Çağrı ve davet
DDKD'lilere yapılan ikinci çağrıya binaen çağrıyı yapan arkadaşlarımızın
adresine yolladığım maili Kurdinfo'nun Platform'una göndermemin nedeni konu
ile ilgili olarak düşünen ve yazan insanların düşüncelerinin bilinmesi ve
ona göre düşünce geliştirmek amacını taşıyor.
Çağrının kendisi gelecekte gerçekleşebilecek bir olaya işaret ediyor.
Haliyle de ortada duran gerçeklerden “gerçeküstü” sonuçlar çıkarabilmek de
olası.
DDKD isminin insanlarda “aidiyet duygusu” oluşturabilmesi için, öncelikle
“anlam duygusu” yaratması gerektiği kanısındayım.
Yapılan çağrıya, yurtiçinden önemli sayıda insanın ilgi göstermesine
karşın, yurtdışındakilerin ilgisizliğini anlamak, bilmek hiç de zor değil.
Zaten eylemler, yaşam tarzı ve tercihler insanların kendilerine özgü
düşüncelerine ayna tutuyor. Kelimeler kadar bu durum da kişilerin
hikâyelerini bizlere gösterebiliyor.
Zecri davranarak insanları tavır almaya itmek tehlikeli; çünkü “zebunlardan”
efsane yaratma yanlışlığına bizleri tekrar düşürebilir.
Avrupa'da yaşayan ve DDKD'nin eski mensuplarının (eski DDKD/DDKD'li
demiyorum, çünkü DDKD eskimiş ve antika müzesine kaldırılmış değildir.)
ilgisizliğine rağmen ilk toplantıyı Avrupa'da yapmak düşüncesini anlamak
benim açımdan mümkün değil. Doğru olan kitlesel katılımı gerçekleştirmektir.
Kitlesel katılımı sağlayabilmek için de toplantıyı Ankara, Diyarbakır,
Mersin vb. bir yerde yapmak gerekir. “Bir elin parmakları kadar az olan”
Avrupa'lı DDKD'linin buralara gelmesi, Türkiye'de yaşayan “önemli sayıda
arkadaşın” Avrupa'ya gitmesinden daha kolaydır. Ayrıca katılımın az
olduğu/olabileceği Avrupa toplantısına “güdümlü” ülkedeki eş güdümlü bir
toplantının ve bu toplantının neticesinde oluşacak bir yapının vesayet
altında olduğu kanısını katılımcılarda daha işin başında uyandırmaz mı?
Yapılan çağrıya icabet ettiğimizi beyan edebilmemiz için toplantının nerede
olacağı hakkında net bir bilgiye sahip olmamız gerekiyor. Çağrının bizler
tarafından davet telakki edilebilmesi bence bununla direkt ilgilidir.
Saygılarımla…
24 Kasım 2005