'Yanlışı mı doğru yaşa'dık,'yoksa doğruyu mu yanlış yaşa'dık
Türkiye'de askeri darbe olmaz.Kardeş kavgasının nasıl ve ne zaman sona
ereceğini sorup duruyor birbirlerine korku cumhurriyetinde yaşayan
insanlar.Öldürülenlerin sayısı giderek her gün artıyor ve yşamak inanılmaz
zorlaştı ülkemizde.Hiç dikkatinizi çekiyor mu yeniden başladı Tahir
Adıyaman'lar gibi çaşh 'ların kendi ırkına ihaneti.Operasyonlarda kime karşı
bilemiyorum ama kendi ırkından olan her unsura döndü ihanet.Beytül şebab
taki gibi.
Susmuş ama sinmemiş,görülen o ki derin çok şeyler
biriktirmiş.Dilini,anlatımını,kurgusunu bulmuş,gerçeğin hafızası Kürtlere
karşı yapılan adeletin kürdü temelidir.Bu temelde maalesef çaşh'lık var.Bu
gibi başka üçgenlere sıkışıp kalmış dünyaya geldiğimizde,doğrudan doğruya
fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarımızıın belirlenmesine göre yaşamış bir etnik
yapıyızdır.
Yığın psikolojisi bu olsa gerek bir şeyi çok güçlü bür şekilde istediğimiz
ve bu isteklerin toplumca kabul edilmediği anlar olabilir.Bu durumda
isteklerimizi bastırmak,yani bu istekleri unutmaya çalışmak durumunda
kalabiliriz.Yani işin özü yaşadığımız çevrenin ahlaksal beklentileri sanki
içimize girmiş,benliğimizin bir parçası olmuş.Burada işte vicdan ortaya
çıkar.Vicdanın olmadığı yerde adalet duygusu zayıflar.Isteklerle suçluluk
arasında tüm bir hayat boyunca büyük bir çelişki yaşanır.
Sürekli tarihimizde yaşanan bu tür nevrotik davranışlar tabiki çelişkiyi
yakayanları mutsuzluğa iter.Şunu da ifade etmek gerekir ki tarihimiz bu tür
çelişkileri öyle şiddetlli bir şekilde yaşanmıştır ki örnekleri çoktur.
Sessizliğe itilip itibarının teslim edilememesi ise ayrı bir çelişkidir.Şu
anda yaşanılan süreç ve süreç içinde yaşanılanlar aslında bu yönlü bir
bilinç malesef buzdağının üst kısmıdır yalnızca.
Suyun altında bir bilinçaltı yada bilinçsizlik vardır.Bilinçaltı denen şey
hep içimizde olan ama unutup hatırlamadığımız şeylerdir.O kadar çok ki
tarihimizde yaşanlar ve yaşatılanlar.,,,aslında yaşadığımız herşeyi deneyimi
sürekli bilincimizde tutamamızdandır.Bilincimizde yada üst benimizin başa
çıkamadığı istek ve arzularımızı bir alt kata itiyoruz.
Evet unutkanız.dahası unutulması olanaksız olan şeyleri bile kolay
unutuyoruz.Yukarıda sıraladığımız vakalar gibi.Aceba gerçekten unutuyor
muyuz?Bu unutuluşa sebeb unutuyormuş gibi davraılmalar mı?ne değişti bir
hafta içinde bir kedi bile teslim edilmezken,edilen ne ne değiş ti bir hafta
içinde?Kim kime düşman.Şu gerçek ki,Türk Kürt'e değil Kürt Kürt'e hiç
değil!..Amerika kime dost kime düşman yine ne değiş ti bu çoğrafyada katil
Amerika ne çabuk dostumuz oldu.
Kimi kurnazlığından Cemil Çiçek'in ve Şahin'in şahin sözleri bunu
gösteriyor.Hele de bir adalet bakanın ölümü yüceltemesi yaşam hakkını yok
ayan üzüntü duyduğu ve kimi Kavimlar kapısı diye değerlendiren Perinçek'in
tabut beklentilerinin,tabutta roveşatası,ve dar alanda paslaşmları,Kimi de
korkusundan unutmayı seçiyor.Şu gerçek ki liberalleştik bu coğrafyanın
kardeş halkları.
Ama unutmuyoruz.Unutmuş gibi yapıyoruz.
Hiçbir ahlaki kaygı duymadan sevinçlerin ve acıların üstünü kolayca
örtüyoruz.
Kim kurtardı askerleri kim canlarını aldı.
Ve nedir bu onurlu ölüm nidaları.
