'Dilini yüreğinde taşıyan, soluğunu yurdunda bırakan,
romanını Uzun yazar..'
Evrensel gerçeği genelliğe taşıma görünür ve duyulur kıymayı
gerektirir. Kardeşliğin seslenişleriyle can bulan halkın halka yürüyen
yankısı barışa yürüyen ağır bedellerin yükünden kurtulma, aynı topraklarda
düğümü çözdüğünü sanma çığlığı ölüm.Büyüdükçe yürek acıdan yalnızlaşan
içeriden dışarı doğru tüm organlarını çürüten gerçekliğin karşısında insan
nasıl karamsar olmaz.
Ölüm ile yaşamın nasıl birbiri içinden var olduğu o ebedi sonsuzluk,gelip
geçicilik duygularının birbirini büyüttüğü,insanlığı atlayarak geçen,geçtiği
herşeye sonradan tutunmaya çalışan doğayla insanın ilişkisini trajediye
dönüştüren yaşama bilgisini görmezden gelen bir karamsarlıktır.Geldiği
yerden gideceği yerin aksine,yaşayanlarla anımsayarak var
ettiğimiz.Kurtulmak istediğimiz.Deprem gibilerin büyük bir alçak gönüllükle
sunduğu yaşam.Sonsuzluğa yazılan gerçeğin düzeysizliğin,azabından kurtarma
denemesi gelip giden hayatlardır.Bu tür sonlarda çaresizlik bizim için yeni
bir şey değildir.
Bazı benzerlikleri aktarmakla eşit olunmaz.Kitlesel hareketler dönüşürken
ticari işlere, maalesef özgürlükte serbest rekabette.Eşitlik ölümde!...
Gizliyoruz üzüntümüzü düş kırıklıkları yaşayarak, toprağa gömülen
ölümsüzlüklerle beraber.Içimize gömerek öfkemizi akıntıların tersine,yelken
açıyor ,ve sızıyor duygusal yelkenlerimize..
Sahi biz kimiz?
Biraz kendi dışımıza çıksak bir sonsuzluk duygusu alıp götürecek bizi.Dağın
başı değil de bulutların ötesine evrensel gerçeğin genelliğine...
Kendinden birini kaybedince insan, uykuda gibi, yakalamaya çalıştıkça giden
koyu bir karamsarlık kaplıyor içini.hele birde bu Mehmet Uzun olunca, dilinin
gerçek yurdunda, yapıtlarıyla, toprağında,oluşturduklarıyla, dilinin üzerine
konulan kırmızı hatlarıyla, yarattığı özlemleri, düşlerini, var etmeye
çalıştıkça, ağrılı yaşayan, bedenin organlarıyla baş edemeyen, zamana
tutunamayan fakat öleceğini bilipte barış, kardeşlik yoluyla hayatta kalmak
gibi ;yüreğinin sesiyle çizilmiş bir yurt...Yurdunu dilinde dilini yüreğinde
taşıyan devrimci....
O devrimcinin kişileri,ezilen acı çeken,korkunun ateşinde
kavrulan,romanlarının izlek haritası,dicleden akan,berçeminin kıyılarında
barınan,ölümler,öldürümler acı çektirmler dokunmuştur.Bedenin ele geçiren
kanser illetine.
Baş edebilmek için zamanı durdurmak gerekir.Zira bir tek orada
durdurabiliyorsun,geriye döndürebiliyor,başa sarabiliyorsun yaşanan trajik
gerçeği..O zaman bir tek bedene,bir tek yaşama hapsolmak rahatsız ediyor
insanı.O tarih itibarı ile o beden huzursuz bir seyirci gibi içinde kim
bilir neler biriktirdi.Kan kusan değil.Barış adına kelimeleri
susan,biriktiren,taşıyan,organlarının bile farkında olmayan yeniden uzun
insan.Aslında o an itibarı ile ölümde yok.Insanını ve insanlığı sevmek gibi
bir mesafedir ölüm.Söylesek haykırsak güzelliklerini, çoğalacak, kan
pompalanacak yürekten,damar damar içinde bilgeleşerek;doğusundaki kayıp
sesleri sunarak.
Çünkü yaşama dıştan,kitapların penceresinden değil,yaşamın içinden diclenin
kıyısından bakıyor.Bu nedenle Octavio Paz'ın dediği gibi Uzun'un yaşam
öyküsü yoktur;onun yaşam öyküsü doğduğunda kulağına fısıldanan dil ile
yarattığı yapıtlardır.Bu çoğrafya içinde kendi ulusunun dilinin
yazarıdır.Kürtçe 'de büyük yazarlar ozanlar yetiştiren güçlü bir
dildir.Kürtçe düşünüp Kürtçe yazmanın nirengi taşıdır Mehmet Uzun.Toprağına
sağlam bastığının işareti,toprağının soluğunu yapıtlarına incelikli
kullanmıştır.Kürtçenin yazarı olabilmenin koşulu budur.Yarattığı dil ile
kendi soluğunu örtüştürmüştür.Mehmet Uzun bu gerçeğin bilincinde
olan,Kürtçenin toprağında son nefesini solup yurdunu yüreğinde taşıyanlardan
biridir....
Başımız sağ olsun!
11.10.2007