M.Yaşar

yasarmehmet_@hotmail.com

''Kör terörün'' kör yorumculari...

''Miliyetçilik halkların gelişmesi önünde engeldir.'' Saptamalarına karşı, Xalo Ali Buran şöyle devam ediyor.

 

''Aslında burada Kürtlerin ulusal  demokratik  taleplerini asgariye indirgeme çabası var. Daha doğrusu burada Kürtlerin talepleri net olarak ortaya konulmuyor, daha çok talepler restore ediliyor ve bilinçli olarak aylardan beri Kürt milliyetçilerine karşı karalama kampanyası sürdürülüyor. Ama öte yandan Türk milliyetçiliği alabildiğince yaygınlaşıyor. Bizlere düşen, yani Kürt sosyalistleri, devrimcı demokratları, yurtseverleri ve benim gibi  inadına Kürt milliyetçisi olanlar bu safsatalara karşı tutarlı bir duruş göstermelidır. Yoksa görünen o ki milliyetçiliğe karşı  çıkılınca korkarım ki milliyet de elden gider. Onun için bir kez daha Kürt milliyetçisiyim''. (''Milliyetçilik hakkında'' Ali Buran. Kurdinfo Platformu )

 

Ben 'milliyetçi' değilim. Bir 'Kürt milliyetçisi' hiç değilim. İstesemde olamam çünkü Kürt değilim. Kürdistanlı bir Türk'üm. Kürtlerle akrabalığımız var. Ama o kadar. Ama eğer Kürt olsaydım; Xalo Ali gibi 'Milliyetçi' olurdum. Dilini, kültürel değerlerini koruyan, ülkesini, taşını, toprağını, suyunu seven, halkını özellikle fakir emekçi halkını seven, Kuşunu, kuzusunu, kelebeğini seven, özğürlüğü, eşitliği, adaleti isteyen bir Kürt milliyetçisi olurdum. Başkalarının ülkesinin; taşında, toprağında, suyunda gözü olmayan, onların değerlerini karşılıksız kendisine aktarmayan, asimilasyon, ırkçılık, kafatasçılık, şovenizm kısacası her türlü insanlık dışı düşünce ve uyğulamaların karşısında olur, kendime istediğim her hakkı; başta komşu milletlere ve tüm dünya halklarına isteyen ve başka halkları seven, sayğı duyan yurtsever bir milliyetçi, olurdum.

 

Xalo Ali den farklı olarak, belki yine sosyalizmi savunur, enternasyonalist bir Marksist olurdum. Ama sosyalizmi savunmam, enternasyonalist bir Marksist olmam, milletimi sevmeme engel olmazdı. Kürt'lüğünü; yaşadığı topraklar üzerinde, doya doya, gururla yaşamak isteyen 'milliyetçi' Kürtleri kınamazdım. Onlarla ülkemin ve dünyanın sorunlarını tartışır, halkımıza ve halklara daha iyi yarınları, nasıl kurabiliriz tartışamasını yapardım. Demokratik kurallar içinde. Ola ki onlarda ''Ya sev ya terket'' demeye başlarlarsa emekçi halkla bütünleşmeye çalışarak onların anladığı dilden konuşurdum. Fakat binlerce yıldan beri Mezopotamya topraklarında yaşayan Kürtler hiç kimseye ''Ya sev ya terket'' demediler. Bundan sonrada demiyeceklerine yürekten inanıyorum. Mezopotamya topraklarında Tarihte bunu dayatanlar ''göçüp gitmişler gölgesiz'' yine gideceklerdir.

 

9.01.2008 tarihinde ''TEVKURD ortalığın tozu dumanı içinde kaybolmamalıdır.'' başlıklı bir makale yazmıştım. Bu makale hem Kurdinfo sitesinde, hemde Avrupa Koordinatörü olduğum Çoban Ateşi gazetesinin 10 ocak 2008 tarihli 39. sayısında yayınlandı. Ancak Çoban Ateşi'nde makalenin sonunda bir parağraf çıkarılarak yayınlanmış. Redaksiyon yapan arkadaşla konuşmamızda ''son prağrafı düzeltim'' demişti. Bende dizgiye hazırlayan arkadaşa son şeklini bana gönder bir bakayım dedim. Arkadaşın yoğunluğundan olacak, son şeklini bana göderemedi. O şekliyle basılmış.

