|
|
||
|
|
||
Veysel Çamlıbel
Kürtler açısından kıritik bir yılManzara-i Umumiye2007 yılı oldukça önemli. Bölge ülkeleri , halkları için sancılı bir yıl. Türkiye' nin ve diğer bölge devletlerinin üzerine soğuk savaş koşullarının ağır kokusu sinmiş. Dünyadaki değişime, yaşama ayak uydurabilmeye karşı büyük bir direnç yaşanıyor. Değişime direnenler statükoya , ırkçılığa , dincilikle , her türden yerelliğe sıkı sıkıya sarılmış. Halk kitleleri nerdeyse güdülür gibi yönetilmek isteniyor. Bölgede değişime karşı ayak direyen ülkelerin başında İran ve Türkiye geliyor. Ortadoğu gerilimli , doğum sancıları içerisinde. Çözüm bekleyen sorunlar ise kapıya gelip dayanmış.
Kürt sorundaki adil bir çözüm demokratik Ortadoğu'nun anahtarı durumunda. Kürt sorunun çözümüyle ülkeler demokratikleşecek , uluslar , halklar gerçek kimliğine kavuşacak.Bu süreç, uzunca , onlarca yıllı kapsayan bir zamana yayılabilecek. Ancak , Kürt sorununun insani ve demokrasi çerçevesindeki çözümünde , halkların, ulusal ve uluslar arası demokrasi yanlısı güçlerin etkileşmesi , dayanışması zorunlu. 1920'lerde toplumsal gerçekliği yansıtmayan, uluorta parsellenen / paylaşılan coğrafya şimdi sosyolojik temelleri üzerinde, yerli yerine oturmak durumunda. Ortadoğu' ya sahiden demokratik siyasal bir iklim getirilmek isteniyorsa , uluslar arası hukuk normlarının geliştirilmesi , küresel desteğinin sağlanması gerekiyor.
Kürt sorunu yanında, Ermeni sorunu , Kıbrıs sorunu Türkiye' nin önemli , kaçınamayacağı gündemi. 200 yılık ‘'batılılaşma / çağdaşlaşma ‘' nın devamı niteliğindeki AB sürecinde, bu sorunlar kutuplu dünyanın koşullarında direnen Türkiye üzerinde önemli baskılar oluşturmaktadır. Türkiye'de, içerdeki Kürt sorununun bir uzantısı olan, güvenlik sorunu olarak algılanan güneydeki Kürt federe devletinin varlığı, Kerkük' ün statüsü , nihayet PKK sorunu , bu gerçeklerin varlığı ise değişimi zorunlu kılmaktadır. Devlet aygıtı mevcut yasalar çerçevesinde olsun işletilememekte, kendisini bağlı görmek durumunda olduğu hukuki yatağından çıkıp etrafa taşmaktadır. ‘ 'derin devlet ‘' kavramı neredeyse olağanlaşarak , toplumun zihnine , günlük yaşamına yerleşmektedir.
Türkiye ciddi bir gerilim içerisinde. Irkçılık , muhafazakarlık , her türden yerellik solu da içine alarak yayılmaktadır. Bu durum Türkiye' nin taşıyamayacağı sorunların habercisidir. Gidişat farklılıkların gönüllü birlik imkanlarına , birlik çabalarına vurulan bir darbedir. Siyaset ufkunda kara bulutlar dolaşıyor. Senaryosu bilinçle seçilen , Israrla da sürdürülen laik – anti laik , Kürt – Türk kutuplaşması, toplumu ve demokratik iradesini bir yana iterek , egemenliğin gerçek sahibi olarak askeri öne çıkarıyor. Ordu – sivil siyaset ilişkisinde terazinin kefesi gittikçe daha da çok silahlı güçlerden yana ağır basıyor.
