bisengewrokurd@hotmail.com
Ortoduğu'nun girdiği aşırı nasyonalist girdabindan,DDG'nin eylül'de bilimsel olanı yakalama zorunluluğu
Nobel barış ödülüne layık görülen, Hitlerin elit ordusu ‘Waffen-SS' üyesi nasyonalist Alman yazar Günter Grass gibi, bizzat bilim adına ödül alan daha onlarca nasyonalist bilim adamlarını sıralıyabiliriz.
Nasyonalizm üzerine, insanın kendi ulusalllığı ile ilgili ne düşünebileceğini ve bununla bağlantılı olarak başkalarına ve etrafındaki azınlık gruplarına karşı, nasıl vahşileşebileceğini akademik ve bilimsel literatürde somut bir şekilde görebiliriz.
Maksadım birilerini haklı veya haksız, do ğru veya yanlış göstermekten çok, bin yıldır Ortadoğu'da eksik olmayan ve gittikçe şiddetlenen ırkçı, din ve global odaklı aşırı nasyonalizmin, şovenizmin, gerici milliyetçilik, kendi ırkının üstünlügüne inanan etnocentrik ve militarist hengamede, DDKD' nin eylül ülke toplantısında kendi ulusal davasını, bilimsel bir perspektiflen nasıl biçimlendirebileceğidir.
Halen büyük yı ğınlar ı ölüme götüren, 19 . yüzyılın bir ürünü olan nasyonalizm, şovenizm, gerici milliyetçilik ve etnocentrizm şüphesiz daha uzun bir tarihe sahiptir.
Bir çok yazar, tarihçi, sosyolog ve filozof, ‘yurtseverlik' ile ‘ miliyetçiliği/nasyonalizmi' ( patriottisme en nationalisme) birbirinden ayırarak, n asyonalizmi tanımlamaya çalı şmışlardır. Yani yurtseverlik iyi ve positif değerlendirilirken, miliyetçilik/ nasyonalizm ise kötü ve negatief bir şey olarak tanımlanılıyor.
Örneğin Huizinga'ının kendisi de, bu ayırımı yapmı ş tır. Ona göre: ‘Yurtseverlik' erdemliktir. Ve bu erdemlik biz ve bizlere ait olan bir ş eydir, miliyetçilik ise ba ş kalarının yanlı ş lıklarıdır.
Peki, çoğu kez kendi ulus ve onunla bağlantılı olan herşeyi, diğer ulus veya azınlıklardan daha önemli, üstün ve yüksek tutup, her alanda baskınlaştıran mantıksız (irrasyonel) eğilim ile nasyonalizmi ne kadar açıklayıp tanımlayabiliriz?
K. G. Von Stackelberg göre nasyonalizm, halkların birbirlerine kar şı olan önyargılarından başka bir şey değildir.
Peki bilmin dokunulmaz olgularından olan sonuçlar, veriler ve olgular, kendi ulusunun performansı, abartısı ve hatta bazen başka halkları da reddederek algılanıp yorumlanan bir bilime, ne kadar inanılabilinir.
Dr. C. De Deugd'e göre ‘ sol ve sa ğ' kavramlarıda, nasyonalizmi çekici kılmak için kullanılır. Bunun için ba şka halklara karşı, önyargı ve milliyetçilik'te gerek sağ ve gerekse sol da nasyonalist duygular herzaman var olmuştur.
Ayrıca sol karakterli George Orwell'de tüm iyi niyetiyle, hepimizin gafil bir anda, bazen a şırı milliyetçi ve taraflı tepkiler gösterebileceğimizi ve hiçkimsenin bu tür duygulardan tamamıyla özgür olduğu inancına kapılmasın diye işaret eder.
Milliyetçili ğ i a şılama ve telkin için, özellikle e ğ itimi araç olarak kullanan s a ğ cı diktatörlerin, aynı şekilde kendileriyle çalışabilecek, bilimadamlarına da sahiptirler.
Örnegin Yunan ulusal egitim ve inanç i şleri bakanlığının , tüm yüksek ve bilimsel eğitim kurumlarına yönelik, daha çok politik bir broşürü andıran bir genelgesinde şöyle der: ‘Soy ve ırkımızın temel varlığınının büyük edinimleri için, okulun birinci ve en yüksek amacı, ulusal bilinci gelştiren ve bunun için okul atmosferini etkileyecek olan gerekli gayretin gösterilmesi..... Ulusal değerler, kanunlar ve semboller öğrenci ve talebelerimizin gönlünde kalıcı bir yeri olmalı'.
