Bir eleştirinin açtığı pencere
Kürdistan üzerinde şimdiye dek yapılmış yeterli demografik araştırmalar ne yazık ki yok. Nitekim bugün Güney Kürdistan'da tartışma konusu olan Kerkük sorununun bir boyutu da, yeterli demografik araştırma ve verilerin bulunmamasdır. Bu eksiklik Kuzey Kürdistan açısından fazlasıyla mevcuttur. Bu eksikliğin giderilmesi için mütevazi bir adım olarak “Kürdistan'ın Demografisi ve Kürdistan'da nüfus hareketleri” isimli çalışmayı yaptım ve bu çalışmam 2004 te APEC FÖRLAG yayınları arasında İsveç'te yayınlandı.
Bu çalışma nedeniyle epeyce olumlu tepki aldım. Ancak bizde kitap eleştirmenliğinin önemi yeterince anlaşılmadığından olsa gerek, yayınlanan çok değerli çalışmaların kritiklerini yapan, düşünce alış verişine vesile olabilecek eleştiryel katkı sunanlara pek rastlanmıyor. Bu bizim bir eksiğimiz. Benim bu çalışmam ile ilgili olarak iki değerli dostumun ( 1 – Nebi Kesen, Osman Aydın'dan bir Araştırma: Kürdistan'ın Demografisi, 26 Kasım. 2004 Özgür Politika , 2 – Ömer Tuku, Osman Aydın veya Kürtçe Düşünen Kürt Aydını, 20.04.2005 Kürtinfo.com) eleştiryel katkıları, pek çok konuda tekrar tekrar düşünmeme yol açtı. Dostum Ömer Tuku'nun bu yazısı aynı internet sitesinde Kürtçe olarak da yayınlandı. Dostum Ali Tukuk'nun, Ömer Tuku'nun bu yazısı nedeniyle yine aynı internet sitesinde “Ömer Tuku pirsên nû dike rojeva kurdî” başlığıyla çok güzel bir makalesi yayınlandı.
Dostum Ömer Tuku'nun çalışmam hakkında yazdığı makalede dikkat çekici çok önemli hususlar var ve Kürtler'in bu hususları tartışmalıdır. Ancak yazdıklarından bir husus bilhassa dikkat çekicidir ve ben bu nokta üzerinde durmak istiyorum.
Bu makalesinde sayın Tuku, “Yazar çizdiği güzel Kürdistan haritalarında Antep, Adana ve İçel (Mersin) illerini Kürdistan'a dahil etmiyor. Bana göre verdiği sayılar, bu iki şehrin ağırlıkla son 25 yılda gerçekleşen nüfus hareketi (göç) nedeniyle Kürtleştiler.” belirlemesini yaptıktan sonra şu önemli tezi düşünce dünyamıza sunmaktadır: “Toprak görüldüğü gibi hareketsiz değil. Topraklar nihayet üzerinde yaşayan insanlar tarafından geliştirilip kültürleştirilir.Ve insanlar göç ettiği veya gidip yerleştiği yerlere sembollerini ve kültürlerini taşıyarak isimlerini verirler. Son Newroz gelişmeleri ve kitapta da belirtildiği gibi seçim sonuçları, Kürtler, denizin olmadığı sınır bölgelerinde (Erzincan, Kars ve Erzurum, Maraş) Türklere toprak verirken, denize açılan bölgelerinde toprak kazanıyor. Bu kazandığı topraklar, Türk bölgeleri arasında adacıklar (koloniler), örneğin Konya, Bursa, Ankara vs., değil, tersine yerleşik coğrafyasının sınırlarını genişleterek toprak kazanmıştır.”
Ben söz konusu çalışmada eldeki verileri değerlendirerek Kuzey Kürdistan parçasının haritasını çizerken, demografi biliminin insan ile toprak arasındaki ilişkiyi belirtilirken temel iki bilimsel ve sosyolojik verinin göz ardı edilmemesi gerektiği yolundaki kuralı dikkate aldım. Bu kurallardan birincisi tarihseldir. Yani toprak ile insan arasındaki ilişkinin “kadim olması” ilkesidir. İkinci kural ise harita çiziminde dikkat edilmesi gereken hususun, belirlenecek sahanın “masif”, “blok” arazi olmasıdır. Bu çalışmamda söz konusu bu iki unsur dikkate alınarak haritaların çizimi yapıldı.
Sayın Tuku, nüfus hareketlerini dikkate alarak, Antep Adana Mersin (İçel) illerinin büyük bir Kürt nüfusunu barındırdığını ve Kürtlerin yerleştikleri bu alanda kendi kültür değerleri ile, milli ve tarihsel sembolleriyle yerleşip, hayatlarını şekillendirdiğini söylemektedir ve bu doğru bir saptamadır. Kürtler hayat alanlarını garantiye almanın yolunun denize açılmakta görmektedirler ve bunun için de bu yönde bir nüfus hareketini gerçekleştiriyorlar. Bu husus Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de dikkatini ve endişelerini geliştirdiğinden, Milli Güvenlik Kurulu son oturumunda “Güney illerine yaşanan Kürt göçünü” gündemine almış ve bunun önlemlerini tartışmıştır.
Toprak – insan ilişkisine bakıldığında, ilk ilişki özel mülkiyet yolu ile kurulur. Daha sonra bu kısmen toplu mülkiyet ve birlikte mülkiyet şeklinde gelişir. “Ben” “biz” olmaya, “benim” “bizim” olmaya başlar. Yerleşim alanı üzerinde yerleşenler, kendi kültür değerlerini, geleneksel kurumlarını, anlayışlarını, yaşam tarzlarını, hayat felsefelerini ve ulusal tüm sembollerini yerli yerine oturtmaya çalışırlar. Böylece o yaşam olanı yeni yerleşenler için “bizim” olmaya başlar. Kürtlerin Doğu Akdeniz'e yönelmeleri, oraya yerleşmeleri, giderek ulusal kültür ve sembolleriyle “biz buradayız” “buralıyız” demeleri, yalnız sosyolojik bir anlam içermez, artık onun içeriği siyasal olarak da dolmuş demektir.
Son yirmi yılda sahil ile masif Kürdistan arasındaki alanın insan coğrafyasının arazi üzerindeki dağılımı ve yerleşimi konusunda gözleme dayalı bir bilgim olmadığı için iddialı belirlemelerde bulunmadım. Ancak Adana, Gaziantep ve İçel illerinin giderek Kürt kentleri haline geldiği ve Kürtler'in denize açıldıkları artık bir gerçek. Hatta bu durumda en kötü ihtimalle, Filistin – Gazze Şeridi örneğinin Kürt siyasasında tartışılması da mümkün görünmektedir.
Sayın Tuku'nun tezlerinin tartışılması Kürtler'in düşünce dünyasına zenginlik katacaktır. Bu zenginlikten kaçınmayalım.
13.05.2005