|
|
||
|
|
||
Veysel Çamlıbel
Kürtleri Bekleyen Zorlu Süreç
Haziran sonunda DTP ilk genel kongresini yapıyor. Partili/partisiz, Kürt sorunu ve çözümleri ile ilgili herkesi , bir bütün Kürt kamuoyunu yakından ilgilendiren bir kongre. Halkta, parti tabanında, durgunluk, isteksizlik sürüyor. Halkın umudunun güçlenmesi, siyasal mücadelenin niteliğinde ciddi bir değişimi kuşkuya yer bırakmayacak düzeyde zorunlu kılıyor. DTP işleyen gerçek bir demokratik iradenin sahibi olabilecek mi? Siyasal hedeflerini netleştirebilecek, temel politikalarını bir kongre kararı halinde güncelleştirme yolunda bir ileri adım atabilecek , mi ?
Önümüzde daha bugünden tartışılmaya başlanmış, varılan koşullarda Kürtler ve diğer demokratik kesimler açısından özel bir önem taşıyan genel bir seçim var. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve toplumu sıkboğaz eden sonuçları aşılmamış , Kürt sorununda ciddi bir ilerleme yok. Emek dünyası sahipsiz. Açlar, işsizler , yoksullar kat be kat artmış. Sol şaşılası ölçülerde emeğin / halkın uzağına, yerelliğe, ırkçılığa savrulmuş. Faşist düşünceleri, eylemleri sol besler , yönlerdirir hale gelmiş. Siyasetin cami / kışla ekseninde ısrarla yürütülüyor oluşu, açıkça Türkiye'deki demokratik gelişmenin lokomotifi durumundaki Kürt özgürleşmesini bastırmayı, susturmayı hedefliyor. Komşu bir çok ülkede yüz binleri aşamayan halklar kendilerini temsil ederken, 20 milyonla ifade edilen Kürt Halkı yok sayılmak isteniyor. 1950' den bu güne kadar ne yazık ki çok partili yaşam gerçek bir toplumsal / siyasal çoğulculuğa olanak tanımadı. Emekçiler , Kürtler , Aleviler yanında diğer faklılıklar kendilerini temsilden yoksun kaldılar. Varılan noktada genelde ve yerelde Kürt kimlikli temsiliyet Kürt sorununun çözümünde olmazsa olmaz bir ön koşul durumundadır. Meydanlardaki kitlesel demokratik hak ve eşitlik taleplerinin nazarı itibara alınabileceği, çözümlerin bulunabileceği yer , halkın demokratik siyasal iradesinin oluştuğu yerdir. O da TBMM ‘dir. Kürt halkı açısından seçimleri küçümsemek kendi bindiği dalı kesmekten başka bir şey değildir. Bu seçimi de bundan öncekiler gibi oldukça marjinal kalan seçim ittifaklarıyla geçiştirmek , netice olarak , sokaklarda , meydanlarda sıkışıp kalmak , kimi zaman da karşı şiddete zorlanmak , savrulmak demektir. Tüm fedakarlıklara rağmen mücadelede başarısız olmak ise , halkın bundan öteye kabulleneceği, DTP'nin de sorumluluğunu üstlenebileceği bir durum olamaz.
Şu son genel seçimlerde 15 milyon seçmenin iradesi ifadesini bulamamış durumda. Kürtler yok sayılmaya devam edilsin , siyaseten temsil edilmesin diye sistem seçmenin % 45'ini cezalandırmış durumda.. Az çok demokrasi iddiası taşıyan hiçbir ülkede % 10 seçim barajı yok. Komşu Gürcistan parlamentosunda bile Azeriler, Ermeniler kimlikleriyle temsil ediliyorlar ve seçim barajı % 8. Türkiye' de siyasal yaşam gerçek toplumsal/siyasal akımlardan, aktörlerden yoksun. Siyaset, bir al gülüm / ver gülüm işi, bir Karagöz Hacivat oyunu. Cami ile kışla arasında kurgulanmış trajikomik bir senaryo çerçevesinde yürüyor. Siyaset meydanı güçsüz. Siyaset halkın katıldığı , gerekli bir uğraşı değil. İyiden iyi profesyonellerin , seçkinlerin işi olup çıkmış. Siyaset insan yaşamını iyileştirmek için yapılıyor değil, ipi kudretlilerin , atanmışların elinde. Sağ sağ ise de , sol emek / ezilen yanlısı bir siyasal akım değil. Bir ucube. Oldum olası sol kuru sıkı devletçi , halkın üstüne , uzağında. Sağ ise muhafazakar ve halk için ehvenişer. Öyle ki; devletle toplum cumhuriyet tarihi boyunca barışamadı, bu gün bile farklı yerlerde duruyorlar. Demokrasisiz, yenilenmeye kapalı tutulan bir cumhuriyet. Cumhuriyet yasalarla halktan korunuyor. Dinin tekeli de diyanet aracılığıyla devletin elinde. Adı da Türkiye'ye özgü laiklik. Kamusal denilen alan , yaşamın oldukça geniş bir bölümünü kuşatıyor, bu alanda devletin mutlak otoritesi egemen. Toplumun gönlünce nefes alabildiği alan ise , mahalleleri , sokakları, evleri, kapılarının önü.