Yani gurur duymak, kendi kültür ve bilimini büyütüp, başka kültürleri etkilemeye çalışma propagandaları veya tüm araçları kullanarak, dünyada kendi ulusunun kudretini, tek ve farklılı ğını büyütüp, milleyetçilik nüfuzunu arttıran iki önemli araç ‘bilim' ve ‘kültür', önemli bir yer tutar.
Bacon'a göre bilim, ‘ Scientia est potentia' bilimi yetki olarak bilen, günümüzün politikacıları halen bundan yararlanmasını bilmi ştir. Kitlesel imha ve yıkım tekniğinin arkasındaki, sözde ‘ ulusal devlet savunması' için yapılan bilimsel araştirmalar ve harcamalar somut olarak verilebilinir.
Bilinçli bir şekilde, binlerce bilim adamı bu adi ve suça eğilimli nasyonalizme bu şekilde bulaşmışlardır. Burdaki esas soru, nasıl böyle bilinçli bir şekilde binlerce bilimadamının, bu suçlara iştirak ettikleridir? Hatta üniversitelerin bu suçlulara, sözde bilimsel işlevselligini savunmada, nasıl imkan sağladığı akıl almaz bir vaka? Acaba bilim, gerçek bir nasyonalist tarafından nasıl yorumlanır?
Dünya ünlüleri ve nobel ödül sahipleri, fizikçi Philipp Lenard ve Johann Stark, Nazizm için, Nazi partisinin yetki devralma konu şmalarının ayrıntılarını nasıl de ğ erlendirebiliriz?
Amerikalı ara ştirmacı Biyolog Erwin Baur Nazi sterilize/ arındırma kanunları için, bir ba şka çarenin olmadığını savunuyordu.
Peki felsefeci Erich Rothacker, Hitler, Rosenberg en Parre' nin Felsefe tarihine katkı sunduklarını nasıl söyliyebiliyor?
Büyük isimlerine ra ğ men, nasıl oluyor bilimadamları, bu a şırı nasyonalizm de, kendi ırkının üstünlügüne inanan etnocentrik, şovenist ve gerici milliyetçilikte buluşabiliyorlar?
Örneğin hukukçu Carl Schmidt ve Victor Bruns gibi, teolog ve felsefeci Gerhard Kittel ve Max Wundt gibi, dilbilimci filolog Leo Weisgerber ve Max Deutschbein gibi ve sosyolog Max Boehm, Hans Freyer ve sesini çıkarmayıp, pazarlı ğ a tutu şmuş daha binlerce tanınmamış bilimadamları gibi.
Daha böyle, onlarca soru ve örnekler verilebilinir. Fakat hepsini özetliyecek bir şekilde Weinreich Yahudilerin kökünü kazıma olayına, sadece ‘Nazi gangesterlerinden' bahsedilemiyece ğ i, s onucuna vararak şöyle devam ediyordu: ‘ katiller kadar, asıl onları görevlendirenlerde aynı suçu işlemişlerdir. Mesela nasyonalist Alman bilimadamlarının her aşamada bizzat iştrak edip, özel metodlarıyla, adaleti bulmak için, bu benzersiz katliamı yönetmişlerdir' .
Peki, Türkiye'de Ermeni ve zaman zaman Kürt katliam ve kıyımında, Türk bilim çevrelerinin payı ne olmuştur, veya tutumları, Osmanlı ve Türk devletinin resmi tutumunu ne kadar aşar?
Türk Ermeni ilişkilerinde Tarihi gerçekler adlı yazısında Avusturya'lı Prof. Dr. Feigl göre; ‘ Osmanlilar 1.5 milyon masum kadın ve çocugu öldürtmüştür ' demek, standart bir yalandır.
Fransa'nın ünlü tarihçisi Pierre Nora 8 , sözde Ermeni soykırımın inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifine karşı çıkarak, ''yasa teklifinin kabul edilmesinin, tarihin kısırlaştırılacağı anlamına geldiğini '' kaydediyor.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof.Yusuf Halaçoğlu'nun Osmanlı belgelerinde yaptığı son bir araştırma ise zorunlu göç uygulanan Ermenilerin sayısının verilen rakamın da altında olduğunu söylemektedir (438.758 kişi) .