Türkiye' de siyaset bir süredir sırtını reformlara dönmüş, seçim havasına girmiş. Siyasal partiler halkın gündeminden oldukça uzaklaşmış, kör bir çekişmeye göre konumlanmış , siyaset ehli her zamanki gibi, koltuk - makam derdinde. Şoven milliyetçilik açık arttırmada. Seri siyasal cinayetler yeniden devrede. Bu siyasal havada ilk çekişme reisi cumhurluk seçimi. Devlet başkanının oturacağı köşke çıkma mücadelesini kim kazanacak meselesi!..Başörtüsü Çankaya' ya , girecek mi , girmeyecek mi ? Toplumun hukukuna uzun boylu aldırmayan ‘'Kuvayi milliyeci'' , silah üzerine yemin eden dernekçi çevreler , defaktocu güçler mi kazanacak , yoksa adil olmayan bir genel seçimle bile olsun halkın oyuyla parlamento çoğunluğunu oluşturan AKP hükümeti mi ?
Çankaya seçiminden sonra , büyük önem taşıyan , beklide öne alınabilecek genel seçimler geliyor. Geçen genel seçimlerde seçmenin % 45' şini temsil dışı bırakıldığı biliniyor. Temsilde adalete olanak veren parlamento seçimleri bunun için önemli taşıyor. Kürtler bakımından bu seçimlerin önemine işaret etmek bile gereksiz. 20 milyon Kürd ‘ ün temsil hakkından yoksun oluşu ciddi bir insan hakları ihlalidir. Özel olarak da uluslar arası güçlerin dillendirdikleri ‘' ben seçilmiş temsilcileri muhatap alırım ‘' şeklindeki bakış açısı Kürt halk temsiliyetini daha da önemli kılıyor. Türkiye' de çok partiye dayanan siyasal yaşamından bu yana 60 yıl geçti. Siyasal sistem toplumdaki gerçek bir çoğulculuğa hiçbir zaman imkan tanınmadı. Sistem , farklı halklara , emekçi sınıflara, değişik toplum kesimlere kapısını kapalı tuttu. Toplumdaki farklılıklar , Kürt Halkı' ın varlığı inkar edildi. Şu yada bu ülkedeki bir çok zaman yüz binleri bile bulmayan ‘' soydaşlarımız ‘' diye ifade ederek azınlık haklarını savunanlar , ‘' bin yıllık kardeşiz ‘' dedikleri milyonlarca Kürdün kendi kimliği ile temsil edilebilme hakkını yok sayabildiler. Türkiye'de toplam olarak da 20 milyon kabul gören Kürt halkına , şu dünya koşullarında , bu saatten sonra hakkını teslim etmemek akıl karı bir iş değildir. Sonuç alınamaz beyhude bir diretmedir.
Siyaset ; gerçekçi olmayı , sonuç almayı gerektiren ciddi bir iş Siyaset genel doğruları ifade etmekle , kitlelerin bu doğruları söyleyenlerin ardına düşeceğini sanmakla yürütülür bir iş değildir. Neticede , halkın katılımı , iradesiyle yürüyebilecek bir mücadeledir siyaset. Bu yüzden de söylenenin doğru olmadan öteye mümkün olması , olabilmesi gerekir. Mümkün olanı gerçekleştirecek örgütlü bir iradenin, gereken somut işlerin de yapılıyor olması gerekir. Örgütlü iradeyle kitlelerin güven içinde buluşması , başarı umudun yükseklerde tutulması gerekir. Siyaset , en ‘' namuslusu benim '' , doğruları , ileri öngörüleri ben gösteriyorum yada bu işte kıdemli olan benim , hadi düşün ardıma gelin demeyle olmuyor. Reel düşünmeyle , güncelleştirilmiş pratik siyasal çabalarla , kitlelerle birlikte yürütülen , sürekliliği olan , başarıyı mümkün kılan örgütlü bir mücadelenin adıdır siyaset. Toplum / halk oldum olası genel geçer doğruyu değil , çıkarlarıyla örtüşen mümkün olanın destekler. Önceki bir makalemde ifade etmeye çalıştığım gibi , kuzey Kürtleri kendi toplumsal dokularına oturan , tarihsel , sosyal , kültürel gerçekliği üzerinde yükselen bir siyasal gelişme imkanını yakalayamadılar. Partileşme çabaları kendi sosyolojileriyle buluşamadı. 1960 ortalarından bu güne süregelen ve sol etiket taşıyan Kürt örgütlenmeleri başta dil , kültür olmak üzere halkın değerlerinden uzaklaşan, kendine yabancılaşan bir yolda yürüdü. İttihatçı, topluma yukardan bakan jakoben kültür Kürt aydınlarında da yansıma buldu, kadrolarla halk arasında önemli kopuşlar yaşandı. Ulusal birlik kurabilmekteki başarısızlığın maddi temellerini esasen buralarda aramak gerekiyor kanaatindeyim. Netice olarak parti adı taşıyan bir çok örgütün gerçek parti olmada başarısız olduğu açıklıkla yaşandı. Söz konusu partiler , kadroları kendi gerçeklikleriyle yeterince buluşamadıkları için Kürt halkı içinde kök tutturamadılar. Halk içinde taban bulamadılar.
