|
|
||
|
|
||
Veysel Çamlıbel
Seçim kapıyı çalıyorTürkiye oldukça gergin bir seçim havasında. Olağan dışı askeri, siyasi, diplomatik bir hareketlilik. Diğer yanıyla her seçim öncesinde olup bitenler tekrarlanıyor. Politikacıların birbirini yoklamalarını, el ense çekişmelerini, ağız dalaşlarını yazılı/görsel basından izliyoruz. Seçime giderken gündem halkın, ülkenin gündemi değil. Siyaset, siyasetçi koltuk makam şehvetine tutulmuş. Kendilerini benzer , aynı zamanda rakip gören partiler arasında, birleşme , ittifak kurmak gibi temaslar öne çıkıyor. Eskimiş çehrelerde yenilenmiş makyajlar, yüzlerde yapay çizgiler, gerilim yüklü zoraki gülücükler...
Sağın geleneğinde, kolayca bir araya gelme, değişik imkanları kullanabilme, birlik olmak becerisi gösterme yeteneği öteden beri var. Sağın, başından beri, bütün versiyonlarıyla anlaşılabilir bir sağ olduğu, Türkçüsü , İslamcısı , Türk İslam sentezcisi, her zaman için araya sıkışıp nefessiz bırakılan çelimsiz liberaliyle, tarihsel kökleri üzerinde geliştiği , varlığını baskın bir akım olarak günümüze kadar sürdürdüğü biliniyor.
Siyasetin solunun durumuna gelince...Doğrusu onu düşünmek bile insanın içini karartıyor. Sol dediğimiz İttihatçı – CHP bedeni üzerine sonradan giydirilen bir kılıf. Sol dediklerimizde kim? Adıyla şanıyla tepeden inmeci İttihatçı kültürden, onun izleyicisi CHP' nin devletçiliğinden nasiplenenler, beslenenler... Çeşitli oyunlarla, entrikalarla, az emekle çok mahsul almayı becerenler. Halkı / toplumu küçümseyenler. Azınlığın çoğunluk üzerindeki dayatmasını, şu dünya koşullarında bile, modernizasyon, çağdaşlık olarak görüp ısrarla savunanlar.
Ya Sosyalizm, o farklı değil mi bilinen solculuktan ? Elbette farklı...Sosyalizm ayrı bir maya , ayrı bir hamur. Sosyalist dünya da , farklı kuramsal temelleriyle , ideolojik ufkuyla , yabancı düşmanlığını da içeren ‘ anti emperyalizm‘ hedefi ile sınırlı solla farklı. Ama Türkiye' deki varlığı ve uygulamasıyla sosyalizm hiçbir zaman sahici sosyalizm olmadı. Ağırlıklı yanıyla bir sosyalizm – İttihatçı kırmasıydı Türkiye'deki teori ve uygulama. Leninizm ile Kemalizm'i nedeyse hısım/akraba çıkaran melez bir akımdı. Bu günkü kızılelmacılık, yeniden ‘ kuvvayi milliyecilik' , ulusalcılık, elbette durup dururken ‘gökten nazil ‘ olmadı, geçmişteki İttihatçılığın – solculuk / sosyalizmle izdivacının günümüzdeki ürünüdür.
Evet..Seçimin eli kulağında..Sağ bütün kanatlarıyla ne yapacağını kestirebiliyor , işini biliyor. Sol ise eskiye göre daha da geri , statükonun minberine sarılmış , halka sırtını temelli dönmüş , devlet bürokrasisinin limanına sığınmış , silahlı – silahsız atanmışlara umut bağlamış evlere şenlik bir sol. Solda , bir kaşık suda kıyamet koparılan tozlu pasaklı tezgahlar yeniden açılıyor. Sol aslında güçlüymüş ve fakat ‘ bölünmüşmüş ‘ , ah bir araya gelseymiş , bir araya gelmesi halinde şöyle olacakmış , böyle olacakmış...Vah , vah , vah!...
