|
|
||
|
|
||
Veysel Çamlıbel
‘'Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali !...''
Her doğum, sancılarla , dayanılmaz ağrılarla olur. Toplumsal olaylar da böyle doğar, şekillenir tarih içinde. Üstünü örttüğünüzü, hatta betonladığınızı sandığınız gerçekler gün gelir elleri – ayakları üzerinde doğrularak, ummadığımız bir şekilde yeniden karşınıza dikilir ‘'ben yok olmadım, gördüğünüz gibi işte buradayım ‘' der. Gerçeklerden kurtuluş yoktur. Siz onu tanımasanız da , o sizi eninde sonunda arar bulur.
Kürt sorunu işte böyle bir sorundur.
Varılan şu dünya koşullarında Kürt gerçekçiliği, özgürleşmesi yeniden bölge ülkelerinin ve dünyanın, insanlığın gündeminde. Sorun, bölge ülkelerinin, insanlığın, dünya kamuoyunun, neden sonra BM' in kapısını çalıyor, çalacak Öyle anlaşılıyor ki ; bu sefer sorunun Ortadoğu' yu bütünüyle etkileyip sarsan boyutlarından , acil hale gelen çözümlerinden kaçış , kurtuluş yok.
Türkiye ‘ diğer komşu ülkelerden belli ölçülerde faklı bir ülke. Türkiye , Kürt halk gerçekliğiyle muhatap olan , bölgenin demokrasiye en uygun , en yakın duran ülkesi. Orda kurulamayacak halkların eşitlikçi hukuku, orada mümkün olmayacak halkların bir arada yaşama imkanı bölgenin diğer ülkelerinde hiç mümkün olamayacak. Ne yazık ki Türkiye , demokrasi ve çağdaşlaşma yolunda bir zaaf olarak algıladığı böylesi bir sorunu , bir artı puana , bir demokratik şansa dönüştürecekken dönüştüremiyor.
ABD Irak' a gireli beri, bölge ülkelerini bir bölünme korkusu ve paniği almış yürümüş. Bölge devletleri, milyonların işsizlik - yoksulluk , halkların gelecek sorun ve kaygıları ile değil, varsa yoksa devletin güvenliği ile ilgililer. Bölge devletlerin güvenlik politikaları da, Kürt gerçekçiliği, Kürt özgürleşme talepleri ile sıkıca bağlantılı. Türkiye ' de Soğuk savaş döneminin konumlanışı içinde hala. Türkiye ‘de yönetici sınıf bu paniklenmenin nerdeyse başını çekiyor. Sorun demokrasi yöntemleri ve siyaset yoluyla tartışılsın, çözülsün , bunun için de şiddet ortamı bitsin istenmiyor. Sorun , baskı ve yasaklarla bastırılmak , zamana yayarak etkisiz kılınmak isteniyor.
Dünya farklı bir dünya. Koşullar farklılaştı , faklılaşıyor. ABD dünyanın bir ucundan buralara kadar niye gelmiş olabilir !..AB ve bütün kapitalist dünyasını ardına katarak gelişi kuşkusuz dünyayı özgürleştirmek değil.….Enerji kaynaklarının kontrolü için, kapalı ekonomileri uluslar arası pazara katmak, kapitalizmin bir dünya sistemi olarak yayılması için gelmiş denizler ötesinden ta buralara. Ve silahla , top – tüfekle gelmiş. İleri teknoloji , hızlı iletişim ve etkileşme imkanlarıyla kapitalizm bir dünya sistemi olma yolunda gelişmesini sürdürüyor.
Türkiye az – çok halk oyu , çok particilik , seçim , temsili demokrasi kavramlarıyla tanışık bir ülke. İran , Irak, Suriye , diğer İslam ülkeleri öyle mi ? Irak ve Suriye' de rejimler, halk oyunu bir yana atmış, seçimlerden, farklı siyasal partilerden nasibi olmayan, soğuk savaş ikliminin içine kapanmış ekonomik – toplumsal yaşam üzerine oturmuş azınlık diktatörlükleriydi, zorba rejimlerdi. Iran ‘ daki rejim ise ; bu günkü haliyle din esaslarına dayanan , çoğunluğun diktasının olduğu bir ülke durumunu koruyor. Dışarıya şiddet ihraç eden bir ülke.
