Biten nedir? DDKD mi, kişinin kendisi mi?
Olması gereken ve olan…
Nasıl düşüneceğimizi ve yazacağımızı hangi disiplini kendimize temel aldığımızla belirleriz. Felsefi mi yazacağız, yoksa bilimsel bilgiye göre mi?
KİP, Marksizm ve Leninizm'e inanan; demokratik merkeziyetçi ilkeyi esas alan; Kürdistan'ın bağımsızlığı ile Kürt halkını sömürüsüz bir topluma doğru götürme amacını güden; bütün bunları ulusal ve toplumsal kurtuluş anlayışıyla formüle eden siyasal bir organizasyon idi.
DDKD ise demokratik mücadeleyi amaç edinen; işçi, köylü ve öğrenci gençliğin ekonomik, demokratik, örgütsel, kültürel vb. hedefleri ile ihtiyaçları için mücadele eden yasal bir merkezi kitle örgütü idi. Ve kendisini örgütleyen illegal siyasi örgüt KİP'in ideolojik yapısıyla aynı paraleldeydi.
Siyasal mücadelenin DDKD ismi ile anılır olması, onun arkasındaki illegal örgütün bilinmezliğinden ve o örgütün, ağır illegal koşulları gerekçe göstererek kendini gizlemesinden kaynaklanıyordu.
KİP'in programı ve tüzüğü ile legal (Devrimci Demokrat Gençlik Dergisi, Jina Nû, Tirej, Armanc) ve illegal (Peşeng-Bo Şoreş Dergisi) yayınları incelendiği zaman, Marksizm-Leninizm olarak ifadesini bulan sosyalist öğretiyi savunduğu; bütün mücadele biçimleri, mücadele örgütleri, toplumu irdeleme, strateji ve taktiği belirlemenin hep bu ideolojik doktrine göre belirlendiği, bu bağlamda da toplantılar, seminerler düzenlendiği görülür.
Yani Marksizm'i ve Leninizm'i benimsemiş bir siyasal örgütün ve onun mensuplarının, işin ABC'sinde öğrendikleri şey şu idi:
“Bilgi kadar tarih de ülküsel olarak eksik bir durum içinde son ve kesin tamamlanışa varamaz.”
“Karşıtların ancak göreli bir değerleri vardır, şimdi doğru tanınan şeyin gizli bir yanlış yanı da vardır ve bu, daha sonra ortaya çıkacaktır, tıpkı şimdilik yanlış tanınanın da doğru bir yanı olduğu ve bu doğru yanı yüzünden daha önce doğru sayılır olduğu gibi…” MARKS.
Bu anlamda Marksizm, insan, toplum ve çevre ile siyasal koşulların değişmezliğini ve kendiliğinden uyum tezini reddeder.
Olaylara dogmatik yaklaşırsak ne olur? Yanıtı basit: Genel olarak belli bir takım ilkeleri, tezleri, düşünce, teori ve ideolojileri mutlak olarak doğru ve her zaman geçerli diye kabul etmek gerekir. Peki, böyle düşünebilmek için hangi bilgiyi temel almak ve ona uygun davranmak gerekir?
Gündelik bilgi düzensiz bilgidir. Buna göre; duyular ve algılar yoluyla belli bir yöntem izlemeden elde edilen ve aralarında zorunlu bağlar bulunmayan bilgilerdir gündelik bilgiler. Bu bilgiler kişiye bağlı olarak elde edilirler.
Hâlbuki bilimsel olarak konuya yaklaşmak için iki önemli ölçüt gereklidir. Sistematik bir bilgi gövdesi yaratmak; yani belirli kanunlara ulaşmakla mümkündür.Bir bilgiyi elde ederken bilimsel yöntem kullanmak; yani kanunları, gözlem, hipotez, test ve genellemeler yoluyla ortaya koymaktır.
Bilgi gövdesi yaratırken de bilimsel bilginin prensiplerinden yararlanılması zorunludur.
