|
|
||
|
|
||
Veysel Çamlıbel
Seçimle süren kaos Bu oyun bozulmalıdır
Türkiye'de siyaset meydanında Karagöz - Hacivat oyunu oynanıyor. İpleri sahne gerisinde, bildik güçlerin ellerinde.
Toplumsal – siyasal oyunun senaryosu özenle yazılmış. Aktörler iyi seçilmiş , Seyirlik oyun olan siyaset , topluma etkili teknik araçlarla sunulmuş.
Bu oynanan oyun 1950' den bu yana önü kesilmiş , özellikle de 1980 askeri darbesiyle iyice bir revize görmüş , yaşam kavgasında yaya kalmış halkın ise seyirci olarak katıldığı bir oyun.
‘' Cami mi , kışla mı ‘' karşıtlığına dayanan , onun üzerinden yürütülen yüksek tansiyonlu , gerilimli bir oyun.
Bu şeytanca düzenlenmiş bir denklem. Bu karşıtlıkta hayır - bereket yok. Bunda toplumun gündemi yok. İş , Ekmek , Özgürlük , Eşitlik , Adalet yok. Yaşamın öznesi İnsan , Ve onun geleceği yok.
Güçlü devlet - örgütsüz toplum oyunudur bu. Soğuk savaş dönemlerine denk düşen , Toplumu maniple eden bir gerilim oyunu. Toplum örgütsüz ve suskun , Sahici – yaşamsal bir çekişme olarak algılıyor olup biteni...
İplerin kopar gibi olduğu yerde oyunun galibi önceden bellidir. Silahını kuşanan , şaşırıp bunalan halkın imdadına yetişir sonunda , Vatanı ve milleti bir defa daha uçurumdan aşağı yuvarlanacakken kurtarır...
Ey dini bütün geçinenler!... Ey burnundan kıl aldırmazlar , Vatan – millet ancak benden sorulur diyenler!... Cami – Kışla çekişmesi bir hileli oyundur. Bu çekişmeden insanın mutluluğu , iyiliği çıkmaz. Bu itişip kakışmadan demokrasi çıkmaz. Kimse kimseleri kandırmaya kalkmasın , Bundan ‘ ' vatanın birliği , milletin bütünlüğü ‘ ' de çıkmaz.
Bu oyunla 2002 genel seçimlerinde , seçmenin yarısının iradesini dışarıda bıraktınız.. Şimdi de var olan meclis çoğunluğunun seçeceği reisicumhuru beğenmediniz , seçtirmediniz. Oh ne güzel!.... Bu kaotik ortam , bu dumanlı hava tam da kurtlara göre.... Açık faşizme çanak tutan , ‘ ' gamalı haça ‘' buyur diyen , kurtarıcılara çanak tutan bir hava.
Eşi türban takan köşke çıkar mı , çıkamaz mı ? Çıkarsa kıyamet kopar mı , kopmaz mı ? Cumhuriyetin haremi ismetine bir şey olur mu , olmaz mı ? Cumhurun reisi mi , reisin cumhuru mu... Derken , çağdaş teknolojiyle ifade edilen 27 Nisan muhtırası…
Tek çare olan seçim , nihayet birkaç ay öncesinden gelip kapıyı çaldı. Dünden hazırlığı olanların , tuzu kuru olanların işi kolay. Olayların arkasından gidenlerinse işi zor.
Kürtlerin , Emekçilerin , Alevilerin , Farklı din ve inanç mağdurlarının , İtilmişlerin , dışlanmışların iki ayağı bir pabuçta. Hazırlıkları yok , donanımsız , yaşam deneyimleri yetersiz.
Dünya kutuplu ve ortam yek pare tozlu dumanlı iken ‘' parlamentoda temsil edilmek ‘' denildi mi burun kıvıran insanların haklılık payı yok değildi. Sorun ya herro , ya merro sorunuydu.
Ama şimdi ? Koşullar farklı , farklılaşıyor. Çok şey , çok hesap değişimle karşı karşıya... Halk oyu çok daha önemli.
Bu gün de her şey parlamentoda başlayıp bitmez. En iyi bir temsil bile sorun çözmeye yetmez. Toplumun ; her örgütlenmede , her temsiliyette bizzat hak hukukunun takipçisi olması , katılımcı olması , çözümlerin takipçisi olması gerekiyor.