Emperyalizm, yayılmacılık , uluslar ötesi sömürü ve baskı dünyadaki tek kötülük , haksızlık değil. Emperyalizmden kötü şeyler de var. Gücü çoluk çocuğunu dövmeye , sindirmeye yeten , halkını , halklarını ezen azılı diktatörler , saldırgan ırkçı – şoven rejimler…Halkla – halklarla karşıt konumda yer tutmuş soğuk savaş koşullarının eli sopalı Asker – sivil bürokratik rejimlerinin tasfiyesi (ki bir vakitler bu rejimler büyük ölçülerde emperyalizmin eseriydi) bu gün pek ala emperyalistlerce kapitalizmin gelişmesi için zorunlu görülebiliyor.
Ortadoğu' da statüko çatırdıyor. Irak bölgenin en yapay devletlerinden biri. Irak bölgenin ekonomik, askeri, siyasi, jeopolitik açılardan stratejik olan ve hem de değişim imkanlarının en elverişli olduğu bir ülke.. İran ve Suriye' deki rejimlere iyidir denmesi mümkün mü ? Evladı iyale ‘ 'yandım Allah ‘' dedirten rejimler bular…Irak halklarının büyük çoğunluğunun ölüsünden bile ürktüğü Saddam' ın gidişine ancak benzer zalimler, zalimlerin işbirlikçileri sevinebilir.
ABD ile Kürt halkına ‘'soğanın cücüğünü ‘' bile laik görmeyen Kürt karşıtı bölge devletleri arasında bir menfaat çatışması var. Kürtleri defalarca satmış ABD' nin Irak' ta tek dayanak noktası Kürt federe bölgesini her zaman olduğu gibi kendi çıkarları için koruyor. Bu , Kürt – ABD ilişkilerini moda tabirle stratejik bir ilişki haline getirmeye yetmiyor. ABD büyük ülke, karşıt olduğu ülkelerle bile yakın ilişkiler geliştirebiliyor. Aynı ABD Türkiye 'nin soğuk savaş koşullarından kalma stratejik müttefiki. Ama soğuk savaş saflaşmalarının da büyük ölçülerde geride kaldığı da görülüyorsa da, ılımlı İslam profiliyle Türkiye ABD hesaba katılması gereken bir ülke.
ABD' nin , Ortadoğu ‘ da aslan payının kendisinin olduğu bir köklü değişim hedefi var. Kürt sorunuysa bu değişim projeleri açısından önemli bir yerde duruyor. Kürt çözümü atlanarak bir değişim, özellikle de ileri bir değişim mümkün değil. Kürt sorunu vardığı aşamada Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin kilit sorunu durumunda. Bu sorunu atlayarak başka sorunlara el atmanın - çözmenin çaresi yok. bölge ülkelerinde ; iş – ekmek – umutlu bir gelecek, kalkınma, refah, demokratik gelişme, çağdaşlaşma temel kavramlar Kürt sorununu çözmeyle sıkı sıkıya bağlı sorunlardır.
1984 ‘ ten bu yana sönmeyen şiddet - terör , büyük ölçülerde potansiyelleri oldukça yüksek olan, kutuplu dünya koşullarında Kürt sorununun inkarının kaçınılmaz sonucudur. Şiddetin bu ölçüde yaygınlaşması , bilelim ki var olana yok demenin , insani temel taleplerin baskı altında tutulmasının sonucudur. Bir başka realite de şu ; bir evde ciddi bir yangın başladı mı oraya içerden ve dışardan çomak sokanların çok olabileceği, hatta bir yerden sonra şiddet yanlısı örgütlerin inisiyatifi başkaca güçlere pekala kaptırabileceği düşünülmeli ve bilinmelidir.