Bin yıldır işgal edilen ve yakılıp yıkılan Kürdistan co ğ rafyasına ra ğ men, halen Kürtleri etnik milliyetçiliklen suçlayan Gazeteci-yazar Taha Akyol'un kitabını inceleyen Dr. Ibrahim Tanıl söyle der: ‘ Özellikle “Kürtçülüğün çıkmazı” ve “Kürtçülüğün esasları” başlıklı bölümlerde, Kürt etnik milliyetçiliğinin Nazizm'den ilham almış fanatik bir ideoloji olduğu gözler önüne seriliyor. Akyol'a göre Kürt milliyetçileri ideolojik körlük içinde hayal görüyorlar: Kürtlerin nüfusu abartılıyor, var olmayan bir “homojen Kürdistan” coğrafyası hayal ediliyor, ve 1930'lu yılların “Türk tarih tezi”ne benzer hayalî bir “Kürt tarihi” üretiliyor. Akyol, Cemşid Bender ve Mehrdad Izady gibi Kürtçü yazarların “matematiği Kürtler buldu, ilk çömleği Kürtler yaptı” gibi söylemlerinin hiçbir dayanağı olmayan “kurgu”lar olduğunu gösteriyor' .
Bilmin meyveleriyle gerçeklestirilen Halepçe katliam mantığının arkasındaki gerçekleri destekleyen arap gerici şoven milliyetçiligi ve şurasındaki bilimçevreleri, bu gün hangi patronuyla pazarlıkta bilinmez?
Yukarıda sorulan sorulardan ve örneklerden anlıyoruz ki, nasyonalizm ve bilmin varolu ş ile ilgili özellikle bilimadamları için ne kadar ya şamsal olduğu ortaya çıkmaktadır.
Buna ra ğ men, Dr. C. De Deugd 3 göre, bilim dünyasındaki nasyonalizm kavranılmaz, tanımsız ve özellikle ‘ anla şılmaz ' bir bulgu. Ona göre bu durum bizi iki şekilde yönledirebilir. Ilkin nasyonalizmin tanımı için şimdiye kadar yapılan, başlıca mantıksız ve irrasyonal öğe ve unsurlara dikkat çekerken, ikinci olarakta bizim inanç, güvenç, kesinlik ve güvenligimizin hiçbir şey üzerine kurulduğudur.
Gerçi her ne kadar, hepimiz böyle bir şeyin, bir daha asla tekrarlanılmaması veya tekrarlanamaz fikir birligine varsak ta, bu güvencenin üzerine kurulan gerçekler nelerdir, diye düsünülmeden edilinemez?
Peki nasyonalist, aşırı gerici ilkel milliyetçliği, şovenist ve insanlığı özünden çıkaran mükkemelleştirilmiş sistemlere karşı, aynen karsı taraf gibi, daha çok antipati ve nefret duygularıyla mı hareket etmek gerekir? Ve b u inanç, kesinlik ve güvenç üzerine doğ rulanmı ş gerçekler nelerdir?
Bilim alanında görülüp, görülmesede nasyonalizm ilgili olay ve olgulara kesin bir açıklama getirmek zor bir olay.
Fakat tarihçilerin, sosyologların, piskologların, antropolog, felsefeci ve bilmin diger bölümlerinden sorumlularıyla, birlikte yıllarca çalı şarak yapacakları daha büyük ve geni ş bir bilimsel araştırmayla, bizleri daha yakın bir açıklama ve tanımlamaya götürebilirler.
Çünkü nasyonalizmin görünen bu suçlu biçimlerinden olan şovenizm, gerici milliyetçilik, aşırı ulusçuluk ve kendi ırkının üstünlügüne inanan etnocentrik odaklı unsurlar, en gelişmiş ve acımasız haliyle ortadoğu ve coğrafyamızda kendini halen göstermektedir.
Bu anlam da Türk şovenizmi, gerici miliyetçilik ve aşırı ulusçuluğunun, Nazi nasyonalizmi de geride bırakmayan katliam denemelerinden, inkarcı ve asimilasyon icraatlarının yanısıra, kendi ırkını üstün tutan ve ırkçı uygulamaları, bütün Kürdistan coğrafyasında hizmet adına dört biçimde kendini eleverir. Kürdistan dağlarındaki yazılarlarlan, bayraklarlan, Atatürk heykelleri ve askerlerlen.
Bir anlamda, tüm Kürdistan dağlarında ve özellikle Şirnak dağlarına büyükçe yazılan yazılar, Türk ırkının üstünlügüne inanmış, Kürt ve diğer halkları aşağılayacak türden, çoğunlukla Atatürk'e ait olan sözler şöyledir: ‘ Ne mutlu Türküm diyene', ‘Türk övün çalıs güven', ‘önce vatan', ‘ya sev ya da terk et', ‘vatan u ğ runa ölmek namus borcumuzdur', ‘Türkiye Türklerin'dir', ‘Bir Türk, cihan'a bedeldir' ... vesaire.
