“Bilgili olmak hüner değildir, önemli olan dava adamı olmaktır”
04 eylül 2005 tarihinde Ankara'da yapılan toplantından sonra farklı çevre ve
kişilerden çeşitli yorumlar geldi. Bunların bazıları olumlu, bazıları
olumsuzdu. Ancak içlerinde biri vardı ki, söylediklerini durup özel olarak
irdelemek gerekiyordu. Aynı zamanda sadece katılımcı da olmayan,
çağrıcılardan da olan bu kişi, toplantı süresince tek söz etmezken ne
hikmetse medya karşısında dile gelerek şöyle diyordu:
“Ancak böylesi politik talepler içeren bir metin için biraz daha titiz
davranıp farklı bir insan topluluğu önünde ve farklı bir gündem altında
toplantı yapmayı tercih ederdim.”
Böyle diyen ve böyle arkaik düşünebilen bir insanın (Ümit Fırat) kitlelere
yönelik politika yapması mümkün mü? Ankara'daki toplantıya katılanların
hangilerinin onun ölçülerine uymadığını da somut olarak belirtseydi keşke…
Siyasal bir hareketi içinden çıkartmak gibi bir amaç edinmemiş, ama sadece
gündeme damgasını vuran konularla ilgili olarak bir düşünce yaratmayı amaç
edinmiş insanlara haksızlıktır bu bence.
Siyaseti ve kuramsal bilgiyi, kendisi ve bir avuç akademisyenin imtiyazı
olarak görenler elitist (seçkinci) siyasetçi rolünü benimsemişlerdir.
İnsanların, birbirlerinin düşüncelerini bilme amacıyla bir araya gelmeleri,
aynı zamanda insanların kendileriyle yüzleşmeleridir de. Orada ne mutlak
cahiller vardır ve ne de mutlak bilgeler… “Beyin Fırtınası” tabir edilen
öğrenme metodu ile düşüncelerin bilince çıkarılması amacı vardı sadece
toplantıya katılanlarda.
Bu aktivitenin başarı kazanabilmesi için de ön koşul insana güvendir, yoğun
inançtır.
Toplantı katılımcılarına duyulan bu inanç eksikliği, toplantıyı “vesayetçi
manipilasyona” dönüştürememenin yarattığı reaksiyondan doğan “ajite”
durumudur. Gergin ruh halinin dışavurumunda başka şeyler de okumak mümkün
aslında. Doğal olarak sözleri eylemleriyle örtüşmeyen (düşünce ve eylem
eşzamanlıdır), kendi sözlerini de hafife alan kişinin kendisi de topluma
güven veremez.
“Bilgili olmak hüner değildir. Şeytanda da bilgi vardır. Önemli olan dava
adamı olmaktır.” Aynı zamanda, en basit hüneri deha sanarak yüceltmek
meziyet değil, aksine zaaftır.
İlerleme ve yeniden düşünce-düşünme değişikliğinden söz edebilmek için inanç
sistemlerinin de değişmesi ve değer yargılarının yeni çehreler kazanması
gerekmektedir.
17 Eylül 2005