Kürt-Aleviler Ermenidir! derken kendi çelişkisini içinde barındıriyor
Bu seçimlerle birlikte Anadolu 'da bir güç odağı olmaktan veya kimliklerini resmen kabul ettirebilmekten çok uzak olan Alevi ve Kürtlerde taşıdıkları siyasi ve manevi yenileşmenin etkileri görülecektir. Bu dönüşümü kimliklerini resmen politikleştirme ve ifade imkanı tanıyan yeni bir dönemin başlangıcı olarakta kabul edebiliriz.Özellikle varlıkları şu zamana kadar ne millet olarak koruma altına alınmış, ne de ümmetin bir parçası kabul edilmiş olan Aleviler, bu seçimlerde görülmemiş bir heyecan ile, Türkiye'den kimliklerinin kabulunü ve eşit satatü kazanmayı ümit ediyorlardı.Fakat Türkiye'nin Sünni-Türk temelinde ulusal bir devlet görünümü, çoğulcu bir düzene kavuşmaması, Alevi ve özellikle Kürt-Alevi grublar içinde yuzyıldır derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır.Yaratıcak gibi de göstermektedir.
Bunun sebebi ise giderek artan Sunni-Türk temelinde ulusal birlik söylemleri ve örgütlenmeleri doğrultusunda giderek güçlenen ve hakim egemen unsur haline dönüşen milliyetçi eğilimlerdir.Birde çelişkili bir reaksiyon olan anti-Emperyalist ifadesi arkasına gizlenmiş bir yabancı düşmanlığı güçlendirilmiştir.Yine Hrant Dink cinayeti , Malatya cinayetleri bunların sonuçlarıdır.
Kürt-Alevi unsurların bu kıskaç içinde kendi kaderlerini tayin hakları mecburen ortaya çıkmaktadır.Yer yer özellikle Koçgiri isyanları ve dersim Direnişi Alevi-Kürt hareketleridir. Ancak Kürt -sunnilerinin iştirak etmediği bir Kürt-Alevi isyanlarıdır. Laik kürtçü ideolojik ayaklanmalardır. Koçgiri kendi kaderini tayin hereketidir.Zira yakın tarihte birlikte yaşadıkları ermenilere karşı yapılanları izledikleri ve tanık olduklarından devlet otoritesine karşı direnmişlerdir. Birde Dersim gibi savunmaya uygun bir merkez üssüne sahip olmaları. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet vaat eden toplumun inşasına büyük ilgi gösteriyordu.16 .cı yüzyıl kızılbaş isyanlarından beri ilk defa Alevileri, kimliklerini açıkça ve kollektif olarak ortaya sevk etmeleri koçgiri ile olmuştur. Baskı altında tutulan bu mezhebin itibarının iade edilmesinin ve genişlemesinin yolunu açılmıştır. Alevi rönesansı olarakta değerlendirebiliriz bu hareketi.Ulusal Kürt-Alevi bilincinin oluşmasına katkı sunmuştur.
