S. Adnan Turan/ tuseyfi@hotmail.com

Arşiv

Sözcükler yarattığı eylemin rengini taşırlar

Sn. Mustafa Aydoğan'ın “Önyargı” ile ilgili olarak yazdığı yazıyı okuduktan sonra insanların ve toplumların birbirleri hakkında ne kadar da yaygın peşin hükümlere sahip olduğunu azıcık düşününce fark ettim. Einstein'in “Ne hazin bir çağda yaşıyoruz. Bir önyargıyı ortadan kaldırmak atom parçalamaktan daha zordur” sözü de aslında bir önyargıdır. Ama bu önyargı, “önyargıların” kolayca ortadan kalkmadığına işaret ettiği için de genel yargı niteliğine sahiptir ve önemlidir.

 

Siyasetteki önyargılar ise “değer” haline bile dönüşebiliyor. Her şeyin merkezine bu konuluyor ve çevresinde olan biten de buna göre şekillensin beklentisine giriliyor.

 

Peki, nedir ön yargı? Sözlük anlamı “ Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin hüküm, peşin fikir “    olan   bu kelime ile ilgili bazı kaynakları karıştırınca ilginç ve o kadar da düşündürücü sonuçlar çıkıyor ortaya:

 

1- Ön yargı bir tutumdur.

2- Bir grup insana ilişkin adil olmayan, hoşgörüsüz ya da aleyhte bir görüştür.

3- Diğer tutumlar gibi 3 bileşeni vardır. İnançlar, duygular ve davranışsal eğilimler.

4- Önyargıya dayalı tutumlar genellikle hoşnutsuzluk, korku, kin veya nefret gibi katı duygularla yüklüdür.

5- Engellenme ve saldırganlık kuramına göre, önyargılar sosyal statüsü düşük olan grupların yaşadığı engellemelerden kaynaklanır. Bu kişiler öfke ve düşmanlık duygularını başkalarına hatta kendilerinden daha düşük statüde kişilere karşı önyargılı tutumlar şeklinde gösterirler.

6- Bir başka kurama göre ise, önyargının temel kaynağı bazı kişilik özellikleridir. Bağnaz ya da yetkeci yani körü körüne, tartışmadan sorgulamadan gelenek ve kurallara uymayı yeğleyen bunlara uymayanlara da düşmanlık besleyen aşırı tutucu kişilerde önyargı daha baskındır.

7- Önyargı, yaşama kuşkucu ve güvensiz yaklaşımlarının bir ifadesidir.

 

Önyargıyı bir tarz olarak seçen insanlar, zayıflıktan kaçmak, egoyu okşamak ve karmaşık duygularını tatmin etmek adına da kimi insanları günah keçisi ilan ederek “cellât” haline de gelebiliyorlar.

 

Bu genel belirlemelerden sonra esas meselemize gelirsek;

 

Sayın Sait Aydoğmuş'un kaleme aldığı ve Kurdinfo da çıkan “Eski ‘DDKD'liler tekrar “kurban” edilecek mi?” başlıklı makalenin, doğru düşünme, tutarlı olma, olgu ve olaylara uygun hareket edebilme genel prensiplerine uymadığını yanlış analojilerden ve türdeş olmayan örneklerinden görebiliyoruz. Bu bağlamda da daha çok önyargıdır yazdığı yazı.

“ ‘DDKD' den artakalıp, ‘ DDKD' nin artakalanlarının… tanımlaması ile kimler küçümseniyor ve neden? “ Civata Demokratên Şoreşger yên Kurd li Ewrûpayê” oluşumun da ve bununla ilgili çalışmalarda kendisi ve başka arkadaşları da yok muydu? Artakalmak eğer bu kadar rahatsız edici ve siyasette rol almaya yeterli referansa sahip değilse niçin kendileri de başkaları için yanlış gördükleri işe giriştiler? Maksat başka olunca insan kendi cümlelerinde kendi niyetini dışavurabiliyor. Bunun adı da “politik takiye” dir.