Toplumun gücünü ortaya koyması , sokakların , meydanların yıkıp dökmeden kullanılabilmesi demokratik gelişme için vazgeçilmez. Barışçı mücadelede , toplumun sivil itaatsizlik yöntemlerini üretebilmesi , bu gibi yöntemleri geliştirmesi , kullanılabilmesi gereken bir hak.
Bu genel seçim yaşamsal derecede önemli olan bir seçim. Ortadoğu onlarca yılı içine alacak bir çalkantı içinde. Sivil siyasetteki sefalet , devlet – toplum karşıtlığından darbeler hesabına yarar görülmesi , toplumun içinden bölünmeye zorlanması büyük tehlike... Yapısal bir değişim ihtiyacı kendisini dayatıyor.
Laik – anti laik çerçevede siyasetin kutuplaştırılması açık bir tuzak. Bu durum , öteden beri devlet aygıtının , toplum ve sivil siyaset üzerindeki vesayetini sürdürebilmesinin aracı.
Asker siyasetin içinde. Siyaset devlet katından toplum katına indiriliyor. Toplum siyaseti kendisi için üretmekten yoksun. Devlet toplumdaki dayanaklarını , etkinliğini geliştiriyor , toplum içinde örgütlenmesini sürdürüyor. Bu gidişatın hedefi toplumun bütünüyle devletleştirilmesidir. Bu süreç devam edecek.
1980 askeri darbesiyle siyasal yaşam , özellikle de ele avuca gelebilen sol / sosyalist siyasetler nedeyse bütünüyle devletleştirildi. 1960 – 70' li yılların az çok var olan ‘ ' sivil toplum örgütleri ‘' de bu gün büyük ölçülerde devletleştirilmiş durumda..
Sendikalar , meslek örgütleri , az çok var olan demokratik hedeflerini , kitle tabanlarını kaybetti. Asker sivil bürokrasi ‘' sivil toplum örgütleri ‘' tabirini artık çok seviyor. Şimdi silah üzerine yemin edebilen emekli asker / polis dernekleri revaçta. Öyle ki ; para militer organizasyonlar STÖ diye bilinir hale geldi.
Demokrasiden boşanan laiklik bir farklı din gibi görülüp sunuluyor. Demokrasisiz , abartılı laiklik vurgusuyla , bayraklı , başı açık birkaç yüz bin kentli kadının , ‘ ' ulusalcı sol ‘ ' ve geleneksel milliyetçi kesimlerin böylesi geliştirilen bir gerilim ortamında sokaklara , meydanlara dökülmesi boşuna değil.
Sokağa dökülmesi sağlanan kesim yabancı düşmanlığı ile iyiden iyi yerelleşme , bağnazlaşma , muhafazakarlaşma , yalnızlaşma , çağdaş dünyadan uzaklaşma yolunda. Yabancıyı düşman görme tavrının adı şimdi ‘' anti emperyalizm ‘ ' olmuş.
Seçim bir oldu bitti ortamı içinde zorunluluk haline geldi. Şeriat geliyor bahanesiyle kızıştırılan , yükseltilen tehlike faşizmden başkası değil. Demokratik değerler , Özgürlükler ciddi anlamda tehlikede.
Demokratikleşmede önemli dış faktör olan AB süreci , değişim , çağdaşlaşma iddiası askıda. Düşünebiliyor musunuz ‘' ne mutlu türküm diyene ‘' demeyeni Türkiye' nin düşmanı kabul eden , milyonlarca yurttaşına ‘' sözde yurttaş ‘' diyebilen tehlikeli zihniyet orta yerde duruyor.
Seçimde halkın – ülkenin gerçek gündemini öne çıkarmanın , bu yapay saflaşmayı , bu kirli alicengiz oyununu bozmanın imkanı yok mu ? Demokrasinin gerçek sahipleri yok mu!... Yaşamın gerçekleri bunlar... İmkanlar ne ? Bu oyun nasıl bozulabilir ?