Aslında ister Türk ister Kürt unsurlar olsun Alevilerle ilgili çok az şey bilinmektedir.Bu mezhebin kökeni nedir, daha bilge sayılan komşuların sahip olamadığı birçok şeye sahip olan, onlarca nitelendirilen basit, cahil sayılan insanların tarihi nedir? Aleviliğin dini-felsefi kaynaklarına yönelik nasıl çalışmalar var. Aleviliğin değerini yükseltilmesini, islamın değersizleştirmesine bağlanmaması gerekir. Sunilik ve Aleviliği birbirinden ayıran unsurlar tüm açıklığı ile öne çıkarılmalıdır.Ister kılıç zoruyla ister isteyerek müslümanlığı kabul etseler ve adlandırılsalar bile pek sempati duyulmuyor, tam tersine derin bir düşmanlık taşınıyor alevilere karşı. Kızılbaş kanı dökmek sevaptır yaklaşımları sergilenmektedir.Farklı dinlerin bu potada erimesine, bu cematin şamanist ve eski iran köklerine işaret edilmesi ümmet ile kızılbaşların arasındaki kesin ayırım çizgisini kabul etmek gerekir.Aleviliği ermenilerle oluşan yakın ilişkiden dolayı, etkileşim sonucu pek çok Ermeni'yi bünyesine almıştır.Bu etkileşim birçok ortak noktayı beraberinde getirmiştir.Evlat edinmeler evlatlıklar,çok sayıda ismin ve geleneğin ermeni kültürünce belirlenmesini de beraberinde getirmiştir.Köylerin halada adlarının çoğu ermenice ve bazı aşiret ermeni soyadlarına benzer isimler taşıyor olması bunu doğrulamaktadır.Ermenilere türklere oranla daha yakınlarmış. Dinlerine gelince adları müslüman,aslında dinlerinde islamdan çok az unsur var. Alevilik tanımlamasının zorluğu, isminden başlıyor.Sunniler tarafından adlandırıldığı şekliyle Kızılbaşlar, kendilerini ehl_i sünnet yerine ehl_i Imam demeyi tercih ediyorlar. Aslında Kürtlerin islam dininden olmaları,sadece dışsal ve biçimsel nitelik taşımaktan öteye geçmiyor. Örneğin dinsel inançlarında, batıl intikatlarında neredeyse sonsuz bir çeşitlilk söz konusu.Alevi kavramı,sünni olmayan dördüncü halife Ali'ye saygı göstermeleri şeriata hayır düşüncesi le bağdaştıran Müslüman gurupları tanımlamakta kullanılmaktadır.
Alçak gönüllülük yürek temizliği, alevi inancında uyulması gereken önemli dini kuralardır.Bunlar saz eşliğinde söylenen ayinsel şarkı ve zikirlerdir.Kadınlar sünilerden çok farklıdır. Kadınlar sadece sunnilerin karşısında yüzlerini örtmektedir.Buda ümmetin bakışlarından gizlemedir.Cem adı verilen Alevi ibadetlerinde kadınlar erkekler ve çocuklar birlikte katılmaktadır. Önemli bir suç işlenmesi durumunda, herkesin önünde alınması muhtemel intikamın önünü kapatan bir itirafta bulunulur.Çok ağır suç işlenmesi durumunda suçlu cemaatten uzaklaştırılır.Ancak ikinci bir kez-üçünce kez değil-kabulü söz konusudur.
Iran kökenli olan Musahiblik, özel bir merak konusudur.Iki ayrı çift, musahiplik konusunda birbirlerini her koşulda desteklemeye hazır ahiret kardeşi olurlar.Çiftler arasındaki dostluk ilişkisi dede tarafından yapılan başarılı bir vicdan soruşturması sonucunda, bir antlaşma bir kutlamayla mühürlenir.Dört musaip dedenin evine hediyeler getirir, onun elllerini üzerine konması şekliyle kutsanır ve dede tarafından kutsanan bir parça ekmek birlikte yenilirdi.Dedeler evlenmedikleri taktirde saygınlık kazanırlardı.Cemaatlerinde uzakta yaşayan üyelerini düzenli olarak sonbaharlarda ziyaret ederler(di).Ne aşiret liderleri, ne de devlet tarafından el uzatılmayan bölgelerde hem manevi ,hemde hukiki işler görürlerdi.
