
Veysel Çamlıbel
camlibelveysel@hotmail.com
Diyarbakır'da sessiz protesto
Vakur bir duruş
Diyarbakır deyip geçmek olmaz. Az buçuk gözü açılan çocuklar , eğitim gören gençleri için Diyarbakır denilince akar sular dururdu. Dün böyleydi , bu gün daha da çok böyledir. Tadına doyulmaz masallarımız , stranlarımız , efsanelimiz , destanlarımız , nasıl söylesem , tüm güzellikleriyle sözlü edebiyatımız döner dolaşır Diyarbakır' ı işaret ederdi.Hele Karapété Xaço' nun Erivan radyosundan seslendirdiği ‘ Salihé Lawé Nuré' kılamı bizi alır , doğruca Diyarbakır' a götürürdü.
Güzel dilimizin eğitim dili olması içimizde önlenemez bir sevdaydı. Sevdamızın yolu da Diyarbakır' dan geçerdi.Yalnız sevinçlerimiz , sevdalarımız mı ? Acıların , dayanılmaz ağıtların kahredici zehirli okları da hep orayı , Diyarbakır' ı gösterirdi. Diyarbakır , sevgi , umut dünyamızda sembolleşen , çekici , büyülü bir kentti. Orda olup bitenler oldum olası Kürtleri inceden inceye düşündürmüştür. Bilmiş olalım , bilmeyenlere de bir güzel anlatalım ki Diyarbakır işte böyle bir şehirdir.
* *
Diyarbakır'da bir çok zaman olduğu gibi kötü şeyler oldu. Hem de 12 eylül 1980 gibi kanlı bir tarihin yıl dönümünde. Savaş mağduru insanların sığındığı yoksul bir semtinde , şehir içi bir yolcu durağında çoluk çocuk , donuk bakışlı insancıklar bekleşiyor. Şiddetin önüne katıp oraya buraya savurduğu , yanık esmer yüzleriyle birbirlerine tutunarak bekleşen çocuklar yanı başlarına konulmuş bir bombayla parçalanarak öldüler. Birbirlerinden güzel isimleriyle boy boy 10 çocuk , parçalanmış , kan revan içinde kaldı...
Bu bir vahşet!...Kimler yaptı , niye yaptı , nasıl kıyıldı bu körpe canlara ? Bu ilkellik , bu kana susamışlık neden ?
Sayıları çoktan binleri bulan ‘ faili meçhuller ‘ i bulup ortaya çıkarmak kimin görevi ? Şemdinli' de olduğu gibi suçluyu ensesinden yakalayabilmek her zaman mümkün olmaz ki!...Bu görev devletin...Her kimse failleri arayıp bulacak. Susurlukta , Şemdinli ‘ de suçüstü yakalanıp adalete teslim edilenlerin durumunu ne alemde , bunları iyice bir izleyen , davaların gidişattan adalet uman kimseler var mı hala ?
* *
Evet öyle...Diyarbakır Kürt halkının oldum olası nabzının attığı şehir. Diyarbakır ak saçlı bir bilge kişi. Kışkırtılmak istenilen Diyarbakır soğuk kanlı bir tepki verdi olup bitenlere karşı. Başı dik, alnı açık , mağrur bir tepki...Ben ‘ tahrike gelmem' dedi. Bağırmak , çağırmak , üç beş camekanı indirmek, taş atmak , sopa sallamak gerekmez dedi. Bildik şiddet karşısında karşı şiddete savrulmak , akıllı kimselerin işi değil dedi.Haklıyım yerden göğe kadar , buna dünya alem şahit olsun , haklı kalmak da gerekir sonuna kadar dedi. Susmak , kararlı oturma eylemleri , sessiz ve vakur yürümek çok protestodan daha etkilidir. Yerinde ve zamanında disiplinle gerçekleştirilen ‘ sivil itaatsizlik' karşı şiddetten daha da etkilidir , sonuç vericidir diye düşündü Diyarbakır halkı bunu düşündü , bunu yaptı. Haklılığını korumayı bildi.
