Azadbiseng@hotmail.com
Kimliksizleştiren kimlik şiddeti
Devleti çagimizin en büyük insan katili olarak nitelendiren sosyolog Abram de Swaan, kurbanlarin çogu da silahsiz ve savunmasiz insanlar olarak isaret etmektedir. Ulusal, etnik, irk, din ve politik kimliginden dolayi devlet kaynakli katl edilen savunmasiz halk ' democide' (Randolph J. Rummel,1997) olarakta tarif edilir. Democide halki terrorize edip, muhalefeti felç etmekten baska bir amaci olmayan devlet siddetinin, büyük ölçüde direk veya isbirlikçisi tarafindan gerçeklestirildigi görülür. Ingiliz tarihçi Acton göre halk katliamlari yöneten diktatör veya totaliter rejimlerin yerini, nasyonalist kimlik üzerine kurulu demokratik görünen fundemetalist veya militarist fasizan rejimlere biraktigini dile getirmekte.
Kitlesel milliyetçilik ve militarist propagandasiylan beslenen imha yansimasi, toplumdaki katil potansiyel aliskanliginin ve tutkusunun automatizmini kendilestirp ideallesirtirir. Insanlari öldürmeye götüren bu katillik tutkusu, aslinda satilmisliginin kendisinden bir kaçisidir. Seflerinden korkarlar, isteksizliklerini, nefretlerini, merhametlerini ve utangaçlik duygularini bir seye benzetmeye çalisirlar. Çilginlasan hirslari sarhoslastirir dürtülerini ve mümkün mertebe herseyin disinda kalmaya özen gösterip, her imkani da kollamaya çalisir ve uygun buldugu bir anda vahsilesir, barbarlasir. Makinelesen bu barbarlik tutkusu, aslinda sahibinin, bürokratinin bir hayalet veya hayvanindan baska bir sey degildir.
Peki bu makinelesen disiplinli kitlesel katil ruh potansiyeli kendiliginden mi barbarlasir veya belli bir prosesin ürünü olarak mi ortaya çikar. Bir prosesin parçasi olan bu iki yönlü yörüngeye Prof. dr. Swaan (1999) ' compartimentalisering ' olarak adlandirir. Bu teoriye göre insanlar kendini ‘bizim-grup' mantigi içinde gördükleri için, haliylen diger insanlarida ‘onlarin-grubu' olarak bir kategorilestirme mentalitesini gelistirip, kendi disindaki tüm gerçekleri ve farkliliklari inkar edip yadsiyarak, kendince duygusal bir boykota girerek, üstelik bir takim özel tedbir ve önlem taktikleriyle toplumsal ve sosyal ihraçlara baslayip toplumu yasamdan tümden tecrit, yanlizlastirma ve isolazyon prosesine baslar. Insanlari demosidelestiren ve öldürmeye götüren bu sosyal ve duygusal biz-mentalite prosesinin sonucudur. Fakat besleyici faktörler ve gerekçeler daha derindendir. Ölümün gerçeklestirilecegi yer, zaman ve teknik daha derinlerden planlanilir. Derinlerin kendi duygulari yoktur, toplumun içine girmezler, ne olur ne biter görmezler, bilmezler ve bilgilenme gereksinimi duymadan, birseyleri kurtarma adina toplum terorize edilir.
Toplum kendi kendine mi terorize oldu, kendi kendine mi vahsilesti, canavarlasti, yakma, öldürme ve linç etme arzulari ve histerileri atti, yukarida belirttigimiz gibi belli bir prosesin ürünü olan bu suçlu potansiyelin geçmisi kirletilen katliam ve kan tarihlerine kadar uzanan sürecin, sadece çocuklugum da sahit oldugum fasit askeri cunta ve sikiyönetimleriylen toplumunu zindanlastirip, halkini terbiyeden geçiren, gençlerini hatta kendi bürokratlarini dahi ipe geçiren mantik, eli coplu egitimci, imam, sistem, polis ve askeriylen Kürdistan hapishanelerdeki Kürt tutuklularina uyguladiklari sistematik iskence ve asagilayici hakaretler, 7'den 70'e okullara(Sirnak ve daha bir çok Kürt sehrinde) tikatilan, iskence ettirilen, coplanan, kursuna dizilenler ve tüm Kürdistan cografyasini terorize eden makinelesen ve barbarlasan bürokrat derinlerin katil ruhlu ve suçlu potansiyeli degilmiydi bu siddet ve linç prosesini doguranlar. Çakil tas vermem edebiyatiyla yaktirilan ve yiktirilan binlerce köy ve kasabinin mimarlari Türk toplumunun bürokratlari degilmidir. Ermeni soykirimindan sonra bes milyon Kürd'ü yurdundan yerinden ettiren, daglarda insankafatasi avina çikar gibi, ‘onlari' ve özelde Kürtleri hedef gösteren Türk politikacilarin, entellektüellerin, aydinlarin, bilimadamlarinin ve militarist, fasit Türk medyasinin bir eseri degilmidir bu yasanilan cehennemde.
Askeri ve bürokratinin lider ve temsilcilerinin dile getirdikleri gibi, kestigim kestik, bir günde isgal ederiz arzu, istek ve öldürme istahi Demokratik hukuk devletlerinden tesvik edilemez, kabuledilemez ve bu mutlak potansiyel suçluluk, mutlak yetkilerini de öldürür. Siddet poltikasinin ürünü agresif bir toplum yaratir. Agresif bir toplumun çocuklari da kriminel olur. Kriminel çocuklarin da gelecegi olmadigi için, varolan intergenerasyonal(atalarina dogru) sermayesini de bitirir yer.