 

Çıkartılan prağraf arkadaşlara karışık, yanlış ve önemsiz gelebilir. Ama benim için önemli idi.

Birincisi aynı makalenin başka yerlerde yayınlaması açısından, ikincisi DTP ni mecliste ziyaret eden Baskın Oran'ın milliyetçilikle ilgili sözlerinin yersizliği ile ilgili idi. Adı geçen makalede ''Sömürgeciler Kürtlere birleşmekten başka bir yol bırakmamıştır. Bu kuşatma ve dayatmalara karşı birleşik bir Kürt Cephesinden başka, hiçbir seçenek çözüm olamaz.'' Demiş ve sözlerimi şöyle bağlamıştım.

''Yoksa Kürtler milletin vekili de olsalar; gözlerinin içine bakıla bakıla, ezen ulus miliyetçiliği ile, ezilen ulus miliyetçiliğinin ayrı, ayrı şeyler olduğunu bizden çok daha iyi bildikleri halde, aynı şeyler olduğunu söyleyecek, Yalçın Küçük'lerin, Doğu Perinçek'lerin, Baskın Oranl'arın nasihatını(!) dinlemeye daha çok devam edeceklerdir. Sanki bu savaşın ve terörün sorumlusu, suçlusu Kürtlermiş gibi.''

 

Baskın oran'ın adını Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek'le birlikte zikretmek belki yakışık almamış, olabilir. Sorun buysa, mesele yok. Ama Baskın Oran'ın 'Milliyetçilik' ile ilgili sözleri hala ortada duruyor ve bildiğim kadarı ile sosyalist basından olumlu yada olumsuz bir tepki gösterilmedi. Oysa Asker basın, Baskın Oran'ın sözünü çarşaf çarşaf manşete taşıdı.

 

''Baskın Oran, DTP' nin Grup Toplantısına Katıldı: ''Sizi, Türk-Kürt Milliyetçilerden

Korumaya geldim.'' dedi

''Baskın Oran'a göre, Türk milliyetçiliği 'kötü'...Ama Kürt Milliyetçiliği de''

''Baskın Oran DTP lilere Milliyetçilik Dersi verdi''

''Baskın Oran'dan Milliyetçilik Dersi''

 

Baskın Oran sözde DTP ile ''dayanışma'' için gelmiştir. Ancak Diyarbakır da patlatılan bomba gündemi işgal ettiği için oda ezberi bozmamış, ziyaret ''dayanışmadan'' çok ''terör ve milliyetçilik'' nasihatına dönüşmüştür. Diyarbakır da patlatılan bombanın ''kör bir terör'' ve kimseye bir fayda sağmayacağını belirten kınama ve karşı duruş sergileseydi bu anlaşılır bir şeydi. Ama baskın Oran hızını alamadı ve sanki geçmişte yaşanan bir şeylerin acısını çıkartırcasına ''Kürt Milliyetçiliği'' ne saldırmaya başladı. Baskın Oran o kadar ileri gitti ki Ezen ulusun ırkçı, kafatasçı, kudurgan şovenizmiyle, ezilen ulusun ulusalcılığını aynı kefeye koydu. Diyarbakır da patlatılan bomba ile ''Kürt Milliyetçiliği'' ne ateş püskürdü.

 

Başta şu bilinmelidir.Bu bayatlamış propagandalar artık kitlelerin bilincini bulandırıp, savaşın nedenlerini ve savaş çığırtkanlarının gizlenmesinden başka işe yaramıyor. İkincisi; bunların altı biraz eşelendiğinde, resmi ideolojiden kaynaklı, Kürt düşmanlığı ve Kürtlerin haklarının hazmedilmemesi yatmaktadır. Bundan dolayı; artık ezen ulusun hangi kesiminden gelirse gelsin, hatta Kürt'lerin kendi içinden de gelen, ezilen ulusun ''milliyetçiliğine'' yönelik eleştirilerin, ezen ulus şovenizmini gölgelemesine asla izin verilmemesi, müsamaha gösterilmemesi gerktiğine inanıyorum. DTP milletvekillerinin bu ''nasihatı'' kös kös dinlemelerini içime sindiremedim.