Yine ne değişti Diyarbakır söylemlerinin arkasından ,daha ne geçtiki kaç ay
şeçim takvimi.Unutuyor ve utanıyor gibi görüyoruz.Uzlaşı denilen elin
üzerine hain ilan etmenin manası nedir?Askerleri teslim alan arabulucu iyi
niyeti ve kardeş mehmetler karşı oluşan, arzular sağlıklı insanlarda varolan
şeylerdir.Ancak bazı insanlar için yasak düşünceleri bilinçten uzaklaştırmak
öyle büyük bir çabaya mal olabilir ki insanda maalesef böyle sinir bozucu
durumlara yol açabilir.Caşh'lık gibi iyiniyet hainlik gibi eşdeğer
görülebilir.Bazı insanlar ya direk yada tali farkında olmadan bu tür
duyguları bastırmak için daha çok enerji kullanmak durumunda kalabiliyor.Ama
bu gibi huzur bozucu sözler olacaktır.Bastırılmaya çalışılan düşünceler ve
dürtülerin yaptığıda budur.Bastırılmış düşüncelerin sürekli baskısı altında
yaşarız.Bu yüzden de
istemeden birşeyler söylediğimiz ve yaptığımız olur.Ama unutuluşa yazdığımız
empati eksikliği hep sorun yaratır.
Sonrada siyasal ve toplumsal belleğimizin olmadığından
yakınıyoruz.Yakınlaştığımız coğrafyaya Irak,Iran,Filistin mezopotamya
halklarına egemen olan din kaynaklı mezhepsel düşmanlıkları ,siyasal kinleri
unutmak söylendiği gibi kolay olmuyor.Bir maraş ,Çorum,Sivas,,Dersim 38,,,
Nasıl unuturuz işkencede ölen Diyarbakır zindanlarında ölen gençlerin
acısını?
Nasıl unuturuz Sivas'ta Madımak'ta diri diri yanan insanları,Halepçeyi,..
Unutanın unutturmaya çalışanın bence bir hesabı var.Ve kirli bir hesap...
Idamları işkenceleri,faili meçhulleri,yargısız infazları...
Unutulanlar bence daha önemli...
Demokratlık sadece antimilitarist olmak değildir,anti şovenist olması
gerektiğini unuttuk.
Emeği örgütlenmeyi,özgürlüğü,bağımsızlığı savunmak zorunda olduğunu unuttuk.
Kürtlerin ve Türklerin geri kalmışlığının o adaletin temelinde islamın
yattığını unuttuk..
Yabancılaşmayı değişim algıladık liberalleştik.
Artık kendimizle,çevremizle,olup bitenlerle,dünyayla hesaplaşmaya girmek
gerekir.yaşadıklarımız,deneylerimizi,sevdalarımızı kardeş halkların
arkadaşlıklarını,dostluklarını,içinde yaşadığımız coğrafyayı,geldiğimiz
toplumu,sürgünlerimiz,tehcirlerimizi,devrimci mücadelelerimizi,,gelecek
kaygısını,günlük yaşadıklarımızı gözden geçirme ve sorgulama gereğini
hissetmeliyiz.Siz buna hesaplaşma,sorgulama,nefes alma değin,geleceğe kendi
gözlerimizle daha farklı bakmak için.
Tabii ki arzular sağlıklı insanlarda varolan şeylerdir.Ancak bazı insanlar
için yasak düşünceleri bilinçten uzaklaştırmak öyle büyük bir çabaya mal
olabilir ki insanda maalesef böyle sinir bozucu durumlara yol açabilir.Bazı
insanlar ya direk yada tali farkında olmadan bu tür duyguları bastırmak için
daha çok enerji kullanmak durumunda kalabiliyor.Ama huzur bozucu sözler
olacaktır.Bastırılmaya çalışılan düşünceler ve dürtülerin yaptığıda
budur.Bastırılmış düşüncelerin sürekli baskısı altında yaşarız.Bu yüzden de
istemeden birşeyler söylediğimiz ve yaptığımız olur.Bunu genelleyip çaşh'lık
olarak değerlendirmek biraz sakıncalıdır.Zira bu kelime bile kendi
çelişkisini içinde barındırır.Aslında bir tramvadır.Bu kelimenin
çağrıştırdıkları yapılanlar ise travmanın üstünü örtmektir.Yada üstünü
örtmüş olan kapağı yada kontrolü kaldırmaktır.Zira bizi sıkan bu kelimenin
yaratığı travmadır.Bu bir bakıma oradadır ama bilinçte değil.Aslında
amacımız kültür mirasımız bizi tanımlamada en doğru araç olarak bilincimize
yerleşmesini sağlamak olmalıdır.
Taihine bir bakın; Mezopotamya halklarının tarih sahnesine çıktığından
bugüne hep savaşmış olduğunu görürsünüz. Mezopotamya halkları tarihi genelde
savaşlar tarihi olmuştur. Kültürün, halk oyunlarının doğal yaşam ortamından
beslenerek oluştuğunu dikkate alırsak, halk danslarımızın çoğunluğunun savaş
dansı, müziklerimizin çoğunluğunun acıya ağıt ve zafere coşku dolu nağmeler
içermesi boşuna değildir. Geleneksel giysilerimiz savaşçı kıyafetine
dönüşmüş ve dededen toruna savaşçılık bir miras olarak kalmıştır. Ancak,
Mezopotamya tarihini yakından incelerseniz çok önemli bir gerçek ortaya
çıkmaktadır; tüm tarih boyunca hiçbir zaman başka bir halkı egemenliği
altına almak için ya da başka toprakları fethetmek için savaşmamışlardır.
