Habil'den Kabil'e korku toplumu
Bir amacı, düşüncesi olmadı mı bireysel etkinlikler anlamını
yitirir. Ileride yaşamın hangi doğrultuya yöneldiğini anladıktan sonradır
ki, atacağımız adımları sağlıklı bir şekilde tahmin edelim.
Bireyi etkileyen, belirleyen, yolunu kaderini biçimlendiren, kendi doğası kadar
dış çevre ve koşullarıdır. Aşktan umuda, sevinçten acıya, doğumdan ölüme
kadar, toplumsal-siyasal gelişmelerin girdabında deviniriz. Hele de günümüzde
insanın yaşamı ve dramı çağın trajedisiyle,dayatmalarıyla öyle iç içe ki
,bunca ölümün,acının,savaşın olduğu, şiddetin terörün çevremizi ve ruhumuzu
kuşattığı şu son dönemlerde insan aşk ve güzellik adına birşey
yazamıyor.Şirlere dökemiyor.Kayıp kelimeler, Sözler kafiyelere dökülemiyor.
Her biçemiyle şiddet,şiddet iktidar ilişkisi,ister dinsel ki aleviliğin
satanizm ile bir tutulması gibi,ideolojik inanç sistemi gibi bir çeşit
zorlama,sınırlama önünü kesme kayıp höşgörü ve empatinin yarattığı şiddet
hakim.Bu yönlü, her türlü şiddet bu çoğrafyanın insanlarının yaşamlarını
belirliyor.
Kayıp değerlerin şimdiki gençliğe veya çocuklarımıza kabul ettirmek
isterken,yapılan bu türlü talihsiz beyanatlardaki zorlamalarda şiddetin bir
biçimidir.
Hele de savaşların,terör eylemlerinin, Dört bir yanımızı
kanla,ateşle,terörle kuşattığı, ölümün yaşandığı,özellikle Türk-Kürt bunca
insanımızın,gencimizin yaşamlarının ve ocakların söndüğü bir ortamda,olup
bitenlere nasıl ilgisiz kalabiliriz.
Bugün vardığımız noktada Kürt sorunu gerçekten de sorunlar yumağımızın en
çetin olanı ve en karmaşık görüneni.Çözümsüzlüğün eşiğine nasıl gelindiğinin
hatırlanması gerek.
Tam yüz yıldır bölge sorunlarııyla,bölge halkının içinde yaşadığı koşullara
tepkisi,terör ile aynı kefeye kondu.Şiddet ile çözülmeye çalışıldı.Kürtlerin
yoğun yaşadığı sıkıntıları,ezilmişliklerini,acılarını,,kimlik ve aidiyet
sorunlarını törör potasında görüp asayiş sorunu gibi ele alıp askeri
çözümler içine girilirse,ve başka çözümler ile gidilemesse sorun
çözülemez. Özgürlükçü,barışçı,hukuk devleti ilkelerini koruyan bir yaklaşım
ile sivil çözümlere yönlenilseydi,o çoğrafyayı hain,insanlarını düşman
görmekten vaz geçip eşit yurttaşlar gibi gibi görülseydi,onları kendi
dilleri ile insanının sesi ile duymak.Işte Söz kulakların tıkandığı o bölge
insanının sesinde gizlidir.
Kürt sorunu,Kuzey Irak'a sınır ötesi harekat,ve bütün sorunların önüne
geçtiği için,emperyalizmin ufkumuzu karartığı,ve kürt sorunu üzerinden okuma
eğilimi,,sevgilerimizi,anılarımızı,umutlarımızı,sözü,hatta vicdanları bile
alıp götürdüğü,,,
Ama farkındayız aslında bu çoğrafya içinde aynı toplumsal ortamın
ürünüyüz.Dünyadaki ve ülkemizdeki alt üstlük,bir zamanlar yola çıktığımız
değerleri süpüren bir çağ yangını...
Ama epeyden beri bir cinnet dönemine
sokuluyoruz.Barış,huzur,dayanışma,özgürlük değil de
kan, savaş,düşmanlık,nefret, dikta istenmektedir.Kürt Türk birbirinin
boğazına sarılmak için işaret bekler gibi.Her zaman ajitasyona provakasyona
açık olan kitleler birbirlerinin üzerine sürülüyor. Birtakım karanlık güçler
çoğrafyamızı belirsiz maceralara sürüklemek için işbirliği içindeler..
Nereye gidiyoruz? Ne yapıyoruz diyecek bir mucize mi bekliyoruz.Umudun
bittiği yerde hayat da biter. Karanlığın içinde bir ışık aramalıyız.Cesur ve
namuslu adımlar götürecek bizi o ışığa.
Savaşı aşıp insana ulaşmak,insanın sesini dilinin yüreğine saplandığı yerde
bulmak,kendi dilince,evrensel duygularla,insanca insanımıza ulaşmak..Anadolu
birbirine karışmış, Kürt Ermeni,Süryani,Rum,Musevi,Türk,Yezidi....hiç
fark etmiyor.Tüm insanlarımızın acısını yüreğinde hissetmektir devrimi
yapmak hücrelerinde...
Kökleri geçmişlerine uzanan bir korku travma yaşıyoruz.Fakat bunu dile
getirmekten kaçınıyoruz.Bakın bir Kürt ananın gözlerine mesela 38'i yaşamış
Dünya ana,gözlerindeki hüzün,içlerinde hep birşeyleri saklama,bastırma,sırf
kendi acısı değil, Xinami Sarkas'ın acısının hüznü de var.Halk halka ağlasın
dediği tedirginliğinde var.
Işte geçmişin nedenleri olan bu sustuklarımızı sorun olarak tartışıyoruz,ama
ne yazk ki insanı unutarak,insanımızın yaşadığı acıları es geçerek.Yüz
yıldır bel ki daha derin,hayatlarımızı dalgalanmaksızın,dingin,kesintisiz
yaşayamadık, Tehcirler, iç göçler,katliamlar,jenosidiler,siyasal
çatışmalar,askeri darbeler, olağanüstü haller, terör...Bırakın üst alt
kimliği,hayatlarımız alt üst oldu.
Işte o alt üst oluşlar,kopmalar,kırılmalar hep yaraladı bizi.Sürekli
kanıyan,acıyan büyür yaralar bizi bu ortama getirdi.
Tüm yaşayan halklar bu çoğrafyanın bu toprakların insanıdır.sahibidir.Çok
kültürlük bir zenginlikken,bir felakete dönüştürüldü.
Buda bireylerde çeşitli ruhsal sarsıntılara,çöküşlere,paronoyalara neden
olmakta.Büyüyüp yaygınlaştıkça bir korku toplumuna dönüştürüldü.
Yinede insanın olduğu yerde umut vardır. Diyalek gereği her olumsuzluk
karşıtını yaratacağından,bu korku karşıtına yenik düşecektir.
Insan ve insanlık var oldukça iyi kötüyü,doğru yanlışı,,güzel çirkini
yenecektir.
Habil'den Kabil'e bu manzara değişecektir.
Bu korku toplumunda bu kardeş halkların birbirine ağladığı coğrafyada......
1.11.2007