Güvenlik algılaması bir süredir açıktan açığa PKK' nin ötesinde güneyde bir Kürt devletleşmesi olarak vurgulanmakta, kamu oyu bu yolda hazırlanmak istenmektedir. İç politikada asker – sivil kadrolar arasındaki denge , askeri aktörlerin lehine iyiden iyiye değişmektedir. Güneye , Kürt federe bölgesine müdahale için TBMM' den bir yıl süre geçerli olacak bir teskere geçirilmiştir. Sınıra askeri yığılma , toplum üzerinde psikolojik harekat, Kürtleri üzerinde siyasal baskı ile birlikte yoğun bir diploması yürütülmek istenmektedir. Devletler arasında olmadık pazarlıklar söz konusudur. Ermeni sorunu terazinin bir kefesinde , Kürt sorunu karşı kefede , önemli pazarlık konuları olarak durmaktadır.
Devletler arası dünya bir alıp satma dünyasıdır. Menfaatlerini – otoritelerini koruma , var olan imkanları, fırsatları değerlendirme, çıkarları pazarlıkla kırışma dünyası….Halkların dünyası ise var olanı paylaşma , dayanışma içinde yan yana , iç içe yaşamayı becerebilme dünyasıdır. Fakat ne yazık ki halklar barışı – paylaşımı bu güne kadar becerebilmiş , hak edebilmiş değil. Devletler dünyası günümüzde kapitalist dünyanın ta kendisidir. Geçmişte becerilmeyen sosyalizm halkların özgürlüğü – eşitliği - kardeşliğinin dünyası olacakken böylesi bir dünyanın atılan temelleri bilindiği üzere çürük çıkmıştır.
Gerçek şu ; adı verilmek istenmeyen ciddi bir Kürt sorunu var. PKK ‘ nin Kürt sorununda bir sonuç olduğu , şiddet yöntemleri ile sorunu çözmek iddiasında olduğu açık. ‘ ' PKK ayrı Kürt sorunu ayrı ‘' mı , 20 milyon Kürdün sorunları şiddetle özdeş görülebilir mi ? Bu kapsamlı sorunu inkardan gelmenin maliyeti ağırdır. İmha , inkarın zorunlu sonucudur. Şiddetin karşı şiddeti yarattığı da inkardan gelinmez bir realitedir. Velhasıl dışardan çomak sokanı da çok olur süre giden haksız şiddetin , savaşın. İçerde, dışarıda çok kurcalayanı, çıkar sağlayanı olur bu kanlı gidişin. İnkar sürdükçe bir türlü sonu gelmez çatışmanın. Sorunu kabullenmek barışı, birlikte yaşama arzusu imkanlarını arttırır.
Devlet güçleri ve PKK arasında cereyan eden bunca şiddetin yan yana , iç içe yaşayan Kürt ve Türk halkları arasında bir çatışmaya sıçramamış olması bu güne kadar yegane kazancımız , tesellimiz oldu. İçinde bulunduğumuz günler ise pek öyle gözükmüyor. Halkların kamu oyu farklılaşıyor. Kışkırtılmaya hazır hale getirilen kitlelerin halkların başına ne belalar açacağı bilinmez. Geliştirilen yeni güvenlik konsepti , güneyde Kürtlerinin de hakkı olan devletleşmeyi hazmedememesi , işin bir PKK tehlikesi algılamasının ötesinde olduğu Kürtler arasında doğal olarak huzursuzluk yaratıyor. Her vicdan sahibi insan düşünmeli ve bilmeli ki halklarımızın tarihten gelen birlikte yaşama ve kader birliği değerlerinden uzaklaşıyoruz. Halkları karşı karşıya getirebilecek , sonunun nereye gelip dayanacağının kestirilemediği bir süreçle yüz yüzeyiz.
Devletlerin düşman üreterek ayakta kaldıklarını, toplumlarını böylece kolay yönetebildiklerini biliyoruz. Ama halkların çıkarı düşmanlıklar üreten politikalarda değildir. Halkların birbirleriyle düşmanlık yapma , birbirlerini baskı altında tutup ezme gibi bir ihtiyaçları yok, böyle bir haksızlıkta çıkarları yok. Ama halklar bizzat kendileri için örgütlü, donanımlı değillerse pek ala karşı karşıya getirilebilirler , ellerine tutuşturulan baltalarla bindikleri dalı kendi elleriyle kesebilirler.
