|
|
||
|
|
||
Veysel Çamlıbel
2007 genel seçimleri öncesi ve sonrası
Her seçim önemlidir. Ama bu seçim, 22 temmuz 2007 genel seçimleri rejim karşısında toplumun eğilimlerini, tepkilerini, geleceğini algılama imkanlarını görmek açısından önemli bir seçimdi. Doğrusu sonuçları kolay kestirilebilir olmayan bir seçimdi. Böylesi gerilimli , kaotik ortamda , halkın – ülkenin sorunlar yerine, toz duman içinde ‘' vatan - millet ‘' nutuklarının çekildiği , abartılı bayrak kampanyalarıyla ‘ ' cumhuriyet mitingleri ‘' nin düzenlendiği bir seçim öncesinde , halkın eğilimleri sandığa nasıl yansıyacağı önemliydi..
Bir kere , bundan önceki seçimlerine bakılırsa , kendisini Cumhuriyetin , ülkenin gerçek sahibi gören , asker – sivil bürokrasinin siyasete bu kadar açıktan taraf olduğu , siyaseti yönlendirdiği görülmemişti. Elektro muhtıralar , yukarılardan işaret edilen ve yönlendirilen ‘ 'cumhuriyet' e sahip çık ‘' mitingleri , evlerde , iş yerlerinde , caddelerde aylarca süren abartılı bayrak asma , bunu seçim sonuçlarına yansıtma kampanyaları…Halka , ‘'terörle mücadele yalnız güvenlik güçleriyle kazanılmaz ‘' , ‘ ' sokaklara dökül'' , ‘ ' bölücülere'' , ‘' teröre'' karşı kitlesel tepki koy çağrıları...Hepsi genel bir psikolojik harekat çerçevesinde programlı bir şekilde adım adım planlandı ve yürütüldü.
Seçim , halkın gündemi dışında , devletin güvenliğinin önde durduğu bir gündemdi. Tehdit algılaması daha da genişletilmiş , derinleştirilmişti . PKK ‘ den de öteye , güneydeki Kürt federe bölgesi hedefe konulmuştu. Türkiye' nin kaderi üzerinde ciddi sonuçlar bırakacak bir gerilim , şiddet ortamının tam da seçim arifesine denk getirilmesi kuşkusuz manidardı.. ‘'Kürtlerin devletleşmesini bizim için temel tehdittir. AB birliğinden girmemizden daha da önemlidir .'' tespiti Ortadoğu' da genelinde Kürt halkını kaygılandırıyordu. 2007 yılı başlarından hemen sonra sınıra asker , ağır silahlar taşınmaya , yığılmaya başlanmıştı. Seçime nerdeyse beş kala ‘ ' Irak' a girme hazırlığımız tamam, başarı şansımız yüksek ‘' , arkamızda da ‘' siyasal irade yok '' yakınmaları almış yürümüştü. Asker – sivil ilişkileri bıçağın sırtında duruyordu.
Asker – sivil bürokrasinin toplumu maniple etme , yönlendirme gayretleri , seçimin üzerinde önemli yoğun bir baskı oluşturdu. Asker – sivil bürokrasi , CHP' nin karargahı hareketliydi. Baykal komutasında , halkı bir yana itmiş , bürokrasinin arkasına sığınmış CHP ‘ ye gün doğmuştu. CHP dediğimiz sıradan bir parti değildi , devletle birlikte doğup şekillenmiş , altı okunu ‘ ' Atatürk ilke ve inkılapları ‘' adı altında önemli anayasa prensibi haline getirmiş bir partiydi. Vatan millet herkesten önce ondan sorulurdu. Yelkenlerini esen rüzgara karşı doldurmaya kalkan partilerin başında der demez CHP geliyordu. MHP kendi kulvarında , esen rüzgarı ırkçılık / milliyetçilikle birleştirip yürüyen , asık bir suratla ‘' devlet ciddiyeti ‘' ifade eden bir başka partiydi. M. Ağar' ın mirasına göz diktiği DP , GP ve DSP bu devletçi rüzgardan yararlanmaya çalışan diğer partilerdi.
