Hegomonya
Azınlığın çoğunluk üzerindeki iktidarının baskıcı olmayan araçlarla
sürdürülmesinde güya demokrasi sözleriyle, tıpkı DTP nin kapatılmasına
karşıymış gibi mişli davranışlarda resmi ideolojinin takiye rolünü vurgular.
Bunun diğer adını da hegomonya kurmak olarakta algılayabilirsiniz. Bu kavram
üzerinden resmi ideolojinin, yok etmenin bilmem kaçıncı planı gibi karşıt
bir mücadele olarak ta düşünebilirsiniz. Buda sisteme Kürtler, Aleviler gibi
asli unsurların çoğunluğun kendisini ikincil konuma, sisteme rızanın sürekli
biçimde sistem kimi ümmet reaksiyonu ile kimi de rejimi korumak adına laik
reaksiyonlarla bunu yapmaktadır.
Bu yüzden değişime karşı direnç gösterirler. Ve sürekli de
istikrarsızdırlar...
Hegomanya zorunludur ve sıkı bir şekilde işlenmek zorundadır kimi zorla
korku salarak, kimi çaşh unsurları kullanarak asimilasyonlarla sonraki
kuşağı hedef alan reaksiyonlarla olur. Bu lümpenleştirme ile başlar..Bunu bu
zorunluluk içinde yapmak zorundadır resmi ideoloji, zira kendi çizdiği resim
ile Aleviler ve Alevi Kürtleri Türktür, Ermenidir v.b resimlemelerle
hegomanya kurmaya çalışmaktadır. Toplumsal ilişkileri aslında bu
resimlemelerle çelişir.Tabi ki dirençlerle karşılaşır ve karşılaşacaktır.Ama
bu dirençler yer yer kırılabilir ama yok edilemez.
Bu yüzden,hegomanya kurmanın kimi zaferi ve kazandığı sisteme rıza gösterme
kaçınılmaz bir şekilde istikrarsızlığa götürmektedir. Kart kurt söylemlerinin
yerini tıpkı Kürt alevileri ermenidir, gibi asla elde bir olarak görülmez ve
sürekli takiye manipilasyonları ile yeniden kazanılmak ve dirençlere karşı
resmi ideoloıjisi doğrultusunda mücadele yöntemleri geliştirmek
durumundadır.
Stratejilerinden biride ortak duyular oluşturmak tıpkı laik, anti
laik,milliyetçi söylemler gibi toplumsal şiddeti yaratmaktadır.Bu gibi
durumlardada ise gerçek ideoloji gizlenir.Kürt türk kardeştir,Bölücüler
kardeştir gibi ortak duyular yaratılır.
Ancak bütün bunların altında kapitalizm ve emperyalizm ve ona hizmet
vardır.Işte kapitalizm başta söylediğimiz sözde asli unsurların
çoğunluğun,Kürtler ve Aleviler gibi ikinci konumda tutmaya ve azınlık
çıkarları doğrultusunda sömürmeye devam etmektedirler.Ki ezilenler ve emekçi
kesimler sınıfsal anlamda bu kesimlerde daha çoktur.
Adil ve eşitlikçi bir toplumda ideolojiye ihtiyaç yoktur,çünkü herkes
kendisi ve toplumsal ilişkileri hakkında doğru bir bilince sahiptir.
Fakat özellikkle resmi ideolojinin burjuva kanadı,bahsettiğim asli unsurlar içinde,işçileri,ya da proleteryayı,yanlış bilinç içinde
tutmuşlardır. Insanların yani kürtlerin, alevilerin, kim oldukları,toplum
ile nasıl ilişkilendirdikleri,töreler, feodalite, aşiret,ağa mantığını
aşmadan, bu yönlü toplumsal deneyimlerini nasıl anlamdırdıkları konusundaki
bilinçleri, doğa yada bioloji tarafından değil, soru sorarak değil, belli bir
güce itaat ederek biraz önce belirttiğim unsurlar tarafından
üretilmektedir.Töre mantığı,tarikat reaksiyonu gibi,bilnicimizi doğamız ya
da bireysel psikolojimiz değil,içinde doğduğumuz toplum belirlemektedir.
Halbuki toplumların anlamlı hale getirmeye çalıştığı en önemli sınırın doğa
ve kültür arasındaki sınır olduğudur.Kültür bir anlam yaratma sürecidir ve
yalnızca dışsal doğayı ya da gerçekliği değil,onun bir parçası olan
toplumsal sistemi ve bu sistem içindeki insanların toplumsal kimliklerini ve
gündelik etkinliklerini anlamdırır.Bu yüzden kendimiz,toplumsal
ilişkilerimiz ve yaşadığımız gerçeklik ile ilgili algılarımız aynı kültürel
süreçlerden etkilenmektedir.
Işte kültür ile doğa arasındaki fark birbirleri ile çelişen ikili bir
hareket söz konusudur.;kültürler kendilerini doğalarından farlkılaştırırlar
ve ardından bu kimliklerini tekrar doğa ile karşılaştırarak
meşrulaştırırlar.Böylece sanki sahip oldukları kimliklerin kültürel
yapılarından çıkarır kendi olumsuzluklarını yanlışlarını doğallaştırırlar
Tıpkı çaşhlık gibi,,,
Türkiyede bugün devlet, yurttaşları temsil iddiası taşıyan hükümetin veya
hükümetlerin yürüttükleri programlar ve niyetlerden bağımsız olarak,resmi
ideolojinin yaşama hakkına karşı şiddetin ve terörün adeta bir imkan olarak
elde tutulduğunun bize her fırsatta hatırlatılması ve gösterilmesi ile
gösteriyor.
Bir mağduriyet psikolojisi aşılanmaktadır bizim çoğrafyamız üzerine,bu
psikoloji ve hep öldürülen gençlerin devamında öldürülenlerin genç olması
ve bu çelişkiyi gören çocukların mağduriyete kendince siyasal refleks
göstermeleri bir sonuçtur.
Demokratik ve barışçıl ideallerimizi,geleceğe ilişkin umutlarımızı inatla
korumaya çaba göstermemiz gerekir.Adına diyalog,barış,uzlaşma denilen her
süreçte DTP nin kapatılma ve partililerin linç edasıyla siyaseten men
edilmeleri,birilerin resmi ideolloji doğrultusunda şiddetin elde ve ölüm
listeleri ile tutulduğunu unututmuyor.
Belleğimiz doğamızdan uzaklaştırılıp ikinci rıza gösterme hegomonyasına
dönüştüğünde, acılar hegomonya gereği unutmaya yöneldiğinde,hegomanyaya karşı çıkışların olduğu direnişlerin Dersim 38 gibi, şimdiki çocuk yaşların
yaşanmamış hayatlarına aldırış etmeden, vurmak için arada çocukları ve çocuk
ruhları seçip ele bayrak verilip ortak pay yaratılıyor.
Işte topraklarımızdaki hegomamya kurucuların ideolojileri gereği ihtiyaç
duyduğu toplumsal suskunluğun halkın halka ağlama noktasında hegomonya
himayesi altında hükmünü sürdürüyor.
20.11.2007