Hal böyle olunca ; Devletin inkar politikası , asgari insan haklarının , dil , kültür haklarının tanınmaması , siyasal temsil imkanının verilmemesi , işi bütünüyle bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmesi , baskı – yasaklarla gerçekleri bastırmaya çalışılması , zaman içinde Kürt sorunu gibi derin ve kapsamlı bir sorunu şiddet ve terör sorunu haline getirdi. Netice olarak da ; arzu edilen , sorunların demokratik çözümlerini mümkün kılan barışçı , gerçek bir sivil siyaset yerine , şiddetin gölgesinde kalan ve şiddetin etkilemede zorlanmadığı , iç demokrasisi olmayan bir Kürt siyaset iklimi oluştu. Bir çok Kürt siyasetçilerinin, özellikle de sosyalist iddiası taşıyan kimilerinin, PKK‘nin , Öcalan'ın çıkışını, ardından olup bitenleri devlet kaynaklı senaryolarına bağlayarak açıklamada bulunmaları , bunda ısrarcı olmalarını anlamak mümkün değildir. Şiddet / terör demokratik siyasetin yolunun kapatıldığı, bir inkar politikasının sürdürülmesinin sonucu olarak doğan , bu ölçülerde yayılan, bunca uzun süren ve her zaman için de yeniden doğma şartları olabilecek olan, maddi temelleri belli olan bir hadisedir. Kısacası PKK ve yaşanılan şiddet bir sonuçtur. Şiddet ikliminde , kan ve gözyaşı içinde , demokratik , sivil , barışçı bir siyasetin yaşam bulabileceği doğal olarak beklenemez.
Kürtler olgunlaşıyor Kürtler için ; legalite mi , ilegalite mi tartışması çoktandır modası geçmiş bir zaman öldürme işidir. Böylesi kapsamlı sorun , bir hak hukuk sorunudur. Hakkını görüp kavrayarak , içselleştirerek , kendini hak sahibi , meşru görebilme sorunudur. Çok şey değişti. Milyonlarca sade Kürt , dilim – kültürüm benim hakkım , varlık nedenim diyebiliyor artık. Farklılığımla eşit insanım , eşit yurttaşım diyebiliyor.Yasalar engelse bu yasalar antidemokratik yasalardır. Bunlar halkın iradesiyle pekala değişebilir. Parlamentoya irademin yansımasını istiyorum , orada temsil edilmek benim de hakkım diyebiliyor. Yasaların çıkarılmasında benim irademi yok sayamazsınız diyebiliyor. Unutmamak gerekir ki örgütler , partiler insan ve toplum içindir. Partiler bizatihi amaç olamaz. Toplumun geleceği için feshedilmeyecek parti yoktur. Örgüt her nasıl kurulur , nasıl yürütülürse yürütülsün amacı bir an önce meşruiyet zemininde yer almak olmalıdır. Hak kavramına dayalı meşruiyet yerine , yasalara karşısında çaresiz kalıp gizlilik fetişizmine kapılanlar, zaman içinde farkında olarak yada olmayarak amaçlarından sapıp , içten içe çürümeye mahkum olurlar , dağılıp giderler.
