Ibrahim Demirel

bio62@hotmail.com

 

Eksik olan zeka değil, şefkat ve insanlıktır

 

Ortalama bir insan rüzgârda savrulan ince bir yaprak gibidir, zihni nereye

sürüklerse oraya gider.Yada zihni kontrol eden mekanizmalar onu nereye

sürüklerse oraya gider. Iki dakika sonra ne düşüneceğini, hangi duygunun

etkisi altına gireceğini bilemez. Oysa amaç ister ruhani, ister maddi olsun,

hedefine gitmek isteyen insanın atacağı ilk adım zihinsel ve duygusal

hâkimiyettir.

 

Bir süreden beri, kuşku duyulması gereken, oldukça kaygan bir görüş rağbet

kazanıyor. Milliyetçilik üzerinden tehlikeli oyunlar oynanıyor. Etnik

milliyetçilik söylemi üzerinden yürütülüyor. Bu "başka bir sürünün

koyunları"na yönelik milliyetçilik ve vatanseverlik adına toplumsal

gerilimin derinleştirilmesi, toplumsal farklılıkların gerilimin malzemesi

olarak kullanılması, bir paranoyik reksiyona dönüştürülmektedir. Bu görüş pek

basit bir akıl yürütmeye yaslanmakta:akıldışına, paranoyak olaylara

götürmektedir; eğer paranormal olgulara ve Gizemciliğe, Gizliciliğe olan

ilgiyi durdurmazsak, özgürlük ve demokrasi tehdit altına girer, bir başka

ırkçı rejimi koruyan iktidara gelebilir. Bu aptal akıl yürütme bir süredir

azami etkiyle kullanılmaya çalışılıyor.

 

Güncelde yaşanan uygulanan konsantre düşüncenin gücü herkesçe bilinir ve

kabul edilir. Fakat ortalama insan bu gücün küçük bir parçasını bile düzgün

bir şekilde kullanmaz. daha iyisi kendine, neden başka türlü düşünmeyip

belli bir biçimde düşündüğünü veya düşündürültüğünü açıklayamaz. Gerçekten

iradesini kullanarak zihnini can sıkıcı veya takıntılı bir düşünceye

kapatabilir mi? Düşünceleri ona nereden geliyor?

 

Bir makineye hâkim olmak, onu kontrol etmek, onu harekete geçirmenin, hızını

belirlemenin ve nihayet gerek duyduğumuzda durdurmanın mümkün olması

anlamına gelir. Disipline olmuş bir zihnin gerek duyduğu şey de budur.

 

Gerçek konsantrasyon dikkatimizin bütününü, yönlendirme yeteneğinden ibaret

değildir, daha ziyade düşünme makinesini durdurma ve durur halde ona

bakabilme yeteneğinidir. Bir zanaatkâr ellerinin ona itaat edeceğine,

ihtiyaç duyduğu hareketleri eksiksiz yapacağına tam bir güven besler.

Gerçekten de ellerinin herhangi bir anda istediği şeyleri yapıp

yapmayacağından endişe etmeden, düşünmeden çalışır. Böylesi şartlarda eller

ve diğer organlar, bir sakatlıkları yoksa kendilerine özgü eylem alanlarında

uyumlu birimler olarak işlerler. Şu anda yaşanan milliyetçilik dalgası bu

durumu yansıtmaktadır.

 

Şimdi bedeninizin belli bir kesiminin beyninizin kontrol merkezinden gelen

uyarılara itaat etmeyi reddettiğini düşünün. Örneğin, elleriniz

susadığınızda bir bardak su doldurmak yerine bir sigara yaksın veya hareket

etmeyi tümüyle reddetsin. Kuşkusuz böyle bir elin faydasız olduğunu

düşüneceksiniz.

 

Mutlak bir kesinlikle her zaman yalnızca istediğiniz zaman ve istediğiniz

şey üzerine düşündüğünüzü, dolayısıyla duygularınızın ve düşüncelerinizin

bilincinizin ışığına nereden geldiklerini bildiğinizi söyleyebilir misiniz?

Düşüncelerinizin zihninize girmesini engelleyip zihninizdeki düşünceleri

orada istediğiniz süre boyunca tutabilir misiniz?