Türk eğitim sisteminde de büyük yer tutan aşırı milliyetçilik öğelerden bir taneside, tüm ilkögretim okullarından, bilimsel eğitime kadar Atatürk'ün resimleri yer almakta ve genelde ‘ Tek dil, tek ırk, tek devlet ve tek din' gerçeğinden hareket edilerek, özellikle bilimsel eğitimde Atatürk ilke ve inklapları temel alınır.
Ayrıca Türk ırkçı milliyetçiliğini sembolize eden bayraklar, Kürdistanın en ücra köşesine, dağ taş Türk bayrakları dikilmiştir. Şirnak, Amed, Elazıg, Mardin ve Dersim bölgelerinde, yazı yazamadığı ve bayrak çekemediği dağları ve ormanları güvenlik diye yakmıştır.
Diger bir ortadoğu ırkçı milliyetçligi temsil eden ‘Asker' ve gücünü sadece askeriyle gösterebilen ve kabul ettirdikleri Botan'daki fakir halka sadece kişi başına 5 asker düşer. Nazi askerleri gibi, Türk askerlerine suç işlettiren, insan öldürten, çocuk ve kadın katlettiren, köy ve kasaba yıkıp yıktıran, orman yaktıran, Kürtleri yerinden yurdundan ettiren ve görevlendiren mantık ve bu mantıgı destekleyen yönetim, politik, basın, egitim, aydın, sanat, entellektüel, bilimci ve ünievrsiteler de bir o kadar suç ortağıdır.
Bir de kendisinin bile yabancısı oldugu topraklara, ayaklı heykelleri dikilen Atatürk'e, Kürt antipatisi ve nefretinden ba şka bir şey kazandırılmıyor.
Karın doyurmayan, endüstrisi bile olmayan coğrafyanın, Bayraklarla, heykellerle, askerler ve dağlara yazılan yazılarla Kürdistan'ın sosyoekonomik yapısı ne kadar ilerler.
Işte bu ortadoğu şovenizmi, gerici milliyetçilik, aşırı ulusçuluk ve kendi ırkının üstünlügüne inanan etnocentrik hengamede, DDG toplantısında ‘Kürt ulusal davasının' özellikle bizim dünyamız da, burda ve şimdi nasıl işlendiği ve nasıl bir rol alıp biçimlenebileceği, tüm coğrafyada yeni bir dönem baslatabilir. Her ne kadar, her taraf yangın içerisinde olsa bile, tanımlama ve açıklayabilme eksikliğine rağmen, Kürtlerin ortadoğu' da alışılmışın dışında davranmaya çalışması ve ısrarla çektirilen bin yıllık olumlu olumsuz drama ve teorilerine, ideolijilerine bir daha gelmeme metod, politik ve yaşam felsefesinin araştırmaları üzerine yoğunlaşmalı.
Pratik olarak ortado ğ u' da davet edilen oyunların ve Türkiye'de yapılan tüm politikaların, tam tersini yapıp, aynı politikaların bir benzeri olmadan, daha geni ş, çok yönlü bir araştırma merkezinden degişik bilimdalları yaklaşımıyla, Kürt Ulusal davasının ve Kürt ulusuna piskolojik olarak ait olmanın sebep ve gerekçeleri üzerinde yoğun araştırmalar yapılmalı.
Her tür den de ğ eryargılarını, detayli bir şekilde ele şitrerek analiz etmek mümkün. Bir çoğu kontrol edilebilinir, hatta empirik ve tecrübesel doğrulanabilinir.
Burda sadece şovenizmi, politik veya aşırı milliyetçiliği renklendiren, canlılaştıran ve azdıran boş söyleyiş, görüş, düşünce, fikir, kanı ve tercihten çok, kanaatların, yargıların ve kararların, Kürt ve Kürdistan sorununa yönelik bilimsel ispat, kanıt ve izahı getirilmeli.
Aı ş kanlık, geleneksel, örf ve adetler, mentalite, ahlak ve ya şandığı ülke ko şullarının irrasyonel/mantıksız duygular ve dü şüncelere kapılmadan, DDKD ne kadar somut ve analiz edilinebilinir, bilimsel değeryargılar, kanılar, tesbitler ve tanımlamalar belirlemeye çalısılırsa, bir o kadar karma şıklaştırılmış ve cehennemleştirilen ortadoğu coğrafyası labirentinden çıkılınabilinir.
