S. Adnan Turan/ tuseyfi@hotmail.com

Arşiv

 ”Ama Mandela geçmişinden utanmadı....


İnsanı ‘şu’ ya da ‘bu’ yapan şey, sahip olduğu değerlerdir. Kimileri fundamantalist, kimileri ırkçı, kimileri sosyalist, kimileri komünist, kimileri muhafazakar veya liberaldır, kimileri de Troçkist veya anarşisttir. Bu görüşlerden birine sahip her bir insanın kendi görüşünü destekleyen bir düşünce biçimi ve değerler sistemi vardır ve biz insanlar bu değerlerimizle birlikte anılır;  bu düşünce ve değerlere göre yaşar ya da yaşamaya çalışırız.

Değişen dünya ile birlikte değerler de değişebilir, ancak temelde değişmeyen bazı şeyler vardır. Şimdi bunları birer birer sıralamak istemiyorum. Yıllar önce Mandela cezaevindedir de, bugün ülkesinde cumhurbaşkanıdır; ancak Mandela ne kendi geçmişinden, ne de geçmişte savunduğu düşüncelerinden  utanır. Çünkü Mandela’yı Mandela yapan, ölümüne  savunduğu düşünceleri ve sahip olduğu değerleridir; yani geçmişidir.
 
 Yazılarımı isim vermeden ve  hedef göstermeden  yazmaya özen gösteririm; ancak bu kez bana ait olan  bir yazı üstüne yapılan eleştiriyi  yanıtlayacağım için isim vermek durumundayım. Arkadaşımız Abid Dündar yine bu platformda  yayınlanan 05.08.2001 tarihli  yazısında, benim yazış
biçimimi sert ve saldırgan bularak bir şeyler anlatmaya çalışmış; ancak
yazarken, -ne yazık ki- eleştirdiği şeyin aynısını yaparak sert ve saldırgan
bir tarz kullanmış. Üstelik bununla da kalmayarak küçümseme ve küçük düşürme çabası içine girmiş. Birilerini küçümseyerek ya da küçük düşürmeye çalışarak bir yere varılamayacağını, bu davranış biçiminin, küçümsemeye çalıştığımız hareketi ya da kişileri değil aksine bu işi yapanın kendisini küçülteceğini söylemeye gerek görmüyorum.

 ‘Tarihimi inkar etmiyorum ama ondan utanıyorum.’ diyen birisi için
söylenecek hiçbir söz yoktur aslında ama insan yine de söylemeden ya da en  azından sormadan edemiyor: Bahse konu zamanda var olup da bugün artık yıkılmış bulunan Berlin duvarı evet bir utanç anıtıdır. İnsanlık adına ondan utanmak gerekir. Arkadaşımız  geçmişinden utandığını söylüyor ve insan burada sorma ihtiyacı duyuyor, DDKD bir Berlin duvarı mı idi ki  arkadaşımız o geçmişten utandığını söyleyebiliyor?


Bu durum DDKD için değil ama arkadaşımızın bulanıklaşmış zihniyeti için üzücü bir durumdur. Geçmişi olmayanın belleği de olmayacağı için sağlıklı bir geleceği de olamayacaktır. Birikimli bir ilerleme olmazsa değişimi gerçekleştirmek de olası değildir. Birikimi sağlayacak olan geçmiş
yaşantılardır; isteyenin dilediğince karalama hakkına sahip olamayacağı
mücadele tarihidir. Önemli olan geçmişte yapılan hatalardan, sağlıklı eleştiriler yoluyla ders alabilmek ve bundan yararlı sonuçlar çıkartmaktır.  
Dün yapılan hatalardan ders çıkartmak ise geçmiş karalanarak ya da o
geçmişten utanıldığı söylenerek yapılamaz.