Kürtler nice inişli çıkışlı mücadelelerden sonra meşruiyet zeminindeler. İnsan olmaktan , eşit insan, eşit yurttaş olmaktan kaynaklı hakları üzerinden kendilerini ifade etmekte önemli mesafeler aldılar. Bir tek şeye ihtiyaçları var. Daha çok aydınlanmaya , ufuklarını genişletmeye , iş bölümü ve kurumlaşmaya yönelmek. Kürtler yasalarla sınırlı kalmayan , yerel hukuku da bağlayan uluslar arası hukuku mücadelelerinde esas almak zorundalar. Halkın tarihsel rotasını belirlemenin , halkın dilini , kültürel değerlerini öne çıkarmanın zamanıdır. Siyaseti Kürt sosyolojisi ile buluşturmanın zamanıdır. Toplumun sosyal dokusunu gözeten , onun üzerinden siyaseti yeni baştan düşünmenin , genç kuşaklara fırsat vermenin , kendini tekrardan uzak durmanın , ihtiyaçlara göre davranmanın zamanıdır. Kürtler varılan şu noktada büyük bir motivasyon içinde , aydınlık geleceğini arıyor.
Seçim Kapıda ; Gerçekçi, pratik bir adım atmak gerek 2002 genel seçimlerindeki başarısızlık halkın umudunu kırdı. Parlamento' ya seçtikleri yerine karşı oldukları , beğenmedikleri vekilleri gören halk çok incindi. Bunun böyle olamayacağını , böyle gidemeyeceğini gördü. Biz olmadık fedakarlıklara, nice acılara katlandık da karşılığında ne kazandık diye hayıflandı. 20 milyon insanın kimliği , dili , kültürü hala yasak , açlık , işsizlik , yoksulluk kaderimiz olmuş. Üretimden , doğal iklimimizden koptuk. Yaşam zehir oldu. Hayallerimiz çöktü. Köylerimiz , kentlerimiz , evlerimiz virane. Milyonlarımız doğal yaşamımızı terk edip göçmüş, yalnızlaşmaya zorlanıyoruz. Dertlerimiz saymakla bitmez. Niye dilendiremiyoruz sıkıntılarımızı, yol gösterici aydınlarımız , elimizden tutacaklar hani nerede !...Mecliste bu dertlerimizi dillendirecek , hak hukukumuzu savunacak halkını seven vekillerimiz niye olmasın ? Soruyorlar , sorguluyorlar elbette.
Amaç halk , toplum ise , onun aydınlığa çıkması ise artık bir kaşık suda kıyamet koparmayı , vade isteyen , zaman içinde düze çıkacak hesapları bir yana bırakmak gerekiyor. Yok yeni partiler kurmakmış , Adı var cismi yok şunları bunları bir araya getirmek suretiyle Kürtlerin birliğini sağlamakmış , solum diyenleri birleştirmekmiş , demokrasi cephesini kurmakmış , bunlar şu safhada bir fantezi , kanımca ciddi bir anlam , yarar da taşımıyor.Bu gibi kulağa hoş gelen sedaları seçim sonrasına bırakmak gerek. Şimdi somut iş çıkarma , halkla birlikte seçim başarısı sağlama zamanı. Siyaset mesleğinde şu bu formül için mal pazarındaymış gibi pazarlıkçı , ucuz , dar ufuklu olmak , halkın lehine sonuç verici olmayan bir tavır. 2 milyon seçmen Kürt halk kimliğine oy veren seçmen. Bu zemin tehdit altında. Kırk haramiler yolunu kesmek istiyor kervanın. Var olanı korumak , halkın moralini üst seviyede tutmak , kitleleri kazanmak sorumluluğunu yalnızca DTP bırakmak , haksız / gereksiz bir rekabete girmek yada köşeye çekilmek doğru bir tavır değil. Halkın çıkarları her şeyden kıymetli. Bölesi zaafları aşmak gerekiyor.