 

''Kürt Milliyetçiliği'' gelişiyor diye Türk Aydınları neden? bu kadar telaş içindeler. Yani Türkiye'de Her şey yolunda sorun sadece ''Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinden'' dolayımı tıkanmıştır?

 

Kürt sorununun ulus, millet, milliyetçilik, ülke, toprak, demokratik haklar ve özgürlükler sorunu olduğunu bu insanların bizden çok daha iyi bildikleri bir gerçektir. Ezilen ulusun ulusalcılığı yani milliyetçiliği ile, ezen ulusun şovenist milliyetçiliği nin aynı kefeye konulamayacağını da bizden daha iyi biliyorlar. Biliyorlar ama, demek ki bilmek yetmiyor. İnanmak gerekiyor.

Doğruluğunu yanlışlığını tartışmıyorum. Bu ayrı bir yazı konusu. Ama Baskın Oran çok iyi biliyorki; Kürtler 1999'dan başlayarak ateşkes ilan ettiler. Hatta, ''ayrı bir Kürt devleti kurma hedefinden'' de vazgeçtiklerini açıkladılar. Ve 2005'e kadar neredeyse hiç silah bomba sesi duyulmadı. Ancak rejimi yöneten üniformalı siyasetçiler “Tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek vatan” “bir çakıl taşı bile vermeyiz” diyerek Kürtlerin bu iyi niyetini “terör örgütü bitti'' ''can çekişiyor” diyerek çözüm için olumlu bir adım dahi atmadılar. Olumlu bir adım atmak bir yana herkesin bildiği gibi Türk toplumunda milliyetçi dalganın yükseltilmesi için, bilinçli bir şekilde ''Laiklik'' ''Terörü lanetleme'' adı altında provakasyon mitingleri düzenleyip sınır ötesi işgal hazırlıkları yaptılar. Bütün bu gelişmeler herkesin bildiği şeyler olmasına karşın, Baskın Oran dahil, Milliyetçilik ve terörün son bulmasını isteyenler, neden çözümsüzlüğün ve terörün asıl kaynağına, Kürt sorununu çöz çağrısını dayatmıyorlar? Ve sorunu hâlâ bir ''terör ve milliyetçilik'' sorunu olarak göstermeye çalışarak kime hizmet etmeye çalışıyorlar. Açıktır ki bu anlayış; yaşanan bu ''kör terörün'' sorumlusunun, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir ürünü olmadığını gösterip, çarpıtarak Kürtleri ve az çok var olan milliyetçiliklerini de ellerinden alarak, imha edip yok etmeye çalışanlara ideolojik destek sunmaktadır.

 

Tüm ırkçı inkârcı imha saldırılarına rağmen, Kürtler her zaman özgürlük ve eşitlik temelinde birlikten yana olduklarını deklare ettiler etmeye devam ediyorlar. Kürt halkı hiç bir annenin yavrusu için ağlamasını istemiyor. Kürt halkı kan görmek istemiyor. Ama kölece ve boyun eğerek yaşamak da istemiyor. Bütün özgür halklar gibi özgür olmak istiyor. Bunları isteyen bir halkın yurtseverliği, milliyetçiliği ile sömürgeci, ırkçı, kafatasçı, şoven faşist bir anlayışla kıyaslanamaz.