Sol eski sol bile değil. Eski hesaba bakılırsa bölücülerin arkasında sol / komünizm vardı. Şimdiki sola göre ise bölücülük almış yürümüş, kapıya dayanmış şeriat tehlikesiyle buluşmuş. Maazallah başörtüsü Çankaya' ya çıkarsa Anıt Kabir' de Atatürk'ün kemikleri sızlarmış, sonuçta kıyamet koparmış...Peki çare ? Çaresi maresi şu ; Cumhuriyeti tehlikelerden ancak sol güçler etrafında kenetlenmiş, sağ sol demeden toplanmış millici kuvvetler koruyabilirmiş , kurtarabilirmiş , falan , filan...Solun vara vara geldiği nokta bu.
Şeriat tehlikesi mi var şu ülkede!...Hem de ABD'nin Ortadoğu'da şeriatı başlıca bir hedef olarak belirlediği , durdurmaya soyunduğu bir zamanda. Kim kimi kandırmaya çalışıyor , kandırabilir Allah aşkına!...Bu yaptığınız ‘şeriat tehlikesi' bahanesiyle faşizmi çağırmak , eve buyur etmek senaryosu değil mi!...Bu gerileyen , yerelleşen , saldırganlaşan mantığı ile sol nereye kadar gidebilir...
Solun / sosyalizmin adını kirletmek en büyük sol / sosyalizm düşmanlığıdır. 1960 ortalarından bu yana, en geri, en muhafazakar , en militarist konumunu düşmüş durumda. Türkiye'yi dünyadan soyutlayan , Robenson adası ıssızlığına mahkum eden , solu solculuk adına çürüten bir sözde sol ile karşı karşıyayız. Bu kepazelikle solu aklı başında hiç kimse bağdaştıramaz. Statükoculuğun , yerelliğe sığınmanın , ırkçılığın – ayırımcılığın adı asla sol olamaz.
Ya bu gidişat , bu seçim zemininde Kürtlerin durumu ne ? Ne sağdan , ne de soldan kimseler , hiçbir parti onları hesaba katmak , onların iyi niyetle verdiği selamı almak , barış için uzanan eli sıkmak niyetinde değil. Henüz ete kemiğe bürünmemiş de olsalar, az çok Kürt partisi formuna yakın birkaç parti var. KADEP ve HAK PAR henüz çiçeği burnunda, halktan destek arayan iki parti. Hareket halinde tuttuğu kitle desteğiyle çizgisini 15 yıldır sürdürebilen, en ele avuca gelen , hesaba katılan parti ise kuşkusuz DTP'dir. Diğer yandan Türkiye siyasal sistemi öteden beri Kürt kimlikli partilere kapısını kapatmış vaziyette. Rejim, o gibi partileri , siyasetçileri ensesinden tutarak parlamentodan atmış ve TBMM' nin kapısını yeniden o gibi partilere açmak niyetinde de değil..
Globalleşen dünyada, birçok değişik ülkede, birkaç milyonu , hatta birkaç yüz bini geçmeyen azınlıkların hakkı – hukuku , enine boyuna tartışılıp çözüm çareleri düşünülürken , Türkiye' de 20 milyon diye kabul gören koskoca bir halk en temel haklarından mahrum olacak , Kürt halkı , özgür kimliği ile , olması gereken TBMM' de temsil edilmeyecek...Bunu her şeyden önce , her şeyden önemlisi , belli bir yaşam deneyimine ulaşmış Kürt halkının içine sindirebilmesi mümkün değil.
Emekçi kitlelerin , kadınların , dini azınlıkların , Alevilerin , kısacası ‘ ötekilerin ‘ farklılıları ile eşit vatandaş olma hakkı, kendi özgür kimlikleriyle mecliste temsil edilme şansı olmayacak. Katılımcılık şöyle dursun, son genel seçimdeki örnekte olduğu gibi, % 45 civarında seçmenin iradesi parlamento dışarıda kalacak , kurallar / anlayışlar değişmeyecek ve bu tekrarlanan oyunun adı da demokrasi olacak. Olacak şey mi bu!... İnsana gülmezler mi!... ' Mısır' daki sağır sultan' nın bile duyabildiği şu dünya koşullarında , hem de şu iletişim , etkileşme çağında.
