Ibrahim Demirel

bio62@hotmail.com

Camın saydam gerçeğine çarpan sineğin hikayesi

 

2000'li yılların başında dünya tarihin en totaliter ideolojisinin etkisi

altında, halkların nefes alamaz olduğu,Tarihin kapısının, bu eşiği 7 geçe

halkların nasıl yön alacağı bilinmeyen hereketine ve onların özgürlüğüne

susamışlığına yol açılıyor. Özellikle BOP dahilinde bulunduğumuz coğrafyada

özgürlüklerin dondurulduğu, yüzyılı aşan bir donduruculuğu yaşamaktadır.

Özgürlük buralarda hapislik, çok derin baskılara maruz kalmaktır.

 

Coğrafya dışında sözde demokrasi ve evrensel anlamda özgürlüğün ve insan haklarının çöplüğü durumuna gelmiştir.Yine kimi emperyalistlerin dayattığı sözde uyum yasaları denilen ama bir türlü yaşama geçmeyen tekerürler ve şiddet kültü ile maalesef çöplüğe dönüştürmüştür coğrafyamızı.

 

Geleneklerin ve fikirlerin özgürleşmesi ve özgürleştirilmesi

pahasına, herşey sanal çözümlenmiştir. Emperyalistlerin sunduğu

demokratikleştirme denilen evrensel ile alakası olmayan küresel

reaksiyondur.

 

Küreselleşme ile evrenselleşme atbaşı giden şeyler değildir.Küresel olma

teknolojini,pazarın, turizmin, iletişimin dünya çapında kılınması ile

olur. Evrensel olma ise,değerlerin, insan

haklarının, özgürlüklerin,kültürün,demokrasinin evrensel kılınmasıdır.Bir

bakın küresel denen kapitalizm geri döndürülemez gözükürken,evrensel olma

daha çok yok olma yolundadır.

 

Maalesef kültür adına layık olan her kültür evrenselliğin içinde

kaybolmaktadır.Evrenselleşen her kültür özgürlüğünü yitirmekte ve

ölmektedir. Bizim gibi zorla asimile edilirek yok ettiğimiz kültürler de

böyledir. Kürtçe düşünüp,T ürkçe yazmak gibidir bu asimilasyon.Şunu unutmamak

lazım bu coğrafyadaki Yezidiler, Süryaniler, gibi özgünlüklerinden ölen

ölümler güzel ölümdür. Oysa biz kürtler her tür özgünlüğü yitirmekten,bütün

değerlerimizin soykırıma uğramasından dolayı ölüyoruz, ki bu kötü bir

ölümdür. Direnmeden çifte soykırımdır.

 

Şu an coğrafyamızdaki olup bitenlere baktığımızda, ideolojiden kopmanın,bir

hırka bir lokma kültüründen kolay yaşama karşılığı,liberalleşmenin

özgürlüğümüz üzerinden bedelinin sonucu, kaybettiklerimizin asla

bulunamayacağını bilmemiz gerekir.Tarih hiçbir zaman aynı yemeği ikinci kez

yedirmez.Kötülük imparatorluğu çökçe bile iyilik olduğu gibi kalmaz.

 

Bu şekilde yüzlerine maske takan toplumlar,maskeleri düştüğünde,yüzününde

kalmadığını görecektir.Yüz suyun içinde izi olmayan bir bellek gibi iz

lerimizden birşeyler kalmayacaktır.Kim ve ne olduğumuza dair.

 

Tarihin sonuna erdemlice muhalif olanlar direnenler,geriye dönüşün

silinmesine doğru gidilmektedir.Geçmişin tüm ideolojik ve politik bütün

devrimlerin izleri teker teker silinmekte ve silinecektir.Belki de 2000 li

yıllarda tarih geriye doğru katlanmış olacaktır.Ve umudun bu ufkunun

zamanının ötesine geçemeyecektir.

 

Dayanışma güneşinin altında yüzünü güneşe dönen Mezopotamya halkları

vicdanların esmerleştiren beyazlar karşısında küresel denen vahşi

kapitalizmin aymazları karşısında daha özgür değildir.

 

Bir bakın emperyalizme, nerede kan akıyorsa,gidip orada kendine gerçekliğini

ediniyor.Bu küresel gerçeklik içinde halklarımız çaresizliğin

kulvarındadır.Yaşattıkları felaketlerin enerjisini ithal ediyoruz.Biz buna

karşılık sadece acılarımızı küreselleştiriyoruz.Batılı değerler tiyatrosunda

figüranı kaybedeni oynuyoruz.Siyasetçileri oynayanlar ise tiyatro

oyuncusunun oynadığı kişilikle kendini karıştırması gibi,siyaset adamıda

kendisini kendi ilkeleriyle, ki DTP nin yaptığı siyaset maalesef

karıştırdığı ,tiyatro yanılsaması gibi şu mecliste oynanan oyunun

yanılsaması içinde yitip gider.Farkında olmadan halkların birbirine

düşürülmesine yol açan günah keçilerine dönüştürülürler.Buda özgürlüğün

kısıtlanmasına hapisliğe götürür.Önceden yazılan sahneye konan BOP planı

doğrultusunda ilkeler içinde yanılsamalara yol açan paradokslardır..Ve her

zaman iktidarın sahneye konulan icrası sonucunda kendini gösteren

pişmanlıkta gösterir,dile ve ümmete oynamak.