 

Demek ki ortalama insan , zihnini ve düşüncelerini kontrol edemez. Hayatı

ulaşabileceği ve kavrayabileceğinin ötesinden gelen bir şeyi kabul etmek ve

kullanmakla geçmiştir.

 

Konsantrasyonu uygulamalı olarak etüt etmek bizi sadece sonuçların değil,

sebeplerin de dünyasına götürerek kontrolsüz düşüncelerin ve duyguların

köleliğinin ötesine yükseltir.

 

 

Dalgalar sürekli biçim değiştirir, hatta nehir bile yatağını değiştirir.”

 

Faşizmi anlayabilmek ve açıklayabilmek için, doğrudan maddi ve ekonomik

ölçütlere bağlı birçok değerlendirme yapılmıştır. En azından bu

değerlendirmeler kadar çok sayıda olan, olağan sosyo-ekonomik olguların

ötesini irdelemeye ve milliyetçiliğin, ırkçılığın sıra dışı kökenlerini

araştırmaya kalkışan diğer yöntemler de ele alınmıştır. Sorun, Faşizmde de

zaman zaman birbirleriyle çelişen birçok farklı uygulamanın bulunmasında

yatmaktadır.

 

Faşizm oldukça geniş bir siyasi akımlar yelpazesine, özellikle bilgisiz

karşıtları tarafından, yapıştırılan bir etikettir. Faşist akımların bir

kısmı kollektivist ya da korporatist (Çıkar grupları) iken, diğerleri

köktenci bir bireyciliği savunmakta; bir bölümü aşırı Püriten (baskıcı ruh

hali) iken, diğerleri tüm ahlak sınırlarını reddetmekte; bazıları

emperyalist iken, diğerleri içedönüklüğü seçmektedirler.

 

Sağ" ve 'sol', "liberal" ve "muhafazakâr", "ilerici" ve "gerici"

terimlerinin anlamları çok net değildir. Politik gündemde genellikle

ideolojik yelpazenin her iki yanında çeşitli unsurlar bulunur ve sözcüler,

içeriklerine bakmaksızın, bunları "sağ" veya "sol" diye sınıflandırır. "Sağ"

ve "sol", "ilerici" ve 'gerici' terimlerinin tanımları sık sık değişir,

böylece, bugünün gerici görüşü yarının ilerici görüşü hâline gelir. Örneğin,

Naziler Marksizmden çok etkilenmişlerdir ve komünistler, tıpkı Naziler gibi,

otoriter yönetim biçimlerini benimsemişlerdir. Hem komünistler hem faşistler

devleti ve toplumu içine alan bir "organik birlik"i savunmuşlar; Önceki

kavramda devlet ve toplum kişisel güvene ve bilgiye dayanmaktadır. Sonraki

kavramda ise devlet ve toplum kurumsal güvene ve kurumlardaki güvene

dayanmaktadır. Kimi devlet ve toplum kişiselleştirilmiş ve yerelleştirilmiş

adâlet konseptine dayanırken; kimi soyut kurumlaşmış adâlet konseptine

dayanmaktadır. Kimi sosyal geleneklere dayanan bir toplum iken, duruma göre

işine geldiği gibide hukuku dayanmaktadır.

 

Tuhaf bir anlam dönüştürmesiyle, yeni sağ, demokrasiyi faşizm, faşizmi ise

demokrasi olarak tanımlamaktadır.

Özellikle Faşizmin benzersiz bir örneği olarak yakından incelenmeli,

tanınmalı ve tarihsel soyağacı belirlenmelidir.

Eksik olan zeka değil, şefkat ve insanlıktır.

