Veysel Çamlıbel

camlibelveysel@hotmail.com


İndirin şu seçim barajını

Son 15 yılda köprülerin altından nice sular akıp geçti. İki kutuplu dünya yok artık. Devletlerin baş tacı yapıldığı, yaşamın merkezine yerleştirildiği bir yüzyıl gerilerde kaldı. Şimdi yaşam farklı bir yolda. İnsan ve halklar için devletlerin sorgulandığı bir yüzyıldayız. Soğuk savaş iklimi değişiyor. Dünyamızı yeni koşullarda , yeni sorunlar ve çözümler bekliyor.

 

Rüyada görülse inanılmazdı, koskoca Sovyet rejimi çöktü, tozla buz oldu. Doğu Avrupa çalkalanıp yeniden şekillendi. Ortadoğu onlarca yılı bulacak bir değişim rüzgarı altında. Türkiye‘de devlet , dünyadaki , bölgedeki değişim zorunluluğunu algılamakta zorlanıyor, topluma / yaşama karşı kuru sıkı otoritesini sürdürebileceğini düşünüyor , düşlüyor. Oysa , besbelli ki; toplumsal sorunları, kaba otoriteye, baskıya, şiddetle dayanarak çözmeye kalkmanın bir faydası yok.

 

Yaşamın düşüncelerimizin önünde yürüyen akışı, baskı/şiddet politikalarının sorunları çözemeyeceğini açıklıkla gösteriyor. Sorunları özgür bir tartışma ortamında, demokratik mekanizmalar geliştirerek , hoşgörü içinde çözmek gerekiyor. Mesafeleri kısaltan , insanları , halkları birbirlerinden haberdar kılan baş döndürücü bir iletişim çağında , eskimiş / geçersiz zorbalık yöntemleri artık tutmaz. İnsanları, farklı olanları , yurttaşım dediklerinizi korkuyla , açlık ve yoksullukla terbiye etmeniz mümkün değil.

Kürt sorunu gündeme iyice yerleşmiş bir sorun. Kürt Sorunu hem Türkiye' de ve hem de Ortadoğuda büyük bir sorun. Bölgenin sıcak gündemi. Kürt uyanışı büyük bir toplumsal enerji boşalması olarak kendisini ifade ediyor. Çözüm bir olgunlaşma aşamasına gelip dayanmış. Kürt sorunu, diğer yandan başkaca sorunları yaratan, acil olarak el atılması gereken bir sorun. Ekonomiden , sosyal , siyasal yaşamdan , kültürel sorunlara kadar bir çok sorunun da nedeni , sonucu. Türkiye' de anti demokrasinin, yaygın şiddet uygulamalarının, toplumum dokularına sinen şiddet kültürünün başlıca sebebi.

 

Ortadoğu'da demokrasi gelişecekse, daha yaşanılır bir iklim oluşacaksa, bu Kürtlerin boynuna geçirilen boyunduruğun defedilmesi ile mümkündür. Arap İslam dünyasındaki çıkmazın nedenlerinin başında yer alan, kangrenleşen Filistin sorununun da adil / kalıcı çözümü , bundan öteye, bölgede Kürt demokratik dinamiğinin başarısı ile mümkün olabilecek. Kürt Sorununun demokratik / adil çözümü , tüm bölge halklarını gerçek anlamda kardeş ve geleceklerini güçlü kılacaktır. Kürt çözümü nedeyse yüz yıl bir rötardan sonra nihayet ‘Uluslar arası camianın ‘ da gündemine girmiş durumda.

Kürt demokratik hareketi ; Türkiye' de demokratik gelişmenin önünün açılmasının başlıca itici gücü durumundadır. Kürt uyanışı , gerçek laik bir düzenin kurulmasında , sivil yaşam açısından da abartısız başlıca temel güçtür. Kürt kimliği vardığı bu aşamada ‘laik cumhuriyet'e karşı bir ‘gerici' duruşu ifade etmekten oldukça uzak bir yerde duruyor. Kürt kimliğinin aydınlanan yüzü , özgürleşmeye , modernleşmeye dönük.

