S. Adnan Turan/ tuseyfi@hotmail.com

Arşiv

"Gölge etme başka ihsan istemem."

"Di elfeba kurdi de tipên dengdar". Yani Kürtçe alfabede sesli harfler.
Garibime giden DDKD kısaltmasının arasına sesli harfler koyarak Türkçe bir
anlam yaratmaya kalkışmaktan nasıl bir medet umulduğudur? Edebiyattaki
"Kinaye" sanatından mı esinlenmek istedi bu "Mamoste" mahlasını kullanan
arkadaş? Mesela ben de MAMOSTE  sözcüğünden bu yöntemle farklı anlamlara
gelebilecek sözcükler yaratma ustalığı gösterebilirim. Fazla zorlanmadan
aynı harfleri kullanarak bir sürü yeni sözcük türettim de. Ama bunları
okurlarla paylaşamıyorum; çünkü siyasi terbiyem ve öğretmen mesleğini
yürüten insanlara olan saygım buna elvermiyor. Mamoste mahlasını kullanan
arkadaş DDKD kısaltması ile ilgili yaratıcılığını kendi isminde de denemeye
kalkışmasını salık veririm.

Hala retrospektif bir dünyada yaşayan bu arkadaşa bir başka şeyi
anımsatmakta yarar var. Plâjirizm denilen yöntemle yapılan, ortaya çıkarılan
veya yazılan, çizilen eser özgün eser sayılmaz. Bir başkasına ait olan eseri
veya ürünü aşırarak kendine mal etmek etik değerlere de terstir. DDKD
kısaltmasının arasına sesli harfler koyarak farklı bir anlam yaratmak 1980
öncesinde, özellikle Maocular tarafından farklı şehirlerdeki duvarlara
DDKD'lilerin yazdığı yazıları bozma amacı güdülerek yapılmıştı. DDKD'yi
dedikodu'ya dönüştüren yazı da bunlardan birisi idi. Şimdi bunu kendine mal
ederek Netkurd'un sitesine yerleştirmesi telif hakkı ödemesini de
gerektirebilir(!) Çünkü o yazıları bozarak anlamlarının dışında başka
anlamlar yaratanlar bundan gocunabilirler(!)

Netkurd'ün editörüne de birkaç söz söylemek icap ediyor.
Enver Karahan, "Siwaro" isimli köşesinde "DDKDyiyan got: Serxwebûn doza me
ye" başlıklı yazısını bir siyasi hareketin iç çekişmesi olarak
nitelendirerek siteye taşımasını sitenin yayın ilkelerine ters bulmuştu. Bu
vesileyle de sayın editör Murad Ciwan, yazının yayınlanmasını engellemişti.
Peki, sormak lazım: Mamoste mahlasını kullanan kişinin çizdiği karikatür bir
grubu hedef alarak onları rencide etmiyor mu? Veya rencide ettiğini
düşünmedi mi? Övgü saydığı yazılara getirdiği yasağı "hassasiyet" ile
açıklayan zihniyet niye sövgü olduğu aşikar olan bir karikatürün
yayınlanmasına icazet veriyor? Eğer bu, ifade ve düşünce özgürlüğü ise Enver
Karahan'ın yazdığı yazıyı da bu ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında
irdelenmesi gerekmiyor muydu? Farklı ölçütler kullanarak demokratik
prensipleri yaşamımızın bir parçası haline getirmemiz olası mı?
Demokrat olmak ne kadar zormuş.

"Genç ve özgürken ve hayal gücüm hiç sınır tanımazken, dünyayı değiştirmeyi
düşlerdim. Yaşlanıp akıllandıkça, dünyayı değiştiremeyeceğimi fark ettim. Ve
hedefimi biraz küçültmeye ve sadece ülkemi değiştirmeye karar verdim. Ancak
onu da hayatımın son demlerinde, değiştirebilmek çok zor görünüyordu. Son
bir çaba göstererek, sadece kendi ailemi ve yakınımdaki kişileri
değiştirmeye karar verdim. Ancak onlara da etki edemedim.

