Ibrahim Demirel

bio62@hotmail.com
'Yanlışı mı doğru yaşa'dık,'yoksa doğruyu mu yanlış yaşa'dık

 

Türkiye'de askeri darbe olmaz.Kardeş kavgasının nasıl ve ne zaman sona

ereceğini sorup duruyor birbirlerine korku cumhurriyetinde yaşayan

insanlar.Öldürülenlerin sayısı giderek her gün artıyor ve yşamak inanılmaz

zorlaştı ülkemizde.Hiç dikkatinizi çekiyor mu yeniden başladı Tahir

Adıyaman'lar gibi çaşh 'ların kendi ırkına ihaneti.Operasyonlarda kime karşı

bilemiyorum ama kendi ırkından olan her unsura döndü ihanet.Beytül şebab

taki gibi.

 

Susmuş ama sinmemiş,görülen o ki derin çok şeyler

biriktirmiş.Dilini,anlatımını,kurgusunu bulmuş,gerçeğin hafızası Kürtlere

karşı yapılan adeletin kürdü temelidir.Bu temelde maalesef çaşh'lık var.Bu

gibi başka üçgenlere sıkışıp kalmış dünyaya geldiğimizde,doğrudan doğruya

fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarımızıın belirlenmesine göre yaşamış bir etnik

yapıyızdır.

 

Yığın psikolojisi bu olsa gerek bir şeyi çok güçlü bür şekilde istediğimiz

ve bu isteklerin toplumca kabul edilmediği anlar olabilir.Bu durumda

isteklerimizi bastırmak,yani bu istekleri unutmaya çalışmak durumunda

kalabiliriz.Yani işin özü yaşadığımız çevrenin ahlaksal beklentileri sanki

içimize girmiş,benliğimizin bir parçası olmuş.Burada işte vicdan ortaya

çıkar.Vicdanın olmadığı yerde adalet duygusu zayıflar.Isteklerle suçluluk

arasında tüm bir hayat boyunca büyük bir çelişki yaşanır.

 

Sürekli tarihimizde yaşanan bu tür nevrotik davranışlar tabiki çelişkiyi

yakayanları mutsuzluğa iter.Şunu da ifade etmek gerekir ki tarihimiz bu tür

çelişkileri öyle şiddetlli bir şekilde yaşanmıştır ki örnekleri çoktur.

Sessizliğe itilip itibarının teslim edilememesi ise ayrı bir çelişkidir.Şu

anda yaşanılan süreç ve süreç içinde yaşanılanlar aslında bu yönlü bir

bilinç malesef buzdağının üst kısmıdır yalnızca.

 

Suyun altında bir bilinçaltı yada bilinçsizlik vardır.Bilinçaltı denen şey

hep içimizde olan ama unutup hatırlamadığımız şeylerdir.O kadar çok ki

tarihimizde yaşanlar ve yaşatılanlar.,,,aslında yaşadığımız herşeyi deneyimi

sürekli bilincimizde tutamamızdandır.Bilincimizde yada üst benimizin başa

çıkamadığı istek ve arzularımızı bir alt kata itiyoruz.

 

Evet unutkanız.dahası unutulması olanaksız olan şeyleri bile kolay

unutuyoruz.Yukarıda sıraladığımız vakalar gibi.Aceba gerçekten unutuyor

muyuz?Bu unutuluşa sebeb unutuyormuş gibi davraılmalar mı?ne değişti bir

hafta içinde bir kedi bile teslim edilmezken,edilen ne ne değiş ti bir hafta

içinde?Kim kime düşman.Şu gerçek ki,Türk Kürt'e değil Kürt Kürt'e hiç

değil!..Amerika kime dost kime düşman yine ne değiş ti bu çoğrafyada katil

Amerika ne çabuk dostumuz oldu.

 

Kimi kurnazlığından Cemil Çiçek'in ve Şahin'in şahin sözleri bunu

gösteriyor.Hele de bir adalet bakanın ölümü yüceltemesi yaşam hakkını yok

ayan üzüntü duyduğu ve kimi Kavimlar kapısı diye değerlendiren Perinçek'in

tabut beklentilerinin,tabutta roveşatası,ve dar alanda paslaşmları,Kimi de

korkusundan unutmayı seçiyor.Şu gerçek ki liberalleştik bu coğrafyanın

kardeş halkları.

 

Ama unutmuyoruz.Unutmuş gibi yapıyoruz.

 

Hiçbir ahlaki kaygı duymadan sevinçlerin ve acıların üstünü kolayca

örtüyoruz.

 

Kim kurtardı askerleri kim canlarını aldı.

 

Ve nedir bu onurlu ölüm nidaları.

