S. Adnan Turan/ tuseyfi@hotmail.com

Arşiv

 DDKD geleneksel kutsalliğin aşilmasidir
 

Son aylarda, DDKD ile ilgili değerlendirmeler yapılır, DDKD değerlerinin ne
olup ne olmadığı yorumlanır ve konuyla ilgili sorular sıkça sorulur oldu.

Yirmi yılı aşkın bir süreden beri, fiziksel anlamda var olmayan ve herhangi
bir eylem alanı bulunmayan bir demokratik kitle örgütü, aradan geçen bunca
yıla rağmen kendisinden bu kadar sıklıkla söz ettiriyor; yeni oluşumlarda
adı anılmadan geçilmiyor, hatta bazılarınca kullanılmaya bile kalkışılıyorsa,  orada durup düşünmek gerektir.

DDKD’nin tarihini ve mücadele çizgisini anlatmak, ayrı bir yazı, (hatta
yazılar) konusu olduğu için şu anda bunu yapmaya girişmeyecek ve dört
yazıdır yapmaya çalışmakta olduğum gibi sadece ‘değerler’ üzerinde yazmayı
sürdüreceğim. Aslında bir arkadaşımız daha bu konuda aydınlatıcı bir yazı
yazdı ve bu yazı Platform sütunlarında yayınlandı; (Vedat Güzel’in yazısı)
ancak, tamamlayıcı olması açısından ben de yine bazı eklemelerde bulunmak
istiyorum.

İtaate dayanan öncelik doğal olarak ideolojik bakımdan bir gerilemeye yol
açar. Kitleler git gide kendilerine söylenenleri tekrarlamaya başlarlar. Ve
liderler de kendi seslerinin yankısından başka şey işitmeye tahammül
gösteremezler. Tek lider yönetiminin getirdiği bütün hastalıklar ortaya
çıkar. kurumlaşma da, uzmanlaşma da istenilmez, dogmalar, saplantılar, dar
kadroculuk ve hizipçilik de yapı içersinde ortaya çıkar. Liderin sözünden
çıkılmaz, ayrıca her şeyi belirleyen liderin adına hareket ettiklerini
söyleyen kadrolar vardır ve bunlar kişi fetişizmi yaratarak, kimliğini
yitirmiş bir topluma, liderin kişiliğinde bir kimlik vererek önemli bir
boşluğu doldurmak isterler.
 
DDKD değerleri içinde, liderlik sultasına dayanan bir anlayış hiçbir zaman
egemen olmadı. Belki ağır koşullardan kaynaklanan durumlardan dolayı,
demokratik merkeziyetçi ilkenin uygulanması sırasında, eleştirilere zemin
yaratabilecek bir takım eksiklikler yaşanmış olabilir. Ancak, ‘şeyh-mürit’
veya ‘cemaat-kul’ ilişkileri benzeri bir yapılanma olmadığı gibi; (hareket,

bir aydın hareketi olduğu için) bu türden bir yapılanmanın oluşabilme zemini
bile yoktu. Hatta ülkemizin siyaset tarihinde az rastlanır bir demokratik
kuralı işleterek DDKD'nin de legal parçalarından biri olduğu siyasal
hareketin sekreteri ihraç bile edebilmiştir. Örgüt iklimi ise demokratik ve
siyasal mücadelelerde (legal-illegal) farklılıklar göstermez. (İhraç ile
ilgili herhangi bir yargıda bulunmuyorum. Sadece bunun yapılabilmiş olması

bile farklılığın bir işaretidir.)

Ağalığa ve aşiret reislerine taviz vererek ulusal ve toplumsal kurtuluşa
ulaşılamayacağının bilincinden hareketle,  ‘Yerel Gericilik’e  karşı
mücadeleyi programatik bir ilkeye dönüştürmüştü. Kimi güç sahiplerini hoşnut
etmek adına mücadelenin özünün boşaltılmasına meydan verilmemişti. Yoğun
köylü nüfusuna ve  toprak ilişkilerine dayalı toplumsal düzenin yarattığı
güçler dengesine rağmen, kimileri gibi sufli ve pragmatik bir anlayışa sahip
olunmadı, gerçek kurtuluşa giden yolun hangi taşlarla döşeli olduğu
biliniyordu. Politik muğberlerin oluşması pahasına bu prensibinden hiçbir
zaman uzaklaşmadı.