* *
Kürt sorununu küçümsemek kötü , sürüncemeye bırakmak çok da tehlikelidir.
Bir devlet çatısı altındaki farklılıklar gösteren toplum , bir ev çatısı altındaki bir aile gibidir. Ya gönüllü yada zoraki birliktir bu devlet / toplum ilişkisi. Yaşadığımız dünya baba erkil , erkek / devlet egemenliği damgası taşıyan bir dünyadır. Toplum / halk ananın hükmü ise bir türlü geçmiyor. Avrupa' da devletler toplum sayesinde az çok medenileşmiş , toplum ananın hukukuna görünüşte olsa da riayet ediyorlar. Geri ülkelerdeki devletlere gelince onlar ‘ Allah nazardan saklasın' kalın pala bıyıklı babaları andırıyorlar. Böyleleri , çok eşli , resmi / gayri resmi çocuklu , pederşahi devletler , kendilerine göre bir zoraki düzen tutturmuş gidiyorlar.
Soğuk savaş ikliminde dünyanın her iki sivri kutbunda devletler çekişmesinde olan halklara oldu. Toplum analar kaba saba devlet babaların çok kahrını çekti. Devletleri ise çoğunlukla , yanına ‘ selavatla' varılamaz , ‘dört dörtlük' cilalı kahramanlar yönetti.
* *
Soğuk savaş iklimi , yapıları , kurumları , kuralları varlığını hala koruyor. Şiddet , gerilim kültürü egemen. Bir yandan da yaşam değişime dönmüş yüzünü. Her devletin , her gücün , kırmızı çizgileri hızla aşınıyor. Eğer insanlar ve toplumlar için farklı bir yaşam aranıyorsa , demokrasi , insan hakları gelişecekse , bundan öteye her kes / her kesim her şeyden önce bizzat kendi devletini sorgulamak zorunda. Değişim ancak böyle olacak , yaşam böyle iyileşecek , gelişecek. Türkiye' de devlet , geçen yüzyılın 1920-30' lu yıllarının normlarını taşıyor , 1945' lerden bu yana sürüp gelen soğuk savaş geriliminin kurumlarını , kurallarını , alışkanlıklarını sürdürüyor.Toplumu yekpare homojen bir bütün olarak algılıyor ve toplumu / insanı devletin vesayetinde görebiliyor , bunu şu dünya koşullarında da sürdürebileceğini düşünebiliyor. Oysa toplum gelişen , büyüyen bir canlı organizma. 80 yılı aşkın bir süredir kapatıldığı kabuğuna sığmıyor. Bu böyle gidebilir mi , bu olacak şey mi!...Bir şeylerin değişmesi kaçınılmaz , bu da devletten başkası değil.
Ortadoğu dünyadaki değişim sürecinde bir çok nedenle en radikal şekilde değişmeye aday kritik bir bölge. Bu bölgede olaylar , siyasal süreçler , düşüncenin / bir çok hesap kitabın önünde yürüyor. Statükoya sarılanların , değişime direnenlerin işi zor.
* *
Kürt sorunu bütün sorunların anası , şu Ortadoğu' da. Kürtlere eşit insan , eşit halk hukuku tanımak bölgenin demokratikleşmesi demek. Bölge halkları bunu yeterince kavramamış olsalar da , ‘ uluslar arası camia' bunu artık görür bir durumda. Kürt sorunu şimdi artık uluslar arası bir sorun. Sorunu uluslar arası bir duruma getiren de sorunlarını çözemeyen bölge devletlerinden başkası değil. Evinde sorunlarını çözemeyenler der demez güçlülerden medet umar , ‘ gel , ama bu sorunu benim lehime çöz ‘ der , onları evlerine çağırırlar. Bu durum bir çaresizliğin ifadesidir. Olup biten de diledikleri gibi yürümez. Kürt sorununda da yaşanan , yaşanabilecek olan olay da böylesi bir olaydır.