Aleviler birkaç istisna dışında tek eşli yaşıyorlardı.ölçülü bir şekilde alkol tüketiyorlar, buna rağmen şeriat kurallarına uymuyor,ne ramazan ayında oruç tutuyor,ne aptes alıyor, ne günde beş kez namaz kılıyorlar.Yerel ziyaretler Mekke'den daha önemlidir. Düzgün baba, Fatma Ana,,,Çevrelerine saygınlıklarını korumak için,özellikle orta anadolu Alevileri ramazanda oruç tutuyormuş gibi görünürler. Bu karşın zorlayıcı tedbirler olmaksızın kendi arzularıyla, muharrem ayının onuncu gününden önce on gün,en dindarlarda on gün oruç tutarlar.Ibadet etmek bir vicdan işidir. Herhangi bir kurala bağlı değildir.Alevilerde ruh dönüşümünün izleri vardır. Tanrı kavramı ile kişisel bir ilişki vardır.Evliya inancını pratiğinin, (felsefesinin değil)merkezidir.Yağmur, hamilelik veya başka bir rahmetin eksikliğinin çekildiği, hastalığın veya ekonomik sıkıntıların hayatı zorlaştırdığı durumlarda, Alevi kadınları ve erkekleri ziyaret adı verilen yerel haç merkezlerine giderler(di).Nerdeyse tüm köylerde yüksekçe bir mevkide, ağaçların altında ve bir kaynak civarında bulunular.Evliya diyebileceğimiz bu ziyaretler Tanrı'ya ulaştırmak üzere dualarını kabul eden yerel aracılardır.
Alevi Kürtler Kurtuluş Savaşlarına katılmadıkları için, kuşaklar boyunca maalesef devlet nezlinde kendini temize çıkartamayacaktır. Aslında Ermeni Kürt, Alevi sorunu içiçe geçmiştir .Zira içiçe yaşıyorlardı. Kendi kimliklerinin ve kültürel varlıklarının kabulü talepleri,birbirleriyle çatışma halindeydi.Buna karşın merkezi hükümetin üniter konsepti vardı.Hükümet bölgeselleştirme meselelerinde taviz vermediği gibi, etnik grubları birbirlerine karşı kışkırtıyordu.Ermeni sorunu hiristiyanlık karşıtı politikalarla suni Kürtlerin karşısına çıkartıyordu.Ermeniler tanzimat ile uluslararası komuoyunun önüne çıkarılmıştır.Kürt sorunu ise ancak birinci dünya savaşı sonunda dile getirlmiştir.Alevileri ise hiç algılanmamıştır.Bu durum Aleviliğin gizliliği ile ilgiliydi.
Kürt çoğunluğu kürtlükleriyle değil, müslümanlıklarıyla örgütlenme durumu vardır. Anadolu Alevileriyle bu nedenle birlik oluşturmaları çok zordu. Kemalist iktidara karşı Sunni kürt direnişi, 1923 yılında Kürt çoğunluğunun üzerinde gerçek prestij ve kudretin gerçek taşıytıcısı olan Sunni aişiret liderlerine ve şeyhlerine yaslamaya başladı. Bu da 1925 de nakşibendi şeyhi Sait'in önderliğinde oldu. Fakat buna çok az sayıda sunni karşılık verdi. Halifelik ve kürdistanın kurtuluşu çağrısına. Alevi Kürtler açıkça dini ve gerici söylemlere sahip bu isyan hareketine mesafeli duruyordu.
21.yüzyılın eşiğinde coğrafyamızın dünya ile olan ilişkilerinde ve halkların kardeşliği bağlamında artık yüzyıl öncesinden hatta 20 -30 yıl öncesinden çok daha farklı bir hüviyete sahip.100 yıl önceki emperyalist rekabet Mezopatamya halklarını birbirine düşüren emeller içinde yanlış noktalarda birbirlerine karşı da kırdırıldı.Ve bu çoğrafya daki resmi idelojinin üzerinde parçalanma korkusu yerleştiğinden,bu korkuda günümüze kadar şiddet yoluyla bastırılmıştır.Şimdi ise geçmişin emperyal reaksiyonların,yansıması ise biz kardeş halklar üzerinde bir paranoya şeklinde yaratılmaktadır.
Bu coğrafyada yaşayan halkların ortak geleceği uzun ve taşlı engebelidir.Özellikle 19.yüzyılın ilk dönemlerine dek uzanan mağduriyetlerin ortadan kaldırılmaması durumunda aşılması mümkün değildir.Birbirleri ile yakın bağları olan bir bölgenin acı dolu,çok kez çarpıtılmış ve bastırılmış tarihinin yeniden işlenmesi gerekmektedir.Yüksek duygusallığa sahip,tartışmalı konuları bilimsel yöntemlerle özlerine uygun bir şekilde ortaya koymak için çalışılmalıdır.