DTP kongresinden ne çıkacak ? DTP 2 milyon seçmeni, seçmen çevresindeki genç aile nüfusu ile 7- 8 milyon insanı temsil yeteneği olan, meydanlara bir başına yüz binleri taşıyabilen bir parti. Bu küçümsenmez enerji, demokrasi ve değişim için önemli bir güçtür. Geçmiş seçimler büyük ölçülerde şiddet ortamında yapılmasına rağmen halk oyunu /desteğini 1991 den bu yana gelen mücadele çizgisinden esirgemiyor. AKP Kürtlere karşı Osmanlıdan Cumhuriyete intikal eden muhafazakarlık/din kardeşliği çerçevesindeki politikanın takipçisi bir parti. Diğer partiler, başta da solcu geçinenler olmak üzere, Kürt sorununa bütünüyle sırtlarını dönmüşler. DTP halen Kürt sorunu ve çözümü eksenli bir siyasal mücadelenin tek temsilcisi durumunda. 20‘den fazla ilde , ilçelerinde etkin. Oy gücünün yarısını, kitle desteğini batı illerinden alıyor. Arzu edilen anlamda alternatif bir parti değilse de, Türkiye düzeyinde sisteme muhalif tek parti.
Ama bir gerçek var ki 1999 yılından bu yana ‘ barış koşulları' denilen koşullarda bu siyaset çizgisi uygun zamanı/ imkanları lehine kullanamadı. İradesizliğini, edilginliğini ‘yeniden yapılanıyoruz‘ iddialarına rağmen tekrar edip durdu. İçindeki farklı ses ve yaklaşımları, aydınlarla yeniden buluşma ortamını değerlendiremedi. Parti bürokrasisi; kitlesel siyasal açılımın, halkla daha geniş bir buluşmanın önünü kesti. Parti ne hedef Kürt halk kitleleriyle buluşabildi , ne de kendisini demokrasi yanlısı güçlere, kardeş halklara anlatabildi. Parti içi hukukunu kuramadı. Kuralsızlığı kural olarak yaşadı. Demokrasiyi içerde kulak arkası edip, dışarıda aramanın tutarsızlığından, gülünçlüğünden kurtulamadı. Ve normalleşen toplumsal/siyasal iklimin yeniden şiddete savrulmasıyla var olan yenilenebilme şansını büyük ölçülerde elinden kaçırdı.
Dediğim gibi; önünü, geleceğini aydınlık görmek durumundaki halk, ödediği ağır faturaya karşılık bir çok şeyin iyi gitmediğini, yeniden başlayan şiddet ortamının sırtında taşınmaz bir yük olduğunu görüyor. Partide sorumlu yerde bulunanların da bu durumu fark etmedikleri, kavrayamadıkları elbette düşünülemez. HEP–DTP hattında yürüyen Kürt özgürlük arayışlarının gelip dayandığı çıkmaz, yeniden başlayan şiddet dalgası, bir süredir Kürt kamuoyunda daha yaygın, daha yüksek sesle ifade ediliyor, tartışılıyor. Güneyde yapılan seçimler, Kürt halk kazanımları, Kürt aydın çevrelerini daha da geniş sorumluluk almaya, çoğulcu düşünmeye, hoşgörülü olmaya mecbur ediyor. Her şeyden önce halkımızın umudu ayakta tutulmalı, fedakarlığı karşılıksız bırakılmamalıdır. u konuda hiç kimse sorumluluktan kaçamaz.
İmralı üzerinden verimsiz tartışmalar artık bir yana bırakılmalıdır. DTP yönetim kadrolarında, geçmişte şu yada bu şekilde söz konusu siyasal hatta mücadele etmiş aydınlar arasında, ondan öteye DTP üyesi olmayan ‘okumuş/yazmış ‘ çevrelerde kuşkusuz Olumlu / olumsuz yanlarıyla yapıcı eleştiriler, yönlendirmeler beklenir. Bir siyasal parti mensubu olmayan ‘ kanaat önderi ‘ aydın için ise referans kuşkusuz bizzat halkın kendisidir. Siyasetin insan ve toplum yaşamındaki önemli rolü önemlidir, blirleyicidir. Ancak mevcut siyasal organizasyonları beğenmeyip halkın umudu, geleceği karartılamaz. Partiler, toplum yaşamında bir iddia ile doğar, yaşamla /kitlelerle bağları kopunca, işlevleri bitince de ölürler. Tarihin şahit olduğu ölü doğan partiler, taban tutturamayıp erkenden ölen partiler de vardır. Ama halkın kendisi, toplum , yaşam ise bakidir.