Genelde problemler ve sorunlar ço ğ unlukla, her yerde farklı bir biçimde ve özü itibarıyla aynı olmasına ra ğ men, maalesef bu çıkmaz şeytan cenderesinde, en büyük ve en ağır yükü Kürtler çekmektedirler.
Unutmıyalım ki, din ile sovenizm ve aşırı gerici milliyetçilik birbine kenetlenmiş ve günümüzde halen Kürtleri büyük bir şekilde etkileyebiliyor.
H ages ‘in yayınladı ğ ı ‘Nasyonalizm: din' adlı geni ş bir incelemesine göre, nasyonalist dü şünme, tasarım ve duyguların, nasıl eski dinsel tradisyon, gelenek ve ritueller laikle ştirilip, dünyevileştirilerek kendini efendisi yaptı ğı ve nasıl taklit edilmeye çalışıldığını, çalışmasında titizlikle incelemiştir. Araştirmacıya göre eski dindarlık ve sofuluga olan tutkunluk, sadakat, derin saygı ve hürmet simdi ise bu, belirli kurum veya figüre karşı yaşanıyor.
Dinin yanısıra, teknolojide milliyetçilik duygularını kabartan ve ‘ daha iyi bir şey' ve ‘ herkesten daha önce yapma düşüncesi' , eşi olmayan ortak gayret, 1969'da Amerikalıları, Ay'a gitme kararını aldırtan yurtseverlik ve milliyetçilik duygularıdır. Aynı şekilde Sovyet' lerde aynısını yapmaya çalıştı. Şüphesiz her iki tarafta da ideolojik motifler mevcuttu. Fakat birbirine karşı olan bu iki kutbun ve sistemin, olayları ve tepkileri özenle takip edildiğinde, burda da belirleyici bir faktor izlemini edinmek imkansız. Büyük technoloji, bilim performansı ve olaylarının da, dünya tarihin de anlamlı bir yer tutu ğ unu görüyoruz. Fakat girdigimiz bu nükler dönem de, insanlık kaderinin ilkel duygular üzerine kurulu nasyonalist, şovenist, aşırı gerici milliyetçillerin elinde olması, dünya tarihinin girdigi girdapta ugursuzca döne duracak.
Kısacası şuana kadar, şovenist, kendi ırkını üstün tutan anlayış(etnosentrizm), aşırı ve gerici milliyetçilik ile ulusal milliyetçilik ve yurtseverligin en basit şekildeki formülasyon olarak şöyle tarif edebilirizmiyiz?: ‘ Biz halk olarak, halkınızdan daha iyi yapabiliriz .' Ve kabuletmeliyiz ki, gerek positif milliyetçilik ve yurtseverlik olsun ve gerekse irrasyonel ve mantıksız şovenist, aşırı milliyetçi tasarım, dü şünce, hissiyat ve duygular olsun, nasyonalizmin verilebilinir tanımlanmasına göre, hepsinin kökleri nihai ilkellige kadar uzanır.
Umarım Kürtler bayrak için adam öldürten, heykel, gibi hiçbir teori, dinsel, ideoloji ve dogmatik hikayelere boğulmadan, ve hiçbir zaman kendisini ve ırkını hiçkimseden üstün tutmayıp, aşağılık kompleksine kapılıp dağlara yazı yazmayan, çocuk ve kadın katili olmayan, köy, kasaba ve orman yakıp yıkmayan, insanları yerinden yurdundan ettirmeyen ve ülkesine özgürlük ve demokrasi getiren bir yurtseverlik, çokrenkliliği, farklı kültürleri zenginlestiren, barış getiren, sosyal ve toplumsal olaylara gebe olan hırsızlıga, intiharlara, sokakçocuklarına, fakirliğe, işsizlige, cinayetlere, çarpık yapılaşmaya, kendinden, kimliginden yabancılaşmaya ve yozlaşmaya karşi duran, protesto eden, yürüyen, örgütlenen ve ülkesini, yurttaşlık hakkını, seçme ve yönetme hakkını, kendi coğrafyasında yaşama hakkını, yeralti ve yerüstü zenginliklerinden yararlanma ve değerlendirme hakkını elinden alan barbarizme ve vahsete karşı, dünya yurttaşlık hakkını kullanarak hep bir ağızdan ‘ Kürt ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı' deyip ve bu hakların halen, özellikle bu globalizm ve teknoloji dönemin de bile engellenilmesi, kendisini yıkıma götürecek plana, kendi eliyle imzasını atmış olacaktır.
Agustos' 06
|
|