* *
Kürt halkı yan yana yaşadığı Türk halkıyla , 30 yıldan bu yana iç içe bir yaşamı da sürdürüyor. Şiddet ortamı , isteğe bağlı göçü , büyük ölçülerde zorunlu göç durumuna getirdi.
Bu büyük ölçülerde bilinçli bir politikanın sonucu olarak doğan yeni bir durumdur. Savaş mağduru milyonlar metrepollerde bir tas suya , bir lokma ekmeğe tutunarak yaşamaya mahkum edilmiş. Büyük bir sosyal çöküntü , ahlaki , moral yıkım milyonların yaşamını bütünüyle çekilmez kılmış. Binlerce yıllık geleneksel değerler ayağa düşürülmüş. Aile yaşamı çökertilmiş , kadınlar fuhuşa , çocuklar sokağa , suça itilmiş. Gençler mafyanın ayak işlerine , bir çok kirliliğe bulaştırılmış , adeta mahkum edilmiş. Köyleri , ormanları yanan Kürtler , yaman diye sunulan da yine Kürtler olarak ilan edilmiş.
Boğaz tokluğuna yaşamını bila nolarda , naylon çadırlarda sürdürenler, fındıkta , pamukta , narinciyede , pancarda , diğer tarım alanlarında , inşaatlarda işçilik yapanlar , öteki / terörist olarak sunulmakta , olmadık gerekçe ve propagandalarla başkaca işsiz güçsüz fukaralar eliyle linç edilme ile karşı karşıya bulunmaktalar. Bu linç girişimleri örnekleri çoğalmakta , bir şöven dalga olarak metrepollere yayılmaktadır.
İşin vahameti görülmez , saldırılar büyür , yayılırsa , bu sonunun nereye varacağı bilinmeyen kanlı gidişi , kim önleyebilir ? Bu alevlendirilen , kışkırtılan ateşi kim söndürebilir dersiniz ? Bu ateş kimi , kimleri yakar ?
* *
Bu gün hiçbir hak hukuk sahibi olmayan Kürt halkı , özgürlük , eşitlik , adalet arıyor. Bu başarılamamış , gecikmiş bir hak hukuk arayışıdır. Haklı iken , haklılığını korumak , haksız duruma düşmemek zorundadır. Şiddet bu gün Kürt halkının sırtında ağır bir yük olarak duruyor. Bu yük taşınılır gibi olmaktan çoktan çıkmış durumda.
Kürtler karşı şiddete mahkum edildi.Adım adım şiddet sarmalına bulaştırıldı. Açlık , yoksulluk , şiddet Kürtlere çok şey kaybettirdi , diğer yandan da onları olmadık deneyimlerin sahibi yaptı , acıyla / çaresizlikle olgunlaştırdı. İnsanlık , insan hakları, yurttaşlık , hak / hukuk nedir , onu öğrendi. Zulme karşı direncini , korkusunu , cesaretini sınadı , ‘ itirafçılığı', koruculuğu , kardeş cinayetlerini / ihanetlerini yaşadı. Bu ezilmişlik , bu yoksulluk , bu acılar artık yeter.Artık akılsız ezen de , çok şeyini yitirmiş ezilen de meydanda.
Şiddet bu saatten sonra taşınılamaz bir yük. Mücadelenin , başarabilmenin ayak bağı. Şiddeti sürdürmek , barışçı yöntemleri , demokratik siyaseti önlemek zorbaların işi. Hani eve giren hırsızla cebelleşen oğluna babası ; ‘ - oğlum , yakala , al getir şu hırsızı ‘ demiş. Hırsız güçlü kuvvetlinin biriymiş. ‘ - getiremiyorum ki!..' demiş oğlu. Babası da ; ‘ getiremiyorsan sen bırak gel ‘ demiş. Oğlu da ‘ – haklısın da , ben bıraktım onu , o şimdi yakamı bırakmıyor ‘ diye söylenmiş.