‘' Demokratik Toplum Partisi ‘' adı gibi olabilecek mi ? Demokratik bir toplum yaşamını öngören, hedefleyen parti olmak, bunu gerçekleştirebilmek kolay iş değil. Demokrasiyi evinde gerçekleştiremeyenlerin dışarıda demokrasi araması boşuna bir çabanın ötesine geçmez. Özgürlük arayan koskoca bir toplumu tek bir zihniyete , tek bir siyasal partiye emanet edemezsiniz. Toplum farklılıklarını, çok sesliliğini yaşamak zorunda. Böyle bir toplumsal yaşam, devlet yada her hangi bir otoriter güç adına ‘ topluma rağmen toplum için' gerçekleştirilemez.Demokrasi vahi yoluyla inmez.O dünyevi bir mücadeleyle , ihtiyacı olanlarca kazanılabilir. Gelişen yeni topluma dar gelen devlet aygıtı genişletilerek, devlet , insan ve toplum için dönüştürülerek sağlanabilir. Devlet , toplum üzerinde duran güç , zapturapt altına alınıp toplumsallaşmadan , demokrasi gelişip serpilemez. Diğer yandan eski toplum , hak ettiği devleti , otoriteyi , yöneticileri bulur. Geleneksel toplum / geleneksel aile , oradaki toplumsal iş bölümü / ilişkiler , otoriter devletin toplumla olan ilişkilerinin bir minyatürü gibidir. Evdeki palabıyıklı baba ‘ devlet baba' nın nerdeyse bir kopyası gibidir. Pederşahi aile ‘ eti senin , kemiği benim' diyerek çoluk çocuğu otoriter babanın sopasının altında tutar. Devlet baba da , evdeki baba da hane halkını ‘ isterse sever , isterse de döver.' Kadın , halklardan oluşan toplum anadır. Evde imam nikahı bile olmayan kadın ve çocukları varsa eğer , onlar dış kapının mandalıdır. Onların hiç bir hukuku yoktur. Onlar ‘ sözde vatandaş ‘ tır. Onlar haksızlığın / acının çekilmezini çekerler.
1 ) DTP‘si; Kürt Çözümü İçin Halka Dayanan Açık Bir İrade Olmaya Talip Olmalıdır Varılan bölge ve Türkiye koşullarında Kürt çözümünde genişleyen bir kitlesellikle toplumsallığa / siyasete talip olmak gerekiyor. DTP , koşullara uygun gerçekçi talepleri en açık şekilde , en yüksek seviyede seslendirmelidir. Bu kongrede alacağı gerçekçi ve etkili kongre kararlarıyla halka karşı kendisini açık bir taahhüt altına sokmalıdır. Kürt kimliğinin açıklıkla yaşam bulmasında Kürt dilinin eğitim dili olması talebini açıkça deklere etmek , bunu bir kongre kararı haline getirmek özel bir önem taşıyor. Kürt sorunu her şeyden önce siyasal bir sorundur. Siyasetin meşru ve hukuki zemini ise parlamentodur. Parlamento'da Kürt kimliği ile yer almak , Türkiye' nin temel sorunlarına orda çare bulmak açık bir zorunluluktur.
Diğer yandan 80 yılı aşkın , halka karşı esnemeyen bir cumhuriyetin temel sorunlarını Ankara' dan görebilmesi , çözebilmesi artık inandırıcılığını kaybetmektedir. ‘ Fırat' ın ötesinde kaybolan koyunu' Ankara' dan arayıp bulmanın imkanı bulunmamaktadır.Halkın devletin vesayetinden çıkarılması , ülkenin efendisi olduğunu kanıtlamasının zamanı çoktan gelip de geçmektedir. Köyünü , kasabanı , şehrini yönetmek , halk katılımını , demokrasiyi yerelde yaşamak , sorunları yerelde çözmek büyük önem taşımaktadır. Halkın , sorun ve çözümleri konusunda bulunduğu zemine yerleşmesi , kaderini bizzat sahiplenmesi , geleceğini belirlemesi gerekiyor.