 

Yine ne değişti Diyarbakır söylemlerinin arkasından ,daha ne geçtiki kaç ay

şeçim takvimi.Unutuyor ve utanıyor gibi görüyoruz.Uzlaşı denilen elin

üzerine hain ilan etmenin manası nedir?Askerleri teslim alan arabulucu iyi

niyeti ve kardeş mehmetler karşı oluşan, arzular sağlıklı insanlarda varolan

şeylerdir.Ancak bazı insanlar için yasak düşünceleri bilinçten uzaklaştırmak

öyle büyük bir çabaya mal olabilir ki insanda maalesef böyle sinir bozucu

durumlara yol açabilir.Caşh'lık gibi iyiniyet hainlik gibi eşdeğer

görülebilir.Bazı insanlar ya direk yada tali farkında olmadan bu tür

duyguları bastırmak için daha çok enerji kullanmak durumunda kalabiliyor.Ama

bu gibi huzur bozucu sözler olacaktır.Bastırılmaya çalışılan düşünceler ve

dürtülerin yaptığıda budur.Bastırılmış düşüncelerin sürekli baskısı altında

yaşarız.Bu yüzden de

istemeden birşeyler söylediğimiz ve yaptığımız olur.Ama unutuluşa yazdığımız

empati eksikliği hep sorun yaratır.

 

Sonrada siyasal ve toplumsal belleğimizin olmadığından

yakınıyoruz.Yakınlaştığımız coğrafyaya Irak,Iran,Filistin mezopotamya

halklarına egemen olan din kaynaklı mezhepsel düşmanlıkları ,siyasal kinleri

unutmak söylendiği gibi kolay olmuyor.Bir maraş ,Çorum,Sivas,,Dersim 38,,,

 

Nasıl unuturuz işkencede ölen Diyarbakır zindanlarında ölen gençlerin

acısını?

 

Nasıl unuturuz Sivas'ta Madımak'ta diri diri yanan insanları,Halepçeyi,..

 

Unutanın unutturmaya çalışanın bence bir hesabı var.Ve kirli bir hesap...

 

Idamları işkenceleri,faili meçhulleri,yargısız infazları...

 

Unutulanlar bence daha önemli...

 

Demokratlık sadece antimilitarist olmak değildir,anti şovenist olması

gerektiğini unuttuk.

 

Emeği örgütlenmeyi,özgürlüğü,bağımsızlığı savunmak zorunda olduğunu unuttuk.

 

Kürtlerin ve Türklerin geri kalmışlığının o adaletin temelinde islamın

yattığını unuttuk..

 

Yabancılaşmayı değişim algıladık liberalleştik.

 

Artık kendimizle,çevremizle,olup bitenlerle,dünyayla hesaplaşmaya girmek

gerekir.yaşadıklarımız,deneylerimizi,sevdalarımızı kardeş halkların

arkadaşlıklarını,dostluklarını,içinde yaşadığımız coğrafyayı,geldiğimiz

toplumu,sürgünlerimiz,tehcirlerimizi,devrimci mücadelelerimizi,,gelecek

kaygısını,günlük yaşadıklarımızı gözden geçirme ve sorgulama gereğini

hissetmeliyiz.Siz buna hesaplaşma,sorgulama,nefes alma değin,geleceğe kendi

gözlerimizle daha farklı bakmak için.

 

Tabii ki arzular sağlıklı insanlarda varolan şeylerdir.Ancak bazı insanlar

için yasak düşünceleri bilinçten uzaklaştırmak öyle büyük bir çabaya mal

olabilir ki insanda maalesef böyle sinir bozucu durumlara yol açabilir.Bazı

insanlar ya direk yada tali farkında olmadan bu tür duyguları bastırmak için

daha çok enerji kullanmak durumunda kalabiliyor.Ama huzur bozucu sözler

olacaktır.Bastırılmaya çalışılan düşünceler ve dürtülerin yaptığıda

budur.Bastırılmış düşüncelerin sürekli baskısı altında yaşarız.Bu yüzden de

istemeden birşeyler söylediğimiz ve yaptığımız olur.Bunu genelleyip çaşh'lık

olarak değerlendirmek biraz sakıncalıdır.Zira bu kelime bile kendi

çelişkisini içinde barındırır.Aslında bir tramvadır.Bu kelimenin

çağrıştırdıkları yapılanlar ise travmanın üstünü örtmektir.Yada üstünü

örtmüş olan kapağı yada kontrolü kaldırmaktır.Zira bizi sıkan bu kelimenin

yaratığı travmadır.Bu bir bakıma oradadır ama bilinçte değil.Aslında

amacımız kültür mirasımız bizi tanımlamada en doğru araç olarak bilincimize

yerleşmesini sağlamak olmalıdır.

 

Taihine bir bakın; Mezopotamya halklarının tarih sahnesine çıktığından

bugüne hep savaşmış olduğunu görürsünüz. Mezopotamya halkları tarihi genelde

savaşlar tarihi olmuştur. Kültürün, halk oyunlarının doğal yaşam ortamından

beslenerek oluştuğunu dikkate alırsak, halk danslarımızın çoğunluğunun savaş

dansı, müziklerimizin çoğunluğunun acıya ağıt ve zafere coşku dolu nağmeler

içermesi boşuna değildir. Geleneksel giysilerimiz savaşçı kıyafetine

dönüşmüş ve dededen toruna savaşçılık bir miras olarak kalmıştır. Ancak,

Mezopotamya tarihini yakından incelerseniz çok önemli bir gerçek ortaya

çıkmaktadır; tüm tarih boyunca hiçbir zaman başka bir halkı egemenliği

altına almak için ya da başka toprakları fethetmek için savaşmamışlardır.