Türkiye hala soğuk savaş ikliminde yaşıyor.Nuh deyip nebi demeyen bir zihniyet gelişmeye ayak diriyor. Ringin bir köşesine sırtını dayamış , endişe içinde gardını almış , savunmada. Değişime ayak uydurmanın , ayakta durabilmenin tek yolu olduğunu görebilmede , gereğini yapabilmede zorlanıyor. Türkiye' de çok git gelli de olsa , eninde sonunda soğuk savaş iklimi değişecek , değişmek zorunda.Türkiye ya sıkı bir rejime bel bağlayıp , içine kapanıp dünyadan kopacak , yada zorunlu bir değişim geçirecek. Başka da bir yol gözükmüyor.
Yaşadığımız siyasetteki tıkanıklık ise açık. Siyaset , önemli ülke / toplum sorunları ilgili görevlerini benimsemiyor, çözmeyi üstlenmiyor. Devlet iktidarı karşısında edilgenliği kabulleniyor, risk almak istemiyor. Sıkıştığı sorunları, bu ‘ milli bir mesele' , caydırıcılık sende , gereğini yapmak sana düşer diye askere havale ediyor. Günübirlik hizmetleri , işleri ise kendisi üstleniyor. Siyasetteki dönüp duran fasit çemberin dışına çıkamama , devlet katına sığınmışlık , halktan siyaseten kopmuşluk , yaşanılan kaosun başlıca nedenidir.
İttihatçı – Hürriyet itilafçı çekişmesinin devamı niteliğindeki , CHP – DP saflaşmasını , onların kör dövüşünü çağrıştıran mücadelelerini sürdüren partilerin misyonu artık bitti. Dünya bir yenilenme içerisinde. Hiçbir şey eski yerinde değil , bir çok şey uzunca bir süre eğreti olarak varlığını koruyamaz. Yeni bir yaşam , siyasal ortam kendisini dayatıyor. Parçalanan , kök tutmayan yüzer gezer siyasetler , koşullara göre oradan oraya sürükleniyor. Siyasette kimlik derin bunalımı varlığını açıkça hissettiriyor.
Şu geri duruşuyla solun ‘ulusalcılık‘ etiketiyle milliyetçi sağın kulvarına girdiği, orada koşmakta olduğu, statükocu güçlere dahil olduğu malum. Şeriatçı dedikleri AKP , AB yolunda reformlara yatkın dururken , solun gelişmeye , ilerlemeye karşı ayağı sürekli frende. Kimi emekli generallerin , emekli silahlı bürokratların kurduğu , omuz verdiği , amaçları için silah üzerine yemin edilen dernek ve kuruluşların sokak hareketleri , bunu yanında bir çok o sözde ‘ sivil toplum örgütünün' , bu kötü gidişi solculuk / ulusalcılık adına sahiplenmesi , Türkiye' de ‘nasyonal sosyalizmin' , faşizmin tehlike haline geldiğinin açık belirtisidir.
Başta sendikalar olmak üzere, çeşitli toplumsal örgütlerin düzenlediği büyük mitingler , sokak gösterileri , grevler , direnişler , 1960 – 70' li yıllarda , gerilerde kaldı. Toplum 27 yıldır faşist bir darbenin hukuksuzluğuna boyun eğer durumda tutuluyor. 1980 öncesinin mücadeleleri içinde , demokratikleşmeye katkı koymuş bir çok sendika , meslek odası , dernek , ‘kitle örgütü' bu gün çürüyen , gericileşen solun gölgesinde silikleşip dağılmayla yüz yüzedir. ‘ Sivil toplum Örgütü' artık militarist güçlerin sahiplendiği bir kavram. Şimdiki bu sözde ‘ toplumsal örgütler' , büyük ölçülerde , kitlelerin hakkını hukukunu korumak şöyle dursun , ezilenlerin omzunda ağır bir yük haline gelmişlerdir...