‘' Dimyat' a pirince giderken eldeki bulgurdan olmak ‘' önemli – öğretici bir Türk halk sözüdür. ‘' Ummadık taş baş yarar ‘' sözü de öylesi güzel bir sözdür…Geçmiş bu günümüze rehberlik yapmalı. Geçen yy. başında Balkanlar ‘da olup bitenler , İttihatçıların Sarıkamış macerası, savaş yenilgisi , halkları yüz üstü bırakıp kaçmaları daima hatırlanmalıdır. Sonra Türkler ve Kürtlerin, ‘'anasırı islamiyeden‘ ' çeşitli halkların pazarlıksız dayanışmasıyla, ‘'İslam kardeşliği‘' çerçevesindeki bir anlayışla bu ülkenin ayakta tutulduğu unutulmamalıdır. Bu gün de halkları bir arada tutan ortak bir ülkede yaşamış olmaktan , kimi ortak değerlerden almak tek çözüm yoludur. Her halk özgür kimliği, dili - kültürü ile yaşama , kendisini geliştirme hakkına sahip , buna kem – küm etmeden saygılı olmak bir arada yaşamanın tek teminatıdır.
Zoraki birlik uzun ömürlü olmaz. Evlilik bunun en yalın örneğidir. Asla ‘'Zorla güzellik olmaz.'' Bir araya gelenler kararlarında özgür olmalı. Farklılıkların gönüllü birliği hem tadına doyulmaz ve hem de yegane kalıcı birliktir. Birliğin geleceği için eşitlik günümüzde daha da önemli bir ölçüdür. Aksi durumda köle ile efendiyi bir mekanda , bir arada tutmak imkansızlaşır. Evliliklerde de , halklar , uluslar açısından da durum böyledir.
Halkların mantığı, devletlerin mantığından farklı olmak, farklı ölçüler kullanmak, farklı çalışmak zorunda. İnsan ve toplum doğayı da yanına - arkasına alarak yaşamın öznesine yerleşmek durumunda. Adil , kalıcı barış için halkların her şeyden önce kendi devletleriyle hesaplaşması , hukukunu sürekli geliştirmesi gerekiyor. Dönemsel , hedefleri sınırlı değil, bu süreklilik taşıyan mücadelenin adıdır demokrasi mücadelesi. Sanıyorum ki ; özgürlükleri sınırlayan , eşitsizlik , şiddet ve savaşı üreten kapitalizme karşıtlığı, yeniden bir sosyalizm tasavvurunu da böylesi bir yaklaşım çerçevesinde düşünmek , aramak gerekiyor.
Kürtler bu gün özgürleşmeye son derece yakın, oldukça önemli bir yerdeler. Kürtlerin özgürleşmesi, eşit halk konumuna yükselmesi Ortadoğu' nun demokratikleşmesinde belirleyici bir role sahip. Bu Kürtlerin ‘ ' asaletinden ‘' , '' kahraman bir millet ‘'filan olma gibi bir iddiadan kaynaklanmıyor elbette. Doğrudan doğruya yaşamın gösterdiği nesnel durum bu. Bölgedeki devletler , sosyalist uygulama çöktükten sonra batı kampıyla daha da mesafeli durmakta, bütünüyle Kürt karşıtlığına dayalı bir güvenlik politikası izlemekteler. Kürt varlığına tahammülsüzlükleri , bu ülkelerdeki rejimlerinin anti demokratik oluşlarının , kendi haklarına karşı da baskıcı – yasakçı oluşlarının başlıca nedenini oluşturmaktadır.
Ortadoğu‘ da her bir ülkede Kürt sorununun halkların gönüllü çerçevesinde çözülmesi, halkların birlikte yaşama imkanları vardır. Bu şansın en büyüğü Türkiye' de mümkündür. Böyle iken bölge devletleri statükoyu korumak, soğuk savaş iklimini aynan sürdürmek konusunda bir mütabakat içindedirler. ABD ile Türkiye arasında 50 yıldan fazladır süren stratejik ilişki günümüz ortamında büyük sarsıntı geçirmektedir. Hem İran rejime laiklik nedeniyle karşı olan , Suriye ile önemli ihtilafları olan , bu çıkar çatışmaları da süren Türkiye ‘nin demokrasiye sırtını dönerek ABD , AB ile hesaplarının bağdaşmayacağı görülmektedir.