Bir halkın , yaşamın tüm alanlarında , her şeyden önce de siyaset alanında kendisini temsil edebilmekten yoksun bırakılması kabul edilir bir durum değildir. Kaldı ki ; Kürt demokratik muhalefeti sığ bir ufuktan bakmıyor olup bitenlere , temsiliyeti yalnızca kendisi için de istemiyor. Toplumdaki yaşayan gerçek çoğulculuğun , farklılıkların tümünün yaşamın tüm alanlarında temsil hakkını savunuyor. Gerçek bir demokrasinin ancak böyle gelişebileceğini söylüyor. Kürt hareketi demokrasinin asgari ölçüsünün yerelde ve genelde adil bir temsiliyet olacağını , katılımcı normların yaşamın tüm alanlarında ancak temsiliyetle anlam bulacağını görüyor, söylüyor. Emeğin ve kadın hareketinin , Alevilerin eşitlikçi / demokratik taleplerinin, tüm farklılıkların siyasal yaşamdaki temsiliyeti, Kürt hareketi açısından özellikle büyük önem taşıyor. Görülebileceği gibi Kürt kimliğinin oturduğu tarihi zemin haklı, meşru bir zemin , asla ayırımcı / bölücü değil , eşitlikçi , barışçı , birleştirici. Onlarınki özgür /eşit insan, özgür / eşit halk olma , eşit yurttaş olma mücadelesi.

 

Hey beyler , ağalar!..

Başkalarının yerine seçilmişler , olmadık yetkilerle donanmış atanmışlar!...

İnsanı kul , toplumu ‘ağzı var dili yok' bir sürü gibi görenler!...

Gelin dünyanın gidişatını görün…Yaşamın değişmekte olduğunu fark edin. İnkar ve zorbalığın geleceği yok. Toplumumuz iki halklı , farklı kimlikli bir toplum , kimliklerimiz yaşayan , yaşamakta olan kimlikler. Kürtler dili , kültürel değerleri , tarihiyle varlar , varlıklarını binlerce yıllık coğrafyalarında sürdürüyorlar. Evlerini , köylerini , doğal iklimlerini bırakmak zorunda kalsalar , zorunlu göçlerle oraya buraya savrulsalar da , olağanüstü yönetilen coğrafyalarına tutunup kalanlar yaşamı kökleri üzerinde yeniden üretip , varlıklarını sürdürüyorlar. Sorun bulunduğu yerde. Gerçeği bulunduğu yerde görmek gerekiyor.

 

Kürt sorunu yüz yıldır üstü bir çok zaman küllenen , ama içten içe yanan bir saklanamaz yakıcı sorun. Gelin , dünyanın , bölgenin ayağınızın altından kayan gidişatını görün. Gelin farklılıklarımızla yaşayalım / gelişelim , eşit ve kardeş olalım. Gerçeklere gözlerinizi kapamak, varı yok saymak , zorbalık çare değil. Zorla güzellik de, birlik de olmaz. Sorunları demokrasi içinde , barışçı yöntemlerle çözmek tek yol. Farklık kavga nedeni olamaz. Farklılık zenginliktir. Farklı olanla eşitlenmek bir uygarlık / çağdaşlık hedefidir. Farklılıkların gönüllü birliği , gerçek anlamda sağlam bir birliktir , dışardan evinize çomak sokmaya çalışını etkisiz kılar , bölünmeyi önler.

 

Beyler!.

Efendiler!...

Demokratik gelişmeye dönmüş yüzünüzü , yaklaşan seçim kaygısıyla AB sürecinden geriye çevirdiniz. Siyasette rizk almak istemiyorsunuz. Çünkü , ülkenin geleceği ile ilgili bir derdiniz yok. Siyaseti rant , mevki / makam , şahsi ikbaliniz için yapıyorsunuz. Yapmanız gerekenleri kulak arkası edip , erkenden seçim havasına kapıldınız. Son seçimde olduğu gibi seçmen iradesinin yarıya yakınını temsiliyetten yoksun bırakamazsınız.