Bu bağlamda DDKD hareketi, geleneksel kutsallığın aşılması, hatta ötesine
geçilmesi hareketi olmuştur.

Yaşanılan topraklardaki feodal yapı sonucu gelişmiş bulunan erkek egemen
toplum içinde, kadınların iliklerine kadar sömürülüp tüketilmesi örnekleri
göz önünde durup dururken DDKD bir ilke daha imza atmış ve kadınların ev
işleri dışında da var olabileceği, toplumsal kurtuluş için mücadele
edebileceği ve dahası kadın mücadelesi olmadığı zaman ihtilallerin sürekli

isyanlarla sınırlı kalacağı; zafere ulaşılamayacağı  gerçeğini görerek, kısa
adı DDKAD olan bir kadın hareketi oluşturmuştur. Toplumsal enerjinin
harekete geçirebilmesi için toplumsal sinerji yaratılmıştır.

DDKD, insan yaşamının ve insanın içinde yaşadığı coğrafyanın ayrı ayrı
anlamlarının ne olduğu, ya da ne olması gerektiği yönündeki soruların ortaya
çıkarttığı problemleri çözmede de önemli değerler yaratmıştır; çünkü DDKD,
insan iradesinin ve insanın bilinçli eyleminin bir sonucu olarak oluşan bir
düşünce armonisidir. İnsana ve topluma dayatılan egemen bir düşünce olmadığı
gibi  hiçbir zaman da öyle olmaya meyletmemiştir.

İnsanlara, neyi nasıl yapacakları, neyi neden yapmayacakları yukarıdan
söylenen, yani  her şeyin önceden belirlenmiş olduğu bir hakim ideolojik
yapı mevcut değildi DDKD’de. Kısacası, kesin kalıpların ve insanları hataya
sürükleyebilecek sabit fikirlerin yeri değildi.

DDKD’li bir insan, davasıyla birlikte var olmasının yanı sıra tek başına da
var olabilen, yani ‘birey’ olabilen kişiydi. Grup davranışı içinde, kendine
özgü ilgi alanları, kendine özgü alışkanlıkları, duyguları ve duygulanımları
vardı. Bireylerin aileleri, mülkleri, arkadaşlıkları, sevgileri vardı.
Devrim davası, grubun üyelerine buz kalıbı katılığı ve soğukluğunda
dayatılmaz, birey oluşun yitip gitmesine çanak tutulmazdı; çünkü insan,
orada bir araç değil, amaçtı. Hümanizm hiçbir zaman göz ardı edilmemiş,
sözde savuluyormuş gibi yapılmamış ve asla kuytularda unutulmamış, hep ön
planda tutulmuştu.

Burada, bu açıklamalardan sonra, son söz olarak şunu söylemek istiyorum:
İnsanlar, ‘anonim’ olmuş değerleri yok sayarak, örseleyerek veya onları
kendi gayeleri için kullanma pahasına dejenere etme hak ve özgürlüğünü  
kendilerinde görmemelidirler.

Bir Çin atasözünde olduğu gibi “Gölgeler gövdenin boyunu aşmaya başlamış ise
orada akşam oluyor demektir.”
 
Biz, ne gölgelerin gövde boyunu aşmasına, ne de akşamın olmasına
izin vermeyelim ve diyelim ki; her yeni gün, yeni bir başlangıç, her
başlangıç yeni bir umuttur. Yeni bir günün doğuşuna bir nebze de olsa katkı sağlamak
dileğiyle...

02.09. 2001  

Uyum ve değişim

Böl ve yönet

Sürü Kültürü

Susmak nedir ki yokluktan başka?

Yazı deyip geçmemek

Özgürlük, özne ve bilinç

”Ama Mandela geçmişinden utanmadı....

DDKD adını kendi çıkarları adına kullanmak…

“Değerler kavramı günümüzde ağızlara pelesenk olmuş”