|
|
|||
|
|
|||
M.Yaşar
Suçlular ''pişman'' olsun''Dağdakileri indirmek'' ya da “dağda” bırakmak, hatta çoğaltmak rejimi yönetenlerin elinde. Eğer maksat sorunu çözmek ise çözüm yolu açıktır. Sorunun muhatabları ile diyaloğ kurulur, öneriler getirilir çözüm yolları , araştırılır, tartışılır. Ama geçmişte olduğu gibi; yine ''samimi itiraf '' ''pişmanlık '' yasası gibi içi ve altı boş yasalalarla gelinirse öneri yok, çözüm yolu da yok, tartışmada yok demektir.
Görünen o ki;.yine bir yandan askeri ve polisiye operasyonlar, bir yandan baskılar devam ederken bu seferde ''eve dönüş yasası'' gibi yasalarla “gelsinler Türk adaletine sığınsınlar” demekle yetinecekler. Bu yötemlerle sorunun çözülmediği çok görüldü. Dağda bırakarak savaş yolu çok denendi. Hatta 15 yıl önce ‚ en zivredeki Turgut Özal'ı dahi ''kırmızı çizgileri aşıyor'' ''teröristlerle görüşüyor'' ''barış yapacak'' diye kurban ederek, ''savaşa devam'' ettiler. Ama Kürt sorunu bitmedi. Aksine büyüyerek devam ettti. Bu tutum devam ettirilirse daha da büyüyerek yine devam edecek.
Rejim ve rejimi yönetenlerin, başta Kürt sorunu olmak üzere devletin sömürgeci ve faşist karekterine karşı duran, mücadele eden devrimci yurtsever güçlere karşı ikide bir “Pişmanlık” '' samimi itiraf''' ''eve dönüş'' yasası gibi dayatmalarla gelmemeyi kafalarına sokmaları gerekir.. Bundan vazgeçmeliler. Pek fazla bir işe de yaradığı yok, ama yine de yakışık almıyor. Uygun düşmüyor.
90 yıldan beri burjuva demokratik bir hak olan ''ulusların kendi kaderini tayin hakkını'' dahi çözmeyen, çözmek bir yana çözümsüzlük üreten bir zihniyet nasıl ve kimden ''pişmanlık'' isteme hakkına sahip olabilir. Böyle bir saçmalık, böyle bir pişkinlik olamaz. Neyin ''pişmanlığı'' ''samimi itirafı'' kimden ve niçin istenmektedir ''Pişman'' olduğunu itiraf etmesi gereken buna uygun konumda olan rejim ve rejimi yönetenlerin ta kendisi olduğu bilinmelidir.
Bu ülkenin en şerefli ve en hasiyetli insanları devrimci ve yurtsever güçler 90 yıldan beri akıl yerine korku, kin, ve nefret tohumları ekerek sürdürülen; inkara ve imhaya dayalı ırkçı, şoven politikalara karşı, bir avuç sermaye sahibinin çıkarı için ülkenin emperyalistlere peşkeş çekilmesine karşı, toplumsal eşitsizliğin akıl almaz boyutlara ulaşmasına karşı, adaletin sadece mülk sahiplerine işlemesine karşı meşru zeminlerde mücadele etmişlerdir.
Devrimci yursever güçlerin toplumsal her demokratik girişimini kanla, terörle bastıran, şiddeti tek çare olarak topluma dayatıp insanlara silaha sarılmaktan başka yol bırakmayan rejimin kendisi ve onun aymaz yönecileridir. Ortada ‚''pişman'' olması ya da ‚''teslim'' olması gereken birileri varsa oda; iflas etmiş rejim ve rejimi yönetenlerdir. İnsanlara silaha sarılmaktan başka yol bırakmadığını itiraf etmeli, özür dilemelidir.
Ancak sistemin bunu itiraf etmesi özür dilemesi de yetmez. Çünkü; ortada binlerce faili meçhul cinayetler, katliamlar, yetim kalan çocuklar, dul kadınlar, yüreği yanan analar, babalar, kardeşler, yerinden, yudundan koparılıp; zorla göç ettirilerek; büyük şehirlerde, yurt dışında namerde muhtaç durumuna getirilen milyonlarca insan var. Kısacası sistem kurulduğundan bu yana, insanlık suçu işlemiş ve hala işlemeye devam etmektedir. Rejim bu suçları işlemeye son vermeli, mağdur edilen insanlara tazminat ödemelidir. En önemliside bu insanlık suçunda etkin rol alan siyasetçiler, askeri-sivil kurumlar, çeteler cazalandırılmak zorundadır.
Evet bize göre de ortada bir suç ve insani etik değerlere uygun olmayan bir durum var. Bunun sorumlusu rejim ve rejimi yönetenlerdir. Bir gün halklarımız vijdanları rahatlatmak için ''pişman'' olup olmadığınızı soracağı gün gelecektir. Verilen cevap ne olursa olsun ceza ortadan kalkmayacaktır. Yüreği yanan halklar bayram seyran dinlemeden iskemleye tekmeyi vuruyor. Bunu unutmayın. 13.12.2007 |