“Artakalanlar” ve diğer suçlamaya karşı yurtdışındakilerden neden reaksiyon gelmediğini düşünmemek elde değil. Acaba “artakalanlar” kategorisine kendilerini katmıyorlar mı? Seçkin olarak mı hala kendilerini görüyorlar? Veya yıllarca Avrupa'da yaşamak onların düşüncelerini başkalaştırdığı için mi davranışları ve tepkileri de esnekleşmiş durumda? (V. Tanrıkulu yazdığı yazı ile istisnadır)

Arta kalanlar hiçbir zaman “altta kalanlar” olmamıştır. Artakalanlar olarak nitelendirilenler hep “ayakta kalanlar”,“üstte kalanlar” olmuştur. Doğaldır ki bunlar sürekli biçimde “önde gidenler” olarak da misyonlarını yerine getirmişlerdir. 1975 yılında KİP'i yaratanlar 12 Mart muhtırasının tırpanından kurtulabilen T-KDP'nin (Türkiye'de Kürdistan Demokrat Partisi) “artta kalanları” değil miydi? Bu “artta kalanlar” 70'li yılların ortalarından sonra siyaseti biçimlendiren, demokratik-kitlesel harekete dönüşen DDKD'nin yönlendirmeni ve “ayakta kalanları değiller miydi? “Önde gidenleri” ne dönüşmemişler miydi?

 

Sözcükler yarattığı eylemin rengini taşırlar. İkiz anlamlı kelimelerle meramı anlatmaktan umulan nedir? Sorunları başka sorunlarla takas etmeye çalışan anlayış bozguncudur, oportünisttir ve sorumsuzdur.

 

Sayın Ö. Çetin üzerinden Devrimci-Demokratları vurmaya kalkışmanın veya öyle düşünmenin nedeni ne olabilir? Toplantıya katılmak üzere Diyarbakır'a gelen ve toplantı esnasında da alkışlanan Sn. Ö. Çetin'e gösterilen teveccüh, gönül isterdi ki Avrupa'da yaşayan, siyasi göçmen durumunda olanlar da anılan toplantıya katılarak buna mazhar olabilselerdi. Merak etmeden de duramıyorum. Acaba diyorum bu insanlarımız salona girdiklerinde alkışlanacaklar mıydı? Bunu öğrenmenin yegâne yolu da ülkeye dönmektir.

 

Sn. Sait Aydoğmuş'un makalesinin yayınlanmasından sonra insanlar kendi aralarında şunu dillendirmeye başladılar: 1982 yılında Devrimci-Demokratların siyasal-demokratik hareketlerini dağıtmak ve başka bir yapıyı ikame etmek için start düğmesine basan uluslar arası odaklar (bu bir komplo teorisidir), yıllar sonra toparlanmaya çalışan Devrimci-Demokratları tekrar bozguna uğratmak için gene eski aktörlere mi müracaat ediyor? Böyle düşünmemek için neden mi var? O dönemdeki çelişkilerin ve kavgaların, ihraçların kökeninde sadece 12 Eylül darbesinin niteliği üzerindeki tartışmalardan ileri geldiğini hangi “naif” insan iddia edebilir? 12 Eylül darbesinin niteliği ile ilgili tartışmayı partiyi ele geçirme ve dağıtma darbesi için gerekçe yapıldığını bilmeyen mi kaldı?

 

Siyasetin satranç tahtasında yeni hamlelerin nasıl bir sonuç yaratabileceğinin dersini herkes iyi çalışmış durumda…

 

Muzaffer'in bir cümlesini kendi yazısına dayanak yapan Sn. Sait Aydoğmuş, diğer konuşmacılardan R. Kahramaner'in sözlerini de dikkate alsaydı keşke. Bu arkadaşımız da diasporadaki Devrimci-Demokratlara çağrı yapıyordu. “ Diaspora 'da kalıp da ekonomik sorunu olmayan arkadaşları en hızlı şekilde ülkeye getirmeliyiz” önerisi ile politikada iddia sahibi olanların siyaset yapacakları mekânın, ülke olduğuna gönderme yapıyordu. Öncelikli görev bence budur. Yurtdışındaki arkadaşlarımız bu öneri üzerinde ciddi düşünmelidirler.

