Firat Dildar

Arşiv

firat_dildar@hotmail.com

Kurdistan Tarihinde Sömürgeleşme, Kürt Politikası, Direnişler ve Sonuçları- (2)

Geçen yazımızda Amasya Antlaşması ve sonuçlarını anlattık.O dönem Kürtler için zorlu bir dönemdi ancak mevcut Kürt potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda Kürt mîrlerinin birliği sağlandığında ya da buna öncülük edecek birilerinin olması durumunda “birlik”yakalana bilirdi. Ve şartlar da aslında Kürtleri o birliğe itiyordu.Çünkü İran şahı babasının çiftliği gibi Kurdistan'a giriyor, Kürd beylerini zayıf ve yalnız avlıyor, onlara her türlü zulum ve eziyeti reva görüyordu.Bu durumu objektif degerlendirme becerisine sahip birilerinin ortaya çıkıp Kürt beylerinin birligini saglayacak şekilde bir organizeyi yapması, Kürtleri kendi yurdunda müthiş bir güç yapabilecek potansiyeli doğurabilirdi.Ve şartlar buna müsait idi. Ancak her nedense bu sıkıntılı dönemden faydalanan İdris, Osmanlı Sarayı adına Kürtlerle görüşüyor ve o dönemin mevcut şartlarına göre “denize düşen yılana sarılır” misali Kürtler ikna ediliyor. Sonraki yıllar tuzağa düştüklerini anlasalar da artık fayda etmiyor. Çünkü kürt dinamikleri yine bir Kürt olan İdris tarafından Osmanlılar hesabına tahrip edilmiş. Kürtler alevi-sunni diye ikiye bölünmüş, güçleri zayıflamıştır.Bu gerçek,yakın geçmişimize kadar da ulusal birliğin oluşması önünde engel teşkil etmiştir. İdris sunni Kürtleri osmanlının egemenligine sokmuş, alevi kürtler de İrandan medet umar hale gelmiştir.Bunu gören osmanlı Hükümdarları Alevi kürtleri kırmış, ancak diger kürdün kılı bile kıpırdamamıştır. Hatta Kürd biribirine düşman edilmiştir.Gücü zayıflatılmış, Kürdlerin kendi yönetimlerini oluşturup kendi ülkelerinde kendilerini yönetmelerinin önü kapatılmıştır.Oysa Kürd ve Kürdistan tarihine bakan her kes şu gerçegi görecektir ki, Kürdler kendilerine komşu olan hiristiyan inancına mensup halkları bile kucaklamış ve onlarla yanyana yaşamasını bilmiştir.Daha ilk baslarda Yavuz sofrasında bulunan Kürd beylerini öldürtmüş ve sunni olmalarına ragmen gözlerinin yaşına bakmamıştır.

Bazı Kürd aydınları bu olayı, Kürdlerin Şah İsmailin zulmunden kurtarılması olarak degerlendirip, Idris'in kürdler hesabına diplomatik bir başarısı olarak degerlendirmektedirler. Bu görüşte olan bazı dostlarımızın hatta arkadaslarımızın bu olayın sonucunda Kürdlerin neyi kaybettiklerine bakmalarını öneriyorum. İkincisi İdris'in kürdler adına mı yoksa Osmanlılar adına mı yola çıktığına bakmaları gerektiğini söylüyorum. Bunlardan bir tanesi de yakın arkadaşım, dostum; Kürd edebiyatı, kültürü, dili, tarihi, yayıncılığı, politikası, yazarlığı alanında çabalarını takdir ettiğim sevgili Felat DİLGEŞ'tir. Serbestinin 19.sayısında yazmış olduğu “Osmanlıdan Cumhuriyete Hepten Hiçe Kürtler” adlı makalesinde çok güzel tarihi bilgiler bize sunmuş. Ancak bu tarihi bilgilerin yorumlanmasında kendisi de isteyerek veya istemeyerek bir yanılgıya düşmüş. Felat kardeşim bazı tarihi tespitler yaparken İdris'in kim olduğu da satır aralarında ortaya çıkıyor. Şöyle yazmış Felat :”Kürt-iran çelişkisini iyi degerlendiren Yavuz sultan Selim, II.Bayezit zamanından beri Osmanlı Devleti'nin hizmetinde bulunan İdris'i Bitlisi'yi yanına alarak, onun vasıtasıyla Kürd beyleriyle ilişkiye geçerek,onları İran yönetiminin etkisinden çıkarmaya çalışmıştır.”

 

Bu alıntıyı almamızın sebebi şudur. İdris'in II.bayezit döneminden bu yana Osmanlıların hizmetinde olduğudur.Yani İdris, Osmanlının çıkarlarını savunmak ve politikalarını hayata geçirmek, onlara danışmanlık yapmak,Onlar adına antlaşmalar yapmak,kısacası onların çıkarlarını savunmak, korumak, kollamakla yükümlü bir durumdadır. Kürd çıkarlarını savunmak , düşünmek ona göre davranmak İdris'in gündeminde degildir.İdris'in gündeminde Kürdistan ve Kürt halkının yaşadığı zulum olsa, yapılması gereken tek şey, Kürt beylerini ve yöneticilerini toplama, onları biraraya getirme, içinde bulundukları durumu degerlendirme, neler yapabileceklerini tartışma ve birleşerek düşmana karşı güçlerini birleştirme çabası gösterebilirdi. Ki Kurdistandaki potansiyel o dönemde devletleşmeye, biraraya gelmeye, ileri yönetim organizasyonları oluşturmaya müsaitti. Kürdistan cografyası,egemenligindeki topraklar, sahip oldukları askeri güç ve zenginlikler birleştirildiğinde hiç de diger devletlerdekinden geri kalacak tarafı yoktu.Üstelik bir dış tehdit de vardı.Bu dış tehdite karşı ortak bir savunma hattı oluşturabilme çabası verilebilinirdi.Ya da bu amaç için çaba sarf edilebilinirdi.İdris Kürt beylerini biraraya getirebilme beceri ve kabiliyeti gösterebildiğine göre (Osmanlılar hesabına çalışarak), Kürdler hesabına da çalışıp onları yabancı güçlerin egemenliğine sokmadan, kendi ülkelerinde birleşip kendi ortak yönetimlerini oluşturabilirdi. İdris bunu yapmamış,kendisine verilen altınlar ve payeler(mîré mîran) karşılığından kürtleri yabancı güçlere peşkeş çekmiştir. Kürtler Osmanlı için savaşlarda asker kaynağı,Kurdistan da topraklarına dahil edilip yönettikleri bir otağ olmuştur.Her nekadar konfederal bir yapı, bilmem federal bir yapı, iç işlerinde bağımsız denilse de aslında o günden sonra kürt beyleri artık Osmanlıya göbekten bağımlı ve padişahın kulu olmaktan bir anlam ifade etmiyorlar. Bunu sonraki padişahların da hükmü şerifelerinde görmek mümkündür. Kürt beyleri artık Osmanlı nın kulu ve tebaasıdır..Padişahın emirlerine karşı gelemezler ve ona riayet ederler.padişah ve Osmanlı istediği zaman istedediği devletle savaşabilir. Kürtler şartlar ne olursa olsun onun yanında yer almak zorundadırlar.Kürtlerin artık iradesi yoktur. Bağlı oldukları devletin emir ve tebliğlerini uygulamakla yükümlüdürler.Bunun karşılığında da Kürt beyleri bulundukları ya da padişahın onlara “ihsan eylediği” topraklarda yönetimlerini sürdüreceklerdir. Peki bu mu federasyon? Ya da konfederal yapı?Bu yönetim mekanizmasında Kürdistan yöneticilerinin ne gibi bir iradeleri vardır? Devletin hangi organında söz hakkına sahipler? Ya da bir savaş anında bu savaşın doğru olmadığına dair fikir bile söyleme imkanlarına sahipler mi?Ya da Kürdistan yöneticilerinden birisinin kalkıp: “ Benim halkımdan bir kısmı Yabancı işgal altındadır, onları desteklemek ve onlarla ortak hareket etmek istiyorum” deme hak ve iradesine sahipler mi? Benim bildiğim konfederal ya da federal yapılarda O halkı temsil eden yöneticilerin o halk adına bir şeyler söyleyebilme iradeleri vardır. Eşit şartlarda ya da gücü oranında (dönemin şartlarına göre)irade beyan edebilme hakkına da sahipler. Karar mekanizmalarında ya da dış ve iç politikada söz sahibidirler diger bileşenler kadar. Böyle bir durum yok maalesef..Felat DİLGEŞ arkadaşım: “Mîré Mîran ünvanı ile ödüllendirilen İdris-i Bidlisi, padişah adına Kürdistan mirleri ve Osmanlı yönetimi arasında koordinasyon görevini üstlenmekle yetinmemiş, Kürdistanda idari ve siyasi yapıda yeni düzenlemeler de yapmıştır. Diyarbakır'ı 19 sancağa ayıran İdris-i Bitlisi, daha sonra Urfa ve Musul'da sancak sistemini başarılı bir şekilde uygulamaya koymuştur.” diye yazmış. Bu söylem bana sanki idris cok iyi bir şey yapmış Kürdler için de, arkadaşımızda onu başarılı bulmuş. İdris in başarısı varsa Osmanlılar hesabına ve adına başarılı işler yapmıştır.Osmanlıların başarısı da kürtlerin zararı üzerine bina edilmiştir.Bunu ben söylemiyorum, tarihi olaylar ve Kürdistanın dünden bu güne kadar sürüp gelen statüsü bu sorunun cevabıdır. Ama arkadaşımız “ben onu osmanlılar adına ve osmanlı çıkarlarına uygun düşecek şekilde İdris'in diplomasi ve kendi halkını başka devletlere peşkeş çekmesi anlamında söyledim” derse, o görüşüne ben de katılırım.Evet İdris, eşine az rastlanan kabiliyetli ve bilgili bir düşünür, idareci, stratejist ve devlet adamıdır.Ama bu yeteneklerini halkı için değil,emrinde olduğu ve hizmet ettiği devlet için kullanmıştır. Hatta kendi halkını hizmetinde olduğu devlete peşkeş çekecek kadar işi ileri götürmüştür.