CHP , MHP , GP , DP açısından seçim , kuru - sıkı siyaset , ideoloji üzerinden yürütülen gerilimi tırmandıran bir kampanyaydı. Toplumu cepheleştiren , saflaştıran , hesaplaşmaya çağıran , ‘ ' şeriat tehlikesini ‘ ' , ‘ 'bölücülüğü ‘' işaret eden , demokrasi - barış söylemlerinin yer almadığı , halkın yaşamsal beklentilerinin söz konusu olmadığı , toplumu günü birlik sorunlarla bunaltan , açlık , işsizlik , yoksulluğun ifade edilmediği bir seçim havası sokakları sarmıştı. Devlet katında estirilen pür ideoloji ve siyaset , toplum katında nasıl yansıma bulacaktı ? Bu bombardıman ekonomide , siyasette istikrar arayışlarını , halkın iş , ekmek , insanca yaşam beklentilerini , özgürlük , eşitlik , adalet taleplerini , umutlarını karşılamıyor , ondan öteye toplumu kaygılandırıyordu.
Çankaya vesayet rejiminin kilit makamıydı..Yasalara göre Çankaya ‘ da oturan zat günü – zamanı geldiğinde ordunun başkomutanıydı. Oraya eşi baş örtülü olan , cumhuriyetçiliği şüpheli biri parlamento iradesiyle de gelse bile , orada nasıl oturabilirdi….Siyaset semalarında korku , endişe dolaşıyordu. ‘ 'Uzlaşma ‘' gerekirdi. Uzlaşma neydi sahiden!..Azınlık ve çoğunluk arasında ‘ ' Önce devlet mi – millet mi , hangisi diğerinin sebebi hikmeti ‘' kabulü farklıydı...Cumhuriyet tarihi boyunca böylesi yaşamsal bir karşıtlık yaşanıyordu. Abanın altından sopayı gösteren atanmışların , halk üzerinde egemenliğini sürdürmek isteyen bir azınlığın dediğini yaptırtmasının adı mıydı uzlaşma ? Halk iradesiyle gelmiş çoğunluğun göstereceği aday yerine ile de azınlığın adayı üzerinde uzlaşma sağlanmalıydı. Denilen buydu. Yoksa , maazallah ‘ ' Atatürk' ün kurduğu cumhuriyet ‘' elden giderdi.
Baskı – şiddet ortamının evveliyatı vardı. Türkiye 1980 ‘ den bu yana bir şiddet sarmalı içindeydi.. Tarihsel , siyasal , toplumsal temelleri olan , inkardan gelinerek kangren olmuş Kürt sorunu şiddete mahkum edilmişti. 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte baskıya – şiddete dayalı uygulamalarla sorunun bastırılmaya çalışılması , karşı şiddetin doğuşunun , kalıcılaşmasının başlıca sebebiydi. Kürt halkı bu şiddet ortamı içinde canını , malını , bir çok şeyini kaybetmemişti. Doğal ikliminden uzaklaşmış , aile düzeni , yüzlerce yıllık değerleri ağır darbe yemişti. Üretimden kopmuş , göçler sonucu sığındıkları şehir varoşlarında , izbelerde yaşamaya , işsizliğe , yokluğa , açlığa , umutsuzluğa razı edilmişlerdi.
Demokrasi , çok particilik yerli değildi , 1940 yılları ortalarında faşizmin yenilgisiyle Avrupa' da yükselen insanlık değerlerinden nasibimize düşen ithal malıydı.. Nitekim ; gerçek bir çoğulculuğun nasip olmadığı 50 yılı aşkın çok particilik düzeninin yolu çeşitli defalar askeri müdahalelerle kesildi. Baskı dönemleri sonrası benzer seçim ortamlarda , atanmışlar mı – seçilmişler mi karşıtlığından hep seçilmişler kazanmış , otorite dayatanlar her seferinde yenik düşmüştü. Cumhuriyet rejiminin devlet katından toplum katına indirilen batı taklitçiliğine dayanan modernite , çağdaş olma anlayışı , kanunlar eliyle korunsa , yönlendirilse de büyük ölçülerde toplumsal doku tarafından içtenlikle kabul görmekten uzaktı.