Teskerenin kabulünden bu yana güney Kürtlerinin duyarlılıkları, endişeleri Ortadoğu düzeyinde yükselişte. Yükselen gerilimin, güney Kürtlerinin şahsında tüm Kürtler hedefleyeceklerini düşünüyor, bu nedenle tepkilerini değişik şekillerde ifade ediyorlar. Dünya medyası, yazılı basını PKK ile böylesi bir yöntemle başarı kazanılamayacağını yazıp çiziyor. PKK bahanesiyle bir işkal girişiminin olmadık maceralara sürüklenmek olacağına işaret ediyor. Böylesi bir yükselen gerilim içinde diplomatik girişimlerin umulan sonuçları vereceği oldukça şüphelidir.
DTP ‘ li bir avuç milletvekilleri topun ağzında. Onlar için dokunulmazlık fiilen kalkmış durumdadır. Hem hukuken dokunulmazlıkları var, hem de yargılanabiliyorlar. Gurupları var , hazine yardımı alamayacaklar. Bu olacak gibi bir şey değil. DTP parti binaları , yöneticileri , parti örgütleri hedefte. Hava 1990 ortalarındaki havadan da beter bir hava…Kürt iş adamı , esnaf , ekmeği – aşı peşinde koşan emekçi Kürtler , üniversite öğrencileri, Kürtlerin gidip geldiği her mekan, böyle giderse hedef oluşturacaklar.. Oldukça kötü bir durum. Varsa yoksa PKK ‘ yi bizim gibi lanetle kampanyasının başını şimdi AKP ve lideri Tayip Erdoğan çekiyor. AKP , yaklaşan yerel seçimlerde DTP ‘nin kalelerinin fethedilmesi karşılığında ‘ 'laikçi güçlerin ‘' baskılanmasından korunmayı - kurtulmayı hesaplıyor.
‘ 'Allah'tan hayırlısı ‘' diyeceğim ama hayır adına ortalıkta bir şey de görülmüyor. Gerilim , şiddet tam gaz ilerliyor. Sevgili Türk halkının sayılı aydınları insanın yüreğine su serpiyor, geniş ‘' demokrasi güçleri ‘ ' ise 1980 den bu yana derin uykularda. Kürtler siyasetçiler hala aile içi çekişmeyle meşgul. Nice siyasetçimiz diasporadan ahkam kesmeyle vakit geçiriyorlar. Aşiret kabile politikalarının benzerlerinden henüz yakalarını kurtarmış değiller, ufukları dar. ‘'Din kardeşliği ‘' üzerine vaaz verenler AKP' yi Kürtlerin partisi ilan etme hevesindeler.
Kürt sorunu ısrarcı inkara karşı, açık meşru siyaset mücadelesi yerine karşı şiddet üretiyor. Türkiye' de iki farklı kutba, farklı iki kamu oyu oluşturmaya doğru itiliyor halklar, insanlar. Şehitler–gaziler için bu güne kadar açılmayan hararetli kampanyalar medya – yazılı basın eliyle hararetle yürütülüyor. Şiddet kutsanıyor nerdeyse.
Kürt sorunu bir ateş…Tarih içinde kimi zaman alevlendiyse de , yüz yıldır küllerin altında yandı , durdu. Şimdilerde ise dört bir yanından tutuşmuş alev alev yanıyor. Bu ateşi devletler azdırır , ancak halklar söndürür. Şahinlerin şiddetini durduramadık , bari halklara bulaşmasa şiddet!...Yan yana, iç içe yaşayan halklarımız aman bulaşmasın kana – gözyaşına… Korkulan başımıza gelirse bu işin galibi olmaz. Terazinin topuzu dışımızdakilerin eline geçer. Aman halklar çatışmasına yol vermeyelim!...Köprüler hepten atılmasın…kendi ortak çıkarlarımızı birlikte belirleyelim. Barış – uzlaşı halklara gerekli. Sel günün birinde çeker giderse de geriye kum kalır.