 

Daha sonra da Kürdistan tarihinde rastlayacagımız üzere bu tavır ve duruş bir gelenek haline gelmiştir bir kısım kürt aydın ve yöneticileri arasında. Zaman zaman Kürt ve Türklerin biribirlerinden ayrılmaz ,et ve tırnak gibi olduklarının gerekçelerinden birisi de tarihe atıf yapılarak, İDRİS-İ BİTLİSİ gösterilmiştir.Bunu onaylamak mumkun degildir.Bu konuyu irdelerken amacım polemik yapmak degildir. Felat arkadaşım bu konunun kıyısından köşesinden geçerek bu söylemi dile getirmiş. Ancak Felat arkadaşın bu konu ile baglantılı, Kürdlerin adeta devletmiş gibi, kendi iradeleri varmış gibi, yüzyıllarca osmanlılarla eşit şartlarda yaşamış gibi bir görüntü vermesi doğrusu kabul edemediğim bir durumdur. Sözünü ettiğim konu belki de enine boyuna tartışılarak, analizlere varılarak güncelleştirilebilinir.Felat arkadaşı örnek vermemin sebebi de en yakınımızdan biri olması ve amacımızın polemik yaratmak olmadığını bilmesi...Benim amacım polemik yaratmak değil.Amacım tarih de yazmak değil.Sadece tarihi olay ve belgelerden istifade ederek, Kürdistani politikanın olması gereken yerde olmasına katkıda bulunmaktır. Bulunduğumuz süreç ve yer, degerlendirildiğinde Kürdistan halkının içinde bulunduğu durum ve çıkmaz; Sağlıklı, Kürdistani bir politikanın olmamasından kaynaklanmıştır.Benim öngörüm ve bakış açım bu merkezdedir.Aksi taktirde binyıllardır kürtlerin ve kürdistanın bu statüde tutulması neyle açıklanabilir? Tarihi fırsatlar,uygun ortamlar doğru bakış açıları ve politikalarla desteklenmez ve bunun üzerine inşa edilmezlerse kalıcı ve sürekliliği olan sonuçların elde edilemeyeceği aşikardır.Kürdistan tarihi bu örneklerle doludur. Bu örnekler bizim bu gün bulunduğumuz yeri bize açıklamada birer belge niteliğindedirler.Sadece kürt kökenli olduğu için insanlarla övünmekten çok, onların Kürtler için neler yaptığına bakmak ve dünden bu güne Kürtlerin olaylar karşısındaki duruşlarını incelemek, başarı ve başarısızlık sebeplerini kavramak, bizim için gelecegin politikasını oluşturmada imkanlar sunacaktır.

İdris-i Bitlisiyi tarihi olayın belirleyicisi olarak görmüyorum,ama olaya muthiş etki etmiş bir kişiliktir.Amasya antlaşması ve çaldıran savaşı kürtler için bir dönem başlatmıştır. Bu yuzden detaylıca uzerinde durma geregini duydum.Bu olaydan sonra belki kürtler nispeten İran şahı karşısında kendilerini güvencede his etmiş olabilirler ama diğer yandanda ülkelerinin ve halkının gelecegini başka bir devletin ipoteğine koymuş olup bu gunkü statulerinin oluşmasına da sebebiyet vermişlerdir. Dünden bu güne aşama aşama KÜRDİSTAN sömürgeleştirilmiş ve gelinen nokta, Kürdistan ile kürt halkının inkarı,tarihten silinmesi,yok edilmesi, başkasının kölesi olması sonucunu doğurmuştur.Bu nedenle dünü bilmek,bu gunü kurmak için gereklidir.Tarih boyunca Kürtlerin tekrar tekrar yaptıkları hatalar vardır.Ve bu hatalardan Kürt hareketleri de ders almayıp kendi sonlarını hazırlamışlardır.

Kanuni SULTAN Süleyman'ın hükmü şerifeleri adeta Kürtler için,kendi topraklarında ,zaten var olan statuleri ve yönetimlerini kendisi bağışlamış gibi sunuyor Kürt beylerine...Kürt beylerinin zaten bir yönetimleri ve işleyişi vardı.Sahibi olduğu toprakları vardı.Kanuni bunu resmileştirerek ve onları kendisine kul ederek,(Buna Kanuni “öz kulluk” diyor) onların kendi topraklarını onlara verdiğini beyan ederek, bunun karşılığında onlardan itaat ,askerleri ile orduya katılma , savaşta Osmanlının emrinde olma, Osmanlının “dostuna dost,düşmanına düşman olma” istenmektedir. Kürtlerin bir sözü var: “Doné me di seré me didin”.Yapılan da aynen bu. Kürdün yağını Kürdün kafasına sürerek onlara “ihsan” ettiklerini belirtiyorlar Osmanlı hükümdarları.Şimdi Kanuni'nin hükmü şerifesine bakalım ve Kürdistan için neleri öngördügünü görelim:

 

1-Kürdistan mirleri ordularını oluşturma,asker toplama ve bir ordu için gerekli olan her türlü araç ve gereçlerini temin etmekte özgürdürler.... Buyrun bunu yorumlayalım...KÜRDİSTAN mirleri zaten daha önce de ordularını oluşturuyor ve askerlerini topluyordu...Osmanlı yokken de bu vardı.”Her türlü araç ve gereçlerini temin etmekte özgürdürler” Zaten her türlü araç ve gereçlerini temin ediyorlardı..Yani osmanlı ek olarak onlara araç-gereç,silah mı vermiş ki “ihsan eyledim” diyor.İnsan birinin yurdunu topragını nasıl ona ihsan eyleyebilir?

 

2-Kürdistan mirleri üzerinde egemen oldukları topraklarda vergi toplama ,vergi koyma yetkilerine sahiptir..Bu da yeni bir şey degil.Mirler egemenliğinde yaşadığı halktan vergi topluyor veya vergi koyma yetkisini elinde bulunduruyordu...Haa şimdi durum değişti artık başkası diyecek vergi topla ya da vergi koy..tek fark budur.Madem ki “Kürt mirlerinin egemenliğindeki topraklar” dan söz ediyorsun ..bu nasıl egemenlik??Başkası onların kanunlarını yapıyor ve kendi lütfu imiş gibi sunuyor.”ihsan eyliyor”..

