Camın saydam gerçeğine çarpan sineğin hikayesi
2000'li yılların başında dünya tarihin en totaliter ideolojisinin etkisi
altında, halkların nefes alamaz olduğu,Tarihin kapısının, bu eşiği 7 geçe
halkların nasıl yön alacağı bilinmeyen hereketine ve onların özgürlüğüne
susamışlığına yol açılıyor. Özellikle BOP dahilinde bulunduğumuz coğrafyada
özgürlüklerin dondurulduğu, yüzyılı aşan bir donduruculuğu yaşamaktadır.
Özgürlük buralarda hapislik, çok derin baskılara maruz kalmaktır.
Coğrafya dışında sözde demokrasi ve evrensel anlamda özgürlüğün ve insan haklarının çöplüğü durumuna gelmiştir.Yine kimi emperyalistlerin dayattığı sözde uyum yasaları denilen ama bir türlü yaşama geçmeyen tekerürler ve şiddet kültü ile maalesef çöplüğe dönüştürmüştür coğrafyamızı.
Geleneklerin ve fikirlerin özgürleşmesi ve özgürleştirilmesi
pahasına, herşey sanal çözümlenmiştir. Emperyalistlerin sunduğu
demokratikleştirme denilen evrensel ile alakası olmayan küresel
reaksiyondur.
Küreselleşme ile evrenselleşme atbaşı giden şeyler değildir.Küresel olma
teknolojini,pazarın, turizmin, iletişimin dünya çapında kılınması ile
olur. Evrensel olma ise,değerlerin, insan
haklarının, özgürlüklerin,kültürün,demokrasinin evrensel kılınmasıdır.Bir
bakın küresel denen kapitalizm geri döndürülemez gözükürken,evrensel olma
daha çok yok olma yolundadır.
Maalesef kültür adına layık olan her kültür evrenselliğin içinde
kaybolmaktadır.Evrenselleşen her kültür özgürlüğünü yitirmekte ve
ölmektedir. Bizim gibi zorla asimile edilirek yok ettiğimiz kültürler de
böyledir. Kürtçe düşünüp,T ürkçe yazmak gibidir bu asimilasyon.Şunu unutmamak
lazım bu coğrafyadaki Yezidiler, Süryaniler, gibi özgünlüklerinden ölen
ölümler güzel ölümdür. Oysa biz kürtler her tür özgünlüğü yitirmekten,bütün
değerlerimizin soykırıma uğramasından dolayı ölüyoruz, ki bu kötü bir
ölümdür. Direnmeden çifte soykırımdır.
Şu an coğrafyamızdaki olup bitenlere baktığımızda, ideolojiden kopmanın,bir
hırka bir lokma kültüründen kolay yaşama karşılığı,liberalleşmenin
özgürlüğümüz üzerinden bedelinin sonucu, kaybettiklerimizin asla
bulunamayacağını bilmemiz gerekir.Tarih hiçbir zaman aynı yemeği ikinci kez
yedirmez.Kötülük imparatorluğu çökçe bile iyilik olduğu gibi kalmaz.
Bu şekilde yüzlerine maske takan toplumlar,maskeleri düştüğünde,yüzününde
kalmadığını görecektir.Yüz suyun içinde izi olmayan bir bellek gibi iz
lerimizden birşeyler kalmayacaktır.Kim ve ne olduğumuza dair.
Tarihin sonuna erdemlice muhalif olanlar direnenler,geriye dönüşün
silinmesine doğru gidilmektedir.Geçmişin tüm ideolojik ve politik bütün
devrimlerin izleri teker teker silinmekte ve silinecektir.Belki de 2000 li
yıllarda tarih geriye doğru katlanmış olacaktır.Ve umudun bu ufkunun
zamanının ötesine geçemeyecektir.
Dayanışma güneşinin altında yüzünü güneşe dönen Mezopotamya halkları
vicdanların esmerleştiren beyazlar karşısında küresel denen vahşi
kapitalizmin aymazları karşısında daha özgür değildir.
Bir bakın emperyalizme, nerede kan akıyorsa,gidip orada kendine gerçekliğini
ediniyor.Bu küresel gerçeklik içinde halklarımız çaresizliğin
kulvarındadır.Yaşattıkları felaketlerin enerjisini ithal ediyoruz.Biz buna
karşılık sadece acılarımızı küreselleştiriyoruz.Batılı değerler tiyatrosunda
figüranı kaybedeni oynuyoruz.Siyasetçileri oynayanlar ise tiyatro
oyuncusunun oynadığı kişilikle kendini karıştırması gibi,siyaset adamıda
kendisini kendi ilkeleriyle, ki DTP nin yaptığı siyaset maalesef
karıştırdığı ,tiyatro yanılsaması gibi şu mecliste oynanan oyunun
yanılsaması içinde yitip gider.Farkında olmadan halkların birbirine
düşürülmesine yol açan günah keçilerine dönüştürülürler.Buda özgürlüğün
kısıtlanmasına hapisliğe götürür.Önceden yazılan sahneye konan BOP planı
doğrultusunda ilkeler içinde yanılsamalara yol açan paradokslardır..Ve her
zaman iktidarın sahneye konulan icrası sonucunda kendini gösteren
pişmanlıkta gösterir,dile ve ümmete oynamak.
