M.Yaşar

yasarmehmet_@hotmail.com

 

Ortaliğin tozu dumani içinde TEVKURD kaybolmamalidir

 

 

Aynıların aynı çatıda birleşmelerinin süreç işi olduğunu hemen hemen her grup kendi deneyleri ile yaşayıp gördüler. Kendi iç sorunlarını çözemeyen ve bu yüzden sürekli güç kaybeden örgütler, zorlama ve netleşmemiş ideolojik birliklerden daha yıpranmış bir halde çıkmışlardır. Ve bu birliktelikler, ne hak ettiği anlamın içini doldurmuş ne de, hak ettiği güce ve büyüklüğe ulaşmıştır. Bu girişimler bize hayal kırıklığı yaşatsada aynıların aynı çatıda birleşme süreci, kararlı bir şekilde yine devam ettirilmelidir. Doğrusu budur.

 

Fakat yaşanılan süreç, aynıların aynı çatıda birleşme sürecini gölgede bırakacak kadar acil ertelenmez görevlerle, sorunlarla yüklü. Bu sorunların başında; Kürt halkının iradesi birkez daha yok sayılarak, yeni gibi lanse edilen, ama aslında geleneksel-statükocu anlayışın devamı olan, Kürt halkının geleceğini yeniden başka motifler altında ipotek altına alma tehlikesi gelmektedir. Gerici, faşist, sömürgeci bölge devletlerinin Kürt halkına;''ya sınırını benim belirleyeceğim haklara razı olur teslim olursunuz, ya da imha olursunuz'' dayatmasının anlamı budur.

 

Başta Amerika olmak üzere emperyalist güçler ise, Startejileri gereği Kürt sorunun çözümünü, bölge sömürgeci devletlerinden ayrı düşünselerde, bu oyunun içindeler ve baş aktör konumlarını sürdürüyorlar. Türkiye'nin hem elindeki kartları güçlendirmek, hemde göz boyamak için zorlaması sonucu, Kandile operasyon müsadesi vermek zorunda kalsalarda, durumu her zaman olduğu gibi yine kendi lehlerine çevirerek fırsattan faydalanıyorlar.

 

Bir yandan ırakta kalıcı etkilerini sürdürmek için güneydeki Kürt yönetimini koruyor ve kolluyorlar. Diğer yandan kadim ve sadık dostları Türkiye'yi küstürmemeye çalışıp Kandil ve çevresini bombalatarak rahat nefes almasını sağlıyorlar. Bu vesile ile güneyde ki Kürt yönetimine ''sakın himayemden çıkmayı aklınızdan geçirmeyin, kafa tutmak gibi şeylere yeltenmeyin, boş verin kardeşliği, PKK yı kendinizi tehlikeye atmayın'' diye Türk sopası gösterirken, Öte yandan Tükiye ile oluşturulması ihtimal dahilinde olan güçlü bir Kürt kartıyla, İranı nasıl becereceklerinin fikir ve eylem jimnastiği yapıyorlar.

 

Kürt halkının ve onun üzerinde yaşadığı coğrafyanın nasıl bir uluslararası kurtlar sofrası ve sıçrama tahtası haline getirilmeye çalışıldığı, artık kapalı kapılar ardında planma gereği bile duyulmadan yapılmaktadır. Herkes kartını açmıştır. Türkiye başbakanı Erdoğandan sonra Cumhurbaşkanı Gül'ün Amerika ziyareti niyetleri açıkça ortaya koymuştur. Bundan sonrası malum. Sofraya oturulacak.

 

Kurtlar sofrası ve sıçrama tahtası haline getirilen Kürt coğrafyasında, kürtlerin dışında herkes kartını açmıştır. Ancak Kürtler hala kendi kartlarını açamadılar. Kürt halkının ulusal haklarının gaspını sürdürerek, onu sulandırarak bu sorunu sonsuza kadar sürdürmek isteyen uluslararası sömürgecilerin planları, entirikaları bu kadar açık ve net ortada iken, kendini Kürt halkının temsilcileri olarak gören irili, ufaklı tüm siyasi yapılanmalar, hala küçük hesap ve sen ben kavgası içindeler.

 

Oysa süreç ne kadar olumsuz olursa olsun, Kürt halkının sömürgeci bölge devletlerinin ve emperyalizmin dayatmasını boşa çıkartacak gücü vardır. Bu güce erişmiştir. Ama bu gücü ortak bir tavırla ortaya koyacak, ortak iradeden yoksundur. Sorun bu ortak iradenin ortaya çıkartılmasıdır.Ortak bir iradenin ortaya çıkarılmasında devrimci, demokrat, yurtsever siyasi güçleri teslim almış,iki türlü yaklaşım,hepimizi rahatsız edecek bir biçimde ala karşımızda duruyor:

 

Birinci yaklaşım sahipleri, hatırı sayılır güç olmanın getirdiği bir övünçle başka türlü düşünen herkesi, kndine ve dolayısı ile Kürt halkına düşman görüyor. Bu yüzden, farklı seslere kulak tıkıyor, görmemezlikten geliyor, yok sayıyor.

 

İkinciler ise, hatırı sayılır güç olamamanın getirdiği eziklikle her şeyi ''DTP nin ve onun temsil ettiği çizginin tasviyesinden'' sonraya bırakan, senaryo ve kurgularla kendilerini rehavete bırakıp pusuda beklemeyi yeğlemekteler.

 

Peki bu sorunu biz nasıl aşacağız ? nedir bu işin çözümü?