 

Tamemen parçalanmış bir siyasal gerçeğin içinde yaşıyoruz.Bir yandan siyasal

kesim, diğer yandan politik çemberden gitgide kopan bir toplum.Her ikiside

birbirinden hızla uzaklaşarak,kendi köşesinde yok olup gitmeye yada dağılıp

çökmeye yönelmiş gibiler.Medyanın uyuşturduğu,televizyonun aptallaştırdığı

sanallık,siyasal işlev ve sahneyi neredeyse işe yaramaz harabelere

dönüştürmüş durumdadır.Artık hiçbir diyalettik,bu iki kutbu etkileşim

halinde tutamaktadır.Daha karşıtını bulamadan etki,tepkiyi doğurmadan

sürekli gündemin kendi paradoksunun çemberinde dönmesi ile etki tepkisiz

etkiye sürekli evrilmektedir.

 

Bu evrilme maalesef sadece şiddeti ve nefreti beraberinde etkisi terörizmi

doğurmaktadır.

 

Bakın yaşanılanların üstüne aydın dediklerimizin kimseye zararı dokunmayan

ve çaresiz aydınlarımız kendi sefaletlerini, sefillerin sefaleti, yoksulların

değil zira yoksul değiller sefillikleri ile safaletlerini değiş tokuş

etmektedirler.

 

Yüzyıldır etnik temizlik yapılmaktadır üçüncü dünya

ülkelerinde, Ermeniler, Kürtler,Yezidiler,Bosnalılar, BOP doğrultusunda

sadece sınırlar vardır.Uluslar halklar değil. Demirden oklar gerili

yaylar, çuvala sığmayan mızraklar vardır. Bush gibilerin elinde çekilen BOP

hedeflere vuran.

 

Kiralık katil hüvetinde sınırlar kurmakta, ülkeleri birbirine

vurdurmaktadır. Irana karşı geçmişte Saddamı, Rusyaya karşı Talibanı, Bin

Ladini, Pakistana karşı Müşerrefi, Kürtlere karşı Tayyibi. Fakat unutmamak

lazım katil işi azıtırsa ki Saddam en iyi örneği, yeri geldiğinde katili de

temizlemek gerekir diye düşünür habil ,kardeşi yok etmek pahasına.

Unutmamak gerekir ki tarih bu yölü çok daha tekerrür eder. Iraktaki harekat

ve sonuçları yeni dünya düzeni açısından görecelidir. Aman dikkat mızrak

çuvala sığmaz...

 

Bir bakın yine gabar dağındaki çatışmada 4 asker ölmüştür.Bu çatışma ve

sonucu aceba kime gözdağıdır.,Suudi kralının ziyareti ,Israil cumhurbaşkanı

ve filistin başkanlarının ziyareti ve sonuçlarıda olabilir.

 

Kuşkusuz coğrafyamız insanları düş kurmaktan ve umuttan öyle uzaklaşmıştır

ki, yaşanılan sefalet ve şehitlik,sahte havarilerin, ve mililyetçilik denen

gönüllü şehitlerin uğradığı felaketler yanyanadır.Buda bereberinde nereden

gelirse gelsin yaratılan şiddetin ve kültürünün etkisi terörizme yol

açmaktadır.

 

Fakat işte asıl şiddet sürekli sanal olarak yaratılan şiddettir.Korkulacak

olan şiddetin psikolojik olarak devam etmesi değil,teknolojik olarak devam

etmesidir.

 

Çünkü toplumumuzun gerçek şiddete, tarihsel şiddete, sınıf şiddetine yer

vermediği için, sanal bir şiddet,tepkisel bir şiddet doğurmaktadır.Bu yalan

şiddettir tıpkı 'gireriz haa'!..Kabadayığı Kasımpaşalığı yalancı hamilelik

gibi asla doğurmaz, ne yaratır ne kurar.

 

Işte şiddetin tam anlamıyla çağdaş biçimi buna ters düşer. Saldırgancı şiddet

biçiminden daha etkili olan bu şiddet, caydırma,barıştırma,nötralize

etme,tatlıkla kökünü kazıma şiddeti,konsesyüs sağlama, Yani camın anlaşılmaz gerçeğine çarpan sineğin hikayesi budur..

14.11.07