Siyaset bir türlü toplum yararına işlemiyor , toplumla devlet arasında gidip gelen siyaset çarkı her seferinde tersine çevriliyor , devletten yana dönüyor , güçlü devleti yeniden üretiyor , topluma karşı daha da güçlendiriyor. Devlet bir hizmet aygıtı olarak , toplum ve ülke için var olacakken , cumhuriyet elitlerince , millet devlete ait kabul ediliyord.. ‘ ' Çok particilik ‘' var olalı beri devlet ve toplum arasındaki makas kapanmıyor , açıklığını hep koruyordu. Cumhuriyet seçkinleri halka yukardan bakıyor , ‘' halkın cahil olduğu ‘' gerekçesiyle vasiliğini sürdürüyor. Seçimle ortaya çıkan millet iradesi , ‘' muasır medeniyet seviyesine ulaşmamızı önleyen ‘' , neredeyse sadece usul yerini bulsun diye başvurulan bir ‘ ' sözde ‘' irade sayılıyor , elit kesime bakılırsa ‘ ' millet iradesi ‘' her ne hikmetse hep şeriat tehlikesine , bölücülüğe işaret ediyor. Bu güne kadar bu hep böyle oldu.
Bu seçim önemliydi.Halk baskı altında ‘' tek tip ‘' elbiseyi giyecek miydi ? Bu koşullarda yine sandıktan çıkan toplum – halk mı olacaktı ?
Dış ve iç politikanın karşılıklı birbirini baskıladığı , baskı ve şiddetin öne çıkarıldığı seçim ortamında çıkacak sonuç elbette çok anlamlı olacaktı. Haftalarca ilgili ilgisiz bir çok yerde asılı tutulan bayrakların , cumhuriyet mitinglerinin rüzgarını arkalayan devletçi güçler – devletçi zihniyet mi kazanacaktı !...Yoksa halk mı ? Bir başka ifadeyle toplum , ‘ ' benim birilerinin vasiliğine ihtiyacım yok , ben rüştümü çoktan ikmal ettim , ehliyet sahibiyim ‘' , demokrasi , insan hakları , hukuk , adalet benim sorunum , o herkesten önce bana lazım diyebilecek , yeniden direnecek miydi ?
2007 22 temmuz seçimleri neyi ifade ediyor ?
Sonuçlarını şöyle okumak gerekiyor kanımca..
Genel olarak
*** Cumhuriyet tarihiyle özdeş olan devlet millet kavramları arasındaki mesafe , rejimin derin bir zaafı olarak önemini hala koruyor. Milletin iradesinin bir ifadesi olarak sandık , gerçek iktidar olabilme iddiasını sürdürüyor. Egemenliğin pazarlıksız topluma – millete ait bir hak olduğunu , bu hakkı kimseye devir edemeyeceğini kararlılıkla ifade ediyor.
*** Batı kopyacılığına tutunarak yürüyen ‘' Kemalist modernite ‘' şimdiye kadar tek modernleşme modeli olarak görüldü. Varsa yoksa tek medenileşme yolu buydu. Sanayileşme dışı faktörlerin etkisiyle kente ulaşan , zenginleşen İslam referanslı – muhafazakarlık kültürünün üzerine oturan taşra kökenli sermayenin farklı modernite anlayışı artık toplumsal yaşam ve siyaset alanında boy veriyordu.. Siyasal İslam ile binlerce yıl ötelerden gelen muhafazakarlık arasındaki renk farkı , muhafazakarlığın öne çıkması , sınırlı da olsa geleneksel siyasete bir değişimi işaretiydi. İslam ve muhafazakar değerler İslam dünyası yerine , gerekçesi ne olursa olsun kendisini AB üzerinden ifade ediyordu. Bir başka anlamda AB süreci ve tercihi içinde ilerlenebilirse Türkiye koşullarında İslam , uygulamada olsun ılımlılaşabilecekti..