Tamemen parçalanmış bir siyasal gerçeğin içinde yaşıyoruz.Bir yandan siyasal
kesim, diğer yandan politik çemberden gitgide kopan bir toplum.Her ikiside
birbirinden hızla uzaklaşarak,kendi köşesinde yok olup gitmeye yada dağılıp
çökmeye yönelmiş gibiler.Medyanın uyuşturduğu,televizyonun aptallaştırdığı
sanallık,siyasal işlev ve sahneyi neredeyse işe yaramaz harabelere
dönüştürmüş durumdadır.Artık hiçbir diyalettik,bu iki kutbu etkileşim
halinde tutamaktadır.Daha karşıtını bulamadan etki,tepkiyi doğurmadan
sürekli gündemin kendi paradoksunun çemberinde dönmesi ile etki tepkisiz
etkiye sürekli evrilmektedir.
Bu evrilme maalesef sadece şiddeti ve nefreti beraberinde etkisi terörizmi
doğurmaktadır.
Bakın yaşanılanların üstüne aydın dediklerimizin kimseye zararı dokunmayan
ve çaresiz aydınlarımız kendi sefaletlerini, sefillerin sefaleti, yoksulların
değil zira yoksul değiller sefillikleri ile safaletlerini değiş tokuş
etmektedirler.
Yüzyıldır etnik temizlik yapılmaktadır üçüncü dünya
ülkelerinde, Ermeniler, Kürtler,Yezidiler,Bosnalılar, BOP doğrultusunda
sadece sınırlar vardır.Uluslar halklar değil. Demirden oklar gerili
yaylar, çuvala sığmayan mızraklar vardır. Bush gibilerin elinde çekilen BOP
hedeflere vuran.
Kiralık katil hüvetinde sınırlar kurmakta, ülkeleri birbirine
vurdurmaktadır. Irana karşı geçmişte Saddamı, Rusyaya karşı Talibanı, Bin
Ladini, Pakistana karşı Müşerrefi, Kürtlere karşı Tayyibi. Fakat unutmamak
lazım katil işi azıtırsa ki Saddam en iyi örneği, yeri geldiğinde katili de
temizlemek gerekir diye düşünür habil ,kardeşi yok etmek pahasına.
Unutmamak gerekir ki tarih bu yölü çok daha tekerrür eder. Iraktaki harekat
ve sonuçları yeni dünya düzeni açısından görecelidir. Aman dikkat mızrak
çuvala sığmaz...
Bir bakın yine gabar dağındaki çatışmada 4 asker ölmüştür.Bu çatışma ve
sonucu aceba kime gözdağıdır.,Suudi kralının ziyareti ,Israil cumhurbaşkanı
ve filistin başkanlarının ziyareti ve sonuçlarıda olabilir.
Kuşkusuz coğrafyamız insanları düş kurmaktan ve umuttan öyle uzaklaşmıştır
ki, yaşanılan sefalet ve şehitlik,sahte havarilerin, ve mililyetçilik denen
gönüllü şehitlerin uğradığı felaketler yanyanadır.Buda bereberinde nereden
gelirse gelsin yaratılan şiddetin ve kültürünün etkisi terörizme yol
açmaktadır.
Fakat işte asıl şiddet sürekli sanal olarak yaratılan şiddettir.Korkulacak
olan şiddetin psikolojik olarak devam etmesi değil,teknolojik olarak devam
etmesidir.
Çünkü toplumumuzun gerçek şiddete, tarihsel şiddete, sınıf şiddetine yer
vermediği için, sanal bir şiddet,tepkisel bir şiddet doğurmaktadır.Bu yalan
şiddettir tıpkı 'gireriz haa'!..Kabadayığı Kasımpaşalığı yalancı hamilelik
gibi asla doğurmaz, ne yaratır ne kurar.
Işte şiddetin tam anlamıyla çağdaş biçimi buna ters düşer. Saldırgancı şiddet
biçiminden daha etkili olan bu şiddet, caydırma,barıştırma,nötralize
etme,tatlıkla kökünü kazıma şiddeti,konsesyüs sağlama, Yani camın anlaşılmaz gerçeğine çarpan sineğin hikayesi budur..
14.11.07