 

Birinci yaklaşım sahipleri, böylesi kritik bir süreçte yukarda bahsediğimiz tutumundan vazgeçmelidir. Sadece süreç kritik olduğu için değil tüm dönemlerde bunu yapmalıdır. Ulusal kurtuluş mücadelesi içinde her renkten ideolojik akımların olması gayet doğaldır. Olmaması doğal değildir. Burada ölçüt yurtseverlik, halka ve demokrasiye sayğıdır. Artık hiçbir siyasal gücün, hiçbir aydının kendi dışındakileri yok sayma lüksü kalmadığı bilinmelidir. Kendileri Kürt halkının en büyük örgütlü gücü olarak büyüklüğünü göstermeli ve toparlayıcı olmalıdırlar. Birleşik ulusal bir iradenin ortaya çıkmasında, en büyük görev kendilerine düşmektedir.

 

Hatırı sayılır güç olamamanın getirdiği eziklikle, her şeyi DTP ve onun temsil ettiği çizginin güç kaybedip, dıştalanmasında yani tasviyesinden'' sonraya bırakan, ikinciler ise; bu ham hayellerden vazgeçip gerçekçi olmak zorundalar. DTP ve temsil ettiği çizgi, kendisini en az yüz sene belkide daha fazla söz ettirecek işler yaptı, bedeller ödedi. Hiç kimsenin bu bedelleri yok saymaya hakkı yoktur olamaz. Bir an için DTP ve temsil ettiği çizginin tasviye olup, kaybettiğini varsayalım. Sömürgeciler '' hey DTP nin dışındaki Kürtler, gelin bağımsızlık da dahil tüm haklarınızı kullanın'' mı diyecekler? Yoksa hala ağızlarından çıkarmaya dahi zorlandıkları Kürt kimliği kelimesini unutup ''kart-kurt'' a yenidenmi döneceklerdir? Aklı başında hiç kimsenin birinci ihtimalin olacağını söylemesi düşünülemez.

 

DTP ve onun temsil ettiği çizgi bu ülkenin gerçekliğidir. Bu gerçeklik atlanarak bu ülkede hiç bir şey yapılamayacagını artık devletin resmi ideoloğları akıl hocaları dahi itiraf ederek uzlaşma yolları aramaktalar. Elbette herkes gibi bu çiginin de yanlışları olmuştur, mücadele ettikleri sürecede olacaktır. Bunu en yetkili agızlardan kendileride söylüyorlar. Ama bu yanlışlar, onlardan uzak olmakla bitmeyeceği bilinmelidir. Artık hiçbir grubun, hiçbir aydının bu sorunları bahane ederek kendisini yapılan ve yapılacak olan birlik çalışmalarının, tartışmalarının dışında tutma lüksü kalmamıştır. Bu davranış ve tutum şekli, hakkını yeteri kadar kullanmış ve referanslarını tüketmişdir.

 

Bu gün 'bu sorunu biz nasıl aşacağız ? nedir bu işin çözümü?' diye sorduğumuz sorumuza; ya yeniden konuşmaya başlayacağız ve diyaloğ kuracağız, ya da birleşik bir iradenin yaratılması konusunu artık, siyasi/entelektüel tatmin aracı olmaktan çıkaracağız. cevabını vermekten başka seçeneğimiz kalmadığını kabul etmeliyiz. Eğer bu irade, böylesi bir süreçte ortaya çıkarılmazsa, bir daha ortaya çıkmasını beklemeyelim. Aklımızdan tamamen çıkartalım.

 

Aklın yolu birdir. Zorda olsa Kürt dinamizminin doğrultusunu kavrayarak, ona uygun uzun vadeli politikalar tespit ederek.günü birlik politikalardan vazgeçmeliyiz. Bu anlamda,tüm Kürt sosyalistlerini, demokratlarını, aydınlarını, yurtseverlerini içine alan daha çoğulcu bir irade için, sancılı da olsa doğan TEVKÜRD ün çıkışı anlamlıdır. Bundan önceki yaşanan deneyimlerde olduğu gibi, ortalığın tozu dumanı içinde TEVKÜRD kaybolmamalıdır. Buna müsade edilmemelidir. TEVKÜRD başta DTP olmak üzere tüm grupların kapılarını çalmalı ısrarla birleşik bir iradenin yaratılması dayatılmalıdır. Farlılıklar, farklı bakış açıları gözardı edilmeden, siyasal olarak çeşitli akımların, düşüncelerin, örgütlerin, partilerin varlığı, zenginliğimiz olarak kabul edilmeli, bu farklılıklar; Kürt halkının özgürlüğüne giden yolda; tek ses, tek yürek olmamızda bize engel olmamalıdır. Ben merkezci reflekslerle ya da senaryo ve kurgularla kendilerini rehavete bırakan anlayışlarla, birleşik bir iradenin yaratılmasına karşı çıkanlar, en büyük zararı Kürt halkına verdiklerini unutmamalıdırlar.

 

Sömürgeciler Kürtlere birleşmekten başka bir yol bırakmamıştır. Bu kuşatma ve dayatmalara karşı birleşik bir Kürt Cephesinden başka, hiçbir seçenek çözüm olamaz. Yoksa Kürtler milletin vekili de olsalar; gözlerinin içine bakıla bakıla, ezen ulus miliyetçiliği ile, ezilen ulus miliyetçiliğinin ayrı, ayrı şeyler olduğunu bizden çok daha iyi bildikleri halde, aynı şeyler olduğunu söyleyecek, Yalçın Küçük'lerin, Doğu Perinçek'lerin, Baskın Oranl'arın nasihatını(!) dinlemeye daha çok devam edeceklerdir. Sanki bu savaşın ve terörün sorumlusu, suçlusu Kürtlermiş gibi .

9.01.2008