Orhan Karaveli'nin “Sakallı Celâl” kitabında Sakallı Celâl'in (Celâl Yalnız) filozof zekâsıyla anlattığı bir Çin hikâyesi çok hoşuma gitmişti: Bir Çin filozofu ufka bakıyormuş; uzaklardan deve kervanının geçtiğini ve develerin sırtında ipek kumaşların asılı olduğunu görmüş. Filozof, “Benim bildiğim develer ipek giysiler giymez” demiş. Bunları insanlar için taşıyor olsalar gerek. Sonra da şöyle düşünmüş: “Yeryüzünde deve az insan ise çok, bazı işleri gene insanlara yaptırmalı!” Bizim filozof ertesi gün eline bir ip almış, zavallı bir Çinliyi belinden bağlayıp götürmüş tarlasına. Elindeki ucu sivri değnekle kıçını dürtünce Çinli can havliyle ileri atılmış, filozof da ipin öbür ucuna bağladığı sapanını toprağa batırıvermiş, başlamış tarlasını sürmeye. Çinli kan ter içinde ipin ucundaki sapanı çekerken filozofun ipi beline nasıl bağladığını düşünmeye başlamış ve düğümü çözerek kaçmayı başarmış. Filozof ertesi gün zavallı köylüyü yakalayıp kolundan bağlamış. Adam gene çözmüş. Boynundan bağlamış, gene olmamış. Neresinden bağlasa çözülüyor. Filozof “Öyle bir yerinden bağlayayım ki eli yetişip çözmesin” diye düşünmüş ve adamın beyni aklına gelmiş. “Beynini bağlarsa eli kafasından içeri giremeyeceğine göre düğümü de çözemez” diye düşünmüş ve öyle yapmış.
Eski Yunan felsefesinde filozofun daha çok yönetenler arasında gösterilmesi onun kurnaz zekâsının bir sonucu olmalı(dır). (Platon'a (MÖ. 423-347) göre filozofların (yöneticiler, yargıçlar) yaratılırken mayalarına altın cevherler katılmış.)
Sakallı Celâl'in hikâyesi-kendisinin de düşündüğü gibi!-bize ilk günden beri birtakım insanların büyük kitlelerin beyinlerini mistik ve metafizik düşüncelerle bağlayarak yoksul insanları emrinde kullanmalarını ve kocaman tapınaklarını bunun için yaptıklarını anlatır.
Biz dinin toplumsal gelişmelerdeki olumlu rolünü yadsıyacak değiliz. Ve bizim saf, temiz, inançlı, dindar insanlarla da bir sorunumuz yok. O tür insanların zaten dinin kutsallığı içinde kötülüklerden kaçınarak iyi ve namuslu bir yaşam seçeceklerin de kuşkumuz yok. Ama bizim sorunumuz Sakallı Celâl'in hikâyesindeki temada işlenen kurnaz dincilerledir. (Maalesef bugün ülkemde bu tip dinci politikacılar yoksul insanların dini inançlarını istismar ederek kendi ceplerini doldurmaktadırlar.) Dini maddi çıkarları (makam, para, güç) için kullanan kurnaz insanlar, onun tartışılmaz ve kesin kurallarını arzuladıkları yönetim sisteminin oluşumu için kullanırlar. O sistemde kendileri (hikâyedeki filozof) v e kendileri gibi düşünenler (diğer kurnazlar) insanları kendi emirlerinde idare edecek hale getirirler. Onlara verdikleri, çıkarlarını sadece kendilerinin görecekleri dinin tartışılmaz emirleridir. Kafalarda (beyinlerde) yarattıkları imge ve korkularla büyük çoğunluğu kendi emirlerine almış olurlar.
Ve işte kendi tapınaklarını (villa, fabrika, otel, uçak, yat, gemi, cip, milyon dolar, çiftlik) böylesi bir ortamda illüzyona uğrattıkları yurttaşlara yaptırırlar. Sıradan yurttaş bir türbanla-oysa onların hanımları saf ipek türban takar-, bir duayla mutlu olur. Oysa bizimkiler (kurnaz dincilerimiz) bu sırada dünyalıklarını tamamlamış ahiretlerine çalışıyorlardır(!) Ülkem bu tehlikeyi bugün büyük ölçüde yaşıyor!
18.11.2007
Bülent tekin
1954 yılında Mardin'in Derik ilçesinde doğdu. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ve ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. Edebiyatçılar Derneği, BESAM, TYS ve PEN üyesidir. Halen Gırgır Dergisinde yazmaktadır. Yayımlanmış eserleri: Kızıldan Sarıya(şiir), Tarih Tarih Olsun(şiir), Sevdanla Yaşayacaksan(şiir), Kral Situ'nun Hikâyesi (roman), Barışla Güzeldir Sevdam(şiir), Feyyo'nun Felsefesi(roman), Ölümü Vurmak Güneşi Öpmek(şiir), Bir Türkiye Çıkmazı(deneme).