Özellikle doğu illerinin geçmişi araştırılmalıdır.Bunu dersim bölgesi ve çevresi için Dersimlilk unsuru göz alınarak aşiret veya ailesel anlamda devlet ve özel arşivlerden Türk,Ermeni,Kürt kaynaklarından geniş ve derin persfektifli bir bütünsellik içersinde toplanılması gerekir.Genelde resmi arşivler insanların yerel şartlarını yansıtmadığından,somut taşra hayatı ilişkileri ile tanımak anlamında yerel kaynaklar kadar verimli değildir.Artık bazı siyasi ve insan hakları anlamında durumlar biraz libarelleşti.80 ve öncesi bırakın Zaza sözünü Kürt sözü bile basında ve kamuoyunda tabu kılınmıştı.Bu nokta itibarı ile Ermeni sözü biraz geriden gelmektedir.Işte bu nedenle tarihçinin görevi gündemde bulunan ile tabu duruma itilen dersimlilik sözünü geride bırakmak ,herhangi bir ideolojiyi haklı göstermek değil,geçmişte öyle yada böyle susturulan kurbanları da kapsayan gerçekleri gün ışığına çıkarmaktır.Tabii ki bu sözlerin yanına Ermeni,Yezidileri gibi diğer sözcükleride koymak gerekir.Bu anlamda etik,insan haklarını ölçü almaktır.Milliyetçilik ile gerçekleri yansıtan bilimsel çalışma yapmak mümkün değildir.
Derin dil,etnik,din,mezhepsel, köklere sahip olan tabuların kaldırılması için zaman ve de ciddi anlamda entellektüel bir çabaya ihtiyaç vardır.O topraklarda yaşayan ya da yaşamış olan Türk, Kürt (zaza), Ermeni, Rum,Süryani,,,,ve bütün Anadolu'yu yönelik olmalıdır.Kendisinden başkasını dışlayan milliyetçiliğe değil,öncelikle insana dair reaksiyonlara girmek lazım.Ve geleceğe dönük olmalı yüzümüz.Kullanılan ,yada kaçırılan fırsatları,işlenen suçları ya da halklar içinde yapılan fedekarlıkları kendi tarihi koşulları ile ortaya konmalıdır.Şimdiki kuşaklara kendi tarihleri ile hesaplaşabilme ve barışabilme sürecine katkı sağlanmalıdır.hayal kırıklığı yaşabilme olasıdır,fakat gerçeği anlamak insan geleceğinin özgürlüğü açısından bu hayal kırıklığından daha önemlidir.
Savaşlar, kültürel yıkım ve soykırım,bu bölgede uzun vadeli olarak damgasını vurmuştur.Bu soykırımların sonucu merkezi devlet ile yerel söz sahiplerinin iktidar paylaşımına gösterdikleri direnişten,bölgedeki dini ve ulusal toplulukların yüksek beklentilerinden ve genel emperyalist havadan ötürü halklar arasındaki istim üzeri raksiyonlardan dolayı aralarında, bırakın yerel reaksiyonları aşiretler ve aileler arasında bile bozulan ilişkiler ile birlikte barış içinde yaşamaya engeldi.Nitekim bölgedeki direnişler kardeş halk,hatta aynı halk içindeki farklı dil ,din,mezhep farklılıkların birlikte hareket etme noktasından uzaklaşmaları sinerjiye engel teşkil edip sonucunda son Kürt-Alevi özerkliğinin kanlı şekilde ortadan kaldırılması ile son nokta oldu.Bu tarihten sonra Türkiye'nin başkenti doğrudan bu bölgeler üzerinde hüküm sürmeye başladı.Her türden etnik kültürel çoğulculuğu baskı altında tutmaya başladı.Böylece tüm bölgeyi boyunduruk altına alınması uzun süreli,ama başarıyla sonlandırılmış devlet girişimidir.Sistematik bir şekilde ermeni varlığını yok