3- Kürdistan da yargı Kürt mirlerinin denetimindedir.(Eskiden de mirler yargıyı elinde bulunduruyordu)

4-Kürdistan da egitim dili medreselerde ve kürtçedir.(eskiden de böyle idi)

5-Mirlik babadan oğula geçecek

6-Kürdistan mirleri,savaş sırasında ordularıyla Osmanlı merkezi ordusuna katılırlar(Bu şart Kürdistan mirleri ile Osmanlı arasında en baglayıcı hükümdür)

Yani esas konu bu.. Kürtler adı gecen maddelerdeki haklara daha önce zaten sahiptiler..Ancak Osmanlıya orduları ile katılmıyorlardı.yani mecburiyet veya öyle bir yükümlülükleri yoktu. Bu hükmü şerife ile artık osmanlının asker deposu haline gelmiştir Kürdistan..Eskiden beri Kürtlerin savaşçı oldukları bilinir.Çapulcu ve ganimet ekonomisi üzerine kurulmuş olan Osmanlı devlet sistemi yeni bir cevher keşf etmiş,kendisi için bulunmaz bir nimet olan askeri bir güç temin etmiştir.Üstelik te sözü edilen orduyu ,askeri kendisi beslemiyor,masraf da etmiyor,maaşlarını da vermiyor, geçimlerini de saglamıyor...hazır “belleş” bir ordu..Osmanlı kaçırır mı? Bu ordu ya da askerler üstelik çaldıran savaşında şaha karşı “kahramanca” savaşmış ve osmanlının zafer kazanmasını belirlemiş üstelik.O da yetmemiş Kürdistan üzerinden Mısır'a kadar ilerlemiş bir Osmanlı ordusu ve ordaki devletin varlığına son verip,ordaki halifeyi de kutsal emanetlerle beraber alıp: “ artık islam dunyasının halifesi benim,bu böyle biline...”diyerek kılıç zoru ile halifeliğin de sahibi olmuş.Yani askeri güç, osmanlı için muthiş önem arz etmektedir.Ama Kürdistandaki askerleri üstelik masrafsız,kürt beyleri tarafından yetiştirilmektedir.Kürt beyleri bu masrafları nerden karşılayacak? Yoksul kürt halkına vergi koyarak karşılayacak.Kime hizmet edecek bu ordu? Osmanlı nın çapulcu emellerine..Savaşta osmanlı ordusuna katılacak.Vuruşacak..Kimin için vuruşacak? Osmanlının hazinesine ganimetler aksın diye vuruşacak.Topraklarına topraklar katmak için..Osmanlı savaşsız durur mu ? kesinlikle hayır...Çünkü devletin varlık sebebi ganimet..geçim kaynağı ganimet..neyle sağlanır ganimet? Savaşla...Buyurun size konfederal sistem..!?buyurun size federal sistem!? Kendi iradesi dışında padişahın bir emri ile hareket eden bir sistem. Ne zaman federal ya da konfederal sistem olmuş?Kürt mirleri ya da mirlik sistemi o saatten itibaren kendi iradesini osmanlıya vermiş,ve Osmanlının emirlerine riayet etmeyi taahüt etmiş,Osmanlının bir emiri ile savaşa hazır ve nazır olacak ,nereye isterse padişah, oraya gidilecek,savaşılacak,güçsüzlerin üzerine güçle gidilecek ve ezilmeleri sağlanacak...Kürtler de buna alet olacak.Mirlik sistemi osmanlı elinde bir oyuncak,Kürdistan da osmanlı için asker deposu,sıçrama tahtası,tampon bölge ve Asya ya ,hicaza,Mısıra,yemene ulaşabilmenin geçiş yolu.Peki sonuçlarına bakalım Kürtler ne kazanmış? Yeryuzunde anlı şanlı bir devlet mi kurdular?Kürt köylüsü ve halkını refaha mı kavusturdular? Yoksa eskiden mirin koydugu bir vergi varken,şimdi de ek olarak osmanlıya verilmek üzere ek vergiler mi verdiler?Evet bu sistemin sonucunda eskiden osmanlıya vergi vermeyen Kürtler,vergi verir hale geldiler.Eskiden osmanlıya asker vermeyen,savaşta kendisi ,yurdu için savaşan Kürtler, şimdi artık osmanlıya asker verecekti. Hem de emirle. Ve padişahın emrini tartışma,düşünüp karar verme imkanına sahip olmadan.Bu durumda Kürtler güvenlik gerekçesi ile kendi kendilerini yabancı güçlere “köle” etmişlerdir.Bu politika kendine güvensizliğin diger adıdır.Yüzbinlerce km2 lik alanda ata yurdunda kendilerini, daha “dün” gelmiş Osmanlı yönetimine teslim etmişlerdir.Hem de savaşsız,direnişsiz..Ve o gün bu gündür de Osmanlıların ve torunlarının zulmunden , işgalinden kurtulamamışlardır.

 

7-Kurdistan mirlikleri eyalet şeklinde örgütlenmiş,her bir mirlik farklı bir eyalet olarak görülmektedir.

Dikkat edilirse Kürdistanın bu anlamda eyaletlere,kendi içinde sancaklara ayrılmış olması yine Osmanlının dizayn ettiği bir sistemdir.Mirler de kendilerine tanınan bu imtiyazlarının üzerine balıklama atlamışlardır.Bu eyaletler osmanlıya baglı ya da osmanlının atadığı yine “miré miran”(beylerbeyi) vasıtası ile kontrol ediliyordu.Miré miran osmanlı sarayından besleniyordu.Onlarsız adım atamıyordu.Bu durum devletleşmenin ve Kürtlerin kendi aralarında birleşmenin karşısında bir engel olarak duruyordu.Daha sonra ki süreçte görüleceği gibi Osmanlı zayıfladıkça “mirlik” sistemini de kendine tehlike görecek ve tek tek ortadan kaldıracaktır.Kürt dinamiklerini daha da zayıflatarak şeyhlik kurumunu ve aşiret kurumunu destekleyecek,ilerde oluşması muhtemel birliklerin önünü tıkayacaktır.Yönetim sistemi giderek osmanlının atadığı valiler eliyle gerçekleştirilecek,ağalık ön plana çıkarılarak işbirlikçi bir tabakanın da Kürdistanda oluşmasına zemin hazırlayacaktır.Ancak sınırları ve güçleri azaltılarak işlevsiz hale getirilecektir.Osmanlıdan Cumhuriyete bu politika devam etmiş giderek eskiden varlığı tanınan Kürt halkı kendi yurdunda vatansız ve yok sayılmıştır.   

Neymiş? İdris, Diyarbakır'ı 19 sancağa ayırarak başarılı bir idari ve siyasi yapılanma oluşturmuş.   Bu sancakların 11 tanesinin direk Osmanlıya bağlı olduğunu da biliyormuyuz? Evet..Peki Osmanlı bu 11 sancakta ne yapiyor?şarkı mı söylüyordu? Hayır..Kürt halkını, atadığı yöneticilerle kendisi yönetiyor veya oranın vergilerini kendi tahsildarları aracılığı ile topluyordu.Bu ne biçim konfederal yapı?Bu ne biçim devlet? Bu ne biçim federal yapı ya da federasyon sistemi? 19 sancağın 8'ini de yurtluk,yok bilmem ocaklık olarak kürt beylerine vermiş miş.Sonraki yıllarda kürtlerin başına getirdiklerini ise yine hep beraber görecegiz.Osmanlı Kürtler üzerinden şah ismaili dize getirmiş yenmiştir.Yine osmanlı Mısırdaki devlete son vermiş orayı egemenliği altına almıştır.Ayrıca halifelik kurumunu kılıç zoru ile almış ve kutsal emanetleri İstanbul'a getirmiştir.Padişah kendisini halife ilan etmiştir.Sonuçta islam dunyası artık osmanlıya bağlı duruma gelmiştir..Peki ne kalmıştır? Hala İran ile sorunlar vardır ve bu sorun olduğu sürece kürtlere de ihtiyaç olacaktır.Çünkü Kürtler osmanlının kılıcı, Kürdistan doğuda Osmanlının sıçrama tahtası,tanpon bölgesi v.s   

