlüğe mahkum etmeyi, Güney'de ise devletleşmenin önünü kesmeyi (ve bu arada Kerkük referandumunu engelleyip, Güney yönetimini 2. Körfez savaşı öncesi -2003 öncesi- sınırlara geri çekmeyi amaçlayan bir konsepttir..

 

Uluslar arası planda ABD nezdinde yapılan diplomatik girişimlere paralel olarak, Iraklı Şii ve Sünni grupların İstanbul'da bir araya getirilip, onların anti Kürt bir cephede birleştirilmesi öngörülürken, içeride de Fetfullahçı kesim olarak bilinen ve AKP'ye yakın kimi Türk ve Kürtler'ce toplantılar düzenlenmekte ve Kürt sorununun hamiliğine soyunulmaktadır. Bunların yanında Cumhurbaşkanı A. Gül tarafından Yaşar Kemal'e devlet nişanının verilmesi, Ahmet Kaya'nın mezarı ile Şıvan Perwer'in Türkiye'ye getirtilmek istenmesi, TRT-6 Kürtçe kanalının açılması ve devamı gelecek olan ‘'atılım''ları, yeni Siyasi Konseptin bir parçası olarak formüle edilen ve yukarıda andığımız Genel Kurmay'ın evrensel kavramların tekelini ele geçirme uğraşı çerçevesinde değerlendirmek gerek. Kürtleri ve onların siyasal temsilcilerini muhattap almadan, yapılan Kürt Sorunuyla ilgili toplantılarda, Kürt sorununa çözüm önerileri geliştirmek yerine, ‘'Hepimiz aynı gemideyiz'' denip soyut ‘'evrensel değerlerin'' ön planda tutulması da bundan olsa gerek(!).

 

 

Tabii ki oluşturulan yeni Siyasi Konsept sadece bu gerekçelere dayandırılamaz. Kürt sorunu gittikçe kendisini dayatan bölgesel ve uluslararası bir sorun olma yönünde. Her nekadar ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri bu konuda sağırları oynasa da, aslında sorunun aciliyetinin farkındadırlar. Kürtleri hesaba katmayan hiç bir planın bölgede hayat şansı bulamayacağının bilincindedirler. Gerek Irak'tan ve gerekse Iran ve Kafkasya'dan batıya aktarılması planlanan petrol ve doğal gaz güzergahları büyük ölçüde Kürdistan'dan geçmektedir. Kürt sorununun çözümsüz kalması, gelecekte sözkonusu ülkelerin ekonomik ve sosyal yaşamları üzerinde ciddi etkilere yol açabilir. Onlar her nekadar tavırlarını açık bir şekilde Türk devletinden yana koysalar da, Kürt karşıtlığının kendilerine bir yarar getirmeyeceğini görebilmektedirler.

 

 

Bu sebepten ötürü, dolaylı bir şekilde bu meselenin kısmi tarzda da olsa çözüme kavuşturulmasından yanadırlar. Önümüzdeki 10, 15 yılda Türkiye'nin AB'ye giriş süreci olgunlaştığında, çözüm yönünde daha ısrarcı olacakları kesindir. İşte Türk devleti ilerideki bu olası gelişmeleri de göz önünde bulundurarak, meselenin kapsamlı çözümünü engellemek amacıyla, Kürt sorununun ulusal boyutunun içeriğini boşaltıp, onu salt bireysel insan hakları çerçevesine indirgemek istiyor. Eğer ileride çözüm kendisini dayatırsa, bu en fazla bireysel haklar çerçevesinde olmalı. Ve tabii ki, bu tarzdaki bir çözümü de uzun yıllara yayma niyeti içinde.

 

Yukarıda dile getirdiğimiz yeni tedbirler, bir yönüyle de olası bir toplumsal patlamanın önüne geçip, Kürt kitlesi arasında bir ikilem yaratmayı da amaçlamaktadır. Devletin ‘'Akil adamları'', Kürt sorununun önüne geçilemez tarzda büyüyüp tamamıyla ‘'sınır ötesi' bir pozisyona kayacağını düşünmekte ve bir an önce içte çözülmesi yönünde öneriler sunmaktadırlar.

 

Basından öğrendiğimiz kadarıyla, aralarında eski Türk dışişleri bakanı İlter Türkmen, Deniz Kuvvetleri eski komutanı emekli Oramiral Salim Dervişoğlu ve yine eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın da bulunduğu bir grup eski siyasetçi ve askerin yayınlamış oldukları yeni raporda şu görüşlere yer verilmektedir: ‘' Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda en çetin sınavı Kürt meselesi olmaya devam edecektir. Bu soruna, kapsamlı bir çözüm bulunmadığı taktirde Türkiye'nin birlik, güvenlik ve istikrarı tehdit altında kalmaya devam edecektir. Türkiye, Kürt sorununu Türkiye içerisinde çözmeyi başarmalıdır. Aksi takdirde, önümüzdeki dönemde ülke içi etnik bir sorundan çok sınır-ötesi bir aidiyet sorunuyla karşı karşıya kalınabilir''.

 

Bu raporda dile getirilen bölünme sendromunun, iş başındaki devlet erkanında da hala mevcut olduğu söylenebilir. Devlet, bölünmekten kurtulmak için de, Kürtler'i bölmeyi ve karşı karşıya getirmeyi esas alan yeni bir siyasal süreç başlatmaktadır. Daha bir yıl öncesine kadar Güney Kürdistan yöneticilerine karşı alabildiğine sert bir yaklaşım sergileyen devletin tutum değiştirip, ilişki geliştirmeye çalışmasının ardındaki gerçekleri de bununla açıklamak mümkün.