Kürt halk uyanışı , Kürt aydınlanması , Türkiye' de beklide tek sivil harekettir.Kürt kimliğinin yaşamda eşit yer bulması çabaları, Türkiye' deki köklü değişimin , demokratik yeniden şekillenmesinin teminatı durumundadır. Bunun için Kürtlerin TBMM' ne temsil imkanı bulabilmesi oldukça önemlidir. Kürtlerin parlamentodaki temsiliyeti , bu temsiliyetin hatırı sayılır bir sayıya/güce ulaşması , Türkiye' de ezberletilmiş , var olan siyasal / toplumsal kültürü kaçınılmaz olarak etkileyecek , emeğe , kadına , farklı din ve inançlara olan olumsuz yaklaşımı da etkileyebilecek , genel bir değişimine ön ayak olacaktır.
1965' lerde TİP eliyle TBMM' ne giren sosyalizmin parlamento' da yarattığı kalite ve düzey unutulur gibi değildir. Siyasal yaşamdaki kalite değişimini , o dönemin TİP' e karşı olan bildik politikacıları bile bu olumluluğu ifade etme zorunluluğu hissetmişlerdir. Bir zamanlar öcü görülen sosyalizm , şimdi ise bu görevini Kürtlere bırakmış durumdadır... Parlamentoda Kürt kimlikli vekil olmak kolay bir şey değildir. Daha önce yaşandığı gibi, bir kaşık suda koparılan kızılca kıyamet bunun açık kanıtı. Onun için, parlamentoda Kürt kimlikli vekil olmak özellikle de bundan öteye bir sefa sürme yeri değil , bir cefa makamı olacaktır.
Kürt etnik kimliği , bir başına eksik bir Kürt kimlik belirlemesidir. Kürt halkının etnik kimliği yanında; kültürel / siyasal kimliği , yaşadığı coğrafyanın geri bırakılmışlık kimliği , işsizlik , yoksulluk , eğitimsizlikle ifadesini bulan ekonomik / toplumsal kimliği bir arada , birlikte bir anlam taşır.Kolaycılıktan , sığlıktan kurtulup gerçeklere uygun olarak olguyu doğru algılamak gerekmektedir. Kürt halk kimliği dar milliyetçiliğe savrulmadan uzak durmayı amaç bilmek , eşitlikçi / barışçı bir kimlik olarak gelişmek durumundadır. Parlamentoda yaşam bulacak Kürt kimliği , halkların eşitliği , gönüllü birliği isteğini güçlendirecek , Türk halkıyla bir arada yaşama arzusunu , şansını arttıracaktır.
Kürt halk temsiliyeti , bölgesel geri bırakılmışlık sorunları için de çare aranacak , özgürlük , eşitlik , adalet gibi temel insani amaçlar konusunda mesafe alındıkça , barış ve huzur , baskı ve şiddete galebe çalacaktır. Kürt kimlik temsiliyeti ; siyasal iklimi yumuşatacak, sorunların çözüm yerinin TBMM olmasını sağlayacak , bu temsiliyet , halkın eşitçe – insanca yaşama taleplerinin, bu çerçevede halkın sokak ve alanlardaki demokratik tepkilerinin şiddete savrulmasını önleyecek, yaşamın tüm alanlarında barışçı hak kullanma imkanlarını geliştirecektir.
Siyaset içine kapanmış , reformlardan el etek çekmiş , seçime hazırlanıyor. Siyaset türbünlere oynuyor. Çankaya seçimleri ilk raunt. Ardından genel seçimler... %10 yüksek bir seçim barajı. 4 milyonun üzerinde bir seçmen sayısına tekabül ediyor. Bu yüksek bariyer Kürtler geçemesin diyedir. Kürtler açısından bağımsız adaylarla seçime katılmak kaçınılmaz. Bir yanda seçim , diğer yanda yükselen şiddet , gerilim...Sınır ötesi harekat tartışmaları , Kerkük' ün Kürt coğrafyasına bırakılmaması çabaları , Kürt devletleşmesinin önlenmesi , PKK‘ yi temelli susturmak, bütün bunlar için bir yıldır sınıra yığılan 300.000 asker. Kırsalda , kitleler üzerinde yaygın operasyon.