Aksine,tarihimiz hep topraklarımızı savunma, halklarımızı egemenlik altına
alma sevdası güden işgalci güçlere karşı direniş savaşları tarihi olmuştur.
Elbette bunun özünde topraklarının stratejik konumu, doğudan batıya göç
yolunda önemli bir kavşak olması ve giderek yeraltı ve yerüstü kaynaklarının
zenginliği yatmaktadır. Dolayısıyla bugünde olduğu gibi, tüm tarih boyunca
yegane düşmanı Emperyal güçler olmuştur. Işte bundan dolayı en temel
noktadan hareketle ı Anti-Emperyalist olmak zorundayız.
Yerküremizin en renkli kültürel mozaiğine sahip coğrafyaların başında gelir.
Kürt ;Ermeni ,Yezidi,Kızılbaşı,,, halkların çeşitliliği ve yüzlerce,
binlerce yıl önce bu coğrafyaya yerleşip kabul gören hakların çokluğu bu
kültürel zenginliği ortaya çıkarmıştır.Özüne bakarsanız yaşayan her halk
kendi kültürünü yaşamada halklararası doğal bir serbestliğe ve özgürlüğe
sahiptir. Diliyle, gelenekleriyle, müziğiyle binlerce yıldır olduğu gibi
bugünde bu çeşitlilik ayrılık değil, mozaiğin olmazsa olmaz renkli taşlarını
oluşturmaktadır.
Hegemonya kurmaya çalışan Emperyal güçlerin haricinde halkların bir diğer
halka karşı düşmanlığı ya da bir halkın diğer bir halkı asimile etme çabası
başta her iki halkın üyeleri olmak üzere tüm bölge halklarının karşıtlığını
doğurur. Çünkü bilinir ki, bugün ona yapılana dur denilmezse, yarın sıra
kendisine gelecektir. Bu yüzden Faşizan eğilimler ve Irkçılık asla taban
bulamamış ve bulamaz. Anti-Irkçı ve Anti-Faşisttir. Bununla beraber tüm
tarih boyunca halklararası bir dayanışma sergilemişlerdir. Başta bölge
halkları kendi aralarında dayanışma ve birlikte mücadele geleneğini
oluşturmuş, ortak düşman olan işgalci güçlere karşı birlikte mücadele
etmişlerdir. Güçlerinin yetmediği yerde de onurlu bir şekilde tüm dünya
halklarına dayanışma, destek ve yardım istemlerini
ulaştırmışlar.Enternasyonalist olma gereğidir halkın halka ağladığı çağda.
Binlerce yıllık geçmişe dayanan toplumsal yaşam gelenekleri ve kuralları ele
alındığında bireyi ve toplumsal yaşamı şekillendiren kurallar dizini
geçmişte ve günümüzde her zaman diğer toplumların gelişim süreçlerine oranla
hep ileri düzeyde seyretmelidir. Başta kadın – erkek ilişkisi,demokratik
geleneklere sahip olduğunu gösteren olgulara dayanmalıdır.Tüm bunlar
ışığında oluşan kültür bir yurtseverlik olgusunu da beraberinde
getirir.Topraklarını işgal edenlere karşı savaşan halklardan da yurtseverlik
dışında başka bir yaklaşım beklenemez. Bu gelen-ek bakidir. Değişmez.
Yurtseverdir. Diini inanışlarını yaşam içerisinde oluşan kültürleriyle iç
içe yaşamış, birini diğerinin önüne koymamıştır. Aksine komşusu Hıristiyan,
karısı Müslüman kendisi ateist inançlardan oluşan örnekler vb. durumlar
özelilkle çoğrafyamızda sıkça rastlanmaktadır. Temellerinde insana saygı
olan gelenekler bu ortama doğal bir zemin hazırlamıştır. Bu geleneklerden
dolayı inanç özgürlüğüne sahiptir ve bunu savunur. . .
Her zaman bu mirasa sahip çıkmak ve onun gereklerini yerine getirmek
gerekir…Yanlış travmatik unutuluşa yazılanları bir sonuç gibi kendimize
yakıştırmayalım.Bu sonucun nedenleri üzerinde duralım derim...
Mezopotamya halkları olarak bir karşı çıkışın olmaması tarihsel gerçeğimizin
doğasına aykırıdır.Aslında biraz bireyselleşememiş insanlardan oluşanlar
yığınlara evriliyoruz gibi,yığınlar ise alışkanlıklardan kolay kolay
vazgeçemez.Sözünü ettiğim bozulmaya karşı direnç gösterme değil,değişikliğe
karşı direnç gösterme....
Ne yaparsın böyle bir yığın içinde erimiş insanın zihniyeti böyle işler...
7 .11.2007