İranla savaş yapılmıştır 1638 yılında yine Kürtlerin büyük bir yardımı ile Osmanlılar savaşı kazanmıştır.Bagdat ve bir çok yer de alınmıştır.İranlılarla antlaşma yapılmıştır.Meşhur Kasr-ı Şirin antlaşması 1639 yılında imzalandığında Kürdistan ikiye bölünmüştür.zagros dağları doğal sınır kabul edilmiş.Şimdi soruyorum ..parçalanan Kürdistan dır.Kim parçalıyor? Osmanlı ile İran...Peki kürtler ülkelerinin parçalanmasını ister mi? Hayır...Peki kürtler,ülkemiz parçalanmasın,istemiyoruz şeklinde irade beyan edebildiler mi ? hayır.. peki bu ne biçim federasyon ya da konfederasyonmuş ki...! Kürtler bölük pörçük oluyor, ülkeleri parçalanıyor başkaları tarafından ve buna kürtler bir şey diyemiyor irade gösteremiyor..İşte bu antlaşmadan sonra sınırlar belirlendikten sonradır ki artık Osmanlı nın eskisi gibi Kürtlere ihtiyacı kalmıyor.Diger yandan da Kürdistan idari düzeninden tutun da ,Kürtlerin iç dinamiklerine kadar paramparça edilmiş.Ülkenin paramparça olması bir tarafa,muthiş bir şekilde kürtler arasında ayrışmalar da Osmanlı tarafından sağlanmış,önemli oranda Kürdistan da uşak,işbirlikçi bir tabaka da yaratılmıştır.Alevi-sunni,sunni-yezidi gibi çelişkiler de yaratılarak Kürdistan içten feth edilmiştir.Buna beyler arasındaki çelişkileri de eklersek Kürt dinamikleri tarumar edilmiştir.1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasından sonra Osmanlı- iran ilişkileri de artık buyuk oranda netlik kazanmış,kürdistan paylaşılarak,iki devlette Kürtleri azami şekilde hırpalama ve sömürme ,talan etme sürecine girilmiştir.Düşmanlar adeta elbirliği edercesine herkes kendi ülkesindeki kürtleri ezmeye ve talan etmeye başlamıştır.Yine bazı kürt yazarlarının dediği gibi Barış dönemi,huzur dönemi 300 yıl kusur sürmemiştir.Osmanlılar da antlaşmalarına bu şekliyle bile uymamışlardır.1607 yılında merkezleri kilis olan Bolat beyliği osmanlı zulmu karşısında direndi ve savaştı. Kuyucu Murat yönetimindeki osmanlıya yenildi.Ama müthiş bir direniş gösterildi.Bolatlar sürüldüler.(Bu günkü lübnanda dürzi olarak bilinen aslında kürt olan canpolatlar olduğu yolunda büyük bir kanaat vardır.)Aynı yıllarda İran şahının zulmune karşı Mukri(bradost)aşiretleri liderleri Emirxan Yekdest liderliğinde ayaklandılar. Dımdım kalesinde müthiş bir direniş sergilediler.Ancak sonunda yenildiler.(1608)

 

İşte 1638 de bagdat ve cevresinin de Osmanlılar tarafından alınmasından sonra,1639 yılında imzalanan Kasr-i şirin antlaşması ile artık Osmanlı-İran sınırları bir istikrara kavuştu ve eskisi gibi Osmanlıların Kürt beylerine ihtiyacı kalmadı.Bu noktadan sonra Osmanlılar artık kürt beylerini etkisizleştirmek ve ortadan kaldırma politikası güttüler. Daha önceden belirttiğim gibi bunu yaparken de Kürt beyleri arasındaki çelişkileri, alevi-sunni çelişkilerini,sunni-yezidi çelişkilerini kullandılar.Amaç talan ve kürt beylerinin zenginliklerini elde etmekti.Yine bir Kürd özdeyişine müracaat edeceğim “Kurmé şîré hetta pîré”.Osmanlı ve paşalarının da talan ve iğrençliklerle dolu katliam huyları hiçbir zaman onları terk etmemiştir. Çünkü bu onların var olma sebebi, ekonomik kaynakları idi. Diyarbakır valisi Melik Ahmet, İmadiye ve Muzuri üzerine yürüdü.Osmanlı ordusu kıyım yaptı ve yagmalar gerçekleştirdi.Emir Yusuf xan esir alındı.Daha sonra 180 kese altın karşılığı serbest bırakıldı.

 

Çapul bu ya çapulcu boş durur mu? Melik Ahmet bu defa büyük bir ordu ile bir bahane bularak Bitlis beyinin üzerine yürüdü.Ancak çevre beylerin araya girmesi ile aldığı bir hayli değerli hediyeler sonucunda bundan vazgeçmiştir. Bu hediyeler 80 kese altın, 6 tavla at, el değmemiş 10 kızla 10 oğlan v.s Bunları o sırada buna tanık olan Evliya çelebi dile getiriyor ve gördüklerini yazıyor. Evliya çelebiye göre böyle bir sefere gerekçe olacak hiçbir neden yoktu. Ancak Osmanlı paşasının kan dökme ve yağma tutkusunu gidermek için bu sefere çıktığını belirtiyor.Buyurun size konfederal yapı...Hani 300 küsur yıl sürmüştü bu statü.Bu ne biçim Kürt devleti ve yönetimidir ki Kürt beylerinden haraç alıyor, “el değmemiş kızlar ve oğlanlar” alıyor,ve kürt beyleri sadece ricacı olup onun yönünü bir kürt beyinden başka yöne çevirebiliyor. Osmanlı Paşası bu kana susamış,yağma talana susamış hiç durur mu???? Bu defa gelmişken kısa günün karı haraçlarını Bitlis beyinden aldıktan sonra hareket halindeki orduyu güneydeki sincar üzerine sürüyor.Buradaki yezidi Kürtler yiğitçe direniyorlar.Daha sonra da kadın ve çocukları ile dağlara ,mağaralara sığınıyorlar.Ordu tarlaları ve köyleri yakıyor.mağaraları kuşatıyor.Mağaraları topa tutuyor.Böylece çoluk çocuk demeden binlerce Kürdü katl ediyor.Evliya Çelebi, bu seferi “Müslümanların, uzun saçlı ve köpeğe tapan kafir yezidilere” karşı giriştikleri haklı bir savaş olarak görüyor ve şöyle devam ediyor: “Bir çok yezidi,eşlerini ve yakınlarının esir olduğunu görünce kendi kendilerinin gözlerini çıkardılar.Ve bir çoğu da hançerle kendi kendini vururdu.ve bir çoğu kılıcın üzerine düşüp öldü.Ve binlercesi hasmına karşı gelip ,dalkılıç olup ya vurup ya vuruldu. Ve nicesi kayalardan evlatlarıyla kayalardan atlayıp pare pare(parça parça) oldu.......Bu savaşta 9000 kelle ve 13.600 esiralınmıştı.Altın ,gümüş, ve öteki ganimetlerin haddi hesabı yoktu.Bütün askerler ancak 10 gun ve 10 gecede taşıdığı halde bitmemişti.Talandan yüklü bir pay Melik Ahmet Paşa tarafından alınmıştı.”( Evliya çelebi seyahatnamesi, Iv.s.68-71)

 

Buyurun size Osmanlı nın Kürt beyleri ile federasyon ya da konfederal sistemi..Bunlar yezidi idi ve katlleri de vacipti Osmanlıya göre. Oysa kürttüler ve yuzyıllarca diğer kürtlerle yaşamışlardı.Varlıklarını sürdürmüşlerdi. İslamiyet adına gelen Araplar bile böylesi katliamlar yapmamışlardı.Osmanlı kana doymaz,ganimete,talana hiç doymaz,beklermi hiç? Melik Ahmet Paşa 1655 yılında Van valiliğine atanır.Yolu uzerinden Bitlise uğrar ve Bitlis beyi Abdal han tarafından misafir edilir. Melik Ahmet'e gösterilen misafirperverlik onun iştahını kabartan Abdal hanın zenginliğini talan etme fikrinden başka işe yaramaz.Van'a geldikten sonra türlü bahanelerle Abdal hanın uzerine yurumek için asker toplar mahiyetindeki Erzurum ve Van Paşalıklarına ait 70 bin kişilik ordu gücü toplandı.Mahmudi, Pinyaniş, Eleşkirt, Muş, Adilcevaz, Beyazıt,Tekman,Hınıs,Kuz-ucan,Avnik,pasin beyleri de bu saldırıda yer almıştır.Diğer yanda Diyarbakır paşasının emrindeki 20 bin kişilik ordu da batıdan Bitlis üzerine hareket etti.

 

Bu ordu içinde de farqin,Tercil, Atak, Kulp, Mihraniye, Pertek, Sağman,ve daha bir kısım kürt beylerinin güçleri yer almıştı.Osmanlı ordusunun çoğuna yakını Kürtlerden oluşmaktaydı.Ve bir Kürt beyi ile Kürt şehri tarumar ve talan edilecekti. Kürtler ya da kürt beyleri bu duruma isteyerek mi razı oldular acaba??İşgal kuvvetleri onları bir emirle bu duruma sokmuştu “Osmanlıya elini veren kolunu kurtaramıyordu.”El değmemiş kürt kızları ile el değmemiş oğlanlarla” gecesini geçiren Osmanlı paşasına Kürtlerde eşlik ediyordu. İster istemez Ahmedé Xanî'nin “ Her kes neyaré kewéye/Kew jî neyaré qewmé xwe ye.” sözü insanın aklına geliyor.Sömürgecilerin yaratmış olduğu tahribata bakınız.Osmanlı Paşası hücum emrini vermeden de 2 rekat namaz kılmayı da ihmal etmedi.28 Temmuz 1655 günü Bitlise saldırdılar. Abdal han direndi ama daha sonra mahiyetindekilerle mutki dagına çekildi.Abdal hanın sarayı ve bitlis yağmalandı.Hazinelerine el konuldu.Abdal hanın kütüphanesinde 4000 e yakın kitap oldugu ve bunun 76 tanesinin onun tarafında yazıldığı yine Evliya çelebi tarafından dile getirilmektedir.   