 

Yukarıda andığımız ‘'Akil adamların'' raporunda sunulan önerilerden biri de, ‘'Kuzey Irak'' olarak adlandırdıkları Güney'deki yatırımların yine ‘'Güneydoğu'' olarak adlandırılan Kuzey'deki yatırımlarla bütünleştirilip bir köprü kurulması gerektiği yönündedir. ‘'Bu şekilde karşılıklı bağımlılık yapısal hale getirilmeli'' denilmektedir.Yani, diğer Kürtler bizden parça koparacaklarına, biz ‘'Kendi Kürtlerimiz'' aracılığıyla diğer Kürtleri kendimize bağımlı kılalım denilmek isteniyor.

 

Bu açıklamalarımdan hareketle yapılan etkinlik ve geliştirilen yeni öneri ve adımlara sadece negatif bir misyon yüklediğim anlaşılmamalı. Devletin subjektif niyetlerinden bağımsız olarak atılan bu adımlar ve yayınlanan raporlar, Kürt sorununun olgunlaşmasına ve kısmi de olsa, olası bir çözümün gelişmesine hizmet etmektedirler. Bunların ortak eksikliği ise şurada yatmaktadır: Çözüm deniliyor, barış deniliyor, evrensel insan hakları deniliyor, ama kimse çıkıp da askeri operasyonlara karşı tutum sergilemiyor. Tersine, ‘'Teröre'' karşı bir önlem mantığı çerçevesinde açılımlara yaklaşılmaktadır.Yani onlar için atılan bu adımlar, bir amaç değil, tersine belli amaçlara ulaşmayı hedefleyen araçlardırlar.

 

 

Benim şahsi görüşüme göre, eğer gerçekten de ‘'Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak'' istiyorsak, öncelikle askeri imha faaliyetlerinin durdurulması, barışçıl bir tartışma ve özgür bir örgütlenme imkanının sağlanması talebini yükseltmemiz gerekmektedir. Silahların ve bombaların yoğun gürültüsü altında yapılacak toplantıların bir çözüm gücü olamayacakları açık değil midir?

 

Ayrıca vurgulama gereği duyduğun diğer bir nokta da, Kürdistani kimi aydınların yaklaşımlarına ilişkindir. Bir çoğu, TRT-6'in ‘'anlam ve önemini'' allandıra ballandıra anlatırlarken, TV yayınına paralel olarak yapılan askeri operasyonlara karşı büyük bir suskunluk içinde oldukları görülmektedir. Mevcut siyasi güce karşı tavır ve eleştirilerinden vaz geçmeleri gerekmiyor tabii ama, en azından devletin ‘'Askeri çözüm'' siyasetine karşı bir duruş sergilemeleri gerekmez miydi?

 

Kürtler bu yeni süreci bilinçli ve örgütlü karşılamalıdırlar. Yeni siyasi gelişmelerin dayandığı kapsamlı konseptleri gözönünde bulundurup uluslararası kamuoyunu aydınlatmalıdırlar. Bu şekilde atılan adımları kendi lehlerine çevirebilirler. Aksi taktirde yapılanlar devletin hanesine yazılacak ve Ona egemenlik sistemini kamufle edip pekiştirerek, yeni görüntüler altında yeniden sürdürme imkanını sunacaktır.

 

 

25. 02. 2009

 

 

 

 

 

 

 

 

Selim Çürükkaya' nın Çığlığı ve Kürtler'in Çıkmazı

Çiçek Açmazdı Bahçesinde Onların

Utanmazca Bir Özür Tarzı TRT-Şeş

Sayın Kurdinfo Yetkilileri ve Okuyucularına

Bize özgürlüğü fısıldayan bir Mitos'umuz var

Kadının Gerçek Tarihi Lilith'te Saklı

Newroz sürecindeki olaylı gelişmeler yeni askeri konsepten bağımsız değil

Ülkemin Ateş Saçlı Kadınlarına Selam Olsun

Karlı Doruklarda Batan Sahte Güneş

Kürt planı mı, Kurt kapanı mı?

Bir Umut İçin Oylar Bin Umut Bağımsız Adaylara!

Devletin yeni konseptine karşı Kürt Ulusal Kongresi şart oldu

Türk Devleti'nin niyeti ve Nêçîrvan Barzani`nin doğru tavrı

Çapemeniya Ereb û Birêz Barzanî

Evren Değişti, Adaletin Yerini Bulması Yakınlaştı!

Fırat Yaslı, Dicle Mahzun

Devrimci Demokrat Gelenek

Kürt Ulusal Sorunu (V) Uluslararası koşulların Önemi

Askeri Konsept Değişikliği

Hedef Tüm Kürdistan

Kürdistan'a Doğru

Nankör Evlat: Terör!

Kürt Ulusal Sorunu (IV) Sığınmacı politikalara son verme zamanı gelmedi mi?

Kürt Ulusal Sorunu (III)
Matruşka Politikalar

Kürt Ulusal Sorunu(II)
Çözüm yolu mutlaklaştırılmamalı!

Kürt Ulusal Sorunu (1) Sorunun adı doğru konulmalı

Benim İçin DDKD'nin Anlamı

Güneşin çocuklari kazanacak

Jijan jiyîn e..

Tarihten ders çıkartmak

Medya Rüya Değil
Vizyon Eksikliği
Medkom Çevresi
Artık Kurban Vermek istemiyoruz!
Bu Sefer Farklı Olabilir
Küçük Kaygılar Büyük ideallerin Önünü Kesmemeli
Doğrusu neyse o yapılmalı, fazla söze gerek yok