Ezidilere
hakaretler adı altında sayın Ö. Tuku’nun yazdıklarını hayretle ve
esefle okudum. Yazılanların gerçek olup olmadığını anlayabilmek için
bir süre
kendimi zorladım.. Yıllardır Avrupa’da yaşayan ve bir dönem (şimdiki
konumunu bilmediğim için) sosyalizme inanmış; örgütlü olarak mücadele
içinde bulunmuş birisinin mi sözleriydi bunlar?
Bir
şeye karşı çıkarken, hareket noktası doğru ise varılacak hedef de doğru
olur. Tersi ise, hareketsahibini
yanlış noktalara sürükler. Kişi,amaçtan
uzaklaşır ve artık kendini tekrarlamaya başlar. Bu sıkıntı verici
durum,kişiyi farklı ruh hallerine hapseder.Sayın Ö. Tuku
sayesinde yeni bir şey öğrenmiş oldum. Amerika’nın keşfi kadar önemli
bir sosyal tespit (!)
Muhamed
Kürtleri...
Kılıçtan dönme Hz. Muhamed Kürtleri…
Pes
doğrusu!Birbaşkası da bu
nitelemelere zenginlik katmak amacıyla listeyi uzatabilir:
Bu,
ezenlerin eylem kuramının bir başka boyutudur ve ezmenin kendisi kadar
eskidir. Ezenler, egemen olmak ve iktidarda kalmak, iktidarda tutunmak için
çoğunluğu bölmek ve bölünmüş halde tutmak zorundadır. Dolayısıyla,
ezenler, ezilenlerde biraz olsun birleşme ihtiyacı uyandırabilecek her tür
eylemi tüm araçlarla (şiddet dahil) önlerler. Birlik, örgütlenme ve mücadele
gibi kavramlar derhal tehlikeli olarak damgalanır. Bu kavramlar ezenler için
elbette tehlikelidir;çünkü
hayata geçirilmeleri özgürleşme eylemleri için gereklidir.
Ezilenleri
daha güçsüzleştirmek, tecrit etmek, ezilenler arasında bölünmeler
yaratmak ve bunları derinleştirmek ezenlerin yararınadır. Insanlar ne
kadar çok yabancılaşmışsa bölünmeleri ve bölünmüş halde
tutulmaları o kadar kolaydır. Tecride dayalı yaşam tarzları, bölünmeyi
ve bölünmüş halde kalmayı güçlendirir. O halde, statükoyu korumak üzere
ötekileri bölmek... zorunlu olarak diyalog karşıtı eylem kuramının
temel bir hedefidir.
Peki
din veya inanç nedir?
Din-inanç
ve Tanrı anlayışları, her dinde, inanç sistemindefarklı şekilde yorumlanmaktadır. Doğal olarak ideolojiler de
dayandıkları felsefeye göre bir
tanım getirmektedirler.Durkheim’e göre din, toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak
temel öğelerin başında gelir.
Marksizm,
dinlerin sınıf çatışmalarının ürünü olduğunu savunur ve dini, bir
bakıma kurulu düzenin ve egemen sınıfın ideolojisi sayar. “Din can çekişen
bir yaralının nefes alışı, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz bir dönemin
ruhudur. O
halkın afyonudur.” der.Dini, toplumsal sistemin işlemesini sağlayan bir
öğe gibi değerlendirmesi açısından Karl Marks’ın Durkheim ile uyuştuğu
söylenebilir.Max
Veber ise; dinin toplumdan çok,insanın
birey olarak bazı ruhsal ihtiyaçlarını karşıladığı inancındadır.
Yukarıdaki
belirlemelerin, sayın Ö. Tuku tarafından bilinmez şeyler olduğunu sanmıyorum.
Burada görünen amaç, sadecetoplumun
temel değer sistemlerini paylaşan, ancak ikinci dereceden duyuş, düşünüş
ve davranış farklılıkları üzerine kurulu bir inanç sistemini “baskın”
pozisyona getirme çabasıdır…