 

Bu noktada duygusallık bir belirsizliğin ardından gitmek değilmidir.Geçmiş

ile bugün arasındaki kopmaz bağın,aynı zamanda belirsizliğin hesabını

yaparken buluyor insan kendini.Bir halkın efsanelerini sevmek elbette başka

bir yanını sevmekten daha kolaydır.Herkesin bir özlemle yaşadığı

doğrudur,ama söyleme kapanıp gündelik hayatı tanınmaz ve anlaşılmaz hale

getirebilir.Bir söylemin gücü aslında gerçek olmamasında yatar.Aynı zamanda

da gerçeği işaret eden bir yalan olmasında. Efsanenin içinden gerçeği

çeşitli işlemlerle damıtarak bulabiliriz.Ancak onunda yaklaşık bir gerçek

olduğunun farkındayız.Efsaneyi fazlaca işleyip işlemden geçirmek büyüyü

bozduğu gibi içindeki az miktarda gerçeği de zedeler çoğunlukta.En iyisi

efsaneyi kurcalamamaktır.Salgıladığı büyü,gerçeklikten daha değerli

sayılıyorsa neden kanırtalım ki!Bir halkın dünüyle bugünün birleştiren

duygu,gerçekle değil efsanenin büyüsüyle yaratılır.Hem gerçek dediğimiz

başka bir türde bir efsane olmadığı ne malüm.Inanç çağı,akıl çağı,devrim

çağı,ve şimdide yaşam kalitesi çağı.Çağımızın kendine bakma çağı.

Şimdi ve gelecekte anlaşılır ki uygarlaştıkça ilkelleşme yüzünü daha bir

göstermekte,birey daha bir kaybolmakta ve iktidar için birbirinden farklı

olmayan resmi ve gayri resmi(yok aslında birbirlerinden farkı olmayan şive

ile söylenebilir yiyin gayri resmi ege ağzı)daha bir ideoljilerde

türemektedir.Herkes birbirinin kendisi olmuş,karar verme gücü tamamen

ortadan kalkmış,kopyalar oluşturulmuş,insan beyni yeniden

yapılandırılmış.Kişiler hiçbiri kendini ve ne olduğunu

bilmiyor,bilemez.Sistem kendi fertleri adına her şeyi düşünmüş ve onların

düşüncesini tamamen ortadan kaldırmıştır.Bireyin yok edilmesi ve yerine

iktidarın süreti olan kul'un konması burada söz konusudur.Iktidar

heryerdedir direniş dede.Soluk almak için geleceğe bakma,başka bir dünyayı

merak etme ve bu dünyada nefeslenmek için geleceği merak eden ve bunun için

düşünen birinin kabusu olarak görün yazdıklarımı.

 

Yüksek ideallerle donatılsalar bile,farklı yönlere savrulmuş,dışında çoğunun

hayatı ıskaladığı,ve de geçmişteki trajik bir ana takılmış insanlardan

oluşmaktadır.Bu aslında içimizdeki insaniyetsizlik ile aramıza duvar ören

bir engeldir.Eğer insan,zayıflık olarak algılamaya yöneldiği için kendi

acısını yaşayamazsa,bu acısını başka canlılarda arama ihtiyacı duyacaktır.Bu

durumda insan kendi yadsınmış ve bastırılmış acısını yakalamak için

başkalarını yücelterek, kendine işkence edecek ve hasar verecektir.Aynı

zamanda kendi ruhsal hasarını gizlemek için inkar edecektir.Işte bu

empatinin yitimidir.Kurbanlar suçlu suçlular kurban durumu kendi kültürümüze

has bir şeydir.Lütfen biraz empati!

 

Size tuhaf bir hikâye anlatacağım.

Mevsimlerle ilgili; toprakla, zamanla, gece ve gündüzle ilgili;

geçmişle ilgili; biraz da bizim ile ilgili.

Şahbaz...

Kuşlardan bembeyaz bir doğan, şahların şahı bir insan.

Size tuhaf bir hikâye anlatacağım. Bir sürü küçük hikâyeden oluşan, kocaman

tek bir hikâye...

Anlatacağım hikâyenin kahramanları gerçekten yaşadılar.

Belki adları farklıydı; yaşadıkları hayatlar ve geceleri gördükleri düşler

de; Bambaşka acılar çekmiş olabilirler, bambaşka şeylere sevinmiş belki.

Ama hepsi gerçekti.

 

Hikâyenin geçtiği coğrafya da gerçekten vardı, hikâyenin geçtiği zaman da.

Biz o çoğrafya da, o zamanda, bazen bir şeylerden korkan küçük bir çocuktuk;

Bazen her şeyi sezen yetişkin bir dost;

Bazen de kindar bir düşman.