Bilimsel Bilgi de aslında:
1- Objektiftir.
2- Göreceli geçerlidir.
3- Varlığı parçalara bölerek inceler.
4- Sorulardan çok cevaplar önemlidir.
5- Neden-sonuç ilişkisi içerir.
6- Birikimli olarak ilerler.
7- Akıl ve mantık ilkelerine uygundur.
8- Eleştiriye açıktır.
9- Merak ve şüpheye dayanır.
10- Evrensel niteliktedir.
11- Genellik ilkesi taşır.
12- Olgusaldır.
Sanırım Zınarê Xamo, metodolojik bir yanlışlık haleti ruhiyesi ile yorum yapmaya kalkışmıştır. Düşünme ve aklını kullanma yolunun bilimsel kurallara uygun olduğunu tahmin etmiyorum.
Bilgiyi mutlak saymayan, somut ve değişen koşullara göre politika belirleyen, bilme eylemini aynı zamanda dönüştürme eylemine çeviren bir kültürden gelen insanların sadece nostaljik takılmaları ve kendi egolarını tatmin etmek gibi primitif davranışlar içine girmeleri doğru mudur?
İnsanın, DDKD'nin reorganizasyonu gibi önemli bir konuda, basit ve bilimsel olmayan bir yaklaşım içine girerek bu denli enerji harcaması için ancak politik şizofren olması gerekir. Bu durum, bazı kişilerin gerçeklerden kopuk olmaları nedeniyle- gerçekleri doğru test edememelerinin getirdiği eksik çaba ve dahası eksik düşünceler zinciri olarak adlandırabilir ancak.
Kurdinfo'da çıkan yazılara bakılsaydı, DDKD ile ilgili beklentiler ve tartışmalar içinde böylesi talihsiz bir yorum olmazdı diye düşünüyorum.
Zinarê Xamo'nun niçin böyle bir yoruma ulaştığını da, onun yazdıklarından sonra insanların yorumlarından anlayabiliyorum. Yazılarını Apoculuk'un etkisinde kalarak yazdığını gördüm ve onun ismi ile Apoculuk ismini yan yana görmeyi bir türlü kabullenemedim.
DDKD/KİP'in siyasi ömrünü 1980 gibi sınırlı bir tarihte sabitleyenlerin maddi bir hata içerisinde olduklarını ve siyasi kültürlerini o tarihe hapsettiklerini düşünüyorum. Halbuki 1980'den sonra yoğun bir çalışma ve örgütlenme, sürece dahil olma gibi çabalar ve çalışmalar vardı.
Tarihe bir göz atarsak; 1982'de tutuklanmalar, 1982'de anlamsız tartışmalardan dolayı alınan kararlar, gene 1983 de yapılan kongre, yeni bir misyonla siyasal mücadelenin sürdürülmesi isteği, 1984 tutuklanmaları, 1988 yılında yayına giren Medya Güneşi… Sonra tekrar 1989 tutuklanmaları ve YEKBUN süreci ile birlikte diğer siyasal yapılanma... Yani 1990'lı yıllar ve sonrasında da aktif olmaya çalışan, kadroları var olan bir siyasal organizasyon bulunuyor sahnede. Peki 1980 tarihi ve mensuplarının 50-60 yaşlarında olduğu iddiası ne kadar doğru? Medya Güneşi'ni çıkaranlar hangi jenerasyon idi? 1980 mi, yoksa sonrası mı? 1980 doğumlu DDKD'lilerin varlığından sayın Zınarê Xamo'nun haberi var mı?
17-18 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır'da yapılan toplantının hemen akabinde DDKD eski mensuplarının yaptığı toplantıdan haberdar olsaydı, insanların eski anılarını tazeleme, yeniden DDKD'yi kurma, yeni dönemi eski yapı ile götürme gibi bir söylem ile tartışmadıklarını, düşüncelerini dile getiren insanların öyle bir tutum içersinde olmadıklarını bilebilecekti. Bununla beraber, karalamaya çalıştığı gelişimin önünü kesemeyeceğini, kendi eskimiş fikirlerini kimseye empoze edemeyeceğini de anlayacaktı.
