Ibrahim Demirel

bio62@hotmail.com
Habil'den Kabil'e korku toplumu

Bir amacı, düşüncesi olmadı mı bireysel etkinlikler anlamını

yitirir. Ileride yaşamın hangi doğrultuya yöneldiğini anladıktan sonradır

ki, atacağımız adımları sağlıklı bir şekilde tahmin edelim.

 

Bireyi etkileyen, belirleyen, yolunu kaderini biçimlendiren, kendi doğası kadar

dış çevre ve koşullarıdır. Aşktan umuda, sevinçten acıya, doğumdan ölüme

kadar, toplumsal-siyasal gelişmelerin girdabında deviniriz. Hele de günümüzde

insanın yaşamı ve dramı çağın trajedisiyle,dayatmalarıyla öyle iç içe ki

,bunca ölümün,acının,savaşın olduğu, şiddetin terörün çevremizi ve ruhumuzu

kuşattığı şu son dönemlerde insan aşk ve güzellik adına birşey

yazamıyor.Şirlere dökemiyor.Kayıp kelimeler, Sözler kafiyelere dökülemiyor.

 

Her biçemiyle şiddet,şiddet iktidar ilişkisi,ister dinsel ki aleviliğin

satanizm ile bir tutulması gibi,ideolojik inanç sistemi gibi bir çeşit

zorlama,sınırlama önünü kesme kayıp höşgörü ve empatinin yarattığı şiddet

hakim.Bu yönlü, her türlü şiddet bu çoğrafyanın insanlarının yaşamlarını

belirliyor.

 

Kayıp değerlerin şimdiki gençliğe veya çocuklarımıza kabul ettirmek

isterken,yapılan bu türlü talihsiz beyanatlardaki zorlamalarda şiddetin bir

biçimidir.

 

Hele de savaşların,terör eylemlerinin, Dört bir yanımızı

kanla,ateşle,terörle kuşattığı, ölümün yaşandığı,özellikle Türk-Kürt bunca

insanımızın,gencimizin yaşamlarının ve ocakların söndüğü bir ortamda,olup

bitenlere nasıl ilgisiz kalabiliriz.

 

Bugün vardığımız noktada Kürt sorunu gerçekten de sorunlar yumağımızın en

çetin olanı ve en karmaşık görüneni.Çözümsüzlüğün eşiğine nasıl gelindiğinin

hatırlanması gerek.

 

Tam yüz yıldır bölge sorunlarııyla,bölge halkının içinde yaşadığı koşullara

tepkisi,terör ile aynı kefeye kondu.Şiddet ile çözülmeye çalışıldı.Kürtlerin

yoğun yaşadığı sıkıntıları,ezilmişliklerini,acılarını,,kimlik ve aidiyet

sorunlarını törör potasında görüp asayiş sorunu gibi ele alıp askeri

çözümler içine girilirse,ve başka çözümler ile gidilemesse sorun

çözülemez. Özgürlükçü,barışçı,hukuk devleti ilkelerini koruyan bir yaklaşım

ile sivil çözümlere yönlenilseydi,o çoğrafyayı hain,insanlarını düşman

görmekten vaz geçip eşit yurttaşlar gibi gibi görülseydi,onları kendi

dilleri ile insanının sesi ile duymak.Işte Söz kulakların tıkandığı o bölge

insanının sesinde gizlidir.

 

Kürt sorunu,Kuzey Irak'a sınır ötesi harekat,ve bütün sorunların önüne

geçtiği için,emperyalizmin ufkumuzu karartığı,ve kürt sorunu üzerinden okuma

eğilimi,,sevgilerimizi,anılarımızı,umutlarımızı,sözü,hatta vicdanları bile

alıp götürdüğü,,,

 

Ama farkındayız aslında bu çoğrafya içinde aynı toplumsal ortamın

ürünüyüz.Dünyadaki ve ülkemizdeki alt üstlük,bir zamanlar yola çıktığımız

değerleri süpüren bir çağ yangını...

 

Ama epeyden beri bir cinnet dönemine

sokuluyoruz.Barış,huzur,dayanışma,özgürlük değil de

kan, savaş,düşmanlık,nefret, dikta istenmektedir.Kürt Türk birbirinin

boğazına sarılmak için işaret bekler gibi.Her zaman ajitasyona provakasyona

açık olan kitleler birbirlerinin üzerine sürülüyor. Birtakım karanlık güçler

çoğrafyamızı belirsiz maceralara sürüklemek için işbirliği içindeler..

 

Nereye gidiyoruz? Ne yapıyoruz diyecek bir mucize mi bekliyoruz.Umudun

bittiği yerde hayat da biter. Karanlığın içinde bir ışık aramalıyız.Cesur ve

namuslu adımlar götürecek bizi o ışığa.

 

Savaşı aşıp insana ulaşmak,insanın sesini dilinin yüreğine saplandığı yerde

bulmak,kendi dilince,evrensel duygularla,insanca insanımıza ulaşmak..Anadolu

birbirine karışmış, Kürt Ermeni,Süryani,Rum,Musevi,Türk,Yezidi....hiç

fark etmiyor.Tüm insanlarımızın acısını yüreğinde hissetmektir devrimi

yapmak hücrelerinde...

 

Kökleri geçmişlerine uzanan bir korku travma yaşıyoruz.Fakat bunu dile

getirmekten kaçınıyoruz.Bakın bir Kürt ananın gözlerine mesela 38'i yaşamış

Dünya ana,gözlerindeki hüzün,içlerinde hep birşeyleri saklama,bastırma,sırf

kendi acısı değil, Xinami Sarkas'ın acısının hüznü de var.Halk halka ağlasın

dediği tedirginliğinde var.

 

Işte geçmişin nedenleri olan bu sustuklarımızı sorun olarak tartışıyoruz,ama

ne yazk ki insanı unutarak,insanımızın yaşadığı acıları es geçerek.Yüz

yıldır bel ki daha derin,hayatlarımızı dalgalanmaksızın,dingin,kesintisiz

yaşayamadık, Tehcirler, iç göçler,katliamlar,jenosidiler,siyasal

çatışmalar,askeri darbeler, olağanüstü haller, terör...Bırakın üst alt

kimliği,hayatlarımız alt üst oldu.

 

Işte o alt üst oluşlar,kopmalar,kırılmalar hep yaraladı bizi.Sürekli

kanıyan,acıyan büyür yaralar bizi bu ortama getirdi.

 

Tüm yaşayan halklar bu çoğrafyanın bu toprakların insanıdır.sahibidir.Çok

kültürlük bir zenginlikken,bir felakete dönüştürüldü.

 

Buda bireylerde çeşitli ruhsal sarsıntılara,çöküşlere,paronoyalara neden

olmakta.Büyüyüp yaygınlaştıkça bir korku toplumuna dönüştürüldü.

 

Yinede insanın olduğu yerde umut vardır. Diyalek gereği her olumsuzluk

karşıtını yaratacağından,bu korku karşıtına yenik düşecektir.

 

Insan ve insanlık var oldukça iyi kötüyü,doğru yanlışı,,güzel çirkini

yenecektir.

 

Habil'den Kabil'e bu manzara değişecektir.

 

Bu korku toplumunda bu kardeş halkların birbirine ağladığı coğrafyada......

1.11.2007