Kimilerinin hayatını kurtaran, kimilerini yasaklı yollara sokan; elinden

içtikleri şurupta kâh ağu kızılı, kâh derman beyazı.

Ama hayat, cinnetten bağımsız, kendi halinde, sanki her şey olağanmış

gibi...akıp gidiyordu.

Yaşadığımız hayatın içinde şiddet ve korku vardı.

Tuhaftır; hemen yanı başında da umut.

Hayal kurmayı seven insanların zamanıydı.

Sanki evlerin bacalarından yas tütmez, sokaklardaki oluklardan kan akmazmış

gibi; o yıllarda o çoğrafya da herkes birbirine, umutla korkunun sarmaş

dolaş uyuduğu karanlık dehlizlerle ilgili öyküler anlattı.

Ölüm bir salgın hastalık gibi evlerden evlere bulaştı.

Bugün sorsanız, bazıları o yıllarla ilgili dehşetengiz şeyler anlatırlar.

Bense...harikulâde bir yıllardır diyorum;

Şahbaz'ın harikulâde yıllarıydı.

 

Size anlatacağım hikâyenin kahramanlarını aslında sizlerde bende birer birer

tanıdık.Ama bizi doğrulayacak hiçbir tanığımız yok, ama biliyorum, o

yıllar...onlar.... O yıllar onların başına anlatacağım her şey, harfi

harfine geldi. coğrafyada idiler.

Bugün belki size inanılmaz görünebilir ama...o zamanlar...o çoğrafya

da..bugün gibi hayat, tuhaftır, aynen öyleydi...anlatacağım gibi

yani.Yazılan bu yazı gibi!..Bize yazılanlar gibi.Bunları ben söylemedim.sen

söyledin ben sana (sona)yazıldım!....Bunda benim suçum ne?Şah idim oldum

şahbaz!

 

‘Bunları bana sen söyletiyorsun!Ben sadece sana yazılıyorum.Sen

söyledin!Bende sana yazıldım.Söyleten sensin.Eee sen kendini iyi

biliyorsun.Bende!..Empati yitimi bu olsa gerek!....Sen bende, ben sende

değilim!'

 

Bunun neresinde Li hev hatin!

Dilimizce düşünüp dilimizce uzlaşı aslı bu mu olan!....

Yada “ Meheme Bıre min Çawayi?” bu mu dur uzlaşma!..

 

Uzlaşma, tamamen mutasyona uğrarken Kürtleri temsil ettiğini düşünenler

kendilerini bu mutasyona öyle bir kaptırdılar ki uzlaşı kültür

mantarı(fungi) gibi bitince, bütün sırlar döküldü.Sır olmaktan çıktı

yukarıdaki yazılarımdaki gizemciliğe dönüştü. Iyide be adam kimleri

kastediyorsun diyebilirsiniz.Ne bileyim Gizliciliğe olan ilgi farkında

olmadan bize de sireyet etti anlaşılan. Bu aptal akıl yürütme bilinçaltımıza

yerleşmiş galiba...Gücü elinde bulunduranın itaat beklentisinin,ezberinin

bozulması vakti geldi anlaşılan.

 

Kimse kendini kandırmasın Kürtler kürt oldukları için değil,suni olarak

değerlendirdikleri için tercih edilmektedir.Bu amaç dışında Kürtlüğü

dil,bilinç ve eylem yeteneği anlamında güçlendirme çabaları istenmeyen

davranıştır.Bir bakarsanız Kürtlerle ve Kürdistan ile ilgili olan herşey bir

tabuya dönüşmüştür.Tarih içinde hamidiye politikası gibi Süni aşiretlerin

liderlerinin değeri artırılmıştır.Suni olmayan aşiretlerde,uyum sağlamaya

hazır olmadıklarından gözden çıkarılmıştır.Sosyo politik anlamda rejim,

içinde bile böyle geriye itilme durumları olmuştur.Maalesef bölgesel mualif

güçlere karşı etnik yönelimli taleplere hadlerini bildirecek merkezi bir

islamlaştırma politikalarının önemli parçaları olmaktadır.Nihayetinde bu tür

unsurların sonuçlarını bu şeçimde de kendini gösterdi.Dini destansı

partilerin iktidar olma şansları bu unsur üzerinden tetiklenmektedir.Zira

Kürt unsurunun olduğu bölgelerde politik-dini bağlar güçlü bir simgedir.