2 ) DTP Kendisi Dışındaki Kürtlerin durumunu, Farklı Örgütlenmeleri Hesaba Katmalıdır Yeniden gelişen şiddet ortamı tarafları yeniden karşılıklı bir iç hukuksuzluğun içine itiyor. Şemdinli , Bursa , son Danıştay , Atabeyler vb. olaylarının ardındaki karanlık çeteleşmeler , senaryolar gibi...Benden olmayan düşmanımdır anlayışı şiddetin mantığıdır. Silahların konuştuğu bir ortamda , toplumsal / siyasal sorunların şiddetle çözümüne karşı olanlar , bunu çare görmeyenler bu nedenle itibar görmez , bir çok zaman da suçlanırlar , kimi zaman da şiddetin hedefi olurlar. Kürt kesiminde hatırı sayılı bir hukuksuzluk ortamı var. HEP – DTP siyasal çizgisinde yer almıyorsanız , ona baş sallamıyor , yaptıklarına eleştirel bakıyorsanız muteber Kürt olmazsınız. Otoriter zihniyetler kendine göre ‘ resmi aydın ‘ arayıp buluyor. Kendisine kayıtsız şartsız he demeyene de aydın demiyor.
DTP mirasçısı olduğu siyasal hareket, 1990'lı yıllardan bu yana binlerce eğitimli işe yarar insanı, az çok kent kültürü almış yetişkin kadroları amansız bir şiddet ortamında değirmen taşı gibi öğüttü. Siyasal mücadele safları dışında , şiddet karşısında alternatifsiz bıraktı. Öyle ki ; başlangıçta hiç de kadro sıkıntısı çekmeyen hareket fukaralaştı, giderek yoksul , eğitimsiz bir köylü hareketine dönüştü. Öyle bir noktaya gelindi ki ; 300.000 insanın tabandan seçmen olarak katıldığı, 3.000 seçilmiş kurucu üye ile kurulan bir parti merkez ve yerel örgütlerini kuracak, siyasetten az çok anlayan insan bulamadı. DTP ‘ de gerçek bir çoğulculuğa, aktif katılımcılığa, özgür bir parti içi işleyişe şiddetle ihtiyaç vardır.
Tüm Kürt halk uyanışının kadrolarının DTP' de mümkün olabileceği düşünülmemelidir. DTP' de verimli, sonuç alıcı bir değişimin, zihniyette bir yenilenmenin olabileceği görülmüyor. Doğrusu 20 milyon bir halkın bir partiyle / tek bir anlayışla temsil edilemeyeceği de bir başka realitedir. DTP buna mutlaka saygı duyulmalı, bunun ötesinde, bu farklı çevrelerle iyi , kalıcı ilişkiler , ortak hedefler geliştirilmelidir.
Bu çerçevede ‘Aydınlar‘a düşen kaçınılmaz görev Aşiretçiliği/kabileciliği çağrıştıran, Kürt sitelerinde örneklerini üzüntüyle okuduğumuz verimsiz , yersiz çekişmeler , sen / ben rekabeti bırakılmalıdır. Halkın çıkarları, aydın vijdanı temel referans noktası olarak düşünülmelidir.
Siyaset, beğenilmeyen aktörlere karşı yeni bir parti kurmadan öteye bir şeydir. Var olan siyasal aktörleri iyi kötü yanlarıyla eleştirmek, onlar üzerinde halk adına olumlu baskı kurabilmek de siyasetin bir parçasıdır.
Ayrıca unutmamak gerekir ki ; sözünü ettiğimiz siyaset, halkın / toplumun bizzat kendisiyle , onun çıkarları için , onunla birlikte yapılan bir mücadeledir.Belli kitle gücüne ulaşmadan yapılabilecek , başarılabilecek bir mücadele değildir.
‘Aydınlatmacı Aydın‘ kuşkusuz siyasetle de yakın ilişkilidir. Siyasetçi aydın ise ; kendini bir siyasal program , bir parti hukuku içinde angajmanlı gören , halka hizmeti partisi vasıtasıyla yapan kimsedir.
‘ Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Gurubu ‘ adı altında bir arayış içinde olan , önemli toplantılar gerçekleştiren inisiyatif ile özellikle DTP arasındaki ilişkiler bu çerçevede büyük değer taşıyor. Bu arada yurtdışındaki aydınların özel konumu , imkanları , yapabilecekleri çok önemli. Aydınım diyebilen kişiler olarak ataletten kurtulmak gerek. Referanslarını direk halktan alarak , halkla , onun yakıcı sorunları ve gerçekçi çözümleriyle buluşarak DTP' ni iyisi kötüsüyle görüp , olup biteni açık ve yüksek sesle eleştirmeleri , yerine / zeminine göre ona şartlı destek vermeleri , hoşgörü kültürünün gelişmesine katkı koymaları , halkı umutlandıracak , aydınlara yeniden hakkettikleri itibarlarını kazandıracaktır.
14 . 6 . 2006
|