Nobert Elias (2001) 'in sivilizasyon(ugarlasma)teorisine göre devlet devamliligini ve mükkemmelligini korumak için siddetmonopolisine basvurur. Bir taraftan kendince toplumdaki sivillesmeyi, uygar davranis ve ifadeedilisformlarini korur gibi görünen devlet ayni sekilde gene kendi kendi yurttasi olan diger grub ve kategorilere karsi organizeli ve sistematik kitlesel extrem siddeti uygulamaktan geri kalmaz. Bu paradigmaya Nobert Elias mültidimensiyonal ve sivilizasyon ile desivilizasyon prosesleriyle degerlendirir. Daha ilimli ve az sinirlandirilmis uygar bir idarenin desivilize edilmesiyle yayginlastirilmis siddet ve imha politikasiyla uygarlik çökertilir, dagitilir ve toplum desivilize edilir. O yüzden Elias'a göre Sivilizasyonun daimi ve sürekli bir durum olmadigini, daha ziyade karsi yöndede kendisini gelistirebilecegi kesin olmayan ve süpheli bir proses oldugunu söyler.
Türkiye'nin de bir taraftan içine girdigi bürokratlasma, modernlesme, uygarlasma ve rasyonellesme hareketinin paradigmasi, diger taraftan da girilen geri çekilme, siddet, çökertme, yikim, imha, barbarizm ve potansiyel ruh hali, Anatoliya, Kürdistan ve ortadogu'daki varolan tüm medeniyet ve uygaliklari desivilize, denasyonalize, depasifize, desosyallestirdi ve kimliksizlestirdi. Milliyetçilik, nasyonalist, soven, modernizm ve islam felsefesi adina medeniyet ve uygarliklari ‘Biz' ve ‘onlar/düsman' diye kompartize ve kategorilestirdi. Toplum kendisinden, yasamindan isole ve tecrit edildi. Duygular makinelesti, askerlesti ve birer suçlu potansiyel haline getirildi.
Gruplar ve etnisiteytler kategorilestirildi, potansiyel hedef gösterildi, imha bölgeleri sosyoeconomik ve fiziki isole edildi, her türlü düsünceözgürlügü, enformasyon, kurum ve organisazyonlar sansürlendi, yasaklanildi, cezalandirildi ve sokak ortalarinda yüzlerce Kürt yazar, gazeteci, entellektuel, ögrenci, kadin ve çocuklar kursuna dizildi, insanlar arasindaki interaksi ve sosyal yasam felçlestirildi. Bu politikayi insanalara reva gören piskoloji militarist, miliyetçi, fasit ve ekstrem Türk politikasinin reel yansimasi olan potansiyel kriminaliteyt ve terorizm degilmidir.
Ne zamana kadar bu politika subjectief, irreel duygu ve düsünce savunma mekanizmasiyla sehitler ve kahramanlar yaratarak irrasyonelesmis perspektifinizi ve geleceginizi çocuklarinza teslim edeceksiniz. Kanla kurulan ve insaedilen bu cografyanin, katliam ve siddetmonopoli bürokrasinin, sisteminin çocuklari degil mi kendi gelecegini muhtiralastiran, sikiyönetimlestiren, zindanlastiran ve iskencelestiren. Peki suan yasami ve toplumu cehenneme çeviren, felçlestiren, histerilestiren, fakirlestiren, körlestiren, koyunlastiran, linçlestiren ve potansiyel suçlu hale getiren bu dictator, cunta ve fasit darbecilerin ve muhtiracilarin çocuklari degiller mi. Yani sadece katili yakalamak ve birilerini suçlu veya günah keçisi yapmak yetmiyor.
Bu siddet, kan ve kafatas avcisi prosesin gelecege daha neler ekecegini, intergenerasyonel atalardan alinan %40 genetik pisikolojik bozukluk, rahatsizlik ve ruh halinden yüzde yüz iyi ve saglikli bir toplum veya birey beklemek pesimistlik mi olur.
Freud'un ögrencisi psychoanalist Wilhelm Reich yasanilan bu siddetmonoplosini adminisratif sistem, kural, kanun ve yetkilerlen sihkistirilan bir toplum olarak ifade ederken, baski aracina dönüsen ve yükselen siddet thanos'uda çocukluk dönemindeki çekilen sihkintilardan, yasamamisliktan, seksuel yetersizliklen iliskilendirir.
Siddet kendisini yasamamisliktir, yetersizlik, korkakliktir, cesaretsizliktir ve kendini ifade edemeyistir. Fakat gendeki %40 intergenerasyonelpiskoljik bozukluk, genelde devlet bürokratlarinin timsah gözyasi dökerek degil, Istanbul yürüyüsüyle verilen tepkinin içlerinde büyüyen canavari görülmeye ve farkedilmeye baslanilmasi olumlu ve optimist bir gelisme diye bilirmiyiz, sonradan ögrenilen geri kalan %60 için (%20 aile yasami, %20 okul, ve %20 sokaklar ve çevre).
4.02.2007
Kaynak:
Randolph J. Rummel, ‘ Statistics of Democide', 1997
Prof. Dr. Abram Swaan, Amsterdams Sociologisch Tijdschrift, Oktober 1999
Nobert Elias, ‘ Het civilisatieproces ', Boom, 2001
|
|