Kilitlenen sesler var ülkede; boğazda düğümlenen, çık(a)mayan… Tan ağarsa da, şafak sökse de hâlâ bir uyku sersemliği içinde dolaşır gibi yıldızsız gecelerin ya da ışıksız sabahların insanı olmak! Benim ülkemin insanı, sanki şeriat adımlarının ürkütücü sesleri arasında doğmayacak güneşi bekliyor! Evet, burası Türkiye! TBMM'ne 20'lik (ve üzeri) öğrencilerin vekil-çocuk pozisyonunda sergilenen gösterilerinin olduğu ülke… Ve son din İslam'ı alabildiğince politikanın içine çekerek, yaşanan hayatı unutturup insanlara ahiret azabı verdiren dinci politikacıların demokrat kesildiği ülke!
AKP'li geceler, AKP'li gündüzler geçiyor doğal gibi görünen… Kim daha çok Müslüman, kim daha dindar deniliyor? Kim daha iyi dindar ya da daha iyi Müslüman'sa o daha iyi mi yönetir? Kim daha fazla öteki o halde, kim?
Bu ülkede yeni ümitler yok ama daha karanlıkları istemiyoruz. Yeni umutlar ve yeni hayatlar ufukta yok ama umutlarımız bitsin istemiyoruz. Belki yıldızlardan efsunlu mektuplar gelmiyor ama geceleri ay ve yıldızların ışıldamasının bitmesini istemeyiz hiç. Çok mu karamsar şeyler söylüyorum-kuşaktan kuşağa ilerleyen gerilemeyi görünce susmalı mıydım? Öyle bir değişim hissetmedim mi demeliydim yoksa? Aslında neye yalan söyleyeyim,-bunları hiç düşünmeyip-saçlarımın bulutlara çarpmasını isterdim!
Daha çok Müslümanlar, daha büyük dindarlar başa geçtiğinde orada yaşayan ötekiler ne yapacaklar, nereye gidecekler? Oysa rüzgâra karşı direnen yüreğimin sesini dinleyerek, sevgilerin peşinde yürümek istiyorum. Kısacası emperyalizmle Türkiye arasında ilişkiler değişiyor-kimileyin emperyalizmin güdümünde irtica yükselmesi ve kimileyin neoliberal ittifaklarla bağdaştırılmak istenen politikalar. Oysa din, dil, ırk, sınıf, mezhep, tarikat, inanan, inanmayan ayırımlarıyla insanlarımızı kin ve düşmanlığa tahrik ettiren ses, köleleştirmeye komut veren son sestir.
Ülkede kilitlenen sesler açılmalı; boğazda sönmeden, çıkarak dışarıya… Seslerle birlikte gözler açılmalı esas, şaşkınlıkları geride bırakarak. Sevgiyi hadım eden her şeyi örtünmemeye, kutsal din değerlerini kişisel ikballerine alet edenlerin o kurnazca düşüncelerini masum yüzlerden dışarı dökmek gerek. Kendini Allah'ın gölgesi görenlerin kulluğu, tacirliği, ticaret mahareti, dünya nimetlerinden en fazla yararlanma isteğini anlatmak gerekiyor. Hiçbir politikacının Allah'la bir sözleşmesi yoktur, peygamber gönderilme zamanı bitmiştir. Vaat edilmiş bir sözleşmeleri mi var din politikacılarının (tacirlerinin) Allah'la kulu arasına girmesi için? Kutsal İslam'ı peygambervari şekilde ağızlarından düşürmeden yurttaşları ölümle, öçle, öldürümle, ateşle, haşlamakla, yıldırmakla yola getirmeyi meslek edinen dinci politikacılara-kendilerine bundan zenginleşme olanağı bulurlar!-, yani bu yöntemi izleyenlere “Allah'ın bu kadar kötülükle işi ne?” diye sormamız gerekir. Çünkü insan yalanlarla savaşmazsa yalanların heykelleri dikilecektir!
17 .08.2007
Bülent tekin
1954 yılında Mardin'in Derik ilçesinde doğdu. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ve ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. Edebiyatçılar Derneği, BESAM, TYS ve PEN üyesidir. Halen Gırgır Dergisinde yazmaktadır. Yayımlanmış eserleri: Kızıldan Sarıya(şiir), Tarih Tarih Olsun(şiir), Sevdanla Yaşayacaksan(şiir), Kral Situ'nun Hikâyesi(roman), Barışla Güzeldir Sevdam(şiir), Feyyo'nun Felsefesi(roman), Ölümü Vurmak Güneşi Öpmek(şiir), Bir Türkiye Çıkmazı(deneme).