Tarih , nesnel koşullar , nerdeyse bütünüyle Kürtlerin sırtına vurmuş demokrasi yükünü. Demokrasinin nabzı Kürt sorununda atıyor. Kürt halkının doğal / yaşamsal haklarını kullanabilmesi , eşit halk düzeyine yükseltilmesi , Türkiye' de demokrasiyi mümkün kılabilir. 73 milyonun ‘' çulunu çamurdan çıkarabilmek'' Kürt çözümü ile mümkün. .Düzenin / rejimin bel verdiği , bükülebileceği yer tam da burası...
Türkiye' de demokrasinin geleceği eskiden komünizmin yasal kabul görmesine bağlıydı. Şimdilerde ise Kürt tabusunun ortadan kalkmasına bağlı. ‘ ' aman bölünüyoruz ‘ ' korkusu demokrasinin önüne konulmuş başlıca bir engel.
Aslında ne bölünme kolay ne de zoraki birlik. Var olanı yok saymadıkça , baskı ve zülüm olmadıkça bölünme mümkün olmaz. Diğer yanıyla zoraki birliğin de kalıcı olamayacağı , zorla güzelliğin gerçekleşemeyeceği açıklıkla meydanda.
Demokrasiyi şu yada bu şekil ve içerikte seslendirenlerin bir Kürt çözümü , çözüme yaklaşımı kaçınılmaz hale geldi. Demokrasi kaygısı olanların Kürt – Türk kardeşliği yolunda bir adım atılabilmesi gerekir.
Bu seçim mücadelesinin ana temasında tabularla mücadele , insan hakları , demokrasi olmalıdır. Seçim kampanyasında , demokratik değerler , Kürt halk talepleri yerli yerine oturtulmalıdır.
Problemleri doğru teşhis edebilmek , çözmüm iradesini yaratmak gerekir. Yarın çok geç olabilir...
Kendini hep dev aynasından seyretmek , kendini beğenmişlikten de öte toplumsal narsistlik insanın başına bela alması demektir.
Halkları eşit ve kardeş görmenin , birlikte bir geleceği tasarlamanın , halklara sorunları cesaretle açıklamanın , onlardan temsiliyet için , demokratik bir yaşam için destek ve oy istemenin zamanıdır.
Bu güne kadar söylenip durulan ‘ ' Huzur ve güven ortamı'' yasaklar , korkular üzerinde bina edilemedi. Bu gerçeği artık görmenin , söylemenin zamanıdır.
Bu seçim sonuçlarıyla da kıritik bir seçim olacak. Bu yapay saflaşma , laik – anti laik karşıtlığı üzerinden bir tartışma zemininde götürülmek İsteniyor. Bu durum , seçim sonrasına da yansıyacak , normalleşmeyi önleyecek , gerilimlerle , tehlikelerle dolu açık bir tuzaktır.
Ne mi yapmalı ?
Laik – anti laik yapay kutuplaşması kararlılıkla önlenmeye çalışılmalı. Durumun vehameti halka ulaştırılmalı , insanlar bilgilendirilmeli.
% 10 barajı kuşkusuz demokrasi gelişmesin diyedir. Kürt halk kimliği parlamentoda temsil edilmesin diyedir.
Bağımsız adaylarla seçimlere katılmak bir zorunluluk halini almıştır.
Bağımsız aday olmak , parlamentoya seçilebilmek bir şan şöhret meselesi değil , demokrat - namuslu insanlar için , toplumun çıkarları için katlanılan bir külfettir. Bu böyle anlaşılmalıdır.
DTP her şeyden önce Kürt halk potansiyelinin Türkiye demokrasisine getireceği getiriyi , düzenleyici rolü iyice algılamalıdır. Kürtlerin tek temsilcisi gibi davranmaktan uzak durmalıdır. DTP Kürtlerin birliğinin önemini iyice görmeli , bu birlik ihtiyacını artık hedeflerinin merkezine yerleştirmelidir.
Bağımsız seçilenlerin Kürt kimliği ile yada gerçekten demokrat bir kimlikle seçilmesi , parlamentoda , demokrasiden , özgürlüklerden , eşitlikten , adaletten , barıştan yana davranması parlamentoya gerçek bir çoğulculuk kültürü katacaktır.
Bu seçim kampanyasında Kürt halkının asgari siyasal , toplumsal , kültürel talepleri açıkça ifade edilmelidir.Halka karşı taahhüt altına sokulmalıdır siyaset. Adaylar , adayları örgütlü yada bireysel olarak destekleyenler Kürt halkının , emekçi , ezilen , yaşamın dışına itilen halk kitlelerinin karşısına bir açık bir seçim taahhüdü ile çıkılmalıdır.