Seçime giderken ırkçılık , muhafazakarlık , dincilik almış başını gidiyor. Türk İslam sentezi ideoloji , içinde iç tartışmalar varmış gibi gözükse de bir arada ve topyekün yükselişte. Laik – anti laik çekişmesi Çankaya seçiminin ana motifi. Faşist kültürün propaganda malzemesi emekçileri de içine alarak el değiştirmiş , aktörler sağdan sola devredilmiş durumda. Faşist yükselişte Kızıl elmacılar , kuvvayi milliyeciler , CHP söz sahibi. Sol sağa, CHP, MHP'ye rahmet okutacak bir ırkçı körükleme içinde. Faşist , yayılmacı kültür seçim kampanyasının önemli argümanı. Bu ta bu günden belli. Demokratik değerlerin tabanı (Hrant Dink'in cenazesinde görüldüğü gibi ) zaman zaman genişler gibi gözükse bu durum yanıltıcı. Türkiye' nin yüz akı kimi aydınlar, demokrat hareket ve çevreler doğrusu bu gidişe direniyor. Ama bir kitleselliği , caydırıcılığı yok. Demokrasi koruyuculuğu , savunuculuğu görevi sanki kitlesellik düzeyinde yalnız başına Kürtlere kalmış. Nesnel durum bu amma, Kürtlerin bu gidişi yeterince kavradığı da söylenemez. Kürtler birbirlerine karşı olmadık şekilde , inanılır gibi olmayan seviyede pazarlıkçı. Önce de birlik diye tutturanların , birlik için gerekli ortak mantığa , duyarlı duruşa , tutarlı davranışına yeterince önem verdiği yok.
Kürtlerin ‘' aslı yok yaylasında kırk bin koyunum var benim ‘' türündeki iddialarından bir an önce vazgeçmesi , örgütlerinden önce halkın çıkarlarını düşünmeleri gerekir. Kürtlerin oy gücünün bu seçimde tek bir havuzda toplanması için kolları sıvamak gerekiyor. Aday kişi belirleme pazarlığından , yada farklı adaylarla seçime dahil olma gibi gereksiz bir rekabetçilikten sakınmalıdır. Kürtler eşit halk olma bilinciyle , kendi kimlikleriyle , asgari siyasal , toplumsal , kültürel taleplerde bulunmada anlaşıp , seçim kampanyasına en geniş birlik anlayışıyla katılmalılar. Derin yapısal zaaflar da taşısa, zaaflarını gidermede başarısız olsa da DTP Kürtler açısından , kitle tabanı hareket halinde olan , siyasal parti denilebilecek tek parti durumunda. Şiddet ortamının baskı ve etkisi altında gerçek bir sivil siyaset profili taşımasa da HEP ile başlayıp , bu gün DTP olarak faaliyet yürüten siyasal mücadele , önümüzdeki seçimlerde de halkın başlıca umudu olmak durumuyla yüz yüze.Gerçek bu.
Hal böyle olunca , DTP‘ ne toparlayıcı olmak gibi büyük bir görev düşüyor. Hedef ; Kürtlerin en geniş dayanışmasını , seçim işbirliğini sağlamak. Herkesten , her örgütten , kesimden önce, bu iş, bu görev, bütün kusurlarına , iç demokrasisi düşman başına diye değerlendirilebilecek olan , halkın kendisini desteklemeye mecbur gördüğü DTP' ne düşüyor. DTP bu birlikte davranmaya önem vermeli , bunu görev bilmeli , bu birliği gerçekleştirmede nazım rolü oynamalıdır.
Demek kolay , yapmak ise zor... Nasıl olabilecek , nasıl olabilir bu ? Görüşümü açık ve net söylüyorum.
HEP – DTP çizgisi diye ifade edilebilecek siyasal mücadele ; ne Kürt halkının büyük çoğunluğu ile buluşup gelişebildi , ne de Türk halkından eşit halk olma , eşit yurttaş olma konusundaki Türk halkının kabulünü , desteğini alabildi. Ne İsa' yı , ne de Musa' yi memnun edebildi. Yol çıkmaz bir sokağa gelip dayandı. 1990' lardan bu yana gelen söz konusu siyaset artık bu açmazını aşmak durumunda. Bu açmaz nasıl aşılır ?