Kürt sorunu bir terör sorunu değil , mazlum bir halkın çoktan hakkettiği hak ve özgürlüklerine ulaşma sorunudur. Siyasetin girdisini çıktısını bilenler haklı olarak kuşku duyuyor. ‘Terör ‘ den gerçekten şikayetçi misiniz ? İnandırıcı olabiliyor musunuz acaba ? Sizin amacınız terörü mü yok etmek , yoksa Kürtlerin hak ve özgürlüklerini bütünüyle tepelemek mi ? 1984 yılına kadar terör mü vardı? Milyonların anadilini bile korkusuz konuşamaması, eğitimini anadiliyle yapamaması, yoksul eğitimsiz halkın çarşıda pazarda işaret diliyle konuşmaya mahkum edilmesi, bölgenin geriliğe , açlığa / çaresizliğe terk edilmesi de ne ? Buna hangi vicdan sahibi razı olur. Bu dört başı mamur terör değil mi ?

 

Hiçbir acı dermansız değil. Cüzdanlarınızdaki ellerinizi bir anlık olsun vicdanınıza götürün. Parlamentonun kapısını farklı kimliklere açın. Kürtler, emekçiler, kadınlar, aleviler, çevreciler, her kim ki özgürlük, eşitlik, adalet, insanca bir yaşam arıyor, her sınıf /her topluluk kendisini özgürce ifade etsin.

 

‘ Benim dediğim gibi ol, yurttaşlığı hak et ‘ demenin modası sürdürülebilir mi ? Farklı isen , faklı olacak , farklılığını koruyacak , farklılığınla gelişeceksin…Eşitlik , eşit yurttaşlık böyle olur. İnsana , yurttaş olana eşitlik yakışır. Özgürlük , eşitlik gerçek bir birliğin , yani gönüllü birliğin temelidir , harcıdır. Birlikler , yasaklar , korku , şiddet üzerine kurulamaz.

 

Türkiye, kimi olumlu söylemlerine rağmen soğuk savaş ortamını yaşıyor. AB süreci ne zamandır askıda. AKP ve CHP , haksız , faydasız bir çekişmenin içindeler , seçim havasındalar. Kafalar koltuk , makama endekslenmiş. AKP kendince bir hükümetse de , CHP sol muhalefet kavramından oldukça uzak. Eşi başörtülü cumhurbaşkanı olur mu , olmaz mı ? İçinden demokrasinin dışında bir çok felaketin çıkabileceği kışla – cami çekişmesi demokratik siyasetin ufkunu iyiden iyi karartmış. Özgürlük , eşitlik , adalet , iş / ekmek kavramları hasırın altına süpürülmüş.Siyaset , yurttaşın iş / ekmek , sağlık , eğitim , özgürlük , eşitlik , adalet gibi dertleri dışında , yapay bir gündemle görevlendirilmiş..

 

Laik – anti laik , Türk – Kürt kutuplaşmasından demokrasi , halkın beklentilerine derman çıkmaz. İstikrarsızlık , kaos ve bölünme çıkar. Bir süredir Asker – sivil dengesi üniformalılardan yana bir defa daha adam akıllı bozulmuş durumda. Fiilen ikiye bölünmüş bir ‘kamu oyuyla' karşı karşıyayız. Zihinlerde bölünme gelişiyor. Yaşam yüzünü tehlikeli bir iç çatışma ortamına dönmüş. Aynı gemide yolculuk yapanlar esen rüzgarı , uğuldayan fırtınayı bir an önce görüp , kendilerini umursamayan yöneticilerine karşı seslerini yükseltebilirler mi ? Huzur , güven , barış ortamı yönetenlerin işi değil , halkların işi.

 

‘İslam kardeşliği'nin geleneksel istismarcıları, sahteliği iyiden iyi yüzüne vurmuş solculuk Türkiye' de siyasetin birbirlerini karşılıklı kışkırtan , gerilimleri besleyen iki aktörü durumunda. Bu yapay senaryo, bu tezgah atanmışların seçilmişler üzerindeki egemenliğini sürdürebilmenin tezgahı. Hükümet olup , muktedir olamamanın süre giden tezgahı. Bu yumurtadan civciv çıkmaz. Böylesi bir siyasal partiler düzeninden , laik – anti laik , Kürt – Türk karşıtlığına oturtulmuş bir siyasal cepheleşmeden hayır namına bir şey çıkmaz , demokrasi hiç çıkmaz.