*** Kürt aydınları , okumuş kesiminin , eğitim görmüş Kürt gençliğinin soğuk savaş döneminin devletçi , üzerine CHP' nin zehrinin sindiği Kemalist sol anlayışından uzaklaşmaya başladığı , kendi tarihsel kökleri , kendi ikliminin sosyolojisi , kültürel varlığı - zenginliği üzerinden , özgür , tutarlı bir modernite arayışında olduğu artık adamakıllı görülmeye başlandı.. Soğuk savaş ikliminde yaşama şansı ve imkanı bulan ‘' halka rağmen halk için ‘' anlayışı , ‘ ' Kürt solu ‘' , Kürt aydınları arasında hızla aşılıyor , terk ediliyor. Kürt aydınlarında değişimin anahtarı bu. Bu kopuşu derinleştirip , en önemlisi içselleştirmek gerekiyor. Kürt aydınlanması ve modernite çabalarına ihtiyaç büyük. Kürt aydınlanması tepeden inmeci Kemalist modelden uzaklaştığı , yüzünü özüne döndüğü taktirde , Kürt özgürleşmesinin , gerçek laikliğin , halkçı - cumhuriyetçi kültürünün başlıca teminatı , demokratik değerlerin yaşama geçirilmesinin başlıca aktörü olacakları kuşkusuzdur..
*** Ayrıca , AB yolunda atılan kimi adımların devamının gelebileceğinin , ekonomideki makro parametrelerin istikrarın sağlanması yolunda sürdürüleceğinin , maceracı dış politika imkanlarının zayıflayacağının , sivil bir anayasa ve ona bağlı temel yasaların demokratik bir öze kavuşturulabileceğine işaret ediyor bu seçim sonuçları…
Gelelim seçimlerin sayılardan öteye olgu ve süreçleri işaret eden, özel , yakın , somut siyasal sonuçlarına.
AKP' inin Başarısı
** Bu seçimde AKP başarılı oldu. Her bölgeden , kentten , yerleşim biriminden , her milliyetten , sınıftan , cinsten , yaştan , hatta her meshepten insanlardan oy aldı. Adaylarını da az – çok bu hedefe göre seçti , seçebildi. Solu – sağı da içine alan merkez partisi profili ortaya koydu. Jakoben ideolojik kuşatmışlığı halkçı bir profil içinde geçersiz kıldı. Bu başarıyı para – pul , kömür bilmem ne dağıttı , yok bilmem ‘ ' okudu üfledi ‘' gibi hafif kalan gerekçelerle izah etmek kanımca gerçekçi ve inandırıcı değil.
** AKP siyasal İslam kökleri açısından 30- 40 yıl öncelerinin birikimlerinden gelen bir parti. Bu geçmişi 1950 yıllarına doğru gerilere çekek de mümkün. Geleneksel yaşam , muhafazakar değerler açısından ise binlerce yılın cemaat kültürüne , değerlerine sahip bir parti. Necmettin hocanın ‘ ' milli görüş ‘' çizgisinden ayrışıp , değişmek , faklılaşmak isteyen , bu yolda az – çok mesafe almış gözüken bir parti. Anadolu' ya sıkışmış taşra ticaret sermayesinin büyüyerek başta İstanbul olmak üzere büyük kentlere yerleşmesi ve zenginleşmesiyle temel bulan , güç kazanan , çevreyi kontrol eden bir hareket. Öyle ki ; şimdi yoksulların İslam' ı karşısında zenginlerin İslam ‘ ı yükseliyor. Ve geleneksel toplumsal yaşam içinde , 'ılımlı İslam ‘' etiketi altında zenginlerin İslam' ı , modernite arayışı çıkış yolu arıyor..
** AKP bu seçimlerde öne çıkan ağırlıklı kadrolarıyla siyasal İslam profilinden ziyade muhafazakar bir görüntü verdi. Huzuru amaçlayan , çatışmacı siyaset ve ideolojik bakışlardan uzak , ekonomiyi öne çıkardı , halkın günlük sıkıntılarını , bunun için neler yaptıklarını , neler yapacaklarını söyledi. Gerilim ortamında sükuneti sağlamayı amaçladı. Diğer yandan halktan biriydi AKP lideri , Abdullah Gül imajı ise haksızlığa uğramışlığı çağrıştırıyordu. AKP ; halkın karşısına 366 vekille reisicumhur seçtirememiş , haksızlığa uğramış ve fakat gerginlik - şamata da yapmamış bir parti durumundaydı. Tayip Erdoğan liderliğindeki AKP 1950 yılından bu yana leb demeden leblebiyi anlayan halkın her zaman geçerli olan sezgilerine hitap etti..