Ateş ateştir, onu tanımak lazım. ‘'Ateşe körükle gidilmez‘' beyler, efendiler!... Nemrut olup gürlemek, olanca kibrini kuşanıp ortaya çıkmak derde derman değil. Yönetenlerin akıllısı kibirli olmaz. Alçak gönüllülük , özgürlük - eşitlik – adalet insanları bir arada tutar , kardeş kılar…
Her doğum dayanılmaz ağrılarla olur. Feryadı figan içinde doğar bebek…Ortadoğu' da Kürt doğumu her gerçeğin yerli yerine oturması, kalıcı huzur açısından , bölgenin – insanlığın selameti açısından kaygı uyandıran bir olay değil… Bir tas su, bir lokma esirgenen , özgürleşmede gecikmiş bir halkın uyanışı , hukukunu sahiplenişi yalnızca kendisi için değil , tüm halkların , tüm insanlığın yararınadır.
Şiddetin – savaşın yatağından çevreye taşması , halkların çatışmasına doğru yönelmesi ihtimalleri büyük. Savaş tamtamları çalıyor. Savaşa – şiddete karşı olmak bir uygar olma tavrıdır, erdemdir. Bu koşullarda savaş karşıtlığı daha da önem kazanıyor. Halklar farklılıkları ile kardeştir. Halklar arası çatışmayı önlemek yurtseverliktir, insan severliktir , demokratlıktır, en hasından devrimciliktir.
İslam referanslı olan siyasilerimizi belki etkileyebilir, onları kötülüklerden alıkoyabilir diye söyleyelim. Ortadoğu bataklığı bilinen, çokça ifade edilen yaman bir bataklıktır. Oraya elinizi uzatırsanız, kolunuzu kaptırabilirsiniz. Başkasının evinde barkında , toprağında gözü olmak iflah olmaz bir macera hevesidir. Allah ‘a şükredip evinizin içini, kardeşim dediklerinizle hukukunuzu düzenleyin, evinizde demokrasi ve adalet sağlayın. Doğrusu bu. Ulusal kibirle sarılıp sakın ola ki maceraya heveslenmeyin. Tam da halkların birbirine düşman kılacak bir noktada , kılıcın keskin ağzında bulunuyorsunuz.
Siyaset ehlini , onları anlayabilecekleri dille ‘ ' Allah' a havale ‘' etmeden önce uyaralım…Ey ehli iman , dini bütün siyaset ehli!....Şeytanın pofpoflaması sizi ateşe sürmek içindir. Kibrinizi kuşanıp ateşin üstüne gitmeyin.Ateşi daha da büyütmeyin , söndürülemeyecek bir yola sokmaya çalışmayın. Anaların acılar içinde doğurduğu , saçını süpürge yaparak zar zor büyüttüğü , geleceğini bağladığı , bin bir emekle büyüttüğü gençlerimiz ölmesin. Tevizyonlarda da görüyoruz onların ailevi görüntülerini , onlar arkasız halkın fidanlarıdır , onlar halklarımızın çocuklarıdır…
Aklımız bizi kötülüklerden korur , şayet aklımız – irfanımız yetmezse olup biten işimizi çaresiz inançlarımıza - imanımıza havale ederiz. İslami literatüre göre ‘' İrade-i cüziye ‘' yetersiz kalınca , daha doğrucası hiç de ehemiyetsiz olmayan sınırlı irademizi akıllıca kullanamayınca derhal ‘ ' irade- i külliye ‘' devreye girer ve iş olacağına varır….
Kötülükte ısrar edene , gözü kan bürüyene gücümüz yetmezse , uyarmaktan başkaca ne yapabiliriz ki!...Akılsız başın belasını her zaman olduğu gibi ayaklar çeker.
Yapmayın - etmeyin demek kar etmiyorsa , Akıl – irfan durmuş , öfke – şiddet yola koyulmuşsa… Kötülükler üstümüze üstümüze yürüyorsa inatla… Ve eli kolu bağlı , çaresiz seslenirsiniz ta ötelere … Bağırırsınız ağızlar , yürekler dolusu…
‘' Nasıl düşman olur kardaş , kardaşa… Yetiş ya Muhammet, yetiş ya Eli ……''
23.10.2007 / İZMİR
|