 

Sonuçta vardığımız yargı,artık Osmanlı, Kürt kuvvetlerini ve beylerini kullanarak,diğer kürt beylerini ortadan kaldıracak,zenginliklerini talan edecektir.Bu belirlenmiş ve bu süreç başlamıştır artık.Bazılarının dediği gibi bu süreç, II.Mahmut'un Nizam-ı Ceddit ordularını oluşturma dönemine tekabül etmiyor.Özellikle Kasr-ı Şirin Antlaşmasından sonra İran sınırının belirlenip, Kürdistan'ın paylaşılmasından sonra başlamıştır.Hatta bu politikanın belirlenmesi daha öncelere kadar gider.Bu tarihi olayları doğru yorumlamak bizi doğru politikalar üretmeye de götürecektir.Çünkü sonraki Kürt politikaları ve bakış açıları,ittifakları hatalarla doludur ve adeta bu durum tarih boyunca kendi kendisini tekrarlamıştır.KÜRT ve Kürdistan tarihinde bir çok yenilginin sebebi de bana göre bu yanlış mevzilenme,başkalarının kılıcını çekme, dönemlere göre yanlış ittifaklar,öngörüsüzlük,sabırsızlık,iç birliğin oluşturulması için yeterli çabanın sarf edilmemesi,kendi gücüne güvenmeme ve daha buna benzer bir çok sebep sayılabilinir.Bu dediklerim daha çok olaylar sonucunda belirleyebileceklerimdir.Bunun dışında dönemin sosyo ekonomik yapısı,jeo stratejik durum,iç çelişkiler v.b Bunlar enine boyuna irdelenmesi gereken akademik araştırmalardır.Bu gerçeklerle sağlıklı bir politikanın oluşturulması mümkün olabilir ve Kürtler Dunya şartlarında hak ettiği yerini alabilir.Kürt aydınının ve hareketlerinin bu gerçekleri görerek hareket etmesinin her zamankinden daha önemli olduğunu düşünüyorum.           

8-Bu hükmü şerife Kürt mirliklerinin “vaki müracaat ve istirhamları gözününe alınarak hazırlanmıştır.Bu anlamıyla her iki taraf içinde bağlayıcı niteliktedir.

Oysa her şeye rağmen Kürtlerden bu denli yararlanmalarına ve onları kendilerine “kul” yapmalarına rağmen yine de bu antlaşma da onlar için bağlayıcı olmamış. Kürtler ve Kürdistan 1639 yılında Kasr-ı şirin antlaşması ile iki parçaya ayrılmış,Osmanlı da buna imza atmıştır.Kurdistanın parçalanması kendi içinde dinamiklerini daha da zayıflatmıştır.Daha sonra özellikle II.mahmut döneminde Nizam-ı ceddit ordusuna asker temin etmek için zorla Kürd gençleri toplatılmış,dolayısı ile kendi amaç ve çıkarları için Kürd beyleri ile yaptıkları antlaşmaya da uymayarak adeta “istediğim zaman ,istediğimi yaparım” anlayışı ile hareket edilmiştir.Bu arada yukarda da anlattığım gibi bu süreç II.Mahmut la başlamamış ancak II. Mahmut döneminde hızlanmıştır.Daha önce Kürdistan da askerlik yapan Kürt gençleri,Bu dönemde zorla alınıp Osmanlı ordusuna dahil edilmiştir.Tasfiye süreci hızlanmıştır.Kürdistan adım adım sömürgeleştirilmeye doğru gitmiştir.Bu durum Kürt halkının günlük yaşamını da tehdit eder duruma gelmiş,vergiler artırılmış,15 yıla yaklaşan mecburi askerlik yükümlülüğü insanların bir ömür boyu kul ve köle olması algısını ve psikolojisini doğurmuştur.

9-Her kim hilafet ve saltanat tahtına geçerse can ve gönülden doğrulukla ona tabii olmalı...(yani bu antlaşmaya)

 

Arkadaşımız Felat DİLGEŞ ,bu maddeyi yorumlarken “Dolayısı ile bu antlaşma , özü itibariyle adeta devletler arası bir antlaşma niteliğindedir” diyor. Bundan hareketle “Kanuni nin bu hükmü şerifesini dogru okuduğumuzda, Osmanlı İmparatorluğu zamanında ,Kürdistanın siyasi statüsünün ,otonominin ötesinde ,federal bir yapılanmaya,hatta konfederal bir yapılanmaya denk geldiğini görürüz.Bu antlaşmayı konfederal bir yapılanmaya benzetmemizin en önemli dayanağı,Kürdistan mirleri ile Osmanlı Devleti arasındaki işbirliğinin ağırlıklı olarak savunma alanında olmasıdır.Devletlerin egemenliklerini ellerinde tutarak,özellikle savunmalarını pekiştirmek için biraraya gelme durumları konfederasyonun en temel öğelerinden biri olarak kabul edilir.” Diyor ve adeta Kürtlerin osmanlı egemenliğindeki mirlik sistemini yücelterek bazı gerceklerin arka planlarını göremiyor.Bunu özellikle yaptığını da sanmıyorum. Çünkü yurtsever,aydın,fedekar, kürt aydın tipinin bir örneğidir Felat DİLGEŞ...Ancak karsımızdaki politik hesaplar öylesine gizlenip saklanmış ki bazen bunu görmek olanaksız hale gelmiştir.Bu Osmanlının bir özelliğidir.Şirin görünüp amacına ulaşıyor.Sağ gösterip sol vuruyor.Daha önceki olaylardan da anladığımız gibi,Osmanlı devlet sistemi, ekonomik olarak haraç ve savaş ganimetlerinden besleniyordu.Mazlum halkların ürettiklerine, ekmek ve aşlarına zor araçları ile konuyor ve saraya taşıyordu.Buna kutsal emanetler ya da diğer değerler de dahildi.Her şey bu politikanın amacına ulaşması için birer araçtı.İstedikleri zaman,istediği fetvaları çıkarıp halkı amaçlarına alet edebiliyor,onları çarpıştırabiliyordu. Şimdi bakalım;

Birincisi, kürd mirlerinin kendi hesaplarına uygun bir iradeleri yoktur.

 

İkincisi, Kürdistandaki eyalet sistemi ,mirliklerin pozisyon ve durumlarını osmanlı belirlemiş ve emri vaki olarak onlardan asker talep etmiş bunu da resmi olarak kanunlaştırarak onları kendi emellerinin aracı haline getirmiştir.

 

Üçüncüsü,mirlerin kendi hesabına başka devlet,beylik ya da organizasyonla işbirliği yapma imakanları ellerinden alınmıştır.Bunu denedikleri zaman bu bir savaş nedenidir..Mirlerin osmanlının aldığı kararları sorgulama ya da itaat etmeme seçenekleri ellerinden alınmıştır.Ancak osmanlı emir ettiği zaman,savasa ya da bir uygulamayı gerçekleştirebilirler.

 