60 yıllık sözde çok particilik düzeni, bu uğursuz kısır siyaset oyunu nasıl bozulur ? Dünyadaki , bölgedeki hızla gelişen değişimi doğru okuyarak, işin gereğini yerine getirerek elbette. Yani ? Yanisi şu ki; Başlıca sorununuz güvenlik bile olsa, güvenlik kuru sıkı baskılarla artık sağlanamaz, güvenlik ancak demokratikleşmeyle, adaletle sağlanabilir. Hukuk felsefesinin / düzeninin merkezine insan ve toplum yerleştirmeden , devlet insan ve yurttaş için , onun hizmetinde bir sosyal aygıt olmadıkça esasen hiçbir şey değişmiş olmaz.

 

Toplumda var olan , yaşayan çoğulculuk, farklı sesler temsil edilmeli. Kürtler , emekçiler , farklı dinler/mezhepler!...Kadınlar , gençler , çevreciler!...Kürt demokratik muhalefeti Türkiye' de ki toplumsal / siyasal muhalefetin , demokratik bir dönüşümün merkezinde duruyor. Kürt muhalefetini açık siyasal mücadele planında , önemli bir kitle enerjisiyle DTP temsil ediyor. Beğenelim beğenmeyelim gerçek bu. DTP'nin ise büyük hendikapları var. Mücadelenin ‘kaba inşaatını' tamamlayıp ince işine girmiş. Fayansçısı, döşemecisi, tesisatçısı, marangozu, dekoratörü yok…Çünkü; aydınlarla arasına mesafe koymuş, farklılıklara tahammülü yok. Ne Kürt halk kitleleri içinde genişleyebilmeyi beceren bir parti, ne de kendisini Türk halkına anlatabilen bir parti. 1999 yılından bu yana sermayeden yiyen bir tüccarı andırıyor.

Aydın sahiden aydın olmayı ne kadar hak ediyor , o irdelemeye değer önemli bir konu. Ama şu bir gerçeki , aydını ile buluşamayan bir siyasal hareket geniş ufuklu , der demez başarılı da olamaz. Kürt kent kültürü dışlanarak , salt köylülüğe , köylüğün kör itaatına dayanan , iç hukukunu / demokrasisini gelişemeyen bir parti uzun boylu yol alamaz. HEP – DEP – HADEP – DEHAP siyasal çizgisinin bir devamı olan DTP ; dar sosyal birleşimiyle , eğitimsiz yoksul kitlelerin, var olan imkanlarını kaybetmiş , yoksullaşmış orta sınıfların partisi durumundadır. Böyle bir partinin kendisini Türk aydınlarına / demokratlarına ve nihayet Türk halkına anlatabilmesi , bunda başarılı olabilmesi kuşkusuz beklenilemez.

 

Gördüğüm kadarıyla, kimi söylemlerine rağmen, DTP aydınları / diğer farklılıkları içinde barındırabilecek bir olgunlukta değil. Partide iç hukuk gelişmemiş , organlar yerli yerinde değil, demokratik normlar işletilemiyor. Bu denenmiş , yaşanmış bir gerçek. Peki, parti içinde barınamayan farklı seslerle parti dışında buluşulamaz mı ? Bu da belli bir demokratik kültürü gerektirir. DTP son yıllarda kendisine eleştirel bakan, seslerini akort edip yükseltmek gayreti içindeki Kürt aydınlarıyla parti dışında kabul edilebilir , demokratik bir kalıcı ilişki geliştiremezse başarı şansı olmaz. Kürt kitleler içindeki geniş birliğini başarmak için neyi düşünür , ne yapabilir ? Yaklaşan seçim için bir öngörüleri var mı ? Onu DTP parti merkezine sormak gerekir.