** AKP İslam' i ahlaki değerler yanında , geleneksel toplumsal dayanışmanın normlarıyla halka en yakın duran , halkla iç içe olan , muhafazakar – dindar , örtünen kadınların bire bir ilişkisiyle , AKP ‘ li muhafazakar gençlerin enerjisiyle , halkın güncel sıkıntılarına yakın durma , onların değerlerine sahip çıkmayla sandıklara geldi , geleceği sahiplendi. Denilebilir ki ; bağımsızlar dışında , sahada aylarca çalışan belki de tek parti AK Parti. oldu. Şehir merkezlerini , büyük cadde ve bulvarları , varlıklı , mutlu dünyası olanları saran , derme çatma gecekondularda yaşayan , çevre mahallelerin geleneksel insanları kendilerine en yakın durana , inandıklarına , olabileceklere oylarını verdiler. Yaşam standartlarını korumaya çalışan , bunun için ekonomide istikrarı önemseyen orta sınıf insanlar , esnaf , ticaret erbabı insanlar bu gürültü - patırtı ortamında istikrarı seçtiler.
** Genel olarak durum buyken , Kürt illerini içine alan coğrafyada çok şeyini yitirmiş , feleğin çemberinden geçmiş Kürt halkı Irak sınırına yığılan askeri sevkiyatın anlamını çok iyi biliyordu.. Şiddetten başka şeyle tanışmamış genç kuşaklar seçmendi. Özgür irade beyanının ne zor olduğunu , sandık güvenliğinin sağlanamayacağını , seçim listesine alınan bağımsızları bulup işaret etmenin zorluğunu , bağımsızlara oy vermenin nelere mal olduğunu , olacağını önceden biliyordu. Şiddetin devamının kendilerine çok şey kaybettirdiğinin deneyimine sahipti. AKP' nin kendi varlık nedeni olarak da gördüğü , tansiyonu düşürme politikasını , Irak' a girmeyi istemeyen tutumunu Kürt halkı görebiliyordu. CHP ve MHP başta olmak üzere savaşı - şiddeti özendirmeyi hedefleyen partiler halkı ürkütüyordu. CHP – MHP bloğuna karşı bir güç olan AKP desteklenmeliydi. Tercihi niye DTP değildi ? DTP Kürt halkının yaygın hassasiyetlerini , ekonomik , sosyal , kültürel önceliklerini ve onların önemini kucaklamamıştı , kucaklayamıyordu. DTP marjinal kalan bir parti özelliğini sürdürmüş , kendini halk ihtiyaçlara göre yenileyememişti. Ne geniş bir Kürt kamuoyunun frekans farklılığının önemini kavramıştı , ne de kendi dışındaki siyasal görüş ve hareketlere demokratça davranabilmişti. DTP verilecek oy CHP – MHP merkezli şiddet ve gerilim yanlısı siyasal tehlikeyi durduramazdı. Ancak AKP' nin yalnız başına iktidarına katkı koyarak bu saldırganlık dengelenebilir , durdurulabilirdi. Diğer yandan , muhafazakarlık , din kardeşliği milliyetçilik saldırganlığına - kinine bulaşmadıkça Kürt halkı ile AKP arasında bir ortak paydaydı. İçindeki diğerlerini aratmayacak milliyetçi unsurlara rağmen AKP ‘ nin ümmet anlayışını çağrıştıran millet anlayışı ‘ 'ehveni şer‘' niteliğindeydi.
** Güneydeki Kürt devletleşmesinin yarattığı rüzgarın Türkiye' deki seçimler üzerine etkisi olabilir mi ? Belli ölçülerde mümkündür , etkisi olmuştur kanaatindeyim. Güney Kürtlerinin Türkiye politikası öteden beri dostane bir politika olarak süregeldi. Güney Kürtlerinin özgürlük arayışları ağırlığıyla batı eksenliydi. Kürt – Türk halklarının yan yana iç içe yaşaması gerçeğini , Türkiye' nin yüzünün batıya dönük olduğunu ve olması gerektiğini olumlu olarak değerlendiriyorlardı. Bu politik kavrayışları AKP' nin politikalarıyla bağdaşıyordu. Farklı özellikler gösterseler de , her iki anlayış da şu dünya gerçekliğinde dine dayalı olmayan ve fakat gerçek bir laik ve cumhuriyet anlayış ve kültüründen yana bir devlet anlayışında yakın düşünebilmeleri normaldi. Ne de olsa Osmanlıdan kaynaklı ortak tarihi gelenekten geliyorlardı. Türkiye seçimlerinde Kürtler , AKP sınır ötesi bir maceraya meydan vermez , en aşağısından bu konuda istekli olmaz , Türk – Kürt düşmanlığına neden olmaz diye CHP – MHP ‘ ye karşı AKP ‘ yi desteklediler.