* *
Diyarbakır halkı feleğin çemberinden geçmiş , iyiyi , kötüyü tecrübelerinden bilen bir halk. Şiddetin sırtımızda bir yük olduğunu gören , bunun ağır faturasını ödemiş , bilge bir derviş. Şu son cinayette öfkesini frenlemesini bildi. Sessiz kalabalıklar halinde yürümenin , Diyarbakır bedenleri gibi vakur / kararlı yüzlerle görünmenin , bağırıp çağırmadan , şiddete aynen karşılık vermekten çok etkili , sonuç verici olduğunu gördü ve gereğini yaptı. Diyarbakır kendisine layık olanını , etkili olanı yaptı. Haklı olanın karşı şiddete baş vurması ancak bir çaresizliğin ifadesi olarak değerlendirilebilir. Şiddete karşı barışçı mücadelenin yolunu arayıp bulmuştur insanoğlu. Diyarbakır halkı , tıpkı Dicle gibi , geniş bir yatakta sessiz ve derinden akmanın sırrına erdi nihayet!... Sessiz protestoların gücünü gördü...
Kırıp dökmeden , şiddetin hiçbir şekline itibar etmeden yürütülecek ' sivil itaatsizlik' yöntemleri uluslar arası hukukun çerçevesinde de meşru bir haktır. Yeni dünya koşullarında yaşam koşulları dünyanın bir çok yerinde , Gandi' yi yüce bir kimlik , yaptıklarını da sonuç verici eylemler / çabalar olarak yeniden keşfediyor, mücadelede öne çıkarıyor.
* *
Batı Trakya' da yüz bin , Kıbrıs' ta iki yüz elli bin Türk , Irak' ta üç beş yüz bin Türkmen için istediğiniz hak hukuku , yurttaşım dediğiniz milyonlarca Kürdün gözlerinin içine baka baka savunur , Kürtlere nerdeyse soğanın cücüğünü bile layık görmezseniz vay halinize. Başka ne denir , Allah akıl ve izan versin!...El aleme , ‘ medeni aleme' nasıl anlatabilirsiniz kendinizi!..Sonra kim inanır size beyler ?
Yapmayın etmeyin , bu bir çıkmaz yol. ‘ Tövbe edin' , ‘ günahlarınızdan arının' , haksızlık yaptıklarınızdan özür dileyin , dönün bu yanlış yoldan. Diyarbakır halkı , üstü örtülmüş diğer cinayetler gibi , korku salmayı amaçlayan , direk masun çocukları hedefleyen bu son kanlı cinayetin faillerini bir an önce ortaya çıkarılmasını istiyor. Bu cinayetleri ortaya çıkarmak ‘ dini bütün' geçinen AKP ‘ hükümetinin , siyasal iradenin boynunun borcudur. Yoksa ellerdeki bu kan , yüzlerdeki bu kara leke asla silinmeyecektir.
Fravun' a , Nemrut' a , bir zamanlar Bağdat' ı korku salarak titreten Haccacı Zalime , daha nicelerine kalmayan dünya hiç kimselere kalmaz.
Anlamlı bir sessiz protesto.. Diyarbakır' da üç günlük yas. Kadınlar evlerde , kuçe aralarında kara bağlamış. Dükkan kepenkleri kapalı. Ağızları bıçak açmıyor. Azametli surlar , bedenler vakur , insanlara uyup susmuş. Bağırmadan çağırmadan uzak bir yürüyüş kilometrelerce. Sessizliğin ürperten anlamlı sesi. Yüreklerde acının en dayanılmazı...Çocuk acısı.
Herkes iyice bir duysun. Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Diyarbakır halkı , kadir bilir , merhametli , inançlı , soylu bir halktır. Tarihte olmadık haksızlıkları , acıları bile unutabilmiş bir halk. Bu gün de günahkarlarınızı bağışlayabilir. Yeter ki elini öpüp özür dileyenler , bir daha zulümden , hakaretten , entrikadan uzak dursunlar , insana , halklara , farklı olanlara saygılı olsunlar.
18.09.2006 / İzmir