S. Adnan Turan/ tuseyfi@hotmail.com

Arşiv

Böl ve yönet

Ezidilere hakaretler adı altında sayın Ö. Tuku’nun yazdıklarını hayretle ve esefle okudum. Yazılanların gerçek olup olmadığını anlayabilmek için bir süre kendimi zorladım.. Yıllardır Avrupa’da yaşayan ve bir dönem (şimdiki konumunu bilmediğim için) sosyalizme inanmış; örgütlü olarak mücadele içinde bulunmuş birisinin mi sözleriydi bunlar?

Bir şeye karşı çıkarken, hareket noktası doğru ise varılacak hedef de doğru olur. Tersi ise, hareket  sahibini yanlış noktalara sürükler. Kişi,  amaçtan uzaklaşır ve artık kendini tekrarlamaya başlar. Bu sıkıntı verici durum,  kişiyi farklı ruh hallerine hapseder.Sayın Ö. Tuku sayesinde yeni bir şey öğrenmiş oldum. Amerika’nın keşfi kadar önemli bir sosyal tespit (!)

Muhamed Kürtleri...
Kılıçtan dönme Hz. Muhamed Kürtleri…

Pes doğrusu!Bir  başkası da bu nitelemelere zenginlik katmak amacıyla listeyi uzatabilir:

Musa’nın Kürtleri…
Isa’nın Kürtleri…
Zerdüşt’ün Kürtleri…

Böl ve yönet!

Bu, ezenlerin eylem kuramının bir başka boyutudur ve ezmenin kendisi kadar eskidir. Ezenler, egemen olmak ve iktidarda kalmak, iktidarda tutunmak için çoğunluğu bölmek ve bölünmüş halde tutmak zorundadır. Dolayısıyla, ezenler, ezilenlerde biraz olsun birleşme ihtiyacı uyandırabilecek her tür eylemi tüm araçlarla (şiddet dahil) önlerler. Birlik, örgütlenme ve mücadele gibi kavramlar derhal tehlikeli olarak damgalanır. Bu kavramlar ezenler için elbette tehlikelidir;  çünkü hayata geçirilmeleri özgürleşme eylemleri için gereklidir.

Ezilenleri daha güçsüzleştirmek, tecrit etmek, ezilenler arasında bölünmeler yaratmak ve bunları derinleştirmek ezenlerin yararınadır. Insanlar ne kadar çok yabancılaşmışsa bölünmeleri ve bölünmüş halde tutulmaları o kadar kolaydır. Tecride dayalı yaşam tarzları, bölünmeyi ve bölünmüş halde kalmayı güçlendirir. O halde, statükoyu korumak üzere ötekileri bölmek... zorunlu olarak diyalog karşıtı eylem kuramının temel bir hedefidir.

Peki din veya inanç nedir?

Din-inanç ve Tanrı anlayışları, her dinde, inanç sisteminde  farklı şekilde yorumlanmaktadır. Doğal olarak ideolojiler de dayandıkları felsefeye göre bir tanım getirmektedirler.Durkheim’e göre din, toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak temel öğelerin başında gelir.

Marksizm, dinlerin sınıf çatışmalarının ürünü olduğunu savunur ve dini, bir bakıma kurulu düzenin ve egemen sınıfın ideolojisi sayar. “Din can çekişen bir yaralının nefes alışı, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz bir dönemin ruhudur. O halkın afyonudur.” der.Dini, toplumsal sistemin işlemesini sağlayan bir öğe gibi değerlendirmesi açısından Karl Marks’ın Durkheim ile uyuştuğu söylenebilir.Max Veber ise; dinin toplumdan çok,  insanın birey olarak bazı ruhsal ihtiyaçlarını karşıladığı inancındadır.

Yukarıdaki belirlemelerin, sayın Ö. Tuku tarafından bilinmez şeyler olduğunu sanmıyorum. Burada görünen amaç, sadece  toplumun temel değer sistemlerini paylaşan, ancak ikinci dereceden duyuş, düşünüş ve davranış farklılıkları üzerine kurulu bir inanç sistemini “baskın” pozisyona getirme çabasıdır…

22.02.2005  

Uyum ve değişim

Sürü Kültürü

Susmak nedir ki yokluktan başka?

Yazı deyip geçmemek

Özgürlük, özne ve bilinç

DDKD geleneksel kutsalliğin aşilmasidi

”Ama Mandela geçmişinden utanmadı....

DDKD adını kendi çıkarları adına kullanmak…

“Değerler kavramı günümüzde ağızlara pelesenk olmuş”