Ibrahim Demirel

bio62@hotmail.com
'Dilini yüreğinde taşıyan, soluğunu yurdunda bırakan,
romanını Uzun yazar..'

 

Evrensel gerçeği genelliğe taşıma görünür ve duyulur kıymayı

gerektirir. Kardeşliğin seslenişleriyle can bulan halkın halka yürüyen

yankısı barışa yürüyen ağır bedellerin yükünden kurtulma, aynı topraklarda

düğümü çözdüğünü sanma çığlığı ölüm.Büyüdükçe yürek acıdan yalnızlaşan

içeriden dışarı doğru tüm organlarını çürüten gerçekliğin karşısında insan

nasıl karamsar olmaz.

 

Ölüm ile yaşamın nasıl birbiri içinden var olduğu o ebedi sonsuzluk,gelip

geçicilik duygularının birbirini büyüttüğü,insanlığı atlayarak geçen,geçtiği

herşeye sonradan tutunmaya çalışan doğayla insanın ilişkisini trajediye

dönüştüren yaşama bilgisini görmezden gelen bir karamsarlıktır.Geldiği

yerden gideceği yerin aksine,yaşayanlarla anımsayarak var

ettiğimiz.Kurtulmak istediğimiz.Deprem gibilerin büyük bir alçak gönüllükle

sunduğu yaşam.Sonsuzluğa yazılan gerçeğin düzeysizliğin,azabından kurtarma

denemesi gelip giden hayatlardır.Bu tür sonlarda çaresizlik bizim için yeni

bir şey değildir.

 

Bazı benzerlikleri aktarmakla eşit olunmaz.Kitlesel hareketler dönüşürken

ticari işlere, maalesef özgürlükte serbest rekabette.Eşitlik ölümde!...

Gizliyoruz üzüntümüzü düş kırıklıkları yaşayarak, toprağa gömülen

ölümsüzlüklerle beraber.Içimize gömerek öfkemizi akıntıların tersine,yelken

açıyor ,ve sızıyor duygusal yelkenlerimize..

 

Sahi biz kimiz?

 

Biraz kendi dışımıza çıksak bir sonsuzluk duygusu alıp götürecek bizi.Dağın

başı değil de bulutların ötesine evrensel gerçeğin genelliğine...

 

Kendinden birini kaybedince insan, uykuda gibi, yakalamaya çalıştıkça giden

koyu bir karamsarlık kaplıyor içini.hele birde bu Mehmet Uzun olunca, dilinin

gerçek yurdunda, yapıtlarıyla, toprağında,oluşturduklarıyla, dilinin üzerine

konulan kırmızı hatlarıyla, yarattığı özlemleri, düşlerini, var etmeye

çalıştıkça, ağrılı yaşayan, bedenin organlarıyla baş edemeyen, zamana

tutunamayan fakat öleceğini bilipte barış, kardeşlik yoluyla hayatta kalmak

gibi ;yüreğinin sesiyle çizilmiş bir yurt...Yurdunu dilinde dilini yüreğinde

taşıyan devrimci....

 

O devrimcinin kişileri,ezilen acı çeken,korkunun ateşinde

kavrulan,romanlarının izlek haritası,dicleden akan,berçeminin kıyılarında

barınan,ölümler,öldürümler acı çektirmler dokunmuştur.Bedenin ele geçiren

kanser illetine.

 

Baş edebilmek için zamanı durdurmak gerekir.Zira bir tek orada

durdurabiliyorsun,geriye döndürebiliyor,başa sarabiliyorsun yaşanan trajik

gerçeği..O zaman bir tek bedene,bir tek yaşama hapsolmak rahatsız ediyor

insanı.O tarih itibarı ile o beden huzursuz bir seyirci gibi içinde kim

bilir neler biriktirdi.Kan kusan değil.Barış adına kelimeleri

susan,biriktiren,taşıyan,organlarının bile farkında olmayan yeniden uzun

insan.Aslında o an itibarı ile ölümde yok.Insanını ve insanlığı sevmek gibi

bir mesafedir ölüm.Söylesek haykırsak güzelliklerini, çoğalacak, kan

pompalanacak yürekten,damar damar içinde bilgeleşerek;doğusundaki kayıp

sesleri sunarak.

 

Çünkü yaşama dıştan,kitapların penceresinden değil,yaşamın içinden diclenin

kıyısından bakıyor.Bu nedenle Octavio Paz'ın dediği gibi Uzun'un yaşam

öyküsü yoktur;onun yaşam öyküsü doğduğunda kulağına fısıldanan dil ile

yarattığı yapıtlardır.Bu çoğrafya içinde kendi ulusunun dilinin

yazarıdır.Kürtçe 'de büyük yazarlar ozanlar yetiştiren güçlü bir

dildir.Kürtçe düşünüp Kürtçe yazmanın nirengi taşıdır Mehmet Uzun.Toprağına

sağlam bastığının işareti,toprağının soluğunu yapıtlarına incelikli

kullanmıştır.Kürtçenin yazarı olabilmenin koşulu budur.Yarattığı dil ile

kendi soluğunu örtüştürmüştür.Mehmet Uzun bu gerçeğin bilincinde

olan,Kürtçenin toprağında son nefesini solup yurdunu yüreğinde taşıyanlardan

biridir....

 

Başımız sağ olsun!

 

11.10.2007