** DTP' ni içine kapanmış , farklı sesleri içinde barındırır bulmayan , seçim siyasetini de toparlayıcı görmeyen milyonlar , bir çoğu toplum içinde belli sosyal statüye sahip , Kürtlüklerini de inkardan gelmeyen AKP' li adaylara oylarını verdiler. Kendi yakın beklentilerine , gündelik sorunlarını çözücü olabilir düşüncesi ile uygun olana , iktidara yakın duran en büyük aday gördükleri AKP' yi tercih ettiler. AKP dışında bütün partiler denilebilir ki Kürt coğrafyasından silindiler. Siyaseten ( çünkü AKP ‘ nin Kürt halk kimliğinin , haklarının tanınması konusunda ) olmasa da , ekonomik , sosyal normlar - gerekçeler anlamında bölgenin büyük partisi durumunda olan AKP ile karşı karşıyayız. DTP , bölgede , ekonomik - sosyal - kültürel programını yanında , siyasal bir parti olarak kimliğinde netlik sağlayamamış ikinci parti durumundadır.
DTP ‘ nin Durumu üzerine
** DTP parti kimliği ve eskiden olduğu gibi sonucu önceden belli dar sol ittifaklarla seçime giremezdi. Halkın var olan desteğini kaybetmeyle yüz yüzeydi. Onun gereğini de yerine getirdi. Bağımsız adaylarla seçime girdi. Bu yegane doğru tavırdı. Bağımsız adaylara karşı kurulan yasal , yasal olmayan tuzaklar , on binlerce oyun yanlış kullanılmasını , iptal edilmesini , sonuçlara yanlış yansıtılmasını sağladı. Her şeye rağmen DTP ‘nin bağımsız adaylarla seçime girip gurup kurabilecek bir sayıyı yakalamasını bir başarı olarak görmek gerekir.
** Basının bilinen çevrelerinden gelen değerlendirmeler AKP – DTP karşıtlığı üzerinden değerlendirilip , yürütülüyor. Önümüzdeki yerel seçimlerde AKP' nin bölgede DTP ‘ ni yerel yönetimlerden silip süpüreceği , Kürt sorununun milliyetçilik dozu sınırlı , bölgeye ekonomik , sosyal kimi desteklerle , ‘ 'din kardeşliği‘' ve muhafazakarlık politikalarıyla pek ala daraltılabileceği iddiaları güçleniyor. Kimi çevrelerde Kürtlerin nüfusunun abartıldığı ile ilişkiler kurularak , bu nüfusun büyük bir kısmının batıda yaşadığı , oradan geri dönmeyeceği , entegrasyon ve asimilasyon sonucu zamanla problem olmaktan çıkacağı ifade ediliyor. Kürt kimliğini ifade ettikçe ‘ 'etnik milliyetçilik‘' yapmış varsayılan DTP , bu nedenle barajı aşamamakta , büyüyememektedir. Oysa kazın ayağı hiç de böyle değildir. DTP ‘ nin mirasını paylaştığı 16 yıllık siyasal hareket , eksik ve yanlışlarından , yasal engellerden de kaynaklı olarak ‘' Kürt sorunu '' nu , tarihsel , siyaset , ekonomi , sosyal , kültürel boyutlarıyla öne koyamadığı için , marjinal kaldığı için , Kürt kimlik sorunlarını önde tutamadığı için gelişememektedir. DTP , resmi anlayışta Kürt kimlikli bir parti olarak algılanmasına karşılık , içinden ve dışından gelen farklı seslerden görülüyor ki iddia edildiği gibi bir parti olduğu tartışmalıdır. Sol partiyiz vurgusu da bildik sol anlayıştan , Kemalizm ile ifade bulan bildik sol kültürden pek farklı gözükmemektedir.