1919-1923 arasında Mustafa Kemal panislamizm politikasını jön türklerin

devamı şeklinde kullandı.1923 sonrasında Kemalizm,zaten yüzyıl dönümünden

özelilkle 1908 den sonra hala yaygınlaşmış olan Türk ulusu ülküsünü tüm

değerlerin üzerine koydu. Ve hiçbir fikri,etnik yada kültürel çoğulculuğa

izin vermedi.Mustafa Kemal'in Jön Türk hareketi ile kişisel ve ideolojik

bağı vardı. Resmi alanda, Atatürk'ün 1938 yılındaki ölümüne kadar

birleşmenin,merkezileşmenin,modernleşmenin ve devlet kudretini yeniden

kazanmanın tüm asli gereklerini gerçekleştirdi. Bunlar,Tanzimat'ın başından

beri Türkiye'deki politik tartışmaları belirleyen gereklerdi.Kürdistanın

1830 lardan beri başlayan iç fethi 1938 de sona erdirilmiştir.

 

Seçim herhangi bir partinin inip çıktığı seçimlerden öteye,Kürt toplumunu

değiştirecek kraktere kavuşması gündeme oturması gerekirdi.Seçimin dinamik

geçmesi, herkesin ağırlığını koymak istemesi tamamiyle bu gerçeklikle

bağlantılı olmalıydı.Bu seçimlerde ittifak öne çıkmıştır.Ittifakların öne

çıkmasının iki nedeni var.Birincisi;Türkiye demokratikleşme sürecine ve

yeniden yapılanma dönemine girmek zorundadır.Bu durum tarihsel bir

mücadelenin sonuçlanması anlamına gelecektir.Hem oligarşik ve geleneksel

yönetim anlayışının yeni koşullarda sürdürmek isteyenlerin güç birliği

yapmalarına yol açıyor,hemde domokratikleşmenin gelişmesinde çıkarı olan

güçler böyle bir kavşakta kendilerini başarılı kılmak için ittifaklarını

geniş tutmaya çalışıyor.

 

Türkiye'de demokrasiyi isteyen yalnızca emekçiler,Kürt halkı ve belirli bir

orta sınıf değil;bunun yanında sermaye sınıfının da günümüzde

demokratikleşmeyle açılım yapma ihtiyacını duyması sözkonusudur.Öte yandan

Türkiye demokratikleşirse,bölgede öncü rol oynayacağını ,Örneğin Irak'ta

yapılacak yatırımlardan pay kapma durumu çıkacaktır.Medyanın güç

odaklarının,tüsiad'ın zik zakları bu nedenledir.

 

