
İbrahim GÜÇLÜ
İbrahimguclu21@gmail.com
ROJA-KURD Davasının ikinci duruşması tarihi bir günde yapıldı…
Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni, 10 Aralık 1948 yılında kabul etti. Dün, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabul edilişinin 59. yıldönümüydü. İnsanların, toplulukların, milletlerin kişisel ve doğal haklarının güvenceye bağlandığı günde, 21. asrın başlarında, Kürtler olarak yeniden yargılamanın garipliğini değil, yüzkaralığını, adaletsizliğini, haksızlığını yaşadık. 10 Aralık gibi İnsan Hakları açısından tarihi önemde olan bir günde, bir Kürt dergisi olan Roja-KURD ve yazarları olarak yargılandık.
Dava yeni başlamıyordu. Davanın birinci duruşması 26. 10. 2007 günü yapıldı. Bu duruşmada, yargılanan yazarlar olarak kapsamlı savunmalar ve görüşler mahkemeye sunduk. Avukatlarımız da, ikirciksiz bir şekilde bize arka çıktılar, bizi savundular.
İkinci duruşmaya, ben ve Abdulhey Okumuş , avukatlarımız Barış Yavuz ve Fırat Arığ katıldık. İkinci duruşmayı, “kazasız”, “belasız”, bizi yargılayan hanım yargıcın günün önemine karşı olan aymazlığı ile sonuçlandırdık. Yine duruşmada gününün önemine binaen yaptığımız acı hatırlatma ve dalga niteliğinde olan sözlerimizin de yargıç tarafından algılanmaması ayrı bir trajedi- komikliğe yol açtı.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin yayınlanmasının 59. yıl dönümünde, Kürt dergisi, fertleri ve yazarları olarak yargılandığımızdan dolayı hayıflanmaktan ve kahırlanmaktan da haklı olmadığımızı biliyorum. Çünkü, neferi olduğumuz ve Ortadoğu'nun en kadim büyük milleti olan Kürt milleti halen bütün ulusal, siyasi, sosyal, kültürel, idari haklarından mahrum, sömürge bile olmayan statüsüz bir millet konumunda. Kürdistan, Türkiye, Suriye ve İran'ın sömürgesi. Ülkemiz Kürdistan, parçalanmış durumda.
Bütün haklarından mahrum olan bir ulusun fertleri olarak bizlerin de bireysel ve kollektif haklarımızdan bahsetmemiz abesle iştigal olur.
Duruşmada avukatlarımız, “diğer sanıklar dinlenmeden de beraat kararı verilmesi gerekir” gibi düşüncelerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili maddeleri ve AİHM'nin ilgili kararları çerçevesinde izah ettiler. Bizlerin neden yargılandıklarını da bilmediklerini, bu konuda iddianamede de bir açıklık ve belirlilik olmadığını dile getirdiler.
Ben de, vekillerim ve meslektaşlarımın görüşlerine katıldığımı belirterek: “Bütün günlerin kutsal olduğunu düşünüyorum. Bu gün daha kutsal ve önemli bir gündür. Çünkü, bundan 59 yıl önce bugün, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini onaylamıştır. Bu belge, insanlığın ve toplulukların hak ve özgürlükleri açısından en kıymetli belgelerinden biridir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabul edildiği bugünde ROJA-KURD Dergisinin ve bizlerin yargılanması bir yüz karasıdır. Bunun yanında, 21. yüzyılda fikrin suç kabul edilerek Türkiye'de yargılanmaya tabi tutulması çağdaş olmayan bir durumdur. Ayrıca, şiddeti çağrıştırmayan ve talep etmeyen düşüncelerin suç sayılması ve yargılanması, AB'ye üye olmak isteyen bir Türkiye'de anlaşılır bir durum da değildir. Bunun yanında, savcılık makamı sorgulamanın başında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarını gözeterek güçlü gerekçelerle hakkımızda takipsizlik kararı vermiştir. O gerekçeleri sıralamadan aynen katıldığımı belirtiyorum. Diyarbakır Cumhuriyet Baş Savcısının takipsizlik kararına neden karşı olduğu da açık değildir. Bugünün önemi açısından da mahkemeniz bir jest yaparak, davanın beraatla sonuçlanması kararını verebilir” dedim.
Hanım yargıç, bu ileri sürdüğümüz görüşleri hesaba katmayarak: Davanın sürdürülmesine, duruşmaya gelmeyen arkadaşlarımızın da emniyet tarafından zorla mahkemeye getirilmesine karar verdi.
Duruşma, 2 Nisan 2008 tarihine erteledi.
Amed, 11. 12. 2007