 

Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatan her türden kafatasçı üniformalı anlayışlardır. Bu üniformalı anlayışta olan güçler Türk toplumunun her kesiminde eğemen hale gelmiştir. Etkisini ilericisinden, aydınına, sözüm ona devrimcisinden, Komünistine kadar göstermektedir. Sorun hâlâ bir terör ve milliyetçilik sorunu olarak sunulmakta çözüm denildiğinde, eveleyip geveleyip, gerçek çözümden kaçan bir siyaset izlenmektedir. Tüm ırkçı inkârcı imha saldırılarına rağmen, Kürtler her zaman özgürlük, eşitlik ve demokrasi temelinde birlikten yana olduklarını deklare ettiler etmeye devam ediyorlar. Kürt halkı hiç bir annenin yavrusu için ağlamasını istemiyor. Kürt halkı kan görmek istemiyor. Ama kölece ve boyun eğerek yaşamak da istemiyor. Bütün özgür halklar gibi özgür olmak istiyor. Bunları isteyen bir halkın yurtseverliği, milliyetçiliği ile sömürgeci, ırkçı, kafatasçı, şoven faşist bir anlayış kıyaslanamaz.

.

 

Kuralları belli olan kavgalarda yenilenler ve kaybedenler olur. Ama Kürt özgürlük savaşımının sonunda gidişat onu gösteriyor ki, kazananlar ve yok olanlar olacaktır. Çünkü Kürt halkını esaret altında tutan örümcek kafalı sömürgeci devletler, kural tanımıyorlar. Tanımakta istemiyorlar. Bunu Baskın Oran elbette çok iyi biliyor. Bu kuralsızlığın nedensiz olmadığınıda. Ama bunu açıklamaya yanaşmıyor. Çünkü çok iyi bilyor ki bu devletlerin varlığı ve inşası Kürt halkının inkarı temelinde oluşmuştur. Kürt sorununun çözümü demek bu gerici, faşist, diktatör rejimlerin alt üst olup seksen yıldır ayakta tutmaya çalıştıkları rejimlerinin sonu demektir. Kürt sorunu bu sömürgeci devletler için bir var oluş yok oluş meselesi haline gelmiştir. Baskın Oran bunu açıkladığı zaman çok iyi bilyor ki, eşitçe yaklaştığı Türk Milliyetçilerinin hedefi haline gelecek ve bujuva basına övgülerle çarşaf çarşaf yansımayacaktır.

 

Anadolu Halk Bilimleri ve Kültür Derneği tarafından verilen “Özgür İnsan Ödülü” törenlerinde konuşan Yaşar Kemal, ''Türkiye'nin kendi kültürünün dışına çıkmak için elinden geleni yaptığını'' belirterek, “Kahramanlarımız ‘Kürt' deyince nasıl korkuyorlarsa artık ‘Türk' deyince de korkacaklar. Çünkü kendi kültürlerine, kendi insanlıklarına düşman hale geldiler” belirlemesi boşuna değilmiş. Yaşar Kemal bunları çok önceleri görerek uyarılarını yapmış büyüklüğünü bir kez daha göstermiştir. Türk eğemen çevrelerinin ve onlara tapan uşaklarının 'Kürtlerin milliyetçiliklerini' engellemek için emperyalizme kölece boyun eğip kendilerini inkar etmeleri ihtimali olası görüküyor.

 

Kürdistan lı Komünistler Kürt sorununa, '' Kürt milliyetçiliğine'' eski yaklaşımlarını sorguluyorlar.

 

Dünyada eşine az raslananbir şekilde, Kürt halkı uluslaşma sürecini coğrafik bir bütünlük silahından da mahrum olarak devam ettirmek zorunda kalmıştır. Çözümü günüze kadar sarkan ulusal kurtuluş savaşlarından birisi olan Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi, bu durumuna rağmen, başka ulusal kurtuluş savaşları ile karşılaştırıldığında şiddeti en son kertede kullanmış halklardan birisidir. Hatta sömürgecilerin sınır, kural ve ahlak ölçülerini aşan bir çok saldırısını sineye çeken Kürtler şiddeti kullanmak zorunda kaldığında ise, savaş kurallarının dışına çıkmamaya özen göstermiş istisna halklardan birisidir.