 

Aksine,tarihimiz hep topraklarımızı savunma, halklarımızı egemenlik altına

alma sevdası güden işgalci güçlere karşı direniş savaşları tarihi olmuştur.

Elbette bunun özünde topraklarının stratejik konumu, doğudan batıya göç

yolunda önemli bir kavşak olması ve giderek yeraltı ve yerüstü kaynaklarının

zenginliği yatmaktadır. Dolayısıyla bugünde olduğu gibi, tüm tarih boyunca

yegane düşmanı Emperyal güçler olmuştur. Işte bundan dolayı en temel

noktadan hareketle ı Anti-Emperyalist olmak zorundayız.

 

Yerküremizin en renkli kültürel mozaiğine sahip coğrafyaların başında gelir.

 

Kürt ;Ermeni ,Yezidi,Kızılbaşı,,, halkların çeşitliliği ve yüzlerce,

binlerce yıl önce bu coğrafyaya yerleşip kabul gören hakların çokluğu bu

kültürel zenginliği ortaya çıkarmıştır.Özüne bakarsanız yaşayan her halk

kendi kültürünü yaşamada halklararası doğal bir serbestliğe ve özgürlüğe

sahiptir. Diliyle, gelenekleriyle, müziğiyle binlerce yıldır olduğu gibi

bugünde bu çeşitlilik ayrılık değil, mozaiğin olmazsa olmaz renkli taşlarını

oluşturmaktadır.

 

Hegemonya kurmaya çalışan Emperyal güçlerin haricinde halkların bir diğer

halka karşı düşmanlığı ya da bir halkın diğer bir halkı asimile etme çabası

başta her iki halkın üyeleri olmak üzere tüm bölge halklarının karşıtlığını

doğurur. Çünkü bilinir ki, bugün ona yapılana dur denilmezse, yarın sıra

kendisine gelecektir. Bu yüzden Faşizan eğilimler ve Irkçılık asla taban

bulamamış ve bulamaz. Anti-Irkçı ve Anti-Faşisttir. Bununla beraber tüm

tarih boyunca halklararası bir dayanışma sergilemişlerdir. Başta bölge

halkları kendi aralarında dayanışma ve birlikte mücadele geleneğini

oluşturmuş, ortak düşman olan işgalci güçlere karşı birlikte mücadele

etmişlerdir. Güçlerinin yetmediği yerde de onurlu bir şekilde tüm dünya

halklarına dayanışma, destek ve yardım istemlerini

ulaştırmışlar.Enternasyonalist olma gereğidir halkın halka ağladığı çağda.

 

Binlerce yıllık geçmişe dayanan toplumsal yaşam gelenekleri ve kuralları ele

alındığında bireyi ve toplumsal yaşamı şekillendiren kurallar dizini

geçmişte ve günümüzde her zaman diğer toplumların gelişim süreçlerine oranla

hep ileri düzeyde seyretmelidir. Başta kadın – erkek ilişkisi,demokratik

geleneklere sahip olduğunu gösteren olgulara dayanmalıdır.Tüm bunlar

ışığında oluşan kültür bir yurtseverlik olgusunu da beraberinde

getirir.Topraklarını işgal edenlere karşı savaşan halklardan da yurtseverlik

dışında başka bir yaklaşım beklenemez. Bu gelen-ek bakidir. Değişmez.

Yurtseverdir. Diini inanışlarını yaşam içerisinde oluşan kültürleriyle iç

içe yaşamış, birini diğerinin önüne koymamıştır. Aksine komşusu Hıristiyan,

karısı Müslüman kendisi ateist inançlardan oluşan örnekler vb. durumlar

özelilkle çoğrafyamızda sıkça rastlanmaktadır. Temellerinde insana saygı

olan gelenekler bu ortama doğal bir zemin hazırlamıştır. Bu geleneklerden

dolayı inanç özgürlüğüne sahiptir ve bunu savunur. . .

 

Her zaman bu mirasa sahip çıkmak ve onun gereklerini yerine getirmek

gerekir…Yanlış travmatik unutuluşa yazılanları bir sonuç gibi kendimize

yakıştırmayalım.Bu sonucun nedenleri üzerinde duralım derim...

 

Mezopotamya halkları olarak bir karşı çıkışın olmaması tarihsel gerçeğimizin

doğasına aykırıdır.Aslında biraz bireyselleşememiş insanlardan oluşanlar

yığınlara evriliyoruz gibi,yığınlar ise alışkanlıklardan kolay kolay

vazgeçemez.Sözünü ettiğim bozulmaya karşı direnç gösterme değil,değişikliğe

karşı direnç gösterme....

 

Ne yaparsın böyle bir yığın içinde erimiş insanın zihniyeti böyle işler...

7 .11.2007