Türkiye'nin Irak'a Sinir ötesi
Askeri Harekat Girisimi
Amerika Birlesik Devletleri'nin Irak'a askeri müdahalesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin açik veya gizli bazi güç odaklari da bu vesile ile Irak'a yönelik istahi fazlasiyla kabarmaya basladi. Irak'a müdahale arzusu belki de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulusundan beri gündeminde tuttugu ancak açikça telaffuz etmedigi/edemedigi siyasal istemidir. Devletin yayilmaci istemi zaman zaman Osmanli nostaljisi olarak ortaya çiksa da asil son 80 yillik dönemde fiili olarak sinirlar ötesi askeri müdahalelerin yapildigi bilinmektedir. Hatay'a, Kibris'a, zaman zaman Güney Kürdistan'a (Kuzey Irak) bu tür askeri müdahalelerin yapildigina hep tanik olduk. Meshur 1 Mart Tezkeresi ile Türkiye'nin Irak'a asker gönderme konusundaki hukuksal kosullari ortadan kalkmakla, birlikte devlette ekin bazi güç odaklarinin bu yöndeki hevesleri son bulmadi. Bu güç odaklarinin arzulari simdi basbakan Recep Tayip Erdogan tarafindan yeniden sesli biçimde gündeme getirildi. PKK'nin eylemleri bahane edilerek sinir ötesi bir askeri harekati gerçeklestirmek ve Güney Kürdistan'a girmek arzusunun hukuksal dayanaklari var midir? Böyle bir girisimin mesru sayilabilmesi mümkün mü? Erdogan'in son açiklamasinin olabilirligini hukuk normlari açisindan irdelemek ve degerlendirmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaptigi bütün sinir ötesi müdahalelerde devlet yetkilileri, her zaman hukukun içinde kalmak ve mesruiyet sartina uymak gibi söylemleri dile getirmek geregini duymustur. Örnegin Devlet, Kibris'a askeri müdahalede bulunurken bir antlasmadan dogan garantörlük hakkina veya Güney Kürdistan'a girerken Saddam yönetimi zamaninda Irak Devleti ile imzalanan sinir ötesi askeri hareket yapabilme konusundaki iki ayri antlasmaya dayaniyordu. Bu sinir ötesi askeri müdahalelerin hepsinin bir hukuksal dayanagi vardi. Bu hukuksal dayanaklarin hakliligi bir yana, ama var olmalari önemliydi. Çünkü devlet kendini hukukla sinirlamaya hem kendi kamuoyuna ve hem de dünya kamuoyuna böyle deklare ederek kendisini baglamaya mecburdur.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nin 2. maddesi devleti, bir hukuk devleti olarak nitelemektedir. Bunun kaba çerçeveyle yapilacak tanimi sudur: Devletin tüm eylem ve islemlerinde hem evrensel hukuka, hem de iç hukukun belirlenmis kurallarina uygunlugu esastir. Yani bu hususta devlet kendisine bir yükümlülük yükler ve bu yükümlülüge uymak, hukuk devleti olmanin olmazsa olmaz kosulunu olusturur.
Devlet sinir ötesi askeri hareket yapmak istediginde ve bunun için hukuksal mesruiyet aradiginda, hem uluslararasi hukuka, hem iç hukuka, hem de taraf oldugu antlasmalardan dogan hukuksal yükümlülüklere uymak mecburiyeti altindadir. Türkiye Cumhuriyeti'nin uymak zorunda oldugu bu mecburiyet kaynaklarindan biri de Lozan Antlasmasidir. Irak'a yönelik sinir ötesi asker gönderme baglaminda önemi ortaya çikan Lozan Antlasmasi'nin 27. maddesinin 1. fikrasini irdelemek gerekir. Söz konusu hükmü TBMM Hariciye Vekaletince 1339 (1924) da yayinlanan orijinal metninden aynen aktarmak istiyorum:
Türkiye Hükumeti veya Türk memurini tarafindan, Türk arazisi haricinde isbu muahedeye vaziulimza diger devletlerin taht-i hakimiyetinde veya himayesinde bulunan arazi teb'asi ile Türkiye'den ayrilan ayrilan teb'asi üzerinde, siyasi, tesrii veya idari hususatta herhangi bir sebebe müstenit olursa olsun hiçbir salahiyet veya hakk-i kaza istimal edilmeyecektir.
Bu madde dikkatlice incelenip hukuksal tahlile tabi tutuldugunda bazi kavramlarin sinirlari çok net biçimde ortaya çikmaktadir.
