“Dağ tepesinde bir çam olamazsan, vadide bir çalı
ol; fakat oradaki en iyi çalı sen olmalısın. Çalı
olamazsan bir ot parçası ol, bir yol neşe ver. Bir misk çiçeği
olamazsan bir saz ol; fakat gölün içindeki en canlı saz sen
olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecbur kalırız. Dünyada
hepimiz için bir şey var; yapılacak büyük işler var, küçük
işler var. Yapacağınız iş size en yakın olan
iştir.
Cadde olamazsan patika ol; Güneş olamazsan yıldız ol. Sen, her neysen onun
en iyisi olmalısın.” Douglas MALLACH
İnsanlar;
belirli bir hedefleri ve amaçları olmadığı zaman,
birilerinin doğayı ve toplumu değiştirme-dönüştürme
eylemlerine, kendi beyinlerinde taşıdıkları
kısır anlamın ötesinde başka bir anlam veremez ve eylem
ve eylemcilere bazen dost, bazen düşman olurlar. Bunun sonucu olarak
da, bir anlam katamadıkları dünyaya gömülü olarak
yaşarlar ve kendi başlarına karar veremezler, ayrıca da
nesnelleşmesini diledikleri bir eylem düşünceleri de olmadığı
için haliyle kendilerine ait bir hedefleri de olamaz.
Doğal olarak böylesi koşullarda yaşayanların bugünleri
olmayacağı gibi yarınları da olmayacaktır.
Bunların hayatları riske girmeyi içermez, çünkü risklerin varlığının
farkında da değildirler. Risk; düşünceyle algılanan
bir meydan okuma değildir; sadece belirtileriyle algılanır.
Riskleri göze almayanlar, alamayanlar veya almak istemeyenlerin karar alma
türünden bir davranışları da olamaz; çünkü
karar vermemek, yükümlülük almamanın, yani riske girmemenin bir
başka adıdır; karar vermek, karar sonucunun
sorumluluğunu da taşımaktır. Karar verme yükümlülüğünün
olumsuz sonuçlarının suçunu karşı tarafa bırakmak
daha kolaydır. İçinde bulundukları koşullar
böylesi insanların hayatı üstlenmelerine imkan vermez.
Hayatı üstlenemedikleri için hayatı kuramazlar da. Ve
kuramadıkları bir hayatın genel yapısını da
değiştirmezler. Yaşam bu insanlar için meçhuldür.
Bilebildikleri tek şey, bu dünyaya olabildiğince uzun
yaşamak için geldikleridir ve uzun uzun yaşarlar da... sürüye
dahil her hangi bir varlık gibi.
Sürü kültürüne mensup birisi olarak yaşamamak için, insanın,
en azından bir hedefinin olması ve bu hedefe yönelik eylemlerde
bulunması gereklidir. İnsan ancak böylelikle kendisi olabilir,
kararlar alabilir ve kararlılıkla nüfuz edebilmenin değişim
araçlarına sahip olabilir. Hayatta kalmayı değil,
“var olma” sürecinde derinlemesine yer almayı ifade eder bu. Dümdüz
bir
tekdüzelik içinde asla var olmayan yeni bir anlam kazanır insan
yaşamları böylelikle. Sürekli değişen,
gelişen topluma ayak uydurabilir, gelişime katkıda
bulunabilir, kendi yaratıcılıklarını
keşfedebilir ve her türlü sınırı zorlayabilir,
aşabilirler. Yaşamak için bir nedeni olmalı insanın, öğrenmek,
keşfetmek, özgür olmak gibi! İşte bu nedenledir ki cehalet
kırılmalı, zeka kullanılmalı, beceriler
geliştirilmelidir. İnsan ancak bu yolla kendisini bulabilir.
Nereden geldiklerini unutarak nereye gittiklerini merak bile etmeden, günübirlik
yaşayarak çoğu kez birbirinin aynısı olan
şeyi yapmak; bir dünyadan gelip toprağa gitmekten ibarettir.
Sadece birbirleriyle mücadele ederek, sürüye güçlerini kanıtlamaya
çalışmaktan daha başka yaşama nedenleri olduğunu
öğrenmek için insanların kaç yaşamdan geçmek zorunda kaldıklarını
bilebilmenin bedeli ağır ödeniyor. Özgürlük diye bir
şeyin varlığını fark edene kadar belki
onlarca yaşam daha.
Sürü kültüründe kalmaya devam ederek yaşamın ucundan tutup
başkalarının önderliği ile kendi kurtuluşunu
beklemeye çalışan insanların yaptıkları ancak
kırdığı veya kırmak istedikleri zincirleri eritip
yeni zincirler yaratmak olabilir.
Bu durum liderlik sultasına dayanan bir anlayışı
egemen kılar. Çünkü kör olan ve görmeyenlere bir ‘gören’
gereklidir ve kendilerini yönlendirecek, yönetecek, dahası
güdecek birileri lazımdır başlarına. Ve lider de
onların acılarına, inlemelerine, haykırmalarına
karşı duygusuz kalacak, disiplin adına tedhişe bile izin
verecektir. Çünkü lider, bu insanların kendi çıkarlarını
öncelikle kendi akılsızlıklarına karşı
korumak zorundadır o sıra. Ve acz içinde olan diğerleri ise,
kimliksizliklerinden dolayı, en anlaşılmaz
vasıtalarla kendilerini zapt-ü rapt altına alanlara seslerini
çıkarmaz, çıkaramazlar. İyiyi, güzeli, doğruyu gören
ancak liderdir, ötekiler ise kördürler çünkü orada.