 

Bunda Kürt halkının bölge halkları ile uzun yıllar aynı kaderi paylaşmasının, aynı dini inançlara sahip olmasının, kız alıp vermelere dayanan akrabalık ilişkilerinin oluşmasının ve birçok ortak kültürel ve ahlaki özelliklerin birbirine benzemesinin payı büyüktür. Ama esasen 1960 sonrası Kürt ulusal hareketinin, özellikle Marksizmden ve sosyalizmden etkinlenerek gelişmesinden kaynaklanmaktadır. Eğer Baskın Oran'ın, o çok korktuğu Kürt ''milliyetçiliği'' Kürt halkının bütününü, bir alev gibi sarmamışsa, bunda Marksist'lerin payı daha büyüktür.

 

Kürdistan lı Komünistler Kürt sorununa, '' Kürt milliyetçiliğine'' eski yaklaşımlarını sorguluyorlar. Yapmaları gerekirken, yapamadıklarını yapmaya çalışıyorlar. Bundan sonra ne devlete, ne de remi ideolojiye su taşıyan ''Türk milliyetçiliği kötü, Kürt milliyetçiliği de'' deyip kuyruk sallayarak parsa toplamaya çalışanlara prim verilmeyecektir.

 

Marksistler sınıfsal baskıya olduğu kadar ulusal baskıya da karşı çıkmaları gerekirken özellikle Türkiyeli ve Kürdistanlı marksistler dünyanın öbür ucundaki ulusal kurtuluş mücadelelerini destekleyip alkışlarken, burunlarının dibindeki Kürt ulsal hareketini görmemezlikten geldikleri gibi destek olmak bir yana, köstek oldular. Eski arkadaşlar çok iyi hatırlayacaktır. Bizim içinden geldiğimiz gelenek Emeğin Birliği geleneğinin teorisini(!) oluşturan arkadaşlar Lenin'in eserlerini ve UKTH konusunda söyledikleri tüm şeyleri bir yana koyarak, kısa bir dipnotu temel alıp, ''Kürdistan sömürgemi? İlhakmı?'' tartışmasıyla kıyamet kopartıp yıllarca kafa bulanıklkığı yarattılar.

 

Ulusal soruna yaklaşımda, Marksizmin ilkesi enternasyonalizm ilkesidir. Bu doğrudur. Komünist Manifesto'da, “işçilerin vatanı yoktur” deyimide bundan kaynaklıdır. Bu da doğrudur. Marksistlerin hedefi sınıfların ve devletlerin ortadan kaldırılmasıdır. Bu da doğrudur. Bunun anlamı toplumların ulus şeklindeki örgütlenmesinin son bulmasıdır. Bu da doğrudur. Bu nedenle Marksizm Lenin'in de hep vurguladığı gibi ilkesel olarak milliyetçiliğin hiçbir türüyle bağdaşmaz. Bu da doğrudur.

 

Ama Marksist'lerin artık ayağı havada değildir. Her toplum tarihsel gelişmenin farklı basamaklarında yer almaktadırlar. Bazı toplumlar için uluslaşma geride kalmış, bitmiştir. Ama bazıları için hâlâ yaşanmakta olan bir süreçtir. Bunun içindirki Kürdistanlı Komünistler gerçeklikten hareket ederek programlarını oluşturuyorlar. Lenin Marks'a nasıl yaklaştıysa onlarda Lenin'e öyle yaklaşmanın kapılarını aralıyorlar. Startejik hedef yukarıda da belirtildiği gibi ulusal sınırların olmadığı bir dünyadır. Ancak o hedefe bugünkü somut gerçeklikten hareket edilerek varılacaktır. Ezen ve ezilen ulus emekçilerini kucaklayacak bir devrim henüz yakın olmadığı bir dönemde, ezilen ulusun kurtuluş mücadelesi öne çıkabilir. Türkiyede ve kuzey Kürdistan'da yaşanan tamda budur.