Birincisi bu madde, Lozan Antlasmasi ile Türkiye sinirlari disinda kalan ve antlasmaya imza koyan devletlerin hakimiyetine veya himayesine birakilan topraklar ve bu topraklar üzerindeki halklari tanimlamaktadir. Antlasmaya imza koyan devletlerin hakimiyetine birakilan yerlerden biri de Irak'tir. Bugünkü Irak yine o imzaci Devletlerden Büyük Biritanya'nin ve Italya'nin da içinde oldugu güçler tarafindan askeri himaye altindadir.
Ikincisi tanimlanan bu topraklar ve halklar üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hiçbir nedenle siyasal, yasama ve yönetsel yetkilerini kullanamayacagi hususudur.
Üçüncüsü yine bu topraklar ve üzerindeki halklara karsi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, hiçbir nedenle yetki veya yargi islevi yapamamasi hususudur.
Ikinci ve üçüncü hususa bakildiginda devletin temel üç erkinin ve fonksiyonunun (yasama, yürütme, yargi) Türkiye açisindan Irak üzerinde eylemsel veya hukuksal olarak icra kabiliyetinin olmadigi görülür. Yani Türkiye Cumhuriyeti Irak olarak adlandirilan devletin hiçbir karis topragi veya hiçbir bireyi üzerinde eylem ve islem yapabilme hak ve yetkisine sahip degildir. Devlet bu hak ve yetki yoksunlugunu imzaladigi ve onayladigi antlasma ile kabul etmistir.
Bu hususlar bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu antlasmasi niteliginde olan ve Türkiye'nin taraf oldugu Lozan Antlasmasi'nin kesin hükmüdür. Ayrica bu antlasma TBMM tarafindan onaylanarak iç hukuk kurali haline getirilmistir. Yani iç hukuk açisindan da kanun hükmündedir. Hatta özel kanun hükmündedir. Çünkü Anayasa'nin 90. maddesinin son fikrasina göre bu antlasmanin hükümlerinin Anayasa'ya aykiriligi dahi ileri sürülemedigi gibi, antlasma normlari ile iç hukuk normlari ile çatistigi zaman, antlasmanin hükümleri geçerli olmak durumundadir. Lozan Antlasmasina bu denli bagliligini her vesile ile ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu antlasmanin açik hükmü karsisinda Irak'a sinir ötesi askeri harekatta bulunmasi hukuksal olarak mümkün degildir ve bu hususun tüm diplomatik ve siyasal alanlarda Türkiye'ye hatirlatilmasi gerekir.
Simdi Irak hükümran bir devlettir ve bu hükümranlik hakki Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafindan da kabul edilerek, Irak'in simdiki yönetimini tanimis ve kendisini Bagdat'ta büyükelçi düzeyinde temsil etmektedir. Dolayisiyla Türkiye Cumhuriyeti, Irak Federal Devleti'nin bütün hükümranlik haklarina saygili olmak zorundadir. Bu durumun bir tek istisnasi vardir, o da savas halidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Federal Devleti arasinda savas ilaninin olmasidir. Eger iki devlet birbirleri ile savas ilan etmemis iseler, Türkiye'nin Irak yönünde siri ötesi bir askeri harekatta bulunmasi hukuksal olarak mümkün degildir.
Bunun disinda Türkiye Cumhuriyeti Birlesmis Milletler Ana Sözlesmesi'nin imzacilarindadir ve diger ülkelerin, hükümranlik haklarina ve toprak bütünlügüne saygi yükümlülügü altina girmistir.
Uluslararasi içtihat haline gelmis olan mesru müdafaa nedeni de Türkiye açisindan kabul edilemez. Eger Irak Federe Devleti Tarafindan yönlendirilmis bir faaliyet, Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümranlik haklarini veya toprak bütünlügünü ihlal eseydi bu haktan söz etmek mümkün olabilirdi. PKK'nin eylemleri Irak Federe Devleti tarafindan yönlendirilmemektedir ve Irak ile organik bagliligi bulunmamaktadir. Sinir sizmalari, dünyanin her yerinde, su veya bu nedenle yasanan günlük olaylardir. Kendi sinirlarindaki sizmalari önlemek hususundaki yükümlülük Türkiye'ye aittir.
Türkiye'nin Irak'a sinir ötesi askeri harekatta bulunmasinin siyasal olarak da mümkünü bulunmamaktadir. Siyasi yönü ayri bir yazinin konusudur.
16.07.2005