** HEP‘ ten DTP' ne Türkiye' de Kürt halk sorununun enerjiye dönüşebilecek potansiyelleri gerçek boyutlarıyla ortaya çıkarılamamıştır. Toprağa dayalı , bölgesel siyasal yüzü , onunla bağlantılı batı bölgelerindeki Kürt kimlik hakları yüzü araştırılmamış , bütünlüklü olarak ortaya konulamamış , çözümler üzerinde esaslı bir şekilde durulmamış , ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmamış yada konulamamıştır. Bu eksiklik günümüzde kendisini açıkça duyurmaktadır.
** Kürtler olarak tepkici bir halkız. Baskılar karşısında bunca isyan bunun sonucu. 13 yıl önceki , kimi vekillerimizin hala yansımaları zihinlerde kalan tepkiciliği beklide kaçınılmazdı. Ama bu tip kaçınılmazlıklar büyük ölçülerde aşıldı. Tepki yerine , şimdi daha ağırbaşlı , daha programlı , daha kalıcı – kararlı mücadele yapabilecek olgunluktayız. Halkımız da bunu böyle istiyor. Kürtlerin hesaba – kitaba dayalı aksiyoner politika gütmesini becerileceğinin alametleri gözüküyor.20 DTP' li vekilin başlangıçta gösterdikleri esneklik oldukça önemliydi. İyi bir başlangıç içinde oldukları da görülüyor. Mesele , seçkinci politikadan uzak durmak , halkın aktif desteği ve katılımıyla , 80 yıllık tabunun üstüne akıl ve hesapla gidebilmek , dirençli olabilmek , halkların özgürlüğü ve eşitliği üzerinden gönüllü bir birliği en geniş şekilde tartışabilmek…Halkın kimlik hakları yanında , bölgenin coğrafi kimliğini savunmak , coğrafyanın sömürge metotlarıyla yönetilmesini önlemek , halkın günlük yaşamının sorunlarının acil çözümlerini bulmaktır. Bunun içinde iki önemli şey gerekiyor. Sabırlı ve kararlı olmak. Bu da bilgili , donanımlı olmayı gerektiriyor.
** Seçime giderken büyük kentlerde sol bağımsız adayları hesaba katmayla DTP isabetli karar verdi. Kendi dışındaki Kürtleri hesaba katmamış , Kürtlerin birliğinin önemini göz ardı etmesi ise , süre giden dar - yanlış bir bakışın , tutarsızlığının açık işaretidir. CHP ve MHP halkımızca tanınması çok zor olmayan partiler. Onlarla mücadele etmek daha anlaşılır ve kolay. AKP gibi bir partiyle yarışmak , onun örtülü stratejisini, halk üzerinde etkili taktiklerini açığa çıkarabilmek, onunla yarışabilmekse hayli zor ve zaman alıcı…
** Önümüzdeki yerel yönetimler seçimleri Kürt halkı açısından genel seçimlerden daha da önemli. Marjinal olmayan , yaşam içindeki tutarlılığı bilinen , halkı bütünüyle kucaklayacak bilgi ve beceriye sahip adaylar bu günden düşünülmelidir.Türkiye koşullarında yerel yönetimlerin ne ağır sorunlarla karşı karşıya olduğu , merkezi yönetimin , merkeze bağlı yerel bürokrasinin halk üzerindeki ekonomik , sosyal baskı imkanları , kesenin ağzını açanın seçimi nasıl alabileceği biliniyor. Kürtlerden aldığı oylarla AKP' nin artık devletçi sistem için vazgeçilmez bir parti olduğu kesindir. Siyaseten Kürt özgürleşmesi önündeki en büyük engeli AKP oluşturuyor. Dar , marjinal ‘ ' her şey benden sorulur ‘' tarzı siyasetlerle AKP durdurulamaz. DTP ‘ de bir anlayış değişimine , zihinsel yenilenmeye ihtiyaç var. Bu zaaf fark edilmeli , günden önlem alınmalıdır. Önümüzse ki yerel yönetim seçimleri DTP ve Kürt halkı açısından açık , ciddi riskler taşıyor.
06.08.2007
|