İstanbul , Ankara , İzmir , Adana , Mersin başta olmak üzere Halkların eşitliği ve kardeşliğine inanan , buna hizmetleri dokunan demokrat kimlikli insanları aday göstermek gerekiyor. Aday belirlemede geniş çevrelerin , gerçek sivil toplum örgütlerinin , aydın çevrelerin görüşleri önemsenmelidir.
Bu seçim ; demokrasiden , insan haklarından , halkların eşitliğinden yana birey – gurup ve kesimler açısından elbette mükemmel bir seçim denemesi olmayacaktır. Sonuçlarının da kusursuz olacağı beklenmemelidir.
Adaylar da tam arzu ettiğimiz gibi olmayabilir. Büyük ölçülerde de öyle olacaktır. Kazananları tutarlı bir çizgide tutabilmek de halkın görevidir. Bu ilk adım , daha iyiye / daha güzele , daha örgütlü olmaya doğru bir geçiş süreci diye algılanmalıdır.
Yaşam bu. Olması gereken ile olabilecek olan daima bir farklılık gösterecektir. Siyaset meydanı oldum olası , reel , rasyonel düşünüp davrananların başarılı olabileceği bir çekişme , güç mücadelesi alanıdır. Siyaset asla masa başı işi, bir mühendislik işi değil. Yaşamın hareketliliği içerisinde şekillenen , güce , kitlelere dayanan , gerçekleşebilirlik mücadelesidir.
Şunun şurasında seçime bir şey kalmadı. Hazırlığı olmayanlar ellerini daha da çabuk tutmak zorunda. Demokrasinin , insan ve haklarının sesini , Kürt halkının , ezilen , dışlanan kesimlerin kısılan sesini parlamentoya yansıtmak bu oyunu bozmayı başarmanın başlangıcı , ilk adımı olacak.
Taşların yeniden bir nizam intizam içinde örülmesi , örgütlü – kalıcı bir ‘'demokrasi bloğu'' ne yazık ki yıllardır ifade edilen ve fakat bu güne kadar becerilmeyen , ancak seçim sonrasında yeniden düşünülebilecek , değerlendirilebilecek , başarılabilecek bir iştir.
Ne CHP , Ne AKP , Ne de onları kuyruğuna takılan , koltuk makam kavgasına tutuşan partilere oy yok. - Devlet mi , toplum mu ? - Elbette toplum!... - Toplum mu İnsan mı ? - Elbette Önce İnsan. Önce birey
Hakkını – hukukunu koruyabilmesi ile insan insandır... Doğal çevresi ve toplumsal aidiyetiyle İnsan insandır!...
Cami – kışla kutuplaşması asla ezilenlerin , mağdurların tercihi değil. Egemenlerin , keyfi / dümeni yerinde olanların tercihidir.
Halkı , ağzı var dili yok olmaya , seyirci olmaya mahkum eden bir tercih... Bu senaryo hesaplı kitaplı bir tezgahtır. Şeytanca bir pazarlamadır.
Bu kirli tezgah ; demokrasiyi savunmayla , demokratik değişimle , devlete karşı insana insan değeri vermeyle ile bozulabilir.
CHP – AKP çekişmesinden hayırlı bir şey çıkmaz , Demokrasi , değişim , gelişme çıkmaz. Olsa olsa darbe çıkar , Şiddet ve zorbalık çıkar.
Ne din istimrarcılığı , Ne askeri darbe... Faşizme yol verilmemeli.
İnsanlar özgür ve eşit , Halklar , diller , kültürler özgür ve eşit... Gönüllü , gönülden gelen birlik... Barış içinde kardeşçe bir yaşam!... Aklı başında olanların muradı bu.
Aydınlık , huzurlu bir gelecek için , Eller vicdanlarda... Oylar özgürlüğe , eşitliğe , adalete , barışa...
Oylar hırsıza, uğursuza, düzenbaza değil , Halkları birbirlerine düşüren bölücü, ayırımcılara değil , Türk – Kürt kardeşliği için kullanılmalıdır. Oylar, bağımsız, demokrat adaylara verilmelidir!...
08 . 05 . 2007
|