Kürt halk kimliğinin kullanılmayan potansiyellerini , atıl duran kapasiteleri ( aydın kapasiteleri örneğinde olduğu gibi ) daha da açığa çıkararak , daha çok Kürt halk kimliğine sarılarak , bu yolda birlik gelişerek aşılabilir… Türkiye' de değişim , demokratikleşme çabaları ne yazık ki yalnızca Kürt halkının omuzlarına çökmüş. Türkiye' nin demokrasi yolunda ilerleyebilmesi , yaşamın toplumsallaşması , siyasetin yenilenmesi , siyasal yelpazenin değişip yerli yerine oturması , solun sol , sosyalizmin sosyalizm olarak yer bulması için , adalet arayan barışçı Kürt özgürleşmesinin gerçek potansiyelleriyle ortaya çıkması , varlığını iyice duyurması gerekiyor.
Peki ama ne Yapmalı ? ** DTP genel kongresinden sonra seçim için harekete geçmeli , asgari Kürt taleplerinde tüm Kürt kesimleri acilen anlaşmalıdır. Yüksek bir motivasyonla seçim seferberliği ilan edilmelidir. Seçim çalışmaları gerçekleşebilirse tercihen birlikte , mümkün olamayacaksa paralel faaliyetler olarak yürütülmeli , oylar tek bir potada birleşmelidir.Şu koşullarda aday olacakların tartışma konusu yapılmasının hiçbir akli gerekçesi yoktur.her şeyin vebalini DTP üstlenmelidir.
** İyi niyetten öteye hiçbir somut kazanım sağlamayacak , sonuç olarak da halkı temsilsiz bırakacak olan dar ittifaklardan sakınılarak , seçime bağımsız adaylarla girilmelidir.
** DTP, adayların belirlenmesinde dışındaki Kürt parti ve kesimlerinin görüş ve düşüncelerini almalı ama netice olarak bütün sorumluluğu üstlenerek kendisi karar vermeli , tüm sorumluluğu üstlenerek , hesabını halka vererek adayları kendisi belirlemelidir.
** DTP aday belirlerken Türkiye demokrasi yanlısı parti ve çevrelerden görüş ve düşünce alışverişinde bulunması elbette önem taşımaktadır. Batı kentlerinde seçmen özellikleri , eğilimleri göz önünde tutulup aday belirlemede sorumluluğu gene DTP üslenmelidir.
** Eşit insan , eşit yurttaş , eşit halk davasında meşruiyet temelli bir mücadele içinde olan milyonlar vekillerini etkilemesini de bilecekler , çalışmalarını geliştirmelerinin takipçisi de olacaklardır.Bu nedenle de Kürt kimlikli vekillik bir sefa sürme yeri değil , bir cefa çekme işi olacaktır.
** Parlamentoda zor görevlerle yüz yüze gelecek adayları belirleyenler her kimler olacaksa doğacak tüm sonuçların sorumluluğunu bilmeli , bunun için de davul kesinlikle tokmağı vuranın boynunda bulunmalı, başarılar şunun, başarısızlıklar bunun hanesine yazılmamalıdır.
** Kürtler , çok kimselerin ona özgür olmayı laik görmediği mazlum bir halk. Kürt halkının , halkların dayanışmasına , kardeşliğine ihtiyacı büyük. Irkçılık , milliyetçi çekişme , her türden bağnazlık , yerellik halkların aleyhine , zorbaların lehinedir. Her aklı selim insan pekala bilir ki ; ‘' Dar milliyetçilik ‘ ' Kürtlerin işi olmaz , olamaz. Sözde kalmayan dostluklar, dayanışmalar halkları karşılıklı gelecek sahibi yapar , umutlu kılar , güçlendirir. Kürt halkı ; özellik de bu seçimlerde Türkiye ‘de tüm demokrasi yanlısı kişi , kurum ve güçlerini , bir defa bile olsun , ödünç bile olsun oylarıyla Kürt özgürlük / eşitlik taleplerini desteklenmeye davet edilmelidir.
Ve unutulmamalıdır ki ; Türkiye koşullarında Kürt halkının kazanımları , Türkiye' de gerçek bir demokrasinin tartışılma zeminini oluşturacaktır ve bu kazanımlar tüm parçalardaki Kürtlere yapılan en büyük destek olacaktır....
14 .02 .2007
|