İlginç bir bilgiyi de gene bu arkadaşımıza aktarmak isterim. Yaklaşık 300 kişinin katıldığı ve 258 kişinin hazirun cetvelini imzaladığı Diyarbakır'daki Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubunun toplantısında acaba DDKD'nin kaç eski mensubu vardı? Bu toplantının ilk günkü oturumundan hemen sonra yapılan DDKD'nin eski mensupları toplantısına yaklaşık 50 kişi katılmıştı. Yer darlığı ve diğer nedenlerden dolayı da bir o kadar arkadaşımız da katılamadı o toplantıya. Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubunun toplantısındaki 300 kişilik katılımcı grubun üçte birine yakını, bittiği söylenilen bir siyasi misyonun mensupları idi.
Irak-KDP' sinin hangi yılda kurulduğunu sormak isterim. 1946 yılında kurulan bu partinin 2006 yılında federal YNK ile birlikte Kürdistan'ı yönetmesini nasıl açıklayabiliriz? Siyaseti yönetmek için hep yeni mi olmak gerekir?
‘Yeni'nin ölçütü nedir? Eski ile eskimek arasındaki ayrım nedir? Bu nüansı bilmeden yapılan ve haliyle havada kalan, dolayısıyla mesnetsiz sayılabilecek bir suçlama ne kadar ikna edici olabilir?
Politikada bir şeyi eleştirirken, aynı zamanda onun alternatifini de ortaya koymak gerekir. Seçenek sunabilmekteki yetersizlik, yani seçenek sunamama hali insana ne kazandırır? Şu soruların yanıtları sizde var mı?
Toplumsal süreçlere hangi mantık egemen olmalı (sadece Ulusal-demokratik mantık mı, yoksa sol-ulusal mantık mı? Veya ikisinin sentezi mi?
Toplumsal yapı ile ilgili tartışmaları eskimiş bir dille yapmak yerine, ona yeni bir dil kazandırmaya çalışmak gerekmez mi?
Yoksulluk, işsizlik ve büyük şehirlerin varoşlarındaki Kürt'lerin sosyal dışlanma sorunları için bir çözüm öneriniz var mı?
Slogan şehvetine düşmeden toplumun somut sorunlarıyla ilgilenmek ve onların ne olduğunu bilmeyi denemek (lümpen kültür, fuhuş, toprak meselesi) gerekmez mi?
Alternatif olma potansiyelini açığa çıkarmak nasıl gerçekleşebilir?
Dönüştürücü ve geliştirici potansiyeller nasıl ortaya çıkarılacaktır?
Entelektüel enerjiyi seferber edebilecek referanslar yaratabilecek midir?
Lider sultasına boyun eğmek mi gereklidir sürekli?
Yoksa lider sultasına karşı çok seslilik mi gerekir?
Yatay hiyerarşik yapıda mı, yoksa dikey-merkezci yapıda mı karar kılmak gereklidir? Yoksa hiçbirisi mi?
Sadece Kürt-Kürtlük söyleminin Türkiye'de ve Kürdistan'da yeni açılımların önünü açamadığı, açamayacağı yeterince biliniyor mu?
Baskıya karşı mücadeleye “yeni bir toplum adına mücadele” eşlik etmedikçe başarısızlığın kaçınılmaz olduğu, oralardan görülebilmekte midir?
Bu sorularla ilgili yanıtlarınızı bilmek isterdim. Gelin bunları tartışalım.
O zaman yazdıklarınız belki anlamlı ve yol gösterici olabilir.
Bu konularda düşünce üretmek, proje geliştirmek ve insanlara alternatif sunmak için politik formasyon almak gerekmiyor. Sadece tek şey yeterli:
Solda atan yürekle Kürdistan'da Yaşamak.
24.01.2006
S. Adnan Turan