Arkadaşımız, geçmişi eleştirmek adı altında, DDKD içinde, sınıfsal
çıkarların ulusal çıkarlardan önemli olmasından ve sosyalizmin çıkarlarının
daha değerli bulunmasından yakınıyor. ‘Mirasımız milliyetçiliği küçümsedi ve onlara karşı mücadele etti.’  diyor. Milliyetçi anlayışın, toplumsal
koşullar değiştiğinde yerel-şovenist bir anlayışa çok kolay dönüşebildiğine  ve insanları kıyımlara sürüklediğine tarih şahittir. Bu nedenle
milliyetçiliğin öne çıkartılmamış olmasından yakınmanın bir anlamı yoktur. Sınıfsal mücadele ön planda tutulmadan gerçek anlamda ulusal bir kurtuluşun gerçekleştiği de görülmemiştir.

Benim hala aynı yerde durduğumu ve yerimde saydığımı, dünyadan nasibimi almadığımı söyleyebilen insanın, ya sözel kavrama ve algılama hızı azalmıştır, ya da bu arkadaşımızın, bir paragrafı öncesi ve sonrası
yokmuşçasına, yazının bütününden soyutlayarak onu anlam bütünlüğünden koparan eklektik yöntemi kullanmak gibi bir tarzı vardır. Bu durumda ise, nesnel davranmak elbette olası değildir. Oysa arkadaşımız, bahse konu yazıyı, yukarıda söylediğimiz özel durumlardan sıyrılarak okumuş olsa idi,bu iddialarının yersiz ve haksız olduğunu kendisi de görecekti.


 “Anakronik politikalarla toplumu yönetmek ve ona önderlik etmeye kalkışmak, kendi  dinamiklerimizi iyi tahlil edemeyişimizin bir yansımasıdır. Coğrafyamızda yaşayan insanların ne durumda olduğunu bilmeden, neler beklediklerini ve nasıl kurtulabileceklerini onların kendisinden dinlemeden, onların içersinde olmadığı ve dışında kaldığı bir mücadelenin başarıya ulaşabilme şansının olmadığı acı deneylerle zaten ortaya çıkmıştır. Konular ve olgular arasındaki kavranabilir ilişkileri betimlemeden yola çıkmak yenilgiye davetiye çıkarmaktır. Toplumu saran korku hipnozunu kaldırmadan, kimi yumuşamaları görerek umutlanmak da yanlış. İnsan bedeninde olduğu gibi toplumda da organları birbirine bağlayan dayanışma ve etkileşim vardır. Bir yerde çürüme ortaya çıktığı zaman, bu bütün organlara yayılır ve önlemi alınmaz ise bedenin her tarafını sarar. Şimdiki yapı da budur. Hala liderlere umut bağlamak, umutsuzluğu kronik hale getirmektir bence. Kurumlaşma ve uzmanlaşmaya karşı olan liderlik anlayışı, ezilen halklarda  sürekli olarak bir ışık gibidir.” Sözlerini yazan birisine böyle suçlamalarda bulunmak kolaycılık ya da  peşin hükümlü olmaktır; artı haksızlıktır.
 
Burjuva milliyetçiliği, anti-faşist mücadele, sosyalizm ve sınıfsal
mücadele, göçmen ve salon sosyalistliği ve politikacılığı ile ilgili
düşüncelerimi, bu yazının konusu olmadığı için açıklamayarak, bu
arkadaşımıza bir öneride bulunmak istiyor ve  (Platform’daki mail adresinden  anladığım kadarıyla kendisi İsveç’te yaşamaktadır.) Barzani kaynaklı Kürt  milliyetçiliğinin 70’li yıllarda ulaştığı tehlikeli boyutu anlatan İsveç basımı, Necmettin Büyükkaya’nın mektuplarından ve notlarından derlenen “Kalemimden Sayfalar” adlı kitabı okumasını öneriyorum.
Unutmayalım ki, hiçbir yorum tek ve mutlak değildir. Önemli olan gerçeğe elden geldiğince estetik bir tarzda yaklaşmaktır.



Uyum ve değişim

Böl ve yönet

Sürü Kültürü

Susmak nedir ki yokluktan başka?

Yazı deyip geçmemek

Özgürlük, özne ve bilinç

DDKD geleneksel kutsalliğin aşilmasidi

DDKD adını kendi çıkarları adına kullanmak…

“Değerler kavramı günümüzde ağızlara pelesenk olmuş”