Ve şimdi, ölüm döşeğinde yatarken (belki de ilk kez ) farkına vardım ki, ilk
önce kendimi değiştirseydim, örnek davranışlarımla ailemi etkileyebilirdim
ve onların desteğiyle ülkemin değişimine katkıda bulunabilir ve kim bilir
belki de zaman içinde dünyayı değiştirirdim." (Borges)

Ne kadar doğru.

Bu arkadaşlarımızın da bunca yıldır Avrupa'da yaşadıkları halde kendilerini
değiştirmiş olmalarını ne kadar isterdim. Eski kafa ile yeni şeyler
önermenin modası çoktan geçmiş ama farkında değiller. Fikirleri ile
niyetleri birbirleriyle örtüşmeyince böylesine ikircikli ve çelişkili
tutumları da ortaya çıkabiliyor.

Birbirimizi anlamamız için gerekli olan en temel kavramlar, 'anlama,
hoşgörü, uzlaşı ve diyalog' dörtlüsüdür. Bu dört kavramı kendimize kılavuz
seçmemizin şart olduğunu düşünüyorum.

Problemi çözebilmenin en önemli yolu onun içersinde yer almak ve çözüm
üretebilmek, seçenek sunmaktır. Sadece problemi anlatarak onun çözümüne
katkı sağlamak mümkün değildir. Çözümün bir parçası olmak ve sorunu çözmek,
"çözümde sorun aramamak" başarmanın önkoşuludur. Düşüncelerimizi değerli ve
anlamlı kılan da budur.

Mazeretleri vicdanlarındaki huzursuzluk olan bu arkadaşların yaptıklarını
nasıl yorumlamak gerek? Pascal'ın dediği gibi "İnsan büyüklüğünü bir uca
giderek değil, her iki uca dokunarak gösterir." Devrimci Demokrat geleneğin
bir harekete dönüşme isteğinden, çalışmasından korkmak her zaman akılcı
gerekçelere dayanmıyor demek ki. Bu insanların tepkileri, kızgınlıkları
olayların kendisine değildir esasında. Olaylara getirdiği yorumlardır.
Zamanında halledilmemiş kızgınlıkları, bitmemiş kavgalar ve kızgınlıklar
üretiyor. Haliyle de üretken enerjileri de tükenebiliyor böylesine negatif
düşünen arkadaşların. İlgi ihtiyaçlarını gidermek adına başkalarına çamur
atmak, başkalarının yaptıklarını küçümsemeye çalışmak kişinin kendisini
bitirir ve onu sanal dünyada kurban haline getirir. Başkalarının
kaybetmesiyle bu insanların elde edebileceklerini varsaydıkları güç bir artı
değildir.

Bu kadar kavgacı, saldırgan ve küçümsemeci davranışların kaynağında sadece
yaşama bakış açısındaki farklılık yoktur. Kürdistan'da yaşayan insanlarla
Ortak bir yaşamlarının olmayışı ve buna bağlı olarak değer yargılarının
örtüşmemesi de dalaşma ve gerginliğin sebebi sayılabilir.

Sinop'lu Filozof Diyojen'in dediği gibi: "Gölge etme başka ihsan istemem."

S. Adnan Turan
10 Eylül 2006

 

"İnsan, düşündüğü kadar güçlü, inandığı kadar değerlidir"

Biten nedir? DDKD mi, kişinin kendisi mi?

Bazı DDKD/KİP eski mensuplarının, kendilerine statü kazandırma istekleri...

Çağrı ve davet

"DDKD'yi “siyasi ölü” olmaktan çıkarabilecek her türden çalışma ve çabayı yürekten destekliyorum"

Bilgili olmak hüner değildir, önemli olan dava adamı olmaktır”

ASLAN KAYA

Böl ve yönet

Uyum ve değişim

Sürü Kültürü

Susmak nedir ki yokluktan başka?

Yazı deyip geçmeme

Özgürlük, özne ve bilinç

DDKD geleneksel kutsalliğin aşilmasidi

”Ama Mandela geçmişinden utanmadı....

DDKD adını kend kullanmak…

“Değerler kavramı günümüzde ağızlara pelesenk olmuş”