 

Lenin üzerinde ısrarla ezen ulus şovenizmi ile ezilen ulusun milli mücadelesinin ayrımının yapılmasını şart koşar. Ortada bir ulusal baskı olması durumunda ezen ulus işçi sınıfıyla ezilen ulus işçi sınıfı arasında bir güvensizlik oluşacaktır, ki bu güvensizlik aşılmadan ulusların gönüllü ve eşit bir birliği sağlanamaz. Kardeşlik, birlik olmaz.

 

Tesadüf Çoban Ateşi gazetesinde yayınlanan bu makalenin hemen üstüne TEVKURD meclisinin Diyarbakır da 01.03.2008 günü patlatılan bombayı ‘'Kınama ve Başsağlığı'' mesajı da konmuştu.

 

TEVKURD meclisi adına yapılan bu açıklama, benim makalemde anlatmaya çalıştığım ‘'Aklın yolu birdir. Zorda olsa Kürt dinamizminin doğrultusunu kavrayarak, ona uygun uzun vadeli politikalar tespit ederek.günü birlik politikalardan vazgeçmeliyiz. Bu anlamda,tüm Kürt sosyalistlerini, demokratlarını, aydınlarını, yurtseverlerini içine alan daha çoğulcu bir irade için, sancılı da olsa doğan TEVKURD ün çıkışı anlamlıdır. Bundan önceki yaşanan deneyimlerde olduğu gibi, ortalığın tozu dumanı içinde TEVKURD kaybolmamalıdır. Buna müsade edilmemelidir. TEVKURD başta DTP olmak üzere tüm grupların kapılarını çalmalı ısrarla birleşik bir iradenin yaratılması dayatılmalıdır.'' belirlemesine tam bir tezat oluşturuyordu.

 

Benim ve benim gibi birçok insanın TEVKURD çatısı altında Kürt Ulusal Birliğinin sağlanması için atılan adımı önemsediği bir süreçte TEVKURD meclisinin Diyarbakır da 01.03.2008 günü patlatılan bombayı ‘'Kınama ve Başsağlığı'' mesajında kullandığı üslup yakışık almamıştır. Taş yerinde ağır ata sözünde olduğu gibi TEVKURD yerinde ağır olmalıydı. Hele Sömürgeci sistemle, sistem karşıtı güçleri aynı kefeye koyarak alel acele yargılarla açıklama yapılmamalıydı. Kürt sorununu ''terör'' sorunuymuş gibi yansımaya çalışan rejimin bu olayı kürt ulusal direnişinin genel yöntemi gibi göstermeye çalıştığı bir ortamda bu açıklama, bu elim ve kötü olay gibi bir şansızlıktır. Bu açıklama da kullanılan üslup devam ettirilmesi halinde ''Kürt Ulusal Birlik Hareketi, Ulusal Birliğin oluşmasında değişik görüş ve eğilimlere sahip farklı ulusal güçlerin birbirlerinin varlığına, farklılıklarına ve özgün hukukuna saygıyı esas alır; Kürt ulusunun ortak iradesini temsil edecek bir Ulusal Kongre gerçekleştirmeyi hedefler.'' ( TEVKUD Tüzüğü madde 3) teki amacına ulaşılması çok zor olacaktır.

 

Kürtler arası üslup, yaklaşım sorununu, Kurdinfo sitesi yazarlarından Abdulkadir Ulumaskan ve Vildan Tanrıkulu arasında başlayan tartışmayı diğer yazarlar ve Kürt aydınları arasında daha da yagınlaştırarak devam ettirilmesinin faydalı olacağı inancındayım. Ama kırıp dökmeden.

 

Yazımı Xalo Ali Buran'ın Milliyetçilik ile ilgili düşüncelerini aktararak başladım. Ulusal birliğin sağlanmasının her şeyin önüne geçtiği bu süreçte, ulusal birlik konusunda da değerli insan Xalo Ali Buran'ın kısaca düşüncelerni aktararak bitiriyorum.

 

''Kürt halkının ulusal çıkarları ANLIMIZA KÜNYEDIR YAZILMIŞ ve Tüm Kürtsever güçlerin birliğinden geçer. Bu ULUSAL birlik mutlakla bir gün sağlanacaktır.''

 

 

23.01.2008