 

Kırmızıçizgiler sadece bir kişi için oluşturulmamıştır. Aynı zamanda S. Aydoğmuş, Ş. Cibran, M. Ciwan, Z. Vakıfahmetoğlu, Z. Avcı, Ş. Tutal, E. Alacabey, vd. insanlarımız için de belirlenmiştir. Devrimci-Demokratlar, birilerinin, bunları eleştiri kisvesi altında sözle vurmasını da kendi kırmızıçizgisi olarak tespit etmiştir. Zira kulislerde herkes için çok şey söylenegelmektedir. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil, diğerleri de “suçlu-lekeli” değillerdir. Öyle gösterilmesi de tasvip edilemez zaten.

 

1982'den sonra tüm hareketi ele geçiren, sonrasında da koca mirası “mirasyediler” gibi hoyratça tüketen, içimizi burkan, yüreklerimizi acıtan ve hafızamızda tortu bırakan klik; kendilerini temize çıkartmak adına günah keçisi olarak sadece bir kişiyi hep öne çıkartmasının amacı-anlamı nedir?

 

Sn. Sait Aydoğmuş'a birkaç sorum var:

 

Sizin ufkunuzu bu denli körelten, önünüzü karartan, sizi hınç ve öç duygularına tutsak eden, kavgacı ve acımasız yapan bu “korku” nun nedeni ne? Yazdıklarınıza tek bir bağlaşık bulamayacağınızı bildiğiniz halde, kendi adınızı bu kadar riske ederek küçümsediğiniz insanlarla da beraber olmamalısınız. Aşağınızda gördüğünüz yerde de yine bu insanlarla birlikte bulunmamalısınız. Geçmiş dönemde bu türden polemiklerle ve kavgalarla elde ettiğinizi düşündüğünüz başarıların yeni/yeniden yapılanmanın önünü kesemeyeceğini bilmenizi isterim.

 

Geleceğe el atmayan tek bir cümlesi olmayan yazının ana teması saldırganlık, düşmanlık ve yıkıcı davranışlar üzerinde kurulmuştur. Sn. Sait Aydoğmuş'un geçmiş ilişkilerinden kaynaklanan ve ona acı veren duygularıyla yüzleşmemek, onlardan kaçabilmek adına geliştirdiği bu savunma mekanizmasının önemli bir işlevi vardır. Nedir bu? Bu davranış tarzıyla çevresindekileri veya toplulukları kontrol etmek, onlar üzerinde güç kurma stratejisidir. Sonuçta kendisini de esir alan, bu kimlik hapishanesine dönüşen stratejiden kurtulmasının çaresi, vicdanının yönlendirdiği zekâsının gereğini yapmaktır. Kendi konumunu olduğu gibi kabullenme yürekliliğini gösterebildiği ölçüde de bu “kimlik hapishanesi” nden kestirme yoldan kurtulabileceğini inanıyorum. Zira Sn. Sait Aydoğmuş'un birikiminin buna yetebileceğini farklı konularda yazdığı ve büyük bir zevkle okuduğum, bir o kadar da öğretici bulduğum yazılarından da biliyorum.

 

Son söz:

 

Devrimci-Demokratlar artık;

 

•  Kimsenin takımdaşı ve oyundaşı olmayacak.

•  25 yıllık kavganın tarafı olmayacak.

•  Perspektifini de, politikanın ve bilimin kavramları ile yaratacaktır.

•  Bundan hareketle kimsenin vesayetinin altına girmemek için temellerini sağlam atmaya çalışacaktır.

 

29 Eylül 2006

 

"Gölge etme başka ihsan istemem"

"İnsan, düşündüğü kadar güçlü, inandığı kadar değerlidir"

Biten nedir? DDKD mi, kişinin kendisi mi?

Bazı DDKD/KİP eski mensuplarının, kendilerine statü kazandırma istekleri...

Çağrı ve davet

"DDKD'yi “siyasi ölü” olmaktan çıkarabilecek her türden çalışma ve çabayı yürekten destekliyorum"

Bilgili olmak hüner değildir, önemli olan dava adamı olmaktır”

ASLAN KAYA

Böl ve yönet

Uyum ve değişim

Sürü Kültürü

Susmak nedir ki yokluktan başka?

Yazı deyip geçmeme

Özgürlük, özne ve bilinç

DDKD geleneksel kutsalliğin aşilmasidi

”Ama Mandela geçmişinden utanmadı....

DDKD adını kend kullanmak…

“Değerler kavramı günümüzde ağızlara pelesenk olmuş”