Geldim diyen bahar, yükselen Newroz coşkusu. Seçimler yaklaşırken DTP üzerinde yoğunlaşan baskı ve operasyonlar, göz altılar , tutuklanmalar , hepsi bir arada , hepsi tek bir büyük senaryonun parçası... Şu bu ile sınırlı değil, bütün Kürtler baskı ve şiddetin hedefi. Yasaların , hukuki normların işleyebileceği baskısız bir ortamdan, serbest bir seçim ortamından söz etmek imkansız. Böylesi bir ortamda, köyde / kasabada, hatta kentte ve silahların gölgesinde nasıl sandık başına gelebilir, sandık güvenliğine nasıl inanır, oyunu serbestçe nasıl kullanılabilir insan!...
Parlamentoda Kürt halk temsiliyetine önem ve değer veriliyorsa her şeyden evvel sükunet lazım , silahların seçim münasebetiyle olsun susması lazım. Tırmanan baskı ve şiddet ortamı içerde demokratik , serbest bir seçim ortamının imkanlarını da ortadan kaldırıyor. Devletin Kürt kimliğini mecliste istemediğini bilmek için kahin olmak gerekmiyor. Ya PKK' nin aldığı tutuma ne diyeceksiniz... O , parlamentoda Kürt temsiliyeti istiyor mu sahiden ? 2002 genel seçimlerinde bunu istemediğini insanlar açıklıkla yaşadı. Bu seçimlerde parlamentoda Kürt temsiliyetini ister mi PKK ? Doğrusu bundan emin değilim.
Gelişmelerin seyri böyle olunca; DTP' ler , bunca ağır fatura ödemiş ve ödeyen ve daha da ödeyecek olan DTP' ler , özellikle de merkezdekiler ne düşünüyor acaba ? Başka bir yanıyla DTP bir iç değerlendirmenin , farklı mesaj vermenin değişimi içinde. Bağımsız düşünme , davranma tavırları zaman içinde DTP saflarında da yaşam bulabilir. Sonuna kadar iradesizlik / emir kulluğu mu, idareimaslahatçılık, risk almaktan sakınmamak derde deva değil. Aklıselimi kuşanıp halkın temsiliyetinde ısrar etmek , sonuçsuz dar marjinal ittifakları bir yana itmenin zamanıdır.
Kürtlere rahat yok. Kürt halkı sırat köprüsünden geçiyor. Kıldan ince , kılıçtan keskin bir köprü bu. Aşağıda zebaniler...Ucuz hesaba yer yok. Kararlı durmak , doğru gördüğünde sözünü esirgememek şart. Biz Kürtler olarak mazlum bir halkız. Birbirimizi yemiş , hep yenilmişiz. Halkın bundan öteye beklentisi büyük, umutları yoğun. Seçtikleri yerine seçmediklerini mecliste görmek istemiyor. Katlandığı acıların sonucunu, yani neyi ektiğini anlamak , neyi biçtiğini görmek istiyor. Duyduk duymadık demeyelim , seçim kapıyı çalıyor. Önümüzde büyük bir sınav. Gözler DTP' de, onun seçim mücadelesinde, halka nasıl klavuzluk yapacağında , nasıl başarılı olacağında....
Sosyalizmin yeniden ayağa kalkmasının sorunları ile uğraşan bir avuç sosyalist, saygın ve sayılı Türk aydını , yazarı çizeri , akedemisyeni dışında Türk halkı cephesinde, halk katında bir önemli gelişme yok , ortalık süt liman. Özgürlük , eşitlik , adalet , barış rotasından sapmış , yerelleşmiş , saldırganlaşmış sözde bir sol ile karşı karşıyayız. Kimilerine bakılırsa ‘ Kürt sorunu yok , Kürtlerin kendisi sorun.' Emekçilere , işsiz , geleceksiz ezilen yoksul halka sırtını dönmüş bölesi bir sol, ne Kürtleri, ne DTP' ni kabulleniyor. Onlarla ne herhangi biçimde bir ittifak , ne de birlik kurmak derdi var. Ne yazık ki durum bu...