Kürt ittifaklar,ilkeler ve bugünün ihtiyaçları temelinde

yapılmalıydı.Ittifaklar partilerin tebelalarını ve isimlerinin bir araya

gelmesi biçiminde değil de,Türkiye'nin demokratik geleceğine ve değişim

gerçeğine cevap vermek istiyenlerin düşünce ve

projelerinin, yakınlaşması, ittifaklaşması şeklinde olmalıydı.Böyle

ittifaklaşmadan, Kürtler kazançlı çıkar. Ancak 70 lerde olduğu gibi,Kürtlerin

geleceği ve değişimi için değil de,demokrasi güçlerini önlemek ve halk

üzerinde egemenliklerini sürdürmek için ortaya çıkan

milliyetçi çevrelerde olduğu gibi gerici ittifakların da kabul

edilmemesi, teşhir edilmesi ve halkın bu tür ittifaklara yüz vermemesi

önemlidir. Özellikle sol ve demokratik olduğunu söyleyen ittifak çevrelerinin

kürt sorununa nasıl yaklaştığına bakmalı ve soruna cevap aranmalıdır.Bu

sorun konusunda doğru yaklaşımları ve çözüm projeleri olmayanları,sol ve

demokratik ittifak olarak görmemek lazım.Ittifakları Kürtlerin değişim ve

dönüşüme,demokratikleşme ihtiyacına ne kadar cevap veriyor,bununla

ölçmeli,bununla tartmalıyız.Kim gerçekten Türk ve Kürt halkının özlemini

görerek,buna cevap vermek için değişim ve dönüşümden söz ediyor ona bakmak

lazım.Demokratikleşmeyi programlarının önceliklerine koyan demokratik

güçlerin,hatta liberal güçlerin içinde olduğu geniş bir demokratik cepheyi

kurmak gerekiyordu.Ancak böyle bir cephe sol-sosyalist güçleri ve Kürt

ulusal demokratik hareketini yanına aldığı taktirde,bir demokrasi ittifakı

ve hareketi olabilir.Demokrasi hareketine dinamizm ve derinlik kazandıracak

sol güçleri ve demokratik kürt hareketini dıştalayan bir

ittifakın,demokrasiyi gerçekleştirmede iddialı ve tutarlı olduğunu söylemek

zordur.Belki bazı sosyal demokrat partiler,yeni oluşumcular denen

çevreler'bu güçler ittifak içinde yer almazsa ,bu demokratif ittifak olmaz

mı?'diye sorabilirler.Cevabımız kesinlikle böyle bir ittifak Kürtlerin ihtiyaçlarına

cevap verecek,demokratif değişimi gerçekleştirecek bir rol oynayamaz

olur.Olsa olsa toplumun demokratikleşme ve değişim ihtiyaçlarını

yozlaştıran,güdükleştiren ve geriye çeken bir konuma düşer.Liberal

çevrelerin bile demokratik cephe içinde yer alması gerekir. Kürt demokratik

hareketinin,demokratik değişiminin daha fazla derinlik

kazanarak,ilerlemesini sol güçlerin böyle bir hareketin içinde öncü bir rol

oynaması gerekir.Aslında Kürt partileri kürt demokratik hareketinin Marmara

ve Ege değil; Orta Anadolu ve Karadeniz de hareketinin amaçlarını anlatacak

yollar bulmalıdır.Bu konuda Türk aydınlarından,demokratlarından oluşturacağı

çevreler,örgütlerle her yerde programını kürt demokrat hareketinin amacını

ve duygularını anlatmasını bilmelidir.

 

Ben kürdüm diyen herkesin demokrasiye ihtiyacı vardır. Korucuların bile

çocuklarının demokrasiye ihtiyacı vardır. Kürt halkı emekçi halktır.Demokrasi heryerde her zaman ezilenler ve emekçiler için geçerlidir. Kürt halkının yoksulluktan kurtulması için

demokrasiye ihtiyacı vardır. Feodalizmi aşiretçiliği çözerek halk haline

gelen bir toplum olmalıdır. Bu sorunun merkezinde, 50'lili yıllarda çökmeye

başlayan aşiret ve feodal yapının kuşatmaya aldığı büyük kentler

vardır.Aşiret yapısı son 40 yıl içinde tamamen çöktü sayılır.Ama bir kent

kültürü oluşmadı.Alt ayapısız sağlıksız ekonomik istikrardan yoksun

biçimsizleştirilmiş bir karabalık oluşturuldu.60 ve 70 yılların başlarında

önceleri devrimci bir potansiyel olan bu karabalık yığın üzerinde siyasal

olarak mutlak hakimiyetini kuran oligarşik devletin,giderek beynini felç

ettiği bu toplumu yedeğine almayı başardı.Üstelik,en azından zihinsel

anlamda,iktidarı ona teslim etti.

 

Bundan hareket ile herkesi içine almalıdır.Herkes çalışmalıdır. Bizi

kutsayan zenginlik umudunu aşılayan kişilikler yok bizim halkımızda Fakat

Türkiye toplumunda en çarpıcı kişiliğidir. Olacaksa birilerinin emperyal

emelleri ve planı doğrultusunda güdümlü bir demokratikleşme değil de,kendi

şuuru ve gerçeği ile doğru tanımlanmış bir topluluk olma bilinci ile

bağlantılı bir gerçeklik olmalıdır.Kürt_Alevi ve diğer mezhepsel ve inanç

oluşumlarını kapsayacak bir olgu içinde olmalıdır.

 

 

Li hev hatin!!!...