|
|
|||
|
|
|||
M.YaşarRüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürürTürkiye rejiminin Güney Kürdistan da oluşturulan federal yönetimi yok etmek için, dünyayı arkasına alma girişimi yankı bulmadı. Başta Amerika buna razı olmadı. Ya da çok sınırlı olması konusunda tavır koydu. Türkiye Kapitalist rejimin bekası için görevli aktörler Osmanlıda oyun çoktur deyimine, sadık kalarak yeni oyunlar sahnelemenin telaşına düştüler. Kürt oylarını bölmek ve kendi potalarında eritmek için Tayyip Erdoğan'ı "Rejimin tehdidi" gibi sunarak ''şahinler-barışçılar'' ''Laik anti-laik'' ler biçiminde Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinde oynadıkları oyununun bir benzeri yine oynanmak isteniyor.
Rejimi yönlendirenler düne kadar Kürt ve Türk halkının birbirlerine karşı stratejik olarak güvensizliğinin oluşması, kin ve nefretin kökleşmesi için ellerinden gelen çabayı harcadılar. Türk toplumu'nu kundaktaki çocuğundan, yetmişini aşmış, bir ayağı çukurda olan insanına kadar Kürt düşmanı yapmaya çalıştılar. Kürt liderlerinin barış ve görüşme taleplerine sırt çevirirken birden bire Baykal'ın Kürt halkının ‘'dostu'' Erdoğan'nın ‘'kardeşi‘' olmaları hayra alamet değildir. Yarın Perinçek ve Bahçeli kendilerini Kürt ilan ederlerse şaşmamak gerekir.
Rejimin bu tutum ve politikası cumhuriyet'ten bu yana devam ediyor. Burjuvazinin temsilcileri bir yandan siyaset rantını paylaşırken, diğer yandan yine sistemi korumak adına bir taşla birkaç kuş vurma kurnazlığı yapıyorlar. Birbirleri hakkındaki suçlamaları derin çelişkileri varmış biçiminde topluma sunarak, yıllardır inkar ve imha politikasını hayata geçiriyolar.
Kapitalist, faşist rejimin bu amacı değişmemiştir. Yani sorunu inkar ve imha temelinde şiddetle çözmekten yana ısrarlı gözüküyor. Bu niyetlerinin en son örneğini, Diyarbakır'da ırkçı faşist marşlarla düzenlenen askeri geçitle bir kez daha ortaya koydular. Ama bu süreçte gerek Güney Kürtlerinin gürültüye pabuç bırakmaması, gerekse ulusal kurtuluş hareketinin tutunduğu mevzilerden kolay kolay sökülüp atılamayacağının görülmesi, onları taktik degiştirmeye zorlamıştır. Yeni taktikleri Güney Kürtlerine şirin gözükerek onları içerden çökertmek, fehtetmektir. İçerde ise devrimci yurtsever güçlerin meşru zeminde dayanakları olan kitle potansiyelini daha da eritmek ve onları yalnızlaştırmayı amaçlamaktadırlar.
Bu süreçte tüm devrimci yurtsever güçlere düşen görev ulusal hareketin zaaflarını sıralamak, kuşkuyla yaklaşmak yerine, destek sunmak olmalıdır. DTP nin de kendi politikasını yeniden gözden geçirerek, genel parlamento seçimlerinde oy kaybıyla kısmi olarak gelinen bu oyuna, yerel seçimler yaklaşırken bir daha gelinmemesi ve tüm ulusal devrimci güçleri, Kürt'leri kucaklamasıdır.
Diger yandan Güney'e takınılacak tavrımızda ise gözden kaçıramayacağımız önemli noktalar vardır. Güney Kürtleri ve ABD'nin çıkarları şimdilik çatışmıyor. Tam tersine ortak paralelde çakışıyor. Ama şu unutulmasın ABD'yi Irak'a Kürtler çağırmadı. ABD'nin Irak'a girmesiyle önemli kazanımlar elde edildi bu inkar edilemez. Fakat Güneydeki Kürtler yıllardır, halkı ve ülkesi için mücadele edip savaşıyor. ABD onlara bir şey hediye etmedi. Tam tersine onlar elde ettiği hakların bedelini yıllarca kanlarıyla ödediler. Bu gün Güney Kürdistan'da Türkmenlerde dahil olmak üzere bütün azınlıkların halkları Federal Parlamentonun anayasasında kabul edilip hakları güvenceye alınmıştır. Her azınlık kendi anadilinde eğitim görüyor ve tüm siyasal demokratik haklara sahipler. Bu görülmeden bunlarda emperyalizmin ‘'işbirlikçileridir'' yaklaşımları doğru ve samimi değildir. Görev Saddam rejimi gibi faşist ve halk düşmanı bir rejimden kurtulup kendi kimliği ile acılarını yaralarını sarmaya çalışan bir halkın yanında olmaktır.
Türkiye rejimi yıllardır inkar ve imha politikasını hayata geçiriyor. Fakat bu yöntemle sorunu çözemedi. Bu yöntem her iki tarafın ezilen sömürülen insanlarına büyük acılar veriyor. Maddi manevi dramalar yaratıyor. Kürtlere sıkılan her kurşun, atılan her bomba emekçi Türk halkına açlık, yoksulluk ve çaresizlik olarak geri dönüyor. Yazın içecek bir damla su bulamayan halk, Kış mevsiminde birkaç saatlik sağanak yağmur karşısında perişan olup her şeyini sele kaptırıyor.
Rejim; ‘'Osmanlı' da oyun bitmez'' kurnazlığı ile startejik hedefinde değişiklik yapmadan taktik değişikliklerle Kürt'ü Kürt'e kırdırma siyasetinden vazgeçmelidir.''Osmanlı'nın'' bu oyunlarla kendi kendisini bitirdiğini ve ''Rüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürür'' deyimini yeniden hatılamalıdır. Cumhuriyetten sonra karşılıklı oyunlarla yılardır durumu idare ettiniz. Ama yerleşim birimlerine hizmet götürmeyip, alt yapısını yapmayarak kirli savaşa ayırdığınız bütçeyle sefalete terkedilen milyonların öfke seli bir gün kabarırsa sizi hiç kimse kurtaramayacaktır.
Tüm bunlara rağmen her zaman olduğu gibi Kürt halkı cesur ve fedakar davranmalı ve barışta ısrar etmelidir. Ama mevzilerden bir adım geri atılıp oyuna gelinmemeli. 4.12.2007 |