Kürtler, kültürel, siyasal, toplumsal kimlikleri ile geniş bir potansiyele sahipler. Kullanılamayan, atıl durumda olan geniş potansiyelleri nasıl harekete geçirilebilirler. Bu başlıca bir sorun.. Kürt seçmeni kuşkusuz 2 milyonla sınırlı değildir. 2 milyon seçmen , çoluk çocuk , hısım akrabalarıyla birlikte 4-5 milyon insan , daha çok şiddetin açık yada dolaylı hedefi ve mağdur olmuş kimselerdir. Evinden barkından, işinden , aşından koparılmış , çok şeylerini yitirmiş insanlardır. Büyük ölçülerde PKK ' yi ayakta tutan , DTP' ne oy ve destek veren de büyük ölçülerde bu kitledir. Bu kitleyi, özellikle etnik siyasal kimliğini vurgulu şekilde önde tutan, Kürt milliyetçiliğine önayak olan bir seçmen kitlesi olarak algılamamız gerçeğe örtüşmez kanaatindeyim.
Kimlik , etnik mensubiyeti de içine alan , siyasal , kültürel , toplumsal kimlikleri de içeren bir sentezdir. Etnik kimlik mücadelesi üzerine kurulmuş siyaset kuşkusuz geniş hedef kitlelere ulaşamaz. Etnik kimliği , yani Kürtlüğü kimlik önceliği olmayanlar bilelim ki halkımızın büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Aile, sülale, aşiret, kabile aidiyetleriyle cemaat kimlikleri , İslam üst kimliğinin çatısı altında, binlerce yılın değişime kapalı toplumsal dokusunu oluşturmaktadır. Yalnızca bu nedenle bile olsun ; İslami rengi , muhafazakar , ılımlı milliyetçi profiliyle AKP, bölgede DTP' nin başlıca rakibi durumundadır. Ve bu rekabet görünen odur ki , uzun bir süre devam edecektir.
Kürtlerin işi kolay değil. Ama ufku açık. Hata yapabilme hakları da yok. Halk , hakkını – hukukunu daha iyi görüp algılıyor. Halk gizli saklı beyandan yana değil. Meşruiyetini insan olmaktan kaynaklı vazgeçilmez hak sahibi olmaktan alıyor. Mecliste özgür temsiliyetinin önemini anlıyor, buna önem veriyor. Bu seçimler bir çok nedenden dolayı önemli. Kürtler birlik ruhunu yakalamak zorunda. Kendisini özgürlük, eşitlik , adalet değerleri üzerinden ifade etmek zorunda. Akıllarını , tüm enerjilerini kullanıp seçimde aynı potada buluşmak zorunda.
Kim millet vekil olmalı , adaylar nasıl paylaşılmalı pazarlıkçılığının hiç de yeri , zamanı değil. Çok konuşup iş yapmamanın zamanı değil. Seçim münasebetiyle ortak Kürt halk talepleri , asgari hedeflerin değişik kesimlerce birlikte belirlenmesi , seçim kampanyasına uyarlanması gereklidir. Kimin , kimlerin bir anlamda başına bela alıp vekil olacağı çık da önemli değildir. Önemli olan , adayda olması gereken niteliğin tarifindedir. Her şeyden daha da önemli olan seçimde halka ne mesaj verileceği , neyin hedeflendiği ve savunulacağıdır.
Kararsızlığa , iradesizliğe asla yer yok. Top DTP' nin ayağındadır. DTP açık siyasette orta direk rolündedir. Kürtlerin seçimde irade birliğine , talep birliğine ulaşması görevi ; herkesten , her partiden , kesimden , şahıstan çok DTP' ne düşmektedir. Dar , marjinal ittifaklara takılıp oyalanmak , işten çok çene çalmak , siyaseti masa başına hapsetmek , demokrasiden yana beklentisi olan hiç kimselere bir fayda getirmez.
Her nereden kaynaklı olursa olsun, bu saatten sonra Kürtleri parlamentoda temsilsiz bırakmanın doğuracağı sonuçlar, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği, sonucuna katlanamayacağı kadar ağır olacaktır. Doğrusu DTP merkez yönetimi büyük bir sorumluluk ve vebal altındadır. En geniş temsiliyet için Kürtlerin birlik içinde olması çok özel bir önem taşıyor. DTP'genel merkezindeki, il kademelerindeki aklı başında siyasetçileri, demokrasiden, adil bir gelecekten yana olan herkesi zor günler, ağır görevler bekliyor.
17. 03.2007 / İZMİR
|