Dördüncüsü, kendi aralarında birleşme,daha buyuk bir güç olma,devletleşme imkanları yine ellerinden alınmıştır.Çünkü Osmanlı nın onlara biçtiği bir statü ve misyon vardır.Bunun dışına çıkma imkanına sahip değiller.Bu durumları ile özerklik,otonomi,federal, ya da konfederal sistemler bir tarafa,sadece O smanlı devletinin belirlemiş olduğu sınırları çerçevesinde(bunun dışına çıkmayarak)Osmanlının emirlerini yerine getiren,vergi toplayan,asker yetiştiren ve gerektiği zaman osmanlıya asker ,ordu sunan,Osmanlı nın birer valisi görünümündedirler.Bu durumda tek fark Osmanlının kendi adamlarını atayacağına,o toplumdan mirleri atamış ve amaçlarına hizmet ettikten sonra orayı o statü ile yönetmeyi daha uygun görmüştür.Bu osmanlının halkları kendisine itaat ettirmek için başvurduğu bir taktiktir. Bu yuzden de bu dengeleri gözettiği için uzun yuzyıllar egemenliğini sürdürebilmiştir.Yoksa çok da demokratik olduğu için değil.Osmanlı kendi egemenliğindeki halkı da soyup soğana çeviriyordu. Halk arasında söylenen şu söz, osmanlıyı iyi açıklar: “ şalvarı şaltak osmanlı/ Kemeri kaltak osmanlı/ Ekende yok ,biçende yok/ yiyende ortak osmanlı...”Kürdistan için de osmanlı, vergisini alıyor mirlerden,ihtiyaç duyduğu zaman asker ve ordu da osmanlının emrinde..O halde başka neye ihtiyaç duyar osmanlı..Varlık sebebi budur zaten.Diğer yandan da mîrleri kendisine itaat ettirmiş halde kendisine bağlamıştır. İşte bu bezirgan saltanatı yıllarca Kürt halkını soyup soğana çevirmiş,yemen ellerine gönderilen kürt genci gidip gelememiş,Osmanlının soygun ve talan sisteminin aracı haline getirilmiş bir kürt halkı ve Kürdistanla karşı karşıyayız.İstediği zaman da Kürdistanı pazarlayarak satmış,İranla paylaşmıştır.Kürt halkı ve yurdu kurtlar sofrasında istendiği zaman pazarlanabilmiştir.Peki kürt mirlerini devlete benzeten arkadaşım bilmez mi ki devletlerin dış politikası olur,menfaatleri olur,iradeleri olur,mutefik devletleri olur,dost ya da düşman belledikleri olur..Kürt mirlerinin böyle bir seçenekleri var mı?Kısacası mirlerin iradesi osmanlının alacağı kararlara bağlıdır.Konfederal sistemler gerektiğinde fesh de edilebilinir, savaşsız bir şekilde hem de.Eger bir irade ile oluşturulmuş ise yine bir irade ile kapsamı degiştirilebilnir ya da geliştirilip daraltılabilinir.Oysa bu antlaşma öyle değil. Kendini ,iradesini gücünü osmanlıya bağlama,gelişememe,iradesini ortaya koyamama,sadece emirlere riayet etme sonucunu doğurmuştur.Denilebilir ki osmanlı Kürdistanı yönetmiyordu.Kürt mirleri yönetiyordu.Dikkat edilirse yönetim çerçevesini osmanlı belirlemiş,alanı osmanlı belirlemiş ve bunun dışına çıkamazsın demiş..hatta senin topraklarını ve ünvanlarını da ben sana “ihsan eyledim” demiş.Nihayetinde bu durumu sindiremeyen bazı beylikler direnmiş,ama başarılı olamamışlardır.çünkü osmanlı daha önce tedbirini almış.Beyleri güçsüz,kendi eyaletlerine haps etmiş.Gerektiğinde diğer beyleri direnen beye karşı kullanmış.Sonuçta ellerinden beylik payeleri de alınarak işlevsiz hale getirmiş.

 

Osmanlı cephesinde durum böyle iken,İran egemenliğindeki Kürtler çok mu farklı idi? Elbetteki hayır..İran da kürt beylerini ve halkını asker deposu,kürdistanı da tampon bölge olarak düşünmüştür.Devletler arasında olan savaşta Kürdistan hep yakılıp yıkılmıştır öncelikle.Kürtler kılıçtan geçirilmiştir.Bazen de kürtler ayrı ayrı ordularda biribirlerine karşı savaştırılmıştır.

 

Kürdistan halkı üzerinde gerek İran ve gerekse Osmanlı ağır vergiler getirmiştir.Bunu da işbirlikçisi durumundaki uşaklaştırmış olduğu bazı kürt paşa ve beyler eli ile gerçekleştirmiştir.Ancak bu durumu gören Kürt beyleri de vardı.Zaman zaman Sömürgeci tahakküme baş kaldırıyor,ancak daha önceden tahrip edilmiş dinamiklerin ve birliğin sağlanamaması yüzünden başarılı olamıyorlardı1-.Abdurrahman paşa'nın Baban ayaklanması buna bir örnektir.1806 yılında bağımsızlık için savaştı.Abdurrahman Paşa, Bağdat valisi ile giriştiği savaşta Osmanlı ordusunu yenerek etki alanını genişletti.Ancak sonradan kardeşi Halit Paşa'nın Osmanlılarla işbirliği yapması sonucu yenik düştü.Yerine geçen oğlu Ahmet paşa 1812 de tekrar ayaklanıp Bağdat yakınlarına kadar ilerledi.Bu ayaklanma yenilgi ile sonuçlansada bağımsızlık yolunda çok ciddi bir özelliğe sahipti.Gelişkin bir ekonomiye ve üretime sahipti Baban beyliği.(Ancak burada dikkat çekmek istediğim bir durum şudur:Abdurrahman Paşa'nın kardeşininOsmanlılarla işbirliği yapması ve kandırılması olayıdır.Bu osmanlının bir taktiğidir ve bütün kürt ayaklanmalarında bunu denemiştir.Bu noktayı sonraki diğer ayaklanmalarda da kullanacaktır.Her kürdün bunu not alması ve beynine kazması gerekiyor..)

Osmanlı Devleti, Bedirhan Bey ayklanmasının bastırılmasından sonra 1850 yılında bu beyliğe de son verdi.

2-Rewanduzlu Mehmet Paşa ayaklanması: 1815 te Beyazit,Van yöresindeki Kürtler, Osmanlı yönetimine karşı kitlesel olarak ayaklandılar.Buna İran Kürdistanındaki kesiminde Hoy,Rewan yöresindeki Kürtler de katıldılar.Kürtleri buna iten ağır vergiler,zorla askere alınmalar ve ağır sömürü koşulları ile zulum mekanizmasıdır.1820-1839 yılları arasında irili ufaklı,içten içe kaynayan bir çok ayaklanma ,direniş,başkaldırı oldu.Rewanduz,Hakkari,Tur Abidin,Sincar,Diyarbekir ve yörelerindebir çok ayaklanma oldu.Bu ayaklanmalar içinde en önemlilerinden bir tanesi de Rewanduz miri, Mir mihemed ayaklanmasıdır.Mir mihemed selahatin-i Eyubi soyundandır.30.000 e yakın düzenli birliklere,toplara ve silah yapım imalathanelerine sahipti.

 

Mir Mihemed bu hazırlıklarını yaparken bağımsızlığını ilan etti. Sınırlarını genişletti.Kısa sürede Bağdat yakınlarından cizreye kadar olanyerleri egemenliği altına aldı.Valiler atadı.Osmanlılar ona paşalık ünvanı verdi.( buna da dikkat..! Kürtler bu ünvanlardan çok çektiler..!)Ancak daha sonra osmanlı mir mihemed üzerine ordu gönderdi.Kürtler dağlara çekilip gerilla tarzı savaş düzenine geçip geçitleri tuttular.Osmanlı yeni bir hazırlık yapmak üzere geri çekildi.Bu arada soluk alan Mir mihemed bu defa İran üzerine yürüdü.(Ekim-1835)Bölgedeki Kürtlerin desteği ile İranı bozguna uğrattı.İranlılar 1837 yılı ilkbaharında saldırıya geçtiler ancak sayı ve silah üstünlüğüne rağmen Kürtlere yenildiler.

Bu durum da Mir Mihemed iki düşman kazanmıştı.Osmanlı ve İranlılar istanbulda görüşmelerde bulundular . İngilizlerin de desteğini alarak anlaştılar.

 

Agustos-1837 de Osmanlı ordusu rewanduzu kuşattı. Osmanlılar Mir mihemed'e barış önerdiler.Ona teminatlar verdiler.Bu arada Osmanlı paşası Reşit paşa öldü.Diger osmanlı yetkilileri Mir mihemedi İstanbula gönderdiler.Sözde bağışlandığını ve beyliğinin başına geçebileceğini belirttiler.Ama dönüş yolunda pusu kurarak Mir mihemedi öldürdüler.Gerçekten ise idam kararı çıkmıştı.Yerine kardeşi Resul, Rewanduz beyi olduysa da 1847 de Bağdat valisi tarafından sürgüne gönderildi ve bu Soran Beyliği de son buldu.

 

Dikkat edilirse Kürt beyliklerinin ortadan kaldırılması ve yerlerine Osmanlı valilerinin atanması bir politika halini almıştı.Bu politika peyder pey uygulanıyordu.Fırsat bulundukça “infazlar”gerçekleşiyordu.