 

Önümüzdeki genel seçimler, yerel seçimler oldukça önemli. Kürt demokratik hareketi Ankara'da sesini duyurmayı önemsemeli.Yerelde mevcut iktidar imkanlarını genişletebilmeli , yerel yönetimlerde eski uygulamaları aşabilen demokratik ileri bir adım atabilmelidir. Kürt kimliği seçim ortamında halkın acil talepleriyle kendisini ifade edebilmelidir. AB sürecinin geliştirilmesi Türkiye' de demokrasinin geliştirilme imkanının ön koşuludur bize göre. Diğer yandan , halkların , özgürlüğü / eşitliği , gönüllü birliği öne çıkarılmalı , dar ufuklulara , şoven / militarist çevrelere fırsat verilmemelidir.

 

Bu seçimler, her şeyden önce, her şeyden önemlisi, Kürtlerin en geniş birliğini, dayanışmasını sağlayabilmelidir. Kalıcı birliğin temelleri atılmalıdır. Kürt aydınları, aydın inisiyatifleri hiçbir koltuk makam talebinde bulunmadan , adaylar kimler olurlarsa olsunlar, seçimde ileri , aktif roller yüklenmelidirler.Bu onların şiddet ortamı içinde geriye itilmiş, örselenmiş itibarlarını yeniden kazanmalarını , gelecekteki rollerinin yükselişini sağlayacaktır.

 

Türkiye düzeyinde olabilecek olan , en geniş demokratik ittifaklardır. Halkların demokratik ittifakıdır. Marjinal kalan sol ittifaklar ise , sonu hüsranla bitecek bir tuzaktır , bindiğiniz dalı kesmektir. Demokratik Kürt hareketi emekçilerden, kadın hareketinden, aydınlardan , Alevilerden , demokratik gençlikten ciddi bir destek ve güç alabilir mi ? Halkları ortak çıkarları düşmanlıklardan , muhtemel tehlikelerden koruyabilir mi ?

 

TBMM ‘ de Kürt kimliğiyle temsiliyet ( ki işler besbelli ki daha önceki yaşanan olumsuz örnekte olduğu gibi , hafızalarda yer etmiş şekliyle cereyan etmeyecektir , etmemelidir ) söz konusu siyaset oyununun bozulmasında , gerçek bir demokratik açılımın gerçekleşmesinde büyük roller yüklenebilir.

 

Hey Ağalar

Paşalar,

Beyler!...

Bırakın toplumun yakasını artık. Toplumun aklı başında , ayaklarının üstünde durmasını biliyor. Halka rağmen halkçı olmanın devri çoktan kapandı. Halkın , vesayete , koltuk değneğine ihtiyacı yok. Yalan dolan yetti artık. Toplumu , yaşayan çoğulculuğu yok sayamazsınız. Demokratikleşecek siyasetin , değişecek yaşamın yolunu kapatamaya çalışmak boş / sonuçsuz bir çaba. Vazgeçin kolay ve kaba yönetme alışkanlıklarınızdan. Türkiye bir Robenson adası ıssızlığında yaşayamaz. Kan ve göz yaşı üzerinden siyaset, tehlikelere, felaketlerle götürür. Yaşamı insana zindan eder. Bırakın yaşam normalleşsin , insanların yüzü gülsün.

 

Şiddetin , terörün gerçekten bitmesini istiyor musunuz ? Samimi misiniz ? Samimi iseniz iş o kadar zor da değil. Siyasetin , demokrasinin yolunu tıkamaktan vazgeçin. Hiç olmazsa bir ilk adım atın şöyle. Birazcık olsun akıllı olun. İndirin şu seçim barajını!...

Bırakın Türküyle, Kürtüyle, bir bütün farklı sesleri / renkleriyle toplum, siyasetteki şu tıkanıklığı, yapay gündemi aşsın. 1980' den bu yana yükselip 1984' ten bu yana süren savaş içinde şiddetlenen, toplumun dokularına sinen , günlük yaşamın her alanına yayılmış şiddet kültürü dizginlenebilsin. Bırakın feraha, çağdaşlığa çıksın yaşam. Bitsin artık şu şiddet sarmalı, bitsin genç insan ölümleri , kan , gözyaşı dursun , bitsin şu Bizans oyunu.

 

Ağustos – 2006 / İZMİR