ettiler.Ermeni ve kürt halklarını tehcir ettirmek süretiyle etnik eşik temizleme politikası güdüldü.Kendi yarattığı ulusa yabancı etnik grubların neredeyse tümünün imha edilmesiyle birlikte bir kültür emperyalizmi yaratıldı.Tanzimat ile birlikte başlayan,devlet tarfından kısmen yada tümüyle belirlenen sosyal düzeni ve yaşam alanları dağıtılarak yeniden düzene konulması denemeleri,Türkiye Cumhurriyeti dönemine dek sürüp gitti.Bölge yatılı okulları ve ardından 1960 lardaki şehirleştirme çabaları kırsal alanın dağılma sürecini başlatmıştır.Bölge sakinlerini 100 yıl önceki tehcir,göç veya kaçış yoluyla dağıtılmaları 1990 yıllarında daha üst boyuta çıkmıştır.Yaşadığımız dönemdeki satır aralarının bu sürecin derinden gizlice sürdürüldüğünü göstermektedir.Bu sürecin başlıca mağdurları maalesef Kürtlerdir .Ardından ise Süryaniler gelmektedir.Fakat Kürt unsurların içinde kabul etmek gerekir ki en savunmasız olanlar Kızılbaşlar ve Yezidilerdir.Zira devlet suni Müslüman egemen yapı idi.Bu kürt unsurlar ise suni ümmet gurubundan sayılmayan unsurlar idi.O yüzden marjinal yaşam sürdürüyorlardı.Bunlara birde etnik ve sosyal yapıda aşiret üstü kürt önderler,dini şeyhler,seyitler sosyal olamamaya etkendiler.Tabii ki bu kırılgan yapı yukarıda belirtiğim gibi halk içinde sosyal unsurların olmamasından kaynaklanıyor.Sistematik ve fiziksel imhanında beraberinde gelmesi sarsıcıdır.Ayrıca bu şiddet uygulamalarının zaferane bir şekilde savunulması vahim bir durumdur.
Etnik grublar arasında giderek kötüleşen ilişkilere istikrar kazandırılması ve yeniden formüle edilmesi için etkin bir katkıda bulunmak gerekir.Tarihin önemli sorunları karşısında suskun kalmak,tarih çalışmalarına zarar vermekten başka bir şey değildir.Fakat dikkat edilmesi gereken türk basını ve yer yer kendi içimizde sanki ihtiyaca göre özenle seçilmiş kimi tali kimi direk provakakatif reaksiyonlar ve bazı dinazor yazarlar kimi seslerini çıkararak bu yok sayışa atılan köprüler,tuhaf bulanıklık,hatta çarpıtma bu tür hassas boşluklar yaratmaktadır.Malesef yaşanılan bu durum yetmiyormuş kafa karışıklığıda yaratılmaktadır.Misyonları gereği taraflar.Ve taraf tuttukları tartışmasızdır.
Bu yüzden her yerel otantik algı perfektifle ilgilidir.Önemli olan bu perfektifin ne kadar algıya izin verdiği ve ne kadarının üzerini örttüğüdür.Çarpık algılar düzeltilebilir.Ama eksik algı sedece bir boşluk anlamına gelir.Buda sadece bir gölgedir.Lütfen toplumsal bir kimlik krizi yaratan kafa karışıklıklarına kanmayalım.
Kanımca pek entellektüel derinliği olmayan tamamen tepkisel yazının,sorgulayan değil de yargılayan bir hüviyete bürünmesi etik değildir.Son derece milliyetçi reaksiyon ile yazılmasına rağmen bilimsel yerel kaynaklar doğrultusunda değil de başka merkezler referans edilmesi hem milliyetçi akımlara hemde emperyalist güçlerin emellerine tali hizmet etmekten başka bir şey değildir.Bu anlamda;' Dersimli Aleviler Ermenidir.!!!' derken kendi çelişkisini içinde barındırıyor.
21.08-2007