 

3-Mir Bedirhan Hareketi:Rewanduzlu Mir Mihemed ayaklanmasının ardından Merkezi Kürdistan'da Botan bölgesinde Çok kapsamlı bir Kürt hareketi boy verdi.Bedir Han Bey, 1828-1829 Osmanlı- Rus Savaşına asker göndermedi.Bedirhan bey,aşiretlerin en iyi savaşçılarından oluşan kendi komutasında alaylar oluşturdu. Bu durum onun aşiretleri daha iyi denetlemesini de sağlıyordu.O,Rewanduz beyi gibi silah üretimine büyük önem verdi.Barut imalathaneleri,tüfek ve mermi imalathaneleri kurdu.Avrupaya eğitim amaçlı ögrenciler gönderdi.Amacı bağımsızlık ve bunun yanısıra modern bir ülke yaratma idi.Bedirhan bey,Kürt birliğni sağlama amacı ile görüşmeler yaptı.Geniş bir birlik oluşturmaya çalıştı.Zaho,imadiye paşalıkları ve Hakkari beyi Nurullah ile anlaştı.Daha sonra bu birliğe mukus yöresi reisi Abdal beyi de kattı.Bedirhan bey,şatak'taki ermeni beylerini de ikna edip birliğe kattı.Daha sonra onları Van beyi Mahmut han izledi. Aralarında yaptıkları antlaşmaya “Kutsal Antlaşma” ismini verdiler.Bu birliğe ve antlaşmaya katılan beyler şunlardı:Van beyi Mahmut Han,Hizandan Halit bey,Muş'tan Şeref bey, Hakkari Beyi Nurullah, Derviş bey, Fettah bey, Kars yöresi aşiret reisi Kör Hüseyin Bey, Daha sonra Erdelan Kürt beyi de bu birliğe katıldı.Böylece ,Kürdistan da ilk defa Mardin yöresinden Urmiye gölü ve Hamedana,Kars'tan musul'a kadar geniş bir bölgede bağımsızlığa yönelik bir Kürt birliği oluşmuştu.Halfin o günler için şöyle bir değerlendirme yapıyor: “1840 yıllarında Bedir han beyin ciddi,disiplinli çalışmaları sonucunda Kürtlerin egemen oldukları toprakların sınırı Van gölü, Diyarbekir, Musul ve İrana kadar genişledi.Bu yerler ismen Osmanlı Devleti'nin olmasına rağmen,gerçekte ise Bedir Han beyin egemenliğnde bulunuyordu.” Diyor. Bedirhan bey 1842 yılında bağımsızlığını ilan etti.Kendi adına para bastırdı.Olaylar, Kürt beylerinin öncülük ettiği bağımsızlık hareketi biçiminde gelişirken, Nasturiler sorunu cıktı.Müslüman Kürtlerle Nasturilerin yan yana yuzyıllardan beri Hakkari yöresinde ve diğer dağlık bölgelerde yaşadıkları biliniyor.

 

Burada dikkate değer bir hususu açıklamakta fayda var.Batılı devletler özellikle ingilizler, Osmanlıyı avuçlarına almış,ve bir çok imtiyaz sağlamışlardı.Dengelerin bozulmasını istemiyorlardı.Daha önce misyonerleri aracılığı ile iletişim kurdukları Kürdistandaki hiristiyan Kesimini, Kürtlerin amaçları konusunda uyarıyor ve Osmanlılarla işbirliğine yöneltiyorlardı.1842 yılında Eşita köyünde bir misyoner okulu inşa edilir.Batılıların hıristiyanlığı yaymak için gösterdikleri çabalar Kürt çevrelerinde tedirginlik yarattı.Bu kadar belirlenmiş ve hazırlığı yapılmış çaba var iken birilerinin bunu bozmalarına gönülleri razı olmuyordu.Osmanlılara gelince hem batılıların bu çabalarından rahatsızlardı,hem de Kürtlerle Nasturilerin ilişkilerini bozmak için bu fırsatı kaçırmadılar.Musul Paşası Nasturilerin lideri Mar Şamun'a gönderdiği mektupta ,Kürtlere karşı onu desteklediğini taahhüt ediyordu.Diğer yandan da Kürtleri de , “kendilerini Avrupa devletlerine satmışlar.” Diye değerlendirdikleri Nasturilere saldırtmak için el altında teşvik ediyorlardı.Buna göz yumacaklarını belirtiyorlardı.Kısacası burda da bir taşla iki kuş vurmak istiyordu.Bu Osmanlının bir eski politikası idi.

 

Bedir Han Bey, Mar Şamun'a temsilciler gönderdi.Dini lider yanında ingiliz Badger olduğu bir sırada Mar Şamun bu temsilcilerle görüşmek istemedi.İngiliz Badger: “ İngilizlere güvenmesi gerektiği ,Kürtlerle görüşmesinin gerekli olmadığı” konusunda onun ikna etmişti.Bu durumdan sonra Mar Şamun karargahına İngiliz bayrağı çekti.Böylece Kürtlerin kendisine dokunamayacağını düşünmüştü.Ne varki Bedir Han ve Nurullah Beylerin kuvvetleri Süryanilere karşı harekete geçtiler ve süryaniler yenildi.Mar Şamun Urmiyeye sığındı.Görüldüğü gibi çatışmanın sebebi hıristiyan-müslüman çatışması değil.Otorite sağlama mücadelesidir.Ancak sebep ne olursa olsun bence Bedir Han beyin yaptığı yanlıştı.Nazik bir dönemde bunu yapmış olması düşmanlarını çoğaltmış ve ingilizleri de karşısına almıştır.Bunun yanı sıra diğer hıristiyan devletlerin de düşmanlığını kazanmıştır.Osmanlı' nın da bu devletler nezdinde daha da güçlenmesini sağlamıştır.Kürtler'in de hıristiyanları katl ettiği,onları yerinden yurdundan ettiği propağandalarına vesile olmuştur.Bu olay Kürdistan tarihin de bilir bilmez sebeplerle “KELDANİ KATLİAMI “ adı ile anılır olmasına sebebiyet verilmiştir.Gerçekten de bir katliam yapılmıştır. Sebebi ne olursa olsun.Kimilerine göre 4000 , kimilerine göre de 5000 keldani öldürülmüştür. Her ne kadar başka çaresi yoktu gibi görünüyorsa da bu olayın iyi bir şekilde araştırılıp tarihe mal edilmesi gerektiğini düşünüyorum.Ancak Bedirhan beyin müslüman olmayan halka karşı bir sindirme politikası olmadığını da biliyoruz. O ermeni,süryanilerle ittifak yapma ,beraber hareket etme taraftarı bir anlayışa sahipti.Bu olayı o dönemin şartları içinde degerlendirip tarihçilere bırakmak gerekir.Bunun dışında ermenilerle itifak da yapmıştı Bedirhan Bey. Ermeni yazarlardan Safrastian,Bedirhan Bey'in sadece kendi ulusuna değil, burada yaşayan Ermeni,keldani halklara da eşit davrandığını yazıyor.Bu durumu Şahpaziyan ve Ditil gibi yazarlar da dile getiriyor.Ermenilerin hepsi olmasa da bir kısmı Kürt ayaklanmasına karşı tavır takındılar.Bu vesile ile durumlarının Osmanlı nezdinde düzeleceğini umuyorlardı.Bedirhan Bey, Ermenileri kardeş sayıp ,kürt-ermeni birliği sağlamaya çabalarken, İstanbulda Ermeni Patriği Osmanlı hükümetine başvurarak Ermenilerin, Van ve yörelerinde Bedirhan beyin ve mahmut Hanın zulmune maruz kaldıklarını,talan edildiklerini ve Ermenilerin kurtarılmasını istiyordu.Kürtlere karşı girişilen askeri sefer de bazı istisnaların dısında ,Ermeniler tarafından genellikle desteklendi. Bu durum Kürt-Ermeni ilişkilerini zedeledi.Osmanlılar ve batılı devletler Ermenileri,süryanileri Kürtlere karşı kışkırttılar ve onlara vaadlerde bulundular.Kürtleri kendi içlerinde parçalamak istediler.Mar Şemun daha sonra yaptığı açıklamalarda batılı misyonerleri suçladı.Çünkü oyuna getirilmişti.Osmanlılar da mahmut hanı elde etmek istedilerse de başarılı olamadılar. Bütün çabalardan sonra Osmanlı ordusu 1847 yazında , Topal Osman paşa komutasında yaklaşık 100 bin kişilik bir ordu ile iki koldan harekete geçirdiler.Bunlardan biri diyarbekir üzerinden botana,diğer kolda ise Erzurum üzerinden Van istikametine yöneldiler.Kürtler van ve gevaş yörelerinde direndikten sonra dağlık bölgeye çekildiler.Mukus yöresinde şiddetli çatışmalar oldu.Abdal Han fazla direnmeden savaşı bıraktı ,osmanlıya sadakat bildirdi.Bedirhan beye bağlılıklarını bildiren aşiretler savaştı ve direndi.Bedirhan beyin güçleri Botan,Muks,şatak bölgeleri arasında bulunan yerde sıkıştı.Ancak bu yörede Osmanlı yenilgiye uğradı.büyük kayıplar vererek geri çekildi.Daha sonra toplar desteğinde tekrar osmanlılar saldırdı.Ancak yine sonuç alamadı.Kanlı çatışmalar devam etti.Bazen Kürtler,bazen osmanlılar üstünlük sağladı.Ancak bu esnada Bedirhan Beyin ordusu arasında kolera baş gösterdi ve Osmanlı ordusuna da bulaştı.Umduklarını bulamayan ve güç duruma düşen Osmanlı yine hileye başvurmak ve Kürt güçleri arasına ikilik sokmak istediler.Osman Paşa,rüşvet ve sınırsız yüksek rütbeler vaadiyle Bedir Han bey'in yeğeni Yezdanşér'i ,botan ordusunun sol kolu kumandanı iken kandırdı.Ve işbirliğine ikna etti.Vaadlere göre Yezdanşér Botan beyi olacaktı.Beyliği tanınacaktı.Sol taraftan yarılan mevziler, Osmanlı'nın ilerlemesini sağladı. Bedirhan bey mahiyetindekilerle beraber Eruh kalesine sığındı.Kuşatılan kale bir süre direnmeden sonra Bedir han beye ve yanındakilere dokunulmayacağı sözü üzerine teslim olundu.Daha sonra ailesiyle İstanbula sürgüne gönderildi.Oradan girite,ordanda şama gönderildi.1868 yılında şam da öldü.

 

Yer yer gerilla savaşı şeklinde direnişler sürdü.Mahmut Han'a karışmayacaklarına, af edileceklerine dair söz verildi.Ancak teslim olan Mahmut Han silistre'ye sürgüne gönderildi.Çevrede yağma ve talan had sahfaya ulaştı.Bir çok kürd beyi sürgün edildi.Kürtlerin yanı sıra onlara dayanışma göstermiş olan Dıh ve şatak ermenileri de sürüldü ve kıyıma uğradı.Hakkari Bey'i Nurullah teslim olmadı.1849 yılına kadar direndi daha sonra İrana geçti.1849 yılında yakalanıp da sürgüne gönderilen beylerden bir tanesi de Bitlis'in son beyi olan Şerif Beydi.Bitlis beyliği son buldu ve buraya osmanlı kendi valisini atadı.Kürdistan'ın beyleri son buluyor artık osmanlı için kendi yöneticilerini atayacağı dönemler başlıyordu.Plan işlemiş amacına ulaşmıştı.Ama Osmanlı hiçbir zaman Kürdistan'ı kolay yönetemeyecek direnişler devam edecekti.Bu Kürt halkının karekteristik bir özelliğiydi baskıya talana rıza gösteremiyor,fırsat buldukça bir tokat gibi eşkıya ve sömürgecilerin suratında bir tokat gibi patlıyordu.Sahipsiz,kimsesiz ve çaresiz bırakılmasına rağmen bu gerçek değişmeyecekti.

 

Belli başlı ve en önemlileri olarak gördüğümüz direnişleri ve bağımsızlık hareketlerini anlatmaya çalıştık.Bundan sonra da devam etti direnişler ama başarı şansları olmadı.Yezdanşér (1854) ve daha sonra Bedirhan beyin oğlu Osman beyin başkaldırıları(1878) bir sonuç elde etmeye yetmemişti.

 

SONUÇ OLARAK;

1-Kürdistan'ın sömürgeleştirilmesi süreci, 1514 yılındaki Amasya antlaşması ile yine bir Kürt bilgini eli ile Osmanlılar adına Kürt bey ve yöneticileri ikna edilerek başlamıştır.İdris-é Bedlis-î himayesinde olduğu Osmanlılara,

Kürtleri peşkeş çekmiştir.

 

2-Kürdistan'ın askeri gücü, stratejik önemi,ekonomik degerleri Osmanlılar tarafından peyder pey sömürülmüş ve Kürdistan üzerinden Osmanlılar doğuya,arabistana ,Mısıra kadar giden diğer yöreleri de egemenliği altına almıştır.Bunun sonucunda halifeliği elde edip İslam dunyası uzerinde büyük bir nufuza sahip olmuştur.

 

3-Osmanlı –İran ilişkilerinde Kürtler belirleyici rol oynamıştır.Osmanlı Devleti,Kasr-şirin Antlaşmasından sonra Kürdistan'ın İran ile paylaştırılmasını müteakip süreçte artık eskisi gibi Kürt beyliklerine bu statüleri ile ihtiyaç duymamış ve peyder pey onları ortadan kaldırmak,Kürdistan'ı yağmalamak,zenginliklerine el koymak için fırsat kollamıştır.Bu süreçten sonra Kürdistan,askeri gücünden faydalanılan ve coğrafi olarak Osmanlı'nın diğer alanlara açılan kapısı konumuna girmiştir.Bu tarihten itibaren Osmanlı ve İran Kürtlere karşı ortak tavır almış,beraber hareket etmişlerdir.

 

4-Osmanlı Devleti kendi imzaladığı antlaşmayı da ayaklar altına alarak, Kürtlerin yönetim statulerine müdahale etmiş,sadece antlaşmayı bir taktik olarak,kürtleri egemenliği altına almanın bir aracı olarak kullandığını (anlattığımız olayların ışığında)göstermiştir.

 

5-Kürt dinamikleri bu antlaşma ile parçalanmış,irade gösteremeyerek eli-kolu bu antlaşma ile bağlanarak gelişmenin önü tıkanmış,ülke sahtında birliğin sağlanması bu antlaşma ile engellenir duruma getirilmiştir.

 

6-Geçici olarak İran devletine karşı Kürtler, savunma yönünde rahatlamış görünseler bile daha sonra ülkeleri gözleri önünde paylaşılmış,antlaşma gereği ses çıkaramayacak duruma gelmişlerdir.Çünkü Padişahın emir ve fermanlarına riaayet etmekten başka, şikayet etme,karşı çıkma,farklı görüş beyan etme yetki ve hakkına sahip değildirler.

 

7-Kürdistan, şah ismail tarafından işgal edildiği zaman, süreç Kürt Mirlerini birlik olmaya itiyor ve bir içbirliğin zemini hazırlanmış oluyordu.Bunu gören Osmanlılar ve İdris-i Bitlis-i, Kürtlerin bu zor anında bu çelişkiden faydalanarak onları çeşitli kandırma usulleri ve eşit olmayan güç dengelerini de göz ününde bulundurarak egemenlikleri altına almışlardır.

 

8- II.Mahmut döneminde ordunun modernizasyonu çerçevesinde,antlaşma hükümlerine aykırı davranılarak zorla asker toplama,vergi koyma usulleri denenmiş ve karşı çıkanlar şiddetle cezalandırılmıştır.Bu süreç, Kürdistanın sömürgeleştirilmesini daha da hızlandırmıştır.Ayni zamanda Osmanlının gerçek planlarının ayan beyan ortaya çıkmasını da sağlamıştır.

 

9-Sonuçta Kürt beylikleri türlü bahanelerle tek tek ortadan kaldırılmış ve Kürdistanın sömürgeleştirilmesi tamamlanmıştır(büyük çoğunlukla)

 

10-Bu tarihimiz bize,düşmanın ipi ile kuyuya inemeyeceğimizi öğretmiş ama hala o günden bu güne, bu derslerin alınmış olmasının pratikte karşılığı yeterince görülmemiştir.Yine bu tarihi olaylar bize,yabancı egemenliğini tanımanın ve kabul etmenin bizi yok olmaya, onursuzluğa,kendi ülkesinde köle olmaya götürdüğünü öğretmiştir.Elini verince kolunu kurtaramayacığı bir duruma,gittikçe yok olmaya götürdüğünü göstermiştir.

 

11-Düşmana güvenmenin bizi imhaya götürdüğünü yine anlattığımız tarihi olayların satır aralarında görülmüştür.

 

12-İhanetin ( kendi halkına,arkadaşına ,yoldaşına) ağır bedellerle ihanet sahibini de yutacağı, verilen vaatlerin kandırmaca olduğu gerçeği, yaşanan tarihi olaylarla önümüze serilmiştir.

 

13-Kürdistani politikaların belirlenirken,ülke ve kendi halkımız eksenli ama dunya şartları ve konjüktürünün de göz önünde bulundurularak belirlenmesinin gereği,sabırlı olma,kararlı olma, kalıcı ve sürekliliği sağlamanın, bu tarihi olaylardan faydalanarak,göz ününde bulundurarak dizayn edilmesi gereği, çıkarılması gereken ders olarak önümüze çıkarılmıştır.

 

Tüm dost ve arkadaşların bu bakış ve anlatımların değerlendirmesini yapmalarını,varsa hatalarımı belirtmelerini, eklemek istedikleri